‘Makaleler’

Yargısız infaz

31 Mart 2016

DERSİM “FAİLİ DEVLET “

Dersim Aşiretlerinin gelenekçi, çoğulcu yaşam düzeni; Tanrıyı insanda kutsayan, ezilen yoksulun savunmasız yetimin “lokma hakkı” sadakati ile farklılıkların bir arada yaşamasına olanak sağlayan bir düzendir.
Osmanlı, “ Dersim seferlerini” “asker-vergi” toplama için düzenler. Bu seferlerle Dersim Aşiretlerini “böl- yok et” oyunu ters tepmiş. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya “Dersim bu gün 91 aşirettir. 1876’dan bu güne kadar Dersim üzerine 11 hareket yapılmıştır, Bunlar medeni hukuk, hatta ceza işlerini kendi arlarında görürler” diye de yakınır. Cumhuriyetin ulusalcı ırkçı erki; “Türk-İslam”la bağdaşlaştırmadığı Dersim halkını “hal etmek” için genel valilere, özel müfettişlere talimatlar verir, rapor üzerine rapor hazırlattırır.
Dersim’in, çoğulcu yapısını, gelenekçi yaşamını yerinde inceleyen Cemal Bardakçı: “400 yıldan beri Dersim hükümet nüfuzu girmemiş, ilmi anlam ve kapsamı ile bir otorite kurulmamıştır. Her Dersim’li hayatını ve malını korumak kaygısı ile silah kullanmak zorunda kalmıştır. Dersim’linin devlete karşı olan güvensizlik ortamını yok etmeyi önerir..
Fevzi Çakmak; “Dersim evvela bir koloni gibi ele alınmalı Türk camiası içinde “Kürtlük” eritilmeli”. İsmet Paşa Kürt Raporu. İle “Dersim’in, imhasını öngürür.
Halkın demokratik istemlerine karşı R. Peker, Türk demokrasisinin amacının, kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak” olduğunu açıklar. Devletin ırkçı erki, Dersim’in Zaza-Kızılbaşını “kolay yutulur lokma” bilerek Dersim’i “hal etme” hazırlığına 1935lerde başlar:
Osmanlı, “Ermeni kırımın’da suçları kesinleşenlerin büyük bir kısmını Malta Adasına sürer. Devlet, bu Ermeni “kırımı” suçlularını kaçırtır ve devletin üst makamlarına yerleştirir. Ermeni “Muhacirin ve Aşirin Müdürü”, Adana Halep Ermeni kırımı suçlusu Malta kaçağı Sükrü Kaya Dersim Katliamında İç İşleri Bakanı (24-38arası) olması rastlantı değil, Ermenilerden sonra Kürtleri “hal etme” planının bir parçası.
Akdoğan Paşa, Topal Osman Çetesi’yle, Koçkiri masum halkını, gece baskınlarıyla evlerinde avlayan, ırzlarına geçen, yakan, yıkan, öldüren, “(zo) diyenleri milletçe yok ettik, (lo) diyenleri de ben yok edeceğim” diyen, “Koçkiri katili” Nurettin Paşa’nın damadıdır
Abdullah Akdoğan’ı , “istediğini as istediği kes” akıl almaz yetkilerle “Dersim Hareketi’ başına getirilmeden Dersim bölgesine gönderilmiş oluru alındıktan sonra “Tunceli Kanunu” çıkarılmıştır. Başka bir söylemle Akdoğan Paşa, Dersimde ki 50-70 bin infazı “devlet ideolojisi” adına ırkçı erkin taşeronu olarak yapmıştır.
“Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil yok” tezli sözde bilim dalı altında binlerce akademisyen yetiştirildi. İşte bu gün bir çok tv. Kanalın da Dersim hakkında ahkam kesenler bu sanal “ideoloji” arttıklarıdır. “Dersimde katliam yapılmadı, belgesi yok. Genel Kurmayın verdiği 13 bin kişi bile şüpheli, Dersim İsyan etti” ezberi ile “Dersim Gerçeği” aydınlanmaz. Ben “Dersim Katliamı” mağduru, canlı tanığı ve tarihiyim. Ailemden 54 kişinin bu güne dek gizlenen serüveni Dersim Gerçeğini yeterince aydınlatacağına inanıyorum:
Dersim “bir coğrafya ki ezelden zulmün tetik eri
bir can ki doğmadan tüm suçluluğu belli
bir halk ki oku namluların ucunda gerili
bir inanç ki arap şeriatında yoktur yeri” (Dersim Çığlığı HA s.13)

“Dersim Katliamı” ( Devlet İnfazından) bir kesit
“1938 yazı, reçber ot biçmeyi bitirmiş sarı olgunluğa erişen ekinlere başlamıştı.. Ani bir emirle yaylalardaki halk köye indirildi. Gece yasağı devam ediyordu. o akşam dedem Süleyman Ağa ve altı kardeşinin evlerini “devriye” sardı. Evlerde ki; “25 çocuk 12 kadın toplam 54 canı “sürgün” diye gece yarısı yola çıkardı. Beş kilometre sonra tümü birbirine bağlar üstlerine gaz dökülerek (etraf aşiretleri ürkütmemek için) diri diri yaktılar ”.
Ben, bu inanılması güç vahşeti, 1989 de ad ve yaşlarıyla (“Dersim-Civarik İKİ UÇLU YAŞAM” s.110-120) yayınladım. İDGMahk.si kitabımı yasakladı ve beni “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozduğum” suçuyla yargılamaya aldı. .
Devlet kayıtlarında olayla ilgili bir bilgiye rastlanmadı. O zamanlar devlet, hayvan vergisi (kamçur) toplamak için kimin; kaç koyunu, kaç keçisi olduğu kaydı tutulmuş ama kaç çocuğu olduğunun kaydı tutulmamış, çocukların çoğu kayıtsızdı. Ondan sonra “hak” arayan önceleri; “asi, isyancı, şaki, çapulcu..” sonraları kominist Kürtçü bölücü suçlaması halen sürdürülüyor.
Tanık olarak onlarca kişi gösterdimse mahkeme hiç birini dinlemedi ve “yerinde keşfine de gerek görmedi. Oysa devlet güçlerinin bu “yargısız infazı” yaptığını, naaşlarını da kurda-kuşa yem ettiklerini, benim gibi tüm yöre halkı biliyor. Bu akıl almaz toplu cinayetin, hapisteki tutuklu “ölüm” mahkümlarına “affı” karşılığında yaptırıldığı genel kanı olarak halen yaygın.
Aradan birkaç yıl geçti, sonra “tapu işlemi” için alınan bir yazı da; katıl” edilen dedemin ölüm nedeni: 01/01/1938 tarihinde sari bir hastalıktan ” yazıldığı ortaya çıktı. Haziran 1938 de yakılan dedem, altı ay öncesinde “sari bir hastalıktan” ölmüş gösteriliyordu.
“Dersim Katliamın’da Civarik Vahşeti devletin “akrep hareketi” tatbikatının ilk serüveni. “Kırım”, çemberden merkeze yok etmeyi planlar. Sülbus Dağı eteğindeki Civarik (şimdi Sarıyayla) Doğu Dersim’in uç Bingöl sınır köyü. Yargısız infaz buradan başlatılır.
Haydaran aşireti reisi Xıdé Alé İsme, bu katliam karşısında: “ İşte devletin sözüne güvenenlerin, silahını teslim edenlerin akıbetini görüyorsunuz. Ben kalleşçe öldürülme yerine dağda şanımla ölürüm daha iyi” der. Devlet bu aşireti hain isyancı” ilan eder. Böylece akıl hastası kaillerin kelle uçurma, zehirleme, hamile kadınları karnını deşme vs. zulüm böyle başlar.
“Burası Dersim”
Dersimde orman yakma, ev yıkma, tutuklama, tutukladığını yok etme, ana dil yasağı, gıda ambargosu, “teröristi” bulmak için eşinin cinsel organı aratma, seyahat gibi her türlü hürriyet kısıcı şiddet içeren ezici yaptırımlar yargıdan uzak bir mantığın koruması altında. Bu mantık Tünceli kanunu ile yaşama geçirildi ve zeka düzeyleri “bölücülük” yaygarasını aşamayan ırkçı ideologlarca halen sürdürülüyor:
Eski Başbakan (M.Y.) “Kürt kimliğini yok sayan ve yalnız şiddet kullanarak karşısındakini her türlü yolla ezmeyi ön gören yaklaşıma “Dersim Mantığı” denilir” diyor.
1990 larda “köylerini yakan yıkan” helikopterleri şikayete gelen Dersim heyetine dönemin Başbakanı (T.Ç.) “Muhtarlar o helikopterler bizim değil, onlar Rus, Afgan, Ermeni ve ya PKK helikopterleridir” demesi, bu mantığın devletçe benimsendiğinin bir kanıtı.
Üst yargı ve AİHM kararlarına karşı “Laik devletin ”DİBaşkanı, Alevilerin parasıyla milyonluk arabaya biner “Cemevi ibadet yeri değil”der din dersi zorunlu olur..
Ateş düştüğü yeri yakar, yanan yüreklerden biri benim. Bir-iki değil ailemden 1838 de 54 kişi toplu halde vahşice yok edildi. Siz buna; kırım, katliam, yargısız infaz, insan hakları ihlalı, insani gasp, insanlık suçu ne derseniz deyin. Haziran 1838 de öldürülen dedem; 0/0/ 1938 de sari bir hastalıktan öldü diye kayıt altına alınıyor. Bu giz “faili meçhul değil, “faili devlet’tir.
Bu vahşeti 1989 da isim ve yaşlarını belirterek açıkladım “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmakla” suçlandım. T.C. BMM dilekçe komisyonuna başvurdum yanıt alamadım. Siyaset dünyamız “Dersim Kırımını” birbirini karşı silah olarak kullanıyor.
Dersimli olarak acımızı taşıyamaz olduk, yazıp çizdiklerimiz gerisin geri üstümüze yeni suç olarak yükleniyor. Acımızı anlatamıyoruz demiyorum, Dersim benzeri halkı ötekileştiren zulüm eden ırkçı ideolojiyle yüzleşmeyi göze alma cesaretini gösteren birine rastlayamadık.
Ülkemin savcılar başta olmak üzere insan kakları savunucuları, bilim adamı, araştırmacı, yazar, tarihçi, namuslu siyaset adamı, hasılı empati sahibi, evrensel değerde buluşan tüm vatandaşlarımı yardıma çağırıyorum. Bu yargısız infazı ortaya çıkarmanın ve devleti tarihiyle yüzleşmesi, özür dilemesi gibi bir karşılığı olmalı diyorum.

Hüseyin Akar ([email protected])

aradan asırlar geçti

24 Eylül 2015

Ozan Serdarın okuduğu (Sey Qaji ruyası)

24 Mayıs 2015

BUKO SEYDALİ

mı va, buko sey weli
cigera mı dota mıra va ke ha!
mı va bê goş rê mınê
tu meşo saydê koa.

dılo dılo na sewda
tew dıl tew dıl na? sewda
kotê ra raê şonê,
dı bıray ju zama

kotu ra dıme, mı veng da
goş ra mı nêna da ra
satê werte nêkote
amo çığê koonê ma
êwru dêare berdê,
dı bıray ju zama

mıno thomurê xo guretu
çığ sero kotu sema
çhewres çêyê xormeçıka
veciyê serê bona

mı va lao mevınderê!
biarê zengel u? huya!
mın u khokımo ke heni va
têdınê voz da koti zerre
çever xo sero da ve ca.
va ke, meyitê khuresu biyo werdê lü u lüza

mıno thomurê xo guret
çığ sero mı veng da
vengê mıno khal u khokımi
cor şi ulu diwa

mı niada khal u khokım
nişt ostori dot ra veciya
va ke , çıko se vana?
tu qey berdê goş u khêrrıkê ma!

şimşirê xo ont we
da çığ ro, çığ kerde vıla
bınê çığ ra veciyê
dı bıray, ju zama

şunê çêverê na gomi
malo ke zerrê de mı kerd? qırvan
mı va, haqo to şukır vo!
pê se kon malê dina.

Bizim köy Civarik (CIVRAK- SARIYAYLA)

11 Mayıs 2015

Cıvrak Köyü Derneği yönetim kurulu Başkanlığına
İstanbul
Bir tanıdıktan “Facebook “ üzerinde suçlandığım bilgisini aldım. Aradım buldum, göz attım, bilgi sayfadan silindi. Konuyu anlayamadım ama sanırım biri “Cıvrak haber” sitesinde küfürlü bir yazı yazmış. Bu yazıyı yazanı, Bir et kafa “taş falı” ile buluyor. Taşlar şöyle dizilmiş:
1-) “Fuat AVNİ”, 2- nokta nokta “AKAR” 3- “Kitabının tekmelendiği yalan”. “Bu üç taşı yan yana getirin yazıyı yazanı bulursunuz” diyor. S.Ali Arik. Sanırım bununla kendisi için yeni bir finansman kapısını aralıyor!
Sosyal medya üzerinden açık saçık çirkin ve seviyesiz iftira ile bana saldırı “ne yenir nede içilir cinsten.” Bırakın beni, bu güne dek kişisel olaylara karıştırmaktan sakındığım “Akar” ailelerini suçlu algısına çekmekle et kafalılığını perçinliyor..
Neyse ki yazıyı yazan (vicdanlı biri ki) soyadının “AKAR” olmadığını belirtiyor. “Akar” soyadlı biride çok kısa ama öz bir yanıt veriyor. Bunları geçelim.
82 yaşına adım atmış, evrensel değerlere odaklanmış, babası yaştaki akrabası bana “bize küfür etti, devletin sırların açıklayan “Fuat AVNİ” yakıştırması ve “Akar” ailelerini zanlı gösterme çabası bu et kafanın ilk “akıl tutulması” değil..
Nedeni ; “Katil-Maktul” uzlaşısına karşı çıkışım. Dr Şıvan sevenleri ve Civariklilere kurulan kumpası ifşa etme ve karşı direnişimdir.
Şimdi kalkıp “ispatlamazsan şerefsizsin, namusuz haysiyetsizsin müfterisin” demeyi bir aile oluşumuza ve kendime yakıştırmam. Ayrı nedenleri var şöyle ki:
a) ispatlayamaz çünkü yalan- iftiranın ispatı olmaz.
b) Annesi, saygı değer biriydi,40 yaşından sonra doğuracağının “ Et kafalı” olabileceği riskini bilseydi doğurmazdı. Ablaları iyi, biri sağdıcım, eşi yakınım.
Bu güne dek yakınlarını sömürmekten öte bir becerisi olmayan, iki yıl önce kurgusu katillerince yapılan Dr. Sait’ın onurlu mücadelesi hiçleyen, bir ihanet belgesi niteliğindeki “Dr. Şıvan ve Kürt Trajedesi “ sanal yazarlığını hüner sayar. Bu kitapta Dr. Şıvan için üretilen “yalan ve iftiraları öğretisini” üzerimde deneye kalkması uzlaştığı katillere göz kırpma, katil severliliğin” bir refleksi. Onların bana saldırmasına yol veriyor. Bu yetmiyor RTE nı “Fuat Avni “ bu diye üstüme salıyor.
Katil yada yandaşlarının bana “alan razı veren razı biz uzlaştık sana ne sus otur oturduğun yerde yoksa…” ) tehditleri bir ekip işi. İyide bizimkinin bir bağlayanı, kişinin şan ve şeref kavramını anlatanı olmalı. Tüm Civariklilerin katil sever olması şart mı ki.
Arik ve Tanrıverdi ailelerine, aynı yerde özür dileyerek geri almasını istedim. Uzun sure oldu ses yok. Siz dernek yönetimi ve üyeleri bu seviyesiz suçlamayı okudunuz. Hz. Ali der ki: Haksızlıklar karşısında susarsanız hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiz. Üyenize bir yaptırımız kaçınılmaz oluyor. Sevgi ve saygılar Hüseyin Akar

Zorunlu ek açıklama
Dr. Sait yakınlarına (Civariklilere) kurulan Kumpas:
1) Oğluna Şıvan adını verecek kadar Dr. Sait’i seven S. Ateş’in 1971 den sonra Dr. Sait’in katleden parti (Derveşe Sado ve Ş.E.) hizmetine girişi.
2) M. Ali Ateş’ın, Dr. Şıvan anılarını, sevenleri ile değil de katillerle paylaşması.
3) S. Ateş’in bu yazılar içinde bulduğu bir sahte belgeyi Dr.aleyhinde kullanması.
4) 30-35 yıllık bir araştırma ve bilirkişi raporu ile Dr. Sait’i aklayan kitapta bu belge var ”kimse okumasın” diye dernekte tekmelenip okutulmadan iade edilmesi.
5) Ellerinde olduğu halde Bilirkişi raporundan söz etmemeleri, hiçbir yerde Dr. Sait’in katlini sorgulamamaları ve Katillerle uzlaşı sağlamaları anlaşılır değil.
Bütün bunlar “inanılmaz” ama gerçek. Bunun bir zorunlu nedeni olmalı:
S.Ateş, Türkiye girişinde “birkaç kez tutuklandığını” bana iletmiş, niçin tutuklandığını ve kimlerin kendisini kurtardığından söz etmemişti.
Hak, hukuk, adaleti şeriatla hal eden aşiret öncelikli bu milliyetçilerle ilişki karanlık eli kanlıdır. Yanına aldıklarını bir yolla kirletip, kedilerine yardıma mecbur bırakmada mahirdirler. Leş çuvalı Kürt Trajedisi bunun örnekleriyle dolu. Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerle ortak kanlı eylemlerini açıklamakta da bir sakınca görmüyorlar. İşte “Katil-Maktul Uzlaşı” kitabında açık bir katliam itirafı örneği:
“Mele Mustafa: 1962’de Bahdinan tarafındaydım. Türk hükümeti bize çok iyi davranıyordu. Biz sınırı geçtik ve Türkiye topraklarında yirmi üç kişiyi öldürdük. Ben Hakkari Kaymakamına haber gönderdim ki iki kişi olarak geldik, bir şeyle alakamız yoktur. Yalnız biz o adamları istiyoruz. Vallahi Kaymakam ve Jandarma Komutanı o adamları bize teslim edip yardımda ettiler. Biz yardım istediğimizde onlarda bizden bir adam istediler. Bizde o adamı verdik…(DR. Şıvan ve Kürt Trajedisi s 240 S.Ali. Arik) Soydaşına hainliğin açık bir belgesi.
Türkiye’den Dr Şıvan, Çeko, Burisk (alevi zaza). İran’dan Süleyman Muını , 12 arkadaşı ve sonra IDKP genel sekreteri Dr. Qasımlo nun Almanyada katledişi gibi binlerce yetenekli Kürt halk çocukların katl edilmeleri salt molla aşireti içindir. Dr. Şıvan’ın ve Dr. Qasımlonun katlini araştırtmamanın arkasında bu gerçek yatıyor.
“Kitabı tekmelenmedi, bize küfür etti,Fuat Avni” imajı (aldığım tehditler de) S.Ali Arik, Dr. Şıvan katlini soruşturmaması engeli, bir piyon olarak kullanılıyor.
Dr. Sait, 1971 yılında etrafı boşaltıldı yalnız kalınca da hain bir komplo ile katledildi. Oğlu, annesinin kimliğiyle yetinip “Kürt babanın oğlu” olarak anılmak istemedi… Kardeşi ve tüm yakınları karanlıklara sinip sustular. Ne zaman ki ilkel aşiret milliyetçısı Kürtler petrola ulaştı, sindikleri yerlerden mantar gibi boy vermeye başladılar. Leş kargalarının önerileri doğrultusunda; Oğlu ve yakınlarının bir heyet halinde Diyarbakır’a gidip Ömer Çetin’in elini öpmeleri hain-katillere biatı ve “uzlaşarak “ ( Dr. Şıvanı “katil, ajan” gösteren, itibarsızlaştıran) ortak Dr Şıvan kitabı ve Belgeseli hazırlanması, S.Ali Arik’in sanal yazarlığı, (Dr.oğlunun spansörlüğu vb); ne yöremizin ahlaki, ne anane, ne inanç ne de sosyal toplum anlayışıyla bağdaşır. Yaşamını halkına adayan Dr. Sait’in ölümü sorgulanmadan katilleriyle “uzlaşıyı” oğlu, kardeşi, öz teyze oğlu, mezralı köylüsü tarafından sağlanmasının “Akıl tutulması” dışında bir izahı olamaz. Dr. Şıvan’a ikinci kurşunu sıktığımda yere yıkılışında duyduğu sevinci, 30 yıl sonra SD ye itiraf eden caniye Dr. Şıvan ve Kürt Traledisi ve Dr. Şıvan Belgeselinde baş rol verenler “kemikleri nerde” diye kendisine sorma gereği duymuyor.
Bu “akıl tutulmaları” et kafalılık değilse Dr. Sait ve onurlu mücadelesine ihanettir. Katiller, amaçları için bu yakınlarını araç olarak kullanıyor. Ateşlerin Dr, Sait’in ölümünü sorgulamasından kaçınmaları çok manidar.
Bunu yirmi yıl önce “SAİTLER KOMPLUSU” unda belirtmiştim (Yalnız kalmak s. 197, Civarikli Brütüs s.199) “Süper et kafa” bunları okusa “kitabı tekmelenmedi “ demezdi.
– Araştırmacı Sait Aydoğmuş diyor ki: “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum”. Oysa Ateş kardeşler katillerin kaleminden çıkan kitabı öneriyor niçin?
– Derveş Sado (Jireken) için Kürt araştırmacı yazar diyor ki : Derweş öyle bir cellat ki 30 yıl ığm kitaba sonra da Şıvan’a ikinci kurşunu nasıl sıktığınınn zevkini anlatacak kadar hasta ruhlu. Sait Elçi’nin yok edilmesiyle yetinmeyen bu cellat. Şıvanların infazınıda gerçekleştiriyor.
– bizim “super zeka” S.Ali Arik bakın kitap için ne yazıyor:
“ ..bu çalışmada bana yardımcı olan katkı sunan destekleyen Hasan Tanrıverdi, Mehmet Ali Ateş Timur Özsoya, Kemal Tolgaya, Önsöz anlatımıyla Kek Osman Aydına anlatımı ve kitaptaki yazılarıyla Kek Ziya Avcıya; hasta yatağında görüşmeyi Kabul eden içten ve samimi anlatımıyla Kek Osman Çetin’e…..Kürtçe metinleri Türkçeye çeviren ve asıl önemlisi bu çalışmayı kitap haline getiren basımını yapan Sayın Ahmet Önal’a teşekkür ederim”. (Kitabı derleyen bir ekip, O, salt yazarlığını yüklenmiş.
Ahmet Önal daha once bu Keklerle ilgili şu beyanda bulunur:
a) “..Osman Aydın her koşulda tarihe karşı sorumludur..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola gezmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar”
b)“…..Deweşe sado Kurtalan’da hiç rahatsız edilmeden yaşayabilmenin sırrını açıklasın. Dewreşe Sado, Şerefettin Elçi ve ekibinin Barzanilerin Türkiye Temsilcileri oldukları bilinirken devletin güvenini nasıl kazandıkları izah edilmeye muhtaç değil mi?
c) Barzaniler ABD’nin Orta doğu politikalarına kilitlenmişlerdir,
d) İki Saitin birbirlerini fiziki olarak ortadan kaldırma durumu yoktu. İddia edildiği şekilde Sait Elçi Musul’a ardından da Zaho’a götürülürken MİT yönlendirilmesine tabidir. Dr Şıvan’nın da Sait Elçi ile görüştürülmek üzere çağrıldığı Zaho’ya gelmediği ancak iki arkadaşını gönderdiği iki arkadaşında Zaho’ya geldiklerine Sait Elçinin orada olmadığı ve kaybedildiği öğrenilir.
e) Koministlere karşı komplonun bir parçası olarak; Barzani MİT ve Deweşe Sado’ların eliyle kesintiye uğratılmak istenir. Komplo karşısında ne yazık ki o dönemin “yoldaşlığı, yol arkadaşlığı” sınıfta kalır”.
(İşte bu “sınıfta kalan” hainler Dr. Sait’in onurlu mücadelesini yok etmek için Dr. Şıvan yakınlarını yanına alıp Civariklileri parçalıyarak yok etmeyi sürdürüyorlar.
Dr. Sait yakınlarının elini öptüğü ÖMER ÇETİN Dr Şıvan 1. Yardımcısı ve Sait Elçiyi öldürmekten tutuklu. Barzani Kürt ağalarının istemi üzerine “şeriata” dayalı Ömeri bırakır yerine Dersim yetimi Burusk(hasan) kurşuna dizer. Ve Osman Çetin bunu sindirdiği gibi Lideri olduğu Dr. Şıvan ve davasına ihanet eden kişi, Bizimkiler bu Ömer Çetin ve bu Derveşe Sado’ya Şıvan kitap ve Belgesini yaptırıyor.
Sevgili Dr. Sait Kırmıtoprak dost ve yakınları
Bize okuttukları Dr.Şıvan ve Kürt Trajedisi, dinlettiği Dr Şıvan Belgeli’inde canımız cigerimiz Dr Sait’imiz katil hain ajan algısı yaratıyor, onurlu mücadelesi sıfırlıyor.Bakın Dr. Sait Kırmızıtoprak (Şıvan’ı) böyle itibarsızlaştırdılar adı hiş bir yerde adı geçmiyor.
Bu ranta dayalı bir zulümdür. Ateşler bu zülme katılmanın,katilerle kol kola “uzlaşmanın” hesabını vermek zorundadır. Dr. Sait’I sevenler, kimseyle kavga edin demiyorum ama bu zulüme kaşı susmayalım. Susmak kabul etmektir. Bunu ben değil, Hz. Ali “ Haksızlıklar karşısında susarsanız hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiz” diyor.

aradan asırlar geçti

23 Mart 2015

NEWROZ
KIŞ SONRASI BAHAR, KARANLIK ARDINDAKI AYDINLIK, KITLIK SONRASI BOLLUK UMARI, EZILMIŞLIĞIN ÖZGÜRLÜGE, SARARMIŞIN YEŞILLIĞE DÖNÜŞÜ YENI GÜNÜ NEWROZ….
ASIRLAR ÖNCESI HALKLARIN ÇEŞITLI ŞEKILDE EZILMIŞLIĞI, KÖLE , KIMLIKSIZ YAŞATILMASI GÜNÜMÜZE KADAR UZANIYOR. BU GÜN 21. ASRIN TÜRKIYESINDE YAŞANAN INSAN KAKLARI IHLALI, BARIŞI ZORA SOKMA “ KÜRT SORUNU (ÇÖZÜM SÜRECI ) TAM BIR “AKIL TUTULMASINA “ DÖNÜŞMÜŞ DURUNDA. INADINA YAKAN ATEŞ ÜSTÜNDE ATLIYOR VE INADINA YAZIYORUZ.

YILANLAR AÇ
TAŞI ÇATLATAN ÇIĞLIK / DİNMEYEN SIZI
KANAYAN YARA / KİMLİKSİZ BİR HALK
COĞRAFYASIYLA PARAM PARÇA
YEŞİL / SARI / KIRMIZI
YILANLAR AÇ / OMUZLARINDA DEHAK’IN
TÜKENDİKÇE GENÇ BEYİNLER / ÇATLAR SABIR TAŞI
DEMİRCİ KAWA’NIN / ÖZGÜRLÜK ATEŞİ
IŞITIR KARANLIĞI / ÖRSÜ İLE EZER DEHAKI
ATEŞ KÖRÜKTE / ÇEKİÇ ÖRSTE KIVILCIMLAŞIR
AYDINLANIR UFUKLAR / SÖNMEZ UZUN SÜRE
ZULÜM BEYİNLERDEN / UZAKLAŞANA DEK
MEZEPOTAMYA / ÇİLEKEŞ / SEÇKİN YÖRE
TAŞIDILAR BU GÜNE / ETTİLER TÖRE
DEHAKLARIN UMUZUNDA / YILANLAR AÇ
BEREKETLİ / KADİM / TOPRAKLAR DİYARINDA
ÖYLE VEYA BÖYLE / KÜRT YA DA TÜRK
SİLAHLI – SİLAHSIZ / “ŞEHİT” YADA “DAĞLI” BİRİ
“ÜNÜTER-ULUSALCI ” / LAİK VATANDAŞ
DİRENİŞÇİ DEMİRCİ KAWA / DR. ŞIVAN CAN
TÜKETİLEN TAZE BEYİNLER / AKITILAN AL KAN
***
BEDRO- SÜLBÜS ŞAKAĞINDA / AÇAN KARANFİL
(US)UN GÜCÜ / İNANCIN SOLMAZ YÜZÜ
UMUDUN GÖZÜNDEKİ ACI / YİĞİTLİĞİN ANDI / ŞIVAN
ÖZGÜRLÜK ATEŞİNİN SÖNDÜĞÜ / ÇÖZÜMÜN KEÇELEŞTİĞİ AN
HALKLARIN BİRLİĞİNDEN YANA / AYIRIMCILIĞA İNAT
MUNZURA ATAR KIRK TAŞ / COŞAR DİCLE FIRAT
MEZOPOTAMYA ANA / MEZOPOTAMYA AVRAT
YARALARI SARMAK / AKAN KANI DURDURMAK
“SOREŞ” UĞRUNA / “SOREKE” SADAKAT
ÖZGÜRLEŞEMEYEN BİR İRADA / HEYDAT
AŞİRET AĞASI / ŞERİAT MOLLASI / ULUSAL EBE
İŞGALCISI DEHAKLAR / KÜRT LİDER KIRAL
AŞİRETİNE DEK MİLLİYETÇİ / İŞGALCİSİNE GEBE
KAÇIŞIR SOYUNA ÖTEN / DAVA ARKADAŞI KEKLİKLER
ADAMIŞ HALKINA YAŞAMINI / ÖLÜMÜNE DEK CESUR
VURULUR ŞIVAN / KURTULUŞUN TAN YERİNDE
UNUTULMAZ BİR AR OLDU /YORGUN VE URYAN
BEDRO -SÜLBÜSTEN UZAK / ŞERİAT DİYARINDA
MEZOPATAMYA NADASA KALDI / “MED YAZGISI” DİYE
AKMADI DİCLE VE FRAT / MEÇHULE YÖNELDİ BU SURE
SOYDAŞ -YURTTAŞ İHANETİ / EŞ DOST VEFASIZLIĞI
TUTULUNCA AKILLAR / AY BULUTU KUŞANDI GELDİ ECEL
YALNIZLIĞIN SOLUĞU ŞIVAN’NIN / BU İLK DEĞİL ÖLÜMÜ
DERSİM 38 DE / BEBESİ DEDESİ / ELLİ DÖRT CAN VERDİ
INANCIN / UMUDUN / BİLİNCİN GÜCÜ /O ÇINAR DALI
KAÇINCI KIRIMI / KAÇINCI BUDANIŞI BİLMEM
İHANETÇİLER / KURDA KUŞA ETTİLER YEM,

Dersimli Amca

9 Şubat 2015

ŞÜKRÜ LAÇİN “DERSİMLİ AMCA”

DERSİMDEN PORTRELER’ den kayan yıldız…
Şükrü Laçin, çocuk yaşta kendini (13-14) kendini haksız, hukuksuz, “insanı kırım” vahşetinin sürdürüldüğü, insanların sorgusuz susalsız öldürüldüğü “Dersim Katliamı” içinde bulur. Laçin, yaşam için yasal ve evrensel tüm değerlerin askıya alındığı, devriyelerin halkı keklik gibi avladığı, kesilen kafalarla oynaştığı zulüm yöresi Dersim’den bir kör kurşuna hedef olmamak için ayrılır. Baba ocağını terk eden Laçin karnını doyuracak bir iş, hür iradesi ile hareket edeceği bir yer bulmak için yollara düşer.
Aramızdan (16 kasım 2014) ayrılan Şükrü Laçin yer aldığı “DERSİMDEN PORTRELER’ kitabımda kendini şöyle tanımlar: “Köyümüzde okul yoktu. Yoksul ailem beni başka yerde okutamadı. Çocukluğumda bir ara keçi-koyun güttüm. 14 yaşımda, 1938 Dersim İsyanı’na tanık oldum. 15 yaşımda, yoksulluk beni Çukurova’ya çekti. Pamuk tarlalarında çalıştım. 4 yıl süren askerlikten sonra 1947’de bir süre Malatya Sümerbank Fabrikasında ça¬lıştım. 1954 yılında Diyarbakır’a iş aramaya gittim ve Şayak Fabrikası ‘na girebildim.
Diyarbakır’da ufkum açıldı. Karnımın do¬yum sürecinde, ‘okuma-yazmayla açlığımı gi-dermeye koyuldum. İlk ve Ortaokul sınavlarını verdim. Bu arada Marksizmi öğrenmeye çabaladım
1963’te, Türkiye İşçi Partisi Diyarbakır ör¬gütü içinde yer aldım. TİP kapatılınca işçi sını-fının örgütlü mücadele inancımdan, 1974’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne girdim. Parti¬nin G. Y.Kurulu üyeliğine seçildim. 1977 yılında TSİP’in düzenlediği ‘Pahalılık ve Baskılarla Mücadele’ mitinginde yaptığım konuşma nede¬niyle Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Yargılandım..(DERSİM’DEN PORTRELER H. Akar Kalan Yayınları 1999 s.110)
Şükrü Laçin’nin sözünü ettiği Diyarbakır’da ki tüm siyesi faaliyetlerde birlikteydik. Şükrü Laçin, yaşamında:yokluğu dürüst çalışmayla, edindiğiyle yetinmesini bilen, yetersiz tahsilini, çok okuma ve araştırmayla gideren, teoriyi pratikle özdeşleştiren, pozitif olmayı yaşamın olmazsa olmazı yapan, özgürlükçü, hoş görülü, iyimser, se¬vecen, emekten yana, demokrasiyi özümsemiş, evrensel değerler tutkunu, kendine güveni tam, aklına geleni anında seslendiren özü-sözü ile örtüşen ayrıcalıklı bir “Dersim adamı”…
Şükrü Laçin emekli olduktan sonra yerleştiği İstanbul’da, emekten, evrensel değerlerden yana olan çevre ile ilişkiyi sürdürürken, karşılaştığı değerli yazar Ahmet Altan’la aralında tatlı bir dia loğ yaşanır.
Bu değerli insanı anma ve Dersim zulmü için sözü, usta kalem Ahmet Altan’ın 9 aralık .2011 de Taraf’ta yayınlanan “Dersimli Amca” yazısına bırakıyorum.
“DERSİMLİ AMCA
Benim bile amca diyebileceğim bir yaştaydı. Babamla akrandı. .İşçi Partisi’nin 1965 Diyarbakır mitinginde babam konuşurken o da parti görevlisi olarak yanındaymış. Bana bunları anlattı. Yazdığı kitapları verdi. Bir ara beni azarladı, “Sen Said Dersimi ile beni bile tanımıyorsun, sen ne biliyorsun ki…” ( sanırım Said Dersim den kasıt Baytar Nuri olmalı H.A.)
Ben de ona dedim ki, “Eğer cahil olduğumu herkese söylemezsen ben de kitabını okurum sonra da yazarım”.Anlaştık. Giderken, “Adımı doğru yaz” dedi.
Şükrü Laçin’in Dersim İsyanından Diyarbakır’a kitabını böyle bulup okudum. Dersim katliamında on üç yaşındaymış. Köyleri bir çayın kenarındaymış.
Ağustos ayında bir gün çayın geçit yerlerinde asker çadırlarının kurulduğunu görmüşler.
O sıcakta köyün erkekleri, çocukları sürekli çaya girerlermiş, buna rağmen onlar görmeden o çadırların nasıl kurulmuş olduğunu anlayamamışlar, çok da ürkmüşler.
Şükrü Laçin bir süre sonra askerlerin bir teğmen komutasında köye nasıl girdiklerini, köylüleri nasıl meydana topladıklarını, teğmenin neler söylediğini anlatıyor.
Köyde silah aramışlar ama silah yokmuş.
Sonunda üstü başı daha düzgün olan yedi kişiyi “sizin silahınız var” diye tutuklamışlar, tutuklananlar “Ama silahımız yok” diye itiraz edince, teğmen, “Ben sizi götürmek zorundayım” demiş ve alıp götürmüş.
Götürülenlerden biri nahiyede üçüncü sınıfa kadar okumuş bir köylüymüş. Adı Ahmed Korkmaz.
Ahmed’in nahiyedeki hocası onu çok severmiş.
Öğretmen eski öğrencisinin tutuklandığını duyunca başına neler geleceğini tahmin etmiş, hemen nahiye müdürüne ve kaymakama gitmiş, yardım etmelerini istemiş.
Gerisini, Ahmed Korkmaz köye dönünce anlatmış, Şükrü Laçin de kitabında onun ağzından nakletmiş.
“Sabahın erken saatlerinde isimler okunmaya başlandı. Tarih 14 ağustostu. İsmi okunanları ellerinden birbirlerine bağlayarak kafile kafile götürmeye başladılar. Aradan on dakka geçmeden silah sesleri duyuldu…”
“Güneş bir hayli ilerlemişti, zaman öğleye doğruydu. Bizim de ismimiz okundu. Gidenler gibi bizim de ellerimizi bağlayarak General Galip Deniz’in huzuruna çıkardılar.”
Burada Şükrü Laçin devreye girerek bir açıklama yapıyor, “Halk arasında bu General Baki Vandemir olarak bilinir. Oysaki Mazgirt’te katliamını yapan Diyarbakır Yedinci Kolordu Kumandanı Galip Deniz’di”.
Sonra macerayı yeniden Kahraman’ın ağzından nakletmeyi sürdürüyor:
“Galip Deniz’in yanında Mazgirt Kaymakamı Fahri Tokmakçı da oturuyordu. Galip Deniz bizi baştan aşağıya süzdükten sonra önündeki kâğıda bir şeyler yazmak istedi. O sırada kaymakam hemen kalem ile kâğıt arasına elini sokarak generalin yazmasına engel olmak istedi. General, kaymakamın elini iterek tekrar bir şeyler yazmak isterken, kaymakam yine kalem ile kâğıt arasına elini soktu. Galip Deniz tekrar kaymakamın elini itince kaymakam yerinden kalktı ve hızlı adımlarla Hükümet Konağı’na doğru yürümeye başladı. Bir hayli uzaklaşınca kumandan: ‘Kaymakam Bey gelsene’ diye bağırdıysa da kaymakam yürümeye devam etti. Kumandan tekrar: ‘Kaymakam Bey gel gel, dediğin olsun’ deyince kaymakam geldi, yerine oturdu. Kaymakam oturunca kumandanın yanında ayakta duran subay bizi yan tarafa alarak ellerimizi çözdü. Galip Deniz, ellerimizi çözen subaya dönerek: ‘Bunlar iki gün Mazgirt’te kalacaklar. Eğer şimdi bunları evlerine gönderirsek gezen müfrezeler yolda vurabilirler’ dedi.”
Bu sahne, beni ölüm sahnelerinden bile daha fazla etkiledi sanırım.
Cinayette vahşi bir zorbalığın zulmünü görüyorsun.
Ama ölüm kalım kararının “kumandanın” o andaki keyfine bırakılmış olması, canının istediğini öldürüp canının istediğini salıvermesi, zulme, zorbalığa, vahşete bir de büyük bir aşağılama eklemiş duygusu yarattı bende.
Bir sistem, ezici baskısıyla insanları yok etmekle yetinmiyor, onların ölümüne ya da yaşamasına dair kararı bir “kumandanın” keyfine terk ediyor, canı isterse öldürüp canı isterse bırakarak onları “hiçleştiriyor”, önemsizleştiriyor.
Bu devlet, bu halka çok acı çektirdi, çok zulmetti, çok aşağıladı.
Lekeli bir devlet bu.
Bir de bu devleti savunuyorlar.
Şükrü Laçin’in ve diğerlerinin yazdıklarını okuyun da neyi savunduğunuzu görün.
[email protected]

Hüseyin Akar
(WWW. akarhuseyin.com veya WWW.huseyinakar.com)

Şükrü Laçin

5 Şubat 2015

ŞÜKRÜ LAÇİN “DERSİMLİ AMCA”

(DERSİMDEN PORTRELER’ den kayan yıldız).
Şükrü Laçin, çocuk yaşta kendini (13-14) kendini haksız, hukuksuz, “insanı kırım” vahşetinin sürdürüldüğü, insanların sorgusuz susalsız öldürüldüğü “Dersim Katliamı” içinde bulur. Laçin, yasal ve evrensel tüm değerlerin hiçlendiği özel yasa ile devriyelerin halkı keklik gibi avladığı, kesilen kafalarla oynaştığı Dersim’den bir kör kurşuna hedef olmamak için ayrılmak zorunda kalır. Baba ocağını terk eden Laçin karnını doyuracak bir iş, hür iradesi ile hareket edeceği bir yer bulmak için yollara düşer.
Aramızdan (16 kasım 2014) ayrılan Şükrü Laçin yer aldığı “DERSİMDEN PORTRELER’ kitabımda kendini şöyle tanımlar: “Köyümüzde okul yoktu. Yoksul ailem beni başka yerde okutamadı. Çocukluğumda bir ara keçi-koyun güttüm. 14 yaşımda, 1938 Dersim İsyanı’na tanık oldum. 15 yaşımda, yoksulluk beni Çukurova’ya çekti. Pamuk tarlalarında çalıştım. 4 yıl süren askerlikten sonra 1947’de bir süre Malatya Sümerbank Fabrikasında ça¬lıştım. 1954 yılında Diyarbakır’a iş aramaya gittim ve Şayak Fabrikası ‘na girebildim.
Diyarbakır’da ufkum açıldı. Karnımın do¬yum sürecinde, ‘okuma-yazmayla açlığımı gi-dermeye koyuldum. İlk ve Ortaokul sınavlarını verdim. Bu arada Marksizmi öğrenmeye çabaladım
1963’te, Türkiye İşçi Partisi Diyarbakır ör¬gütü içinde yer aldım. TİP kapatılınca işçi sını¬fının örgütlü mücadele inancımdan, 1974’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne girdim. Parti¬nin G. Y.Kurulu üyeliğine seçildim. 1977 yılında TSİP’in düzenlediği ‘Pahalılık ve Baskılarla Mücadele’ mitinginde yaptığım konuşma nede¬niyle Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Yargılandım..(DERSİM’DEN PORTRELER H. Akar Kalan Yayınları 1999 s.110)
Şükrü Laçin’nin sözünü ettiği Diyarbakır’da ki tüm siyesi faaliyetlerde birlikteydik. Şükrü Laçin, yaşamında: yokluğu dürüst çalışmayla, edindiğiyle yetinmesini bilen, yetersiz tahsilini, çok okuma ve araştırmayla gideren, teoriyi pratikle özdeşleştiren, pozitif olmayı yaşamın olmazsa olmazı yapan, özgürlükçü, hoş görülü, iyimser, se¬vecen, emekten yana, demokrasiyi özümsemiş, evrensel değerler tutkunu, kendine güveni tam, aklına geleni anında seslendiren özü-sözü ile örtüşen ayrıcalıklı bir “Dersim adamı”…
Şükrü Laçin emekli olduktan sonra yerleştiği İstanbul’da, emekten, evrensel değerlerden yana olan çevre ile ilişkiyi sürdürürken, karşılaştığı değerli yazar Ahmet Altan’la aralında tatlı bir dia loğ yaşanır.
Bu değerli insanı anma ve Dersim zulmü için sözü, usta kalem Ahmet Altan’ın 9 aralık .2011 de Taraf’ta yayınlanan “Dersimli Amca” yazısına bırakmakta yarar var:.
“DERSİMLİ AMCA
Benim bile amca diyebileceğim bir yaştaydı. Babamla akrandı. .İşçi Partisi’nin 1965 Diyarbakır mitinginde babam konuşurken o da parti görevlisi olarak yanındaymış. Bana bunları anlattı. Yazdığı kitapları verdi. Bir ara beni azarladı, “Sen Said Dersimi ile beni bile tanımıyorsun, sen ne biliyorsun ki…” ( sanırım Said Dersim den kasıt Baytar Nuri olmalı H.A.)
Ben de ona dedim ki, “Eğer cahil olduğumu herkese söylemezsen ben de kitabını okurum sonra da yazarım”.Anlaştık. Giderken, “Adımı doğru yaz” dedi.
Şükrü Laçin’in Dersim İsyanından Diyarbakır’a kitabını böyle bulup okudum. Dersim katliamında on üç yaşındaymış. Köyleri bir çayın kenarındaymış.
Ağustos ayında bir gün çayın geçit yerlerinde asker çadırlarının kurulduğunu görmüşler.
O sıcakta köyün erkekleri, çocukları sürekli çaya girerlermiş, buna rağmen onlar görmeden o çadırların nasıl kurulmuş olduğunu anlayamamışlar, çok da ürkmüşler.
Şükrü Laçin bir süre sonra askerlerin bir teğmen komutasında köye nasıl girdiklerini, köylüleri nasıl meydana topladıklarını, teğmenin neler söylediğini anlatıyor.
Köyde silah aramışlar ama silah yokmuş.
Sonunda üstü başı daha düzgün olan yedi kişiyi “sizin silahınız var” diye tutuklamışlar, tutuklananlar “Ama silahımız yok” diye itiraz edince, teğmen, “Ben sizi götürmek zorundayım” demiş ve alıp götürmüş.
Götürülenlerden biri nahiyede üçüncü sınıfa kadar okumuş bir köylüymüş. Adı Ahmed Korkmaz.
Ahmed’in nahiyedeki hocası onu çok severmiş.
Öğretmen eski öğrencisinin tutuklandığını duyunca başına neler geleceğini tahmin etmiş, hemen nahiye müdürüne ve kaymakama gitmiş, yardım etmelerini istemiş.
Gerisini, Ahmed Korkmaz köye dönünce anlatmış, Şükrü Laçin de kitabında onun ağzından nakletmiş.
“Sabahın erken saatlerinde isimler okunmaya başlandı. Tarih 14 ağustostu. İsmi okunanları ellerinden birbirlerine bağlayarak kafile kafile götürmeye başladılar. Aradan on dakka geçmeden silah sesleri duyuldu…”
“Güneş bir hayli ilerlemişti, zaman öğleye doğruydu. Bizim de ismimiz okundu. Gidenler gibi bizim de ellerimizi bağlayarak General Galip Deniz’in huzuruna çıkardılar.”
Burada Şükrü Laçin devreye girerek bir açıklama yapıyor, “Halk arasında bu General Baki Vandemir olarak bilinir. Oysaki Mazgirt’te katliamını yapan Diyarbakır Yedinci Kolordu Kumandanı Galip Deniz’di”.
Sonra macerayı yeniden Kahraman’ın ağzından nakletmeyi sürdürüyor:
“Galip Deniz’in yanında Mazgirt Kaymakamı Fahri Tokmakçı da oturuyordu. Galip Deniz bizi baştan aşağıya süzdükten sonra önündeki kâğıda bir şeyler yazmak istedi. O sırada kaymakam hemen kalem ile kâğıt arasına elini sokarak generalin yazmasına engel olmak istedi. General, kaymakamın elini iterek tekrar bir şeyler yazmak isterken, kaymakam yine kalem ile kâğıt arasına elini soktu. Galip Deniz tekrar kaymakamın elini itince kaymakam yerinden kalktı ve hızlı adımlarla Hükümet Konağı’na doğru yürümeye başladı. Bir hayli uzaklaşınca kumandan: ‘Kaymakam Bey gelsene’ diye bağırdıysa da kaymakam yürümeye devam etti. Kumandan tekrar: ‘Kaymakam Bey gel gel, dediğin olsun’ deyince kaymakam geldi, yerine oturdu. Kaymakam oturunca kumandanın yanında ayakta duran subay bizi yan tarafa alarak ellerimizi çözdü. Galip Deniz, ellerimizi çözen subaya dönerek: ‘Bunlar iki gün Mazgirt’te kalacaklar. Eğer şimdi bunları evlerine gönderirsek gezen müfrezeler yolda vurabilirler’ dedi.”
Bu sahne, beni ölüm sahnelerinden bile daha fazla etkiledi sanırım.
Cinayette vahşi bir zorbalığın zulmünü görüyorsun.
Ama ölüm kalım kararının “kumandanın” o andaki keyfine bırakılmış olması, canının istediğini öldürüp canının istediğini salıvermesi, zulme, zorbalığa, vahşete bir de büyük bir aşağılama eklemiş duygusu yarattı bende.
Bir sistem, ezici baskısıyla insanları yok etmekle yetinmiyor, onların ölümüne ya da yaşamasına dair kararı bir “kumandanın” keyfine terk ediyor, canı isterse öldürüp canı isterse bırakarak onları “hiçleştiriyor”, önemsizleştiriyor.
Bu devlet, bu halka çok acı çektirdi, çok zulmetti, çok aşağıladı.
Lekeli bir devlet bu.
Bir de bu devleti savunuyorlar.
Şükrü Laçin’in ve diğerlerinin yazdıklarını okuyun da neyi savunduğunuzu görün.
[email protected]

Hüseyin Akar
(WWW. Akarhuseyin.com veya WWW.huseyinakar.com)

Dersim “Faili Devlet”

29 Aralık 2014

DERSİM “FAİLİ DEVLET “

Dersim Aşiretlerinin gelenekçi, çoğulcu yaşam düzeni; Tanrıyı insanda kutsayan, ezilen yoksulun savunmasız yetimin “lokma hakkı” sadakati ile farklılıkların bir arada yaşamasına olanak sağlayan bir düzendir.
Osmanlı, “ Dersim seferlerini” “asker-vergi” toplama için düzenler. Bu seferlerle Dersim Aşiretlerini “böl- yok et” oyunu ters tepmiş. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya “Dersim bu gün 91 aşirettir. 1876’dan bu güne kadar Dersim üzerine 11 hareket yapılmıştır, Bunlar medeni hukuk, hatta ceza işlerini kendi arlarında görürler” diye de yakınır. Cumhuriyetin ulusalcı ırkçı erki; “Türk-İslam”la bağdaşlaştırmadığı Dersim halkını “hal etmek” için genel valilere, özel müfettişlere talimatlar verir, rapor üzerine rapor hazırlattırır.
Dersim’in, çoğulcu yapısını, gelenekçi yaşamını yerinde inceleyen Cemal Bardakçı: “400 yıldan beri Dersim hükümet nüfuzu girmemiş, ilmi anlam ve kapsamı ile bir otorite kurulmamıştır. Her Dersim’li hayatını ve malını korumak kaygısı ile silah kullanmak zorunda kalmıştır. Dersim’linin devlete karşı olan güvensizlik ortamını yok etmeyi önerir..
Fevzi Çakmak; “Dersim evvela bir koloni gibi ele alınmalı Türk camiası içinde “Kürtlük” eritilmeli”. İsmet Paşa Kürt Raporu. İle “Dersim’in, imhasını öngürür.
Halkın demokratik istemlerine karşı R. Peker, Türk demokrasisinin amacının, kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak” olduğunu açıklar. Devletin ırkçı erki, Dersim’in Zaza-Kızılbaşını “kolay yutulur lokma” bilerek Dersim’i “hal etme” hazırlığına 1935lerde başlar:
Osmanlı, “Ermeni kırımın’da suçları kesinleşenlerin büyük bir kısmını Malta Adasına sürer. Devlet, bu Ermeni “kırımı” suçlularını kaçırtır ve devletin üst makamlarına yerleştirir. Ermeni “Muhacirin ve Aşirin Müdürü”, Adana Halep Ermeni kırımı suçlusu Malta kaçağı Sükrü Kaya Dersim Katliamında İç İşleri Bakanı (24-38arası) olması rastlantı değil, Ermenilerden sonra Kürtleri “hal etme” planının bir parçası.
Akdoğan Paşa, Topal Osman Çetesi’yle, Koçkiri masum halkını, gece baskınlarıyla evlerinde avlayan, ırzlarına geçen, yakan, yıkan, öldüren, “(zo) diyenleri milletçe yok ettik, (lo) diyenleri de ben yok edeceğim” diyen, “Koçkiri katili” Nurettin Paşa’nın damadıdır
Abdullah Akdoğan’ı , “istediğini as istediği kes” akıl almaz yetkilerle “Dersim Hareketi’ başına getirilmeden Dersim bölgesine gönderilmiş oluru alındıktan sonra “Tunceli Kanunu” çıkarılmıştır. Başka bir söylemle Akdoğan Paşa, Dersimde ki 50-70 bin infazı “devlet ideolojisi” adına ırkçı erkin taşeronu olarak yapmıştır.
“Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil yok” tezli sözde bilim dalı altında binlerce akademisyen yetiştirildi. İşte bu gün bir çok tv. Kanalın da Dersim hakkında ahkam kesenler bu sanal “ideoloji” arttıklarıdır. “Dersimde katliam yapılmadı, belgesi yok. Genel Kurmayın verdiği 13 bin kişi bile şüpheli, Dersim İsyan etti” ezberi ile “Dersim Gerçeği” aydınlanmaz. Ben “Dersim Katliamı” mağduru, canlı tanığı ve tarihiyim. Ailemden 54 kişinin bu güne dek gizlenen serüveni Dersim Gerçeğini yeterince aydınlatacağına inanıyorum:
Dersim “bir coğrafya ki ezelden zulmün tetik eri
bir can ki doğmadan tüm suçluluğu belli
bir halk ki oku namluların ucunda gerili
bir inanç ki arap şeriatında yoktur yeri” (Dersim Çığlığı HA s.13)

CİVARİK KATLİAMI ( Devlet İnfazından bir kesit)
“1938 yazı, reçber ot biçmeyi bitirmiş sarı olgunluğa erişen ekinlere başlamıştı.. Ani bir emirle yaylalardaki halk köye indirildi. Gece yasağı devam ediyordu. o akşam dedem Süleyman Ağa ve altı kardeşinin evlerini “devriye” sardı. Evlerde ki; “25 çocuk 12 kadın toplam 54 canı “sürgün” diye gece yarısı yola çıkardı. Beş kilometre sonra tümü birbirine bağlar üstlerine gaz dökülerek (etraf aşiretleri ürkütmemek için) diri diri yaktılar ”.
Ben, bu inanılması güç vahşeti, 1989 de ad ve yaşlarıyla (“Dersim-Civarik İKİ UÇLU YAŞAM” s.110-120) yayınladım. İDGMahk.si kitabımı yasakladı ve beni “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozduğum” suçuyla yargılamaya aldı. .
Devlet kayıtlarında olayla ilgili bir bilgiye rastlanmadı. O zamanlar devlet, hayvan vergisi (kamçur) toplamak için kimin; kaç koyunu, kaç keçisi olduğu kaydı tutulmuş ama kaç çocuğu olduğunun kaydı tutulmamış, çocukların çoğu kayıtsızdı. Ondan sonra “hak” arayan önceleri; “asi, isyancı, şaki, çapulcu..” sonraları kominist Kürtçü bölücü suçlaması halen sürdürülüyor.
Tanık olarak onlarca kişi gösterdimse mahkeme hiç birini dinlemedi ve “yerinde keşfine” de gerek görmedi. Oysa devlet güçlerinin bu “yargısız infazı” yaptığını, naaşlarını da kurda-kuşa yem ettiklerini, benim gibi tüm yöre halkı biliyor. Bu akıl almaz toplu cinayetin, hapisteki tutuklu “ölüm” mahkümlarına “affı” karşılığında yaptırıldığı genel kanı olarak halen yaygın.
Aradan birkaç yıl geçti, sonra “tapu işlemi” için alınan bir yazı da; katıl” edilen dedemin ölüm nedeni: 01/01/1938 tarihinde sari bir hastalıktan ” yazıldığı ortaya çıktı. Haziran 1938 de yakılan dedem, altı ay öncesinde “sari bir hastalıktan” ölmüş gösteriliyordu.
“Dersim Katliamın’da Civarik Vahşeti devletin “akrep hareketi” tatbikatının ilk serüveni. “Kırım”, çemberden merkeze yok etmeyi planlar. Sülbus Dağı eteğindeki Civarik (şimdi Sarıyayla) Doğu Dersim’in uç Bingöl sınır köyü. Yargısız infaz buradan başlatılır.
Haydaran aşireti reisi Xıdé Alé İsme, bu katliam karşısında: “ İşte devletin sözüne güvenenlerin, silahını teslim edenlerin akıbetini görüyorsunuz. Ben kalleşçe öldürülme yerine dağda şanımla ölürüm daha iyi” der. Devlet bu aşireti hain isyancı” ilan eder. Böylece akıl hastası kaillerin kelle uçurma, zehirleme, hamile kadınları karnını deşme vs. zulüm böyle başlar.
“Burası Dersim”
Dersimde orman yakma, ev yıkma, tutuklama, tutukladığını yok etme, ana dil yasağı, gıda ambargosu, “teröristi” bulmak için eşinin cinsel organı aratma, seyahat gibi her türlü hürriyet kısıcı şiddet içeren ezici yaptırımlar yargıdan uzak bir mantığın koruması altında. Bu mantık Tünceli kanunu ile yaşama geçirildi ve zeka düzeyleri “bölücülük” yaygarasını aşamayan ırkçı ideologlarca halen sürdürülüyor:
Eski Başbakan (M.Y.) “Kürt kimliğini yok sayan ve yalnız şiddet kullanarak karşısındakini her türlü yolla ezmeyi ön gören yaklaşıma “Dersim Mantığı” denilir” diyor.
1990 larda “köylerini yakan yıkan” helikopterleri şikayete gelen Dersim heyetine dönemin Başbakanı (T.Ç.) “Muhtarlar o helikopterler bizim değil, onlar Rus, Afgan, Ermeni ve ya PKK helikopterleridir” demesi, bu mantığın devletçe benimsendiğinin bir kanıtı.
Üst yargı ve AİHM kararlarına karşı “Laik devletin ”DİBaşkanı, Alevilerin parasıyla milyonluk arabaya biner “Cemevi ibadet yeri değil”der din dersi zorunlu olur..
Ateş düştüğü yeri yakar, yanan yüreklerden biri benim. Bir-iki değil ailemden 1838 de 54 kişi toplu halde vahşice yok edildi. Siz buna; kırım, katliam, yargısız infaz, insan hakları ihlalı, insani gasp, insanlık suçu ne derseniz deyin. Haziran 1838 de öldürülen dedem; 01/01/ 1938 de sari bir hastalıktan öldü diye kayıt altına alınıyor. Bu giz “faili meçhul değil, “faili devlet’tir.
Bu vahşeti 1989 da isim ve yaşlarını belirterek açıkladım “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmakla” suçlandım. T.C. BMM dilekçe komisyonuna başvurdum yanıt alamadım. Siyaset dünyamız “Dersim Kırımını” birbirini karşı silah olarak kullanıyor.
Dersimli olarak acımızı taşıyamaz olduk, yazıp çizdiklerimiz gerisin geri üstümüze yeni suç olarak yükleniyor. Acımızı anlatamıyoruz demiyorum, Dersim benzeri halkı ötekileştiren zulüm eden ırkçı ideolojiyle yüzleşmeyi göze alma cesaretini gösteren birine rastlayamadık.
Ülkemin savcılar başta olmak üzere insan kakları savunucuları, bilim adamı, araştırmacı, yazar, tarihçi, namuslu siyaset adamı, hasılı empati sahibi, evrensel değerde buluşan tüm vatandaşlarımı yardıma çağırıyorum. Bu yargısız infazı ortaya çıkarmanın ve devleti tarihiyle yüzleşmesi, özür dilemesi gibi bir karşılığı olmalı diyorum.

Hüseyin Akar (www.huseyinakar.com ve www.huseyinakar.com)
([email protected])

Dr.Sait yakınları ve ben

6 Eylül 2014

Dr. Sait – Yakınları – Ben (1)

İçgüdü
Sosyal yaşamda bireyin önceliği yakınıdır. Özellikle annelerin çocuğuna önlenemeyen düşkünlüğü tartışılamaz. Sakin bir tavuk, kendini koruyamayan civcivlerini korumada aslan kesilir. Bütün canlılar bu içgüdüsel duygu etkisinde. Bu doğal içgüdü bireyden aşirete, devlete, kıtalara yarın öbür gün dünyalar arası kaçınılmazı olur!. .
Günümüz de bu içgüdüsel duygu aileyi aştığı zaman “anlaşılmazlık” başlar. Yanı kişinin kendini aşması ile bu duygu toplumsal bir zemine oturur, kamulaşır. Dünyanın yuvarlak olduğunu vs. söylediği için “üşütük, toplum dışılıkla” suçlanan bilim adamların başına gelenler hep bu “normalini” aşmasından gelmiştir. Bunlar, kamuya mal olmuş kişiler oluyor.
Anlaşılır yerel bir örnekle: Sait Kırmızıtoprak içimizden biri, ne ki kişisel farklılığı, aile önceliğini aşan, kamu dediğimiz toplumun evrensel değerlerine öncelik veren akla ilk gelen Civarik’lilerden biridir. Sait birçok yönleriyle dedesi Civarikli Bertal Efendi’yi anımsatır.
Civarikli Bertal Efendi
Süleyman ağa, kendisi okumadığı için kardeşi Bertal’ı (ve oğlu Bertal’ı) uzak diyarlara gönderip okutur, rüştiyeyi bitirmelerini sağlar, onları “efendi” yapar (tahsilliler yörede “efendi diye anılır) Bu iki “Efendi” de cesur, becerikli, konuşkan nişancı vs eşdeğer özelliklere sahip.
Rüştiyeyi Elazığ’da bitiren kardeş Bertal oğlu Bertal’dan büyük olduğu için “Büyük efendi” yeğeni Bertal “küçük efendi” diye anılır. “Büyük efendi” Türkçeyi ilk öğrenenlerden. Yörede “Civarikli Bertal Efendi” diye namı şanı yayılınca; etraf aşiretlerin ve devlet görevlilerin telkin ve iknalarıyla Aşiret Ağası olmak ister. Ne ki aşiret geleneğine bağlı köy halkının istemi ağabeyi Süleyman Ağa’dan yanadır. B. Bertal Efendi evine Pir mürşit ve rehberi çağırtır ve onların onayıyla “Ağalığını” ilan eder. Aşirette iki başlılık böyle başlar.
Birliğin bozulması
Köyde ilk bölünme ağa kardeşler arasında başlar, aşiretin bireylerine dek gelişir. Detay acı, girmek istemiyorum, Tuz yolunda Ağaların kardeşi Hasan vurulur. İki Bertal Efendi çatışır, küçük Efendi 6-7 hane ile Ceği(Kiği)’e göçer. Köyde bir hiç uğruna iki cinayet işlenir. Eşkıya köyde üç aileyi yok eder. Gemik’le çatışmada, Sey Qaji Haydaran’a sığınır. 9 yıl sonra orada ölür, (naşı 2013 de ancak baba ocağına getirildi). Köyde büyük kaoslar yaşanır.
Bu iki başlılığı gören devlet, bir gece vakti bir iki subay ve bir manga askerle köyü kuşatır.. Süleyman ağa (ve beş kardeşi) aileden 28 çocuk 14 kadın 54 masumu, tere yağından kıl çeker gibi yarım saat içinde toplayıp “sürgün” diye yola çıkarır. Süleyman ağa “bize Kerbelayı yaşatacaklar “diye direnirse de B.B Efendinin oğlu Ali amcasına uymaz. Bütün bu aykırılıkların bedeli 54 masumun yolda diri diri yakılmasıyla sonuçlandı. Devletin gizlediği bu katliam yeni dünya da eşine az rastlanır bir insanlık suçudur. Ben bu kırımın mağduru canlı tanığı ve tarihiyim. Bu vahşetin hiçbir karşılığı yoktur ve bulunamaz da …
Daha önceleri dosta düşmana karşı oluşturulan birlik, acı ve sevinçleri birlikte paylaştığı aşiret adamlarından hiç biri, o gece karanlığında “Sürgün” diye yola çıkarılan Ağaları ve yaşamı birlikte paylaştığı 28 çocuk 12 kadın 54 candanına sahiplenmez. Cesetleri kurt çakal paralar, seller götürür. Bu ders alınması gereken bir yıkımdır, bugün yenisi yaşatılıyor.
*
1938de Abdullah Paşa silahlarını teslim eden halka teşekkür için kırk atlı ile Nazimiye’ye gelirken, tercümanı Civarikli Bertal Efendi’dir. “Devlet baba “kamçur” vergisini almak için keçilerimizi sayıyor, bizi saymaya gerek görmüyor. Okul istiyoruz devlet kışla- karakol yapıyor yolunu da bize yaptırıyor” sözleriyle yönetimi eleştiren, cesur, boyun eğmeyen Pir Sultan duruşlu Bertal Efendi, A. H. Paşa’nın kinini kamçılar. “Civarikli Bertal Efendi’in”. kendine ve de “haklılığına” güvenin bedeli kendisi ve ailesinin ölüm fermanı olur.

Dersim 38 Travması
Dersim 1938 de, yaşanılan bu katliama tanık olan bizim kuşağın geçirdiği travma sağ kalanlarda yarattığı arazlar dillendirilmiyor. Sait ile çocuk yaşta tanığı olduğumuz bu vahşeti önce şaka oyun sanıp bu sürgünde bulunmak istemiş, kervana yetişemeyince diri diri yakılmaktan kurtulmuştuk. Ne ki yüreğimiz onlarla dağlandı onlarla yandı..
Ben bu vahşeti beş yaşında yaşadım. Halen “Dersim” adı geçen her yerde Gemikli Memo Derg’ın darağacında, kanlar içinde yerde sürünen başı ve çığlığı aklıma geliyor. O yaşta bir ay dilim tutulmuş, hiç konuşamamıştım. Şimdi ağzım kuruyor nutkum tutuluyor.
“ Dersim Katliamına” tanık olanların tümün de bir iz var. En çok rastlanan; ana dilini, kimliğini inkar, Orta Asyalı Türk, Ehli-beytli (Arap soylu) olma istemi, güçlüden yana olma “Dersim” isminden kaçma, bunu döneklik ve travmalar izler. Dr. Sait’in Irak’a gitmesinde, böyle bir ezikliğin, zulmün, acının rol oynaması kaçınılmaz oldu..
Dr. Sait’in Irak’a Gitmesi
Dr Sait, “ Kürt Sorunu boyun eğmekle yerine yerinde mücadeleyle çözülür. Onunda yeri şimdi Kuzey Iraktır. Salon Kürtçülüğü ile boşuna zaman harcanıyor” diyordu. Dr. Sait Türk-Kürt birlikte yaşamından yanaydı. Sorunu “eşit vatandaşlık haklarına” bağlıyor ve düşündüğünü pratiğe geçirmeye süre tanımıyordu. Bu nedenle Türkiye Kürt aydınlarınca “aceleci, revizyonist, Leninci, samimiyetsiz reklamcı çıkarcı vs. şeklimde topa tutuluyordu.
Dr. Sait sorumluluğunun bilincindeydi.. O tutukluluğuna denk gelen “kevfince” bir evlilik yaptı. Güzel eşi, cici iki çocuğun sorumluluğunun farkındaydı. Bunların geçimlerine yetecek para ve mülk edindikten sonra öyle Irak’a gitti. Giderken tüm dostlarını, özellikle öncelik verdiği Kürt Sorunla ilgili herkese uğradı danıştı, destek istedi ve öyle gitti. İlk etapta bir grupla gitti. İkinci üçüncü gruplar onları takip edecekti..
Dr Sait ve gurubu IPDK ikinci yetkili adamı Dr. Mahmud Osman aracılığıyla Irak’a gider. Barzani, bunlar kim deyince Dr. Mahmudi Osman “Dr. Sait ve arkadaşları için Türkiye’den “Solcu Gurup” denince Barzani iyi karşılanmaz, kendilerine bir yer verirken de Türkiye ile olan ilişkilerinin önemini ve “kırmızı” çizmişini vurgular şöyle örnekler:
V.6 Belge (18 kasım 1969 Gilala )
“Mele Mustafa(Barzani): “…1962 Bahdinan tarafında idim. Türk hükümeti bize çok iyi davranıyordu. Biz sınırı geçtik ve Türkiye topraklarında yirmi üç kişiyi öldürdük. Ben Hakarı Kaymakamına haber gönderdim ki biz iki kişi olarak geldik. Bir şeyle alakamız yoktur. Yalnız bu adamları istiyoruz Vallahi Kaymakam ve jandarma komutanı o adamları bize teslim edip yardımda ettiler… Biz yardım istediğimizde onlar de biz den bir adam istediler. Biz bu adamları verdik..Vallahı bizim yardımımıza geldiler ve parasal destekte de bulundular.. “ (Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi. S.Ali Arik s. 237-240).

Dr. Sait’in Irakta ki ilk intibaları iyi değil. Buradaki Kürt mücadelesi bölgesini aşamamış ve aşmaya istekli görünmüyor. Ne ki kurtuluşa, evrensel bütünlükle yaklaşmaya Barzani’yi ikna etmeyi kendine olan güveni halkın öz güvenine dayar. Barzani ve adamları ile ilişlileri geliştirirken bütünün diğer parçaları düşünerek hareket eder. Orta doğudaki birliği sağlamak için İ-KDP Gn. Sk. Dr. Abdurahman Qasımlo ve diğer Kürt guruplarıyla ile sıcak ilişkiler içine girer..
Dr. Sait çok kısa bir sürede “Dr.Şıvan” adıyla aranan efsanevi bir kişi olur. Barzani ve Talabanı adamlarının yabancı ülke işlerini ayarlayan, guruplar arası diyalogu için baş vurulan tek adres olur. Şerafettin Elçi yönetimindeki T-KDP bütün tabanını Şıvan partisine kaptırınca “çanlar Dr. Şıvan için çalmaya başlar“.
Çaresizliğim
Dr. Sait’ tutuklandığında onunla Irak’a giden tanıdığım bir Dersimli (Hıdır Kurum). vardı. Onu buldum ; “yerini, yolunu biliyorsun. Hasan’a ulaşma olanağım yok, Irak’a git, durumu anla gel” diye yalvardım. İstediği yol parasını verdim. H.Kurum; “gittim, gideceğim, Hasan’a haber saldım” diye bir süre oyaladı sonra izini kaybettirdi.
İki yıl sonra Ateş kardeşlerle Almanya da H. Kurum’un evine gittim. Utancından yüzüme bakamaz oldu. “Özür dilerim gidemedim aldığım parayı geri vereyim” dedi. Bende “gerek kalmadı” dedim ve evinden ayrıldım. Burada Ateş kardeşler’in Dr. Sait’ten yana olmadıklarını iyice anladım. Sanırım onlarda Burkay gibi iyice kandırılmışlardı.
Yalnızdım, Dr. Sait’le ilgili çabam, Dr.un eşinin işine gelmiyordu çocukları da anlayacak yaşta değillerdi. Dersimliler “ Sunni kesimle birlik oldu” diye sahiplenmedi.
Sait Elçi Öldürülüyor.
Sait Elçi Irak’a götürülür öldürülür. Bu ölüm Dr. Şıvan’a ( ve partisine) yüklenir. İki ay sonra Dr. Sıvan, çeko, Ömer Çetin ve Soro zanlı” diye tutuklanır:
Şıvan partisinin bütün varlığına el konur. Bütün kayıtları “Saitler komplosu”na uygun ilaveler yapılarak değiştirilir. Dersimli Av. M.B. bana “Kamışlıda Dr. Şıvan’ın günlüklerini okudum. Sait Elçi’in ölüm planları ile dolu” suçlamasını unutamıyorum.
*
Saitler Komplosu
IDKP (Barzani), TKDP ve MİT “ Şıvan’ı yok etmek için “Saitler Komplosu” hazırlar. Bu komplonun ilk senaryosu: a-) Sait Elçi’yi Bölg..Komt. Şıvan’a teslim etmiş”. Osman Gazi bunu yalanlar ve Dr. Mahmudi Osman’ın, “Eshad Sait Elçi bizde tutuklu demişti” beyanı komployu zor sokunca yeni teoriler üretilir: b ) “Sait Elçi Tilki Selime teslim edilmiş”.
Yeni “komplo teorisi Dr. Şıvanın kendi el yazusı ile ifadesi ve itirafı” denilen “Sait Elçi’yi ben öldürdüm pişmanım I-KDP nin vereceği cezaya razıyım.. içerikli dört sayfalık Kürtçe yazılmış bir beyan üzerine bina edilir. Kürt Kamuoyuna “Dr. Şıvan Sait Elçi’yi öldürdü bilinsin” talimatı verilir. Berlin’de Dr. Faik bu talimatı en iyi uygulayan olur.
Ateş kardeşler, Kazım Yıldız, Munzur Çem, Mehmet Kal’ın eniştesi Ali Rıza Sever ve kardeşi vs. “el yazısını gördük ifadesini okuduk inandık, sen duygusalsın, barı davaya askıntı olma ” şeklinde direniyorlardı. Kale, içten kuşatılmıştı.

Dr. Şıvana “Şeriat” Uygulansın Mitingi
Dr. Şıvan’ın Dersimli Kürt sevenlerini aldatan, Şerafettin Elçi ve Ziya Şerefhanoğlu’nun başında bulunduğu şeriatçı-feodal Kürt “ağa şeyh molla, Dr Şıvan’a “şeriat” fetvaları uygulanması için Irak Kürt bölgesinde bir miting tertipler. Bu mitingde, “Dersim Kızılbaşı, kominist, ajan, Kürt düşmani, S. Elçi katili, Şıvan’a şeriat Şıvana ölüm, verin l inç edelim vb. afişler dolaştırılır naralar atılır. Kürtler ve inançlar arası ayrımcılık yapılarak Barzanicilik güdülür. “ Barzanilerin pratiğinde evrenselliğe, adalet ya da ulusal kavrama yer verdiği görülmemiştir. Korumaya çalıştıkları kendi aşiretin feodal düzeni ve liderlikleridir.” denir.
Mesut Barzani, “… T-KDP bizden bir kongre yapma isteminde bulundu biz de kabul ettik. ( Kürdistan Pres 16/10/1987 sayı 24-16 ) Kongre diye Miting yapılır. “ Dr. Sivan adamımızı öldürdü bize verin linç eldim yoksa sorumlu IKDP olur..dediler bizde verdik. “Dr.Şıvan’ı T-KDP yargıladı ve öldürdü” diye I-KDP yi aklamaya çalışırken T-KDP adına . Şerafettin Elçi “Biz yargılamadık Irakta ne öyle bir gücümüz nede yetkimiz vardı” ( Kürt dosyası R.B) der. Bu arada Sait Elçi katil zanlısı Ömer Çetin “itirafçılaştırılarak” komployu aklamak koşulu” ile serbest bırakılır. Onun yerine “Şeriat” Brusk’u kurşuna dizer. Bütün bu ilkel anti demokratik yaptırımlar Dersim gibi Alevi Zaza Kürtlere benimsetilir.
Kemal Burkay Faktörü
Aslında buna Kürtlerin sağcı ve solcularının çatışmasının sürdürülmesi demek daha doğru. 49 lar davası ile belirleşen Kürt sağ- solu çatışması Dr. Sait’in katlinde belirleyici rolünü oynadı. Ne var ki solcu Burkay, “Saitler Komplosu’nda, inanç bağımlısı sağ ve ılıman Kürtçülerin yanında yer alır.
Musa Anter. “ .. Osman Gazi’in yanında iki Sait bir araya gelir ..nihayet Şıvan’ın yanına aldığı Elçi ve Bego’yu bir yerde arabadan indirerek kurşuna diziyor ve oraya gömüyor..” (M.A.Anılarım s215).
Dr. Naci Kutlay: Zaman zaman kendime sordum, ben de Sait Elçi ile gitseydim .. Benim çok yakın bir arkadaşım olan Dr. Sait’in Elçi’yi öldürmesine engel olabilecek miydim?
Kemal Burkay: “Bana geldi. Yine sondaj yapıyordu ..konuğum olduğu halde kendimi tutamayıp onu maceracılıkla suçladım. ..Bu arada Türkiye KDP’ye üye oldu ve ayrı baş çektiği için, bir süre sonra TKDP genel sekreteri Sait Elçi ile ters düştü”(K.B. An. s.227 )
Bu üç Kürt dava adamı, araştırmadan komplo üretimi bir duyumla dava arkadaşlarını katillikle suçluyor. Burkay, “kendini tutamamış” Dr. Sait’in TKDP üyesi yalanını ekliyor.
Bir zamanlar “ağalarla ilişkin var” diye Dr. Sait’i suçlayan Burkay, feodal aşiret –Şeriat düzenden yana olan Barzani-Talabanı ile işkilerini zirveye yükseltir. Onların bu akıl dışı, çelişkili, ipe sapa gelmez ifadelerin dili olur. 2. anısında “Şıvan Sait’i. tutuklamış bir iki arkadaşıyla ötekilerden habersiz kurşuna dizip gömmüş” deme densizliğinde bulunur.
“Saitler Komplosu”nda Şeriatın katlettiği “ZAZA’ Kürtlerden ikisi Dersim’li. Bu yıl Paris’te infaz edilen Sakine, Fidan ve Leyla’nın aynı kaderi paylaşmasına ne der bilmem.
Necmettin Büyükkaya anılarında: “ Hıdır Murat (Kemal Burkay) Berlinde birkaç gün kalıp sohbetler, toplantılar düzenlemişti. Burkay Hışyar’da (Faik Savaşta) kalıyordu” diye yazar. Bu toplantıların konusu, ilk etapta, Dr. Şıvan’nın Sait Elçi’yi öldürdüğüne Dersimli Kürtleri ikna etmekti, ettiler ki Burkay, “Şıvan.. Saiti.. tutuklamış bir iki arkadaşıyla ötekilerden habersiz kurşuna dizip gömmüş” şeklinde vicdani tutarsızlığını sürdürür. Musa Anter aynı oyuna gelmiş, sonra özür dilemişti. Oysa Burkay avukattır. Masumiyet karinası, suçsuzluk ilkesi veya uluslar arası hukuk, suç kesinleşmediği sürece kimsenin “hükümlü” sayılmayacağını” bilir. Ama Burkay ayarını Dr. Faik’ten almış, “Dr. Faik’in anlatımına göre” der ve “Şıvan önce inkar eder sonra kabul eder” diye de ilave eder. Oysa o kaynağın yani Dr. Şıvan’ın ifadesi ve itirafı denen dört sayfalık el yazısının düzmece olduğu, Mannheim Üniversitesi akademik heyetinin 27 Eylül 2005 tarihi raporu ile kanıtlandı.
Burkay’ın “Dr. Faik’in anlatımına göre” algısı öyle pekiştirmiş ki Şeriatlı-Molla fermanını, yargıya eşdeğer görüyor. “Şeriatın kestiği parmak acımaz”dan yana olup “Dr. Şıvan yargılandı” diyor. Ben hodri meydan diyorum 35 yılımı bu araştırmaya verdim “hiç kimse yargılanmadı” diyorum. Bizim sosyalist avukatımız, Sait Elçi katil zanlısı Ömer Çetin ve Nazmi Balkaş ‘ın yargılanmadan itirafçı olarak salıverilmesini, bir eksik için de Şeriatın Dersim li Burusk’u ön görme gibi bir vahşeti görmemezlikten gelebiliyor!
Tanıdığımız Burkay için bu bir “akıl tutulması”. Yoksa Osman Gazi’in yalanladığı “Sait Elçi’yi Bölg.. Komt. Şıvan’a teslim etmiş” demez, 1971 den sonra TKDP başına getirilen sonra ajan diye kovulan Derweş Sado ve Ş. Elçi ile ilişkisinin geliştirmez ve bu günde Kürt Sorununda arkadan nal toplama durumuna düşmezdi. Kazım Yıldız ve M. Ali Ateş ve diğer Dersimli Kürtler bu balans ayarlı. Dr. Şıvan yakınlarını yanıltan bunlar oldu.
Şervan Büyükkaya Dr. Şıvan’dan kalan eşyalar için beni aramış bende oğlunun adresini vermiştim. Dara aldığı bu kalıntıları “Kürt” sakıncasıyla Ateş kardeşlere bırakır:
-S.Ateş’in bunlar içinde bulduğu bir sahte yazıyı anında Şıvan aleyhinde kullanır.
– Kendi oğluna Şıvan adı verecek kadar Dr. Sıvan seveni S. Ateş, 1971 den sonra Dr. Şıvanın katili I-KDP ve Derweşe Sado’nun Bşk. olduğu T-KDP hizmet eder.
– M. Ali’ni Dr. Sait kalıntılarını sevenleri yerine Katil zanlılarıyla paylaşır.
– Ateş kardeşler dağda öldürülen öz amca oğluna sahiplenmez.
– Ateş kardeşler yazılı, görünür medyada hiçbir anmada hiçbir mikrofon tutuşunda Dr. Sait’in katlini, sorgulama konusu yapmadılar. Bütün bunlar şaşırtıcı ama gerçek

BİLİRKİŞİ RAPORU
Şıvan’a kurulan komployu M. Barzaniye kondurmayan M. Ali, Dara’dan aldıkları Şıvan’ın yazı örneklerini incelemek için Mannheim Üniversitesi Akademik heyetine verdi. Heyet “Dr. Şıvanın kendi el yazusı, ifadesi ve itirafı” denen belgedeki yazının “Dr. Şıvan’ın el yazısı olmadığını, taklit olduğunu saptar. Benim “yazının sahte suçlamanın düzmece” olduğu savım, Bilirkişi Raporu ile doğrulanmış oldu. Bu rapor elime ulaşınca ben de otuz yıllık araştırmamı detaylarıyla “SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği kitabımda yayınladım. İlk elden bu kitaptan 2-3 koli İstanbul Cıvrak Köy Derneğine gönderdim. Kitapta( s.232) S. Ateşin Dr. Sait aleyhinde kullandığı bir belge vardı. Bunu bahane eden Hüseyin Ateş bağırır çağırır kitabı tekmeler geri göndertir. Oysa dernek, öz teyze oğlu Kazım Arık e.bşk.Dr. Sait’in oğlu, kardeşi, teyze oğulları elinde..
Akıl Tutulmaları
Bütün engellemelere karşın, okuyanlardan olumlu yanıtlar da aldım. S. Ateş’in sahte belgeyi servis ettiklerinden biri olan Sait Aydoğmuş: “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe, Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum” diye aklıselimin gösterdiği sağ duyuyu sergiler.
Ama M. Ali, “bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla” katil patentli komplo düzmeceleri yazılarla “Dr. Şıvan’ı “katil” gösterme, Şıvan ailesini aşağılamakta sakınca görmüyor. Dr. Şıvan’dan kalan anı yazıları, bilen, uğraş veren bir seveni yerine direkt katil ardılları ile paylaşması “Barzani’ye sadakatinin” bir refleksidir. Bu refleksin Dr. Sait kandaşlarına benimsenmesi “aklı tutulmalarına” yol açtı.
M. Ali Ateş, Dara, Hasan, Kazım, Ahmet, Şıvan ailesi-katil uzantıları ile uzlaşır. Dara bir heyetle Diyarbakır’a gidip Ömer Çetin’in eli öper. Tekmelenen “Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği” kitabına karşın, katil istem içerikli ortak bir kitap basma kararı alınır.
İşte O kitap:
Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi
Kitap “İÇİNDEKİLER”dışında bırakılan şu teşekkür yazısıyla başlar:
“ Teşekkür :
Bu çalışmada bana yardımcı olan, katkı sunan destekleyen Hasan Tanrıverdi’ye Mehmet Ali Ateş’e Timur Özsoy’a, Kemal Tolga’ya; ön söz ve anlatımlarıyla Kek Osman Aydın’a; anlatımı ve kitaptaki yazılarıyla Kek Ziya Avcı’ya, hasta yatağında görüşmeyi kabul eden, içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin’e,.. . .www.Nevroz.com da yazdığı ve çevirirlinden dolayı Kek Aso Zağrosi’ye; küçük Servan’a rahmen yazı ve imla düzeltmelerini yapan Ruken Tanrıverdi/Sarıaltun’a,“Kürtçe metinleri Türkçeye çeviren ve asıl önemlisi bu çalışmayı kitap olarak basımını yapan Sayın Ahmet Önal’a teşekkür ederim..” S.Ali Arik.

Kitabın ilk bölümünde Dr. Sait’in kendi mücadele yazıları var. 2.bölüm, ipe sapa gelmeyen yalan, dolan Kürt Trajedisi eklenmiş. Daha önce bana teklif etmişlerdi ben “tuzak diye” ret etmiştim. Zira Dr. Şıvan’ı “katil” gösteren onlarca kitap “Efsane” Dr. Şıvan’ın dimağlara kazdığı ( kurtuluşa evrensel bütünlüklü yaklaşımını) etkisiz kalmıştı. Amaçları Dr. Şıvan’ı itibarsız kılmak ve “Bilirkişi Raporunu” küllemekti. Buda ancak düzmecelerini Şıvan ailesinden birine yüklemek olurdu. Dikkat edilirse ön yazıda Teşekkür’e layık görülen Hasan, Mehmet Ali, Timur, Kemal, Kek Osmam , Kek Ziya, Kek Ömer, Ahmet oğlu Dara’a değil de teyze oğlu bir gence (S.Ali Arik) yükleniyor.
S.Ali Arık, Ömer Çetin’in “Sait Elçinin katil zanlısı”,komplo aklayanı itirafçı olduğunu bilse Ona: “içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin “hasta yatağında görüşmeyi kabul eden” diye ailesini(mizi) aşağılamaz, bu hain kapana kapılma talihsizliğine uğramazdı. S. Ali Arik’ı gerçeği bilmediği için yermiyorum. “kek”leri tanımada yarar var:
Kek Osman Aydın”, Şıvan Hareketinin güvenilir elemanıydı. Dr. Şıvan tutuklanınca, Şıvan’ı ve partisini ortada bırakıp katillerle kol kola girmeyi yeğleyenlerden biri oldu. Bu kitabın yayımcısı Ahmet Önal bu “Kek’e daha önce şu yorumda bulunmuştu:
“Osman Aydın her koşulda tarihe karşı sorumludur ..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola gezmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar”
”Kek Ömer Çetin”:
– “Ömer çetin’in babası ve bacanağı eski M.vekili İskan Azizoğlu, güneydeki Kürt hareketi ve Barzani nezdinde etkinlikleri olanlar Ömer Çetinin serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer Çetin amcası İzzeddin ağa tarafından götürülüp IKDP polit bürosuna teslim ediliyor. Ömer Çetin yargısız serbest bırakılır yerine bir Dersimli Burusk konur. -“..Nüfuzlu Kürt aşiret reislerinin Barzani nezdinde ki girişimiyle Ömer Çetin serbest bırakılır (bu kitaptan s.488)
-Evet Ömer’in Soro ve Mele Abdulkerim’in özellikle olay sonrasındaki tutumları olumsuzdur, talihsiz ve onursuzdur ( ege s.150)
Özetle, “Kek Ömer Çetin, Sait Elçi’nin katil zanlısı, peşinde koştuğu lideri Dr. Şıvan ve yoldaşı Brusk’u kurşuna dizilmesini sağlamaya yol veren kişi. İşte Dara’nın birkaç aile ferdi heyetle Diyarbakır’a gidip elini öptüğü “Kek Ömer Çetin budur…
Dara beni haberdar ettiğinde, Ben “yargılama olmadan, yüzleşmeden, babanın kemiklerini edinmeden bu uzlaşı niye” soruma, Dara’nın verdiği yanıtı unutamıyorum. “Sen bir kitap yazdın birde başkaları yazdı, ben okuduğumu anlayacak tahsile ve zekaya sahibim. Ayrıca Kazım ağabeyi kıramadım. Dara bununla “senin değil katillerin yazdığı kitaba inandım” diyordu. Kazım’dan söz etmekle”rehberini,” ben yalnız değilim” diye uyarıyordu.
Kınamak için yazmıyorum, benim bildiğim Dara (detayasız) babasının “Kürt” yönüne hiçbir zaman sahiplenmedi..Unutamadığım bir sözü de, “Ben Dr. Sait’in oğlu Dara olarak değil. Dara olarak anılmak istiyorum”. Bu yadırganmaz. Ama bu gün “Dara Dr. Şıvan” adıyla “Erbil seferi” çelişki değil mi? Bu değişimle Dara’ın benim kitabımı okusa da anlayacağını sanmam. Ölen öldürende aynı halk için birlikte savaşanlar. Lakin ortada haince işlenen ve sorgulanması gereken bir cinayet var. Kürtlüğü toplumsal yönde ele alan cesur becerikli halk çocukları öldürülüyor. Sanırım bizimkilerim algılayamadığı bu. Bir bilge “Ne aradığını bilmeyen bulduğunun farkına varamaz” der. Kim ne arıyor bir de ona bakalım:
25 yıl önce yazdığım Dersim Civarik İki Uçlu Yaşam’dan özet alıntıyı vereyim:
(“Dr. Sait Kırmıtoprak,
1-) Dr. Sait, politikayı yaşamın içinde sınayarak öğrenen, düşündüğünü, pratiğe sokan, zeki, atılgan cesur bir kişiliğe sahip. Ezilen hakların birlikte kurtuluşa katılmasını savunur.
Dr. Sait, aileden edindiği mazdaist-alevi gelenekler ve hoşgörü anlayışıyla daha sonra laik düşüncelerle beslenmiş, üniversite ve mesleki yıllarında evrensel Marksist düşüncelere ulaşan, toplum bilincine öncelik veren, yetenekli, üretken, uzlaşmacı yürekli bir lider.
Dr. Sait, ezilen, zulüm gören tüm ulusun, tüm sınıf ve tabakalarının kurtuluşa katılımını başarı için koşul sayar. Dr. A.Qasımlo Dr. Sait’le eşdeğer düşüncedeydi
2-) M.M. Barzani
Diğer yandan Nakşibendi Arap-İslam inanışıyla Kürt hareketini kendisiyle özleştiren anti -demokratik Barzani ve neferlerinin, Sait Kırmızıtoprak, Dr. A. Qasımlo Süleyman Muini gibi sosyalist önderlere içgüdüsel olarak tahammül edememeleri, Amerika ve Kürt coğrafyasını paylaşan işbirlikçilerine uygun tasfiye yöntemlerini kullanmakta sakınca görmemişler. Birinin diğeriyle anlaşmadığı bu dört ülke Kürt halkını ezmekte birlikler.”Dr. Sait’in kendine güveni tam, zorlukların üstesinden geleceğine çok güveniyordu. Son görüşmemizde sıkıntısını anlamış “ Molla ile aranız nasıl, anlaşabiliyor musun soruma yanıtı kısa olmuştu: “Stalin’in cahili “ demişti.
Kimin ne istediği çok açık:
1-) Dr. Sait (Şıvan) ve grubu, ulusa, kurtuluşçu ve evrensel bütünlüklü yaklaşır.
2-) Barzani ve yandaşlarının önceliği “feodal-şeriatçı düzen ve bölgesel aşiret ..
Dara, “Şıvan Sait’i. tutuklamış bir iki arkadaşıyla ötekilerden habersiz kurşuna dizip gömmüş” vicdansızlığı içeren kitabın sponsoru olursa elbet benim kitabımı anlayamaz.
Bilirkişi raporu, bütün araştırma ve belgeler ortada kailler belli. Yargılama, özür diletme yerine sen git babanın kemiklerini katillerine sor, ve iş iste, uzantılarıyla uzlaş, Onların kalemiyle Dr. Şıvan Kitabını yüklen ve yayıncısını “ Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği” kitabı yazarının üstüne sal, hakaret ettir. Babanı aklayan kitabın tekmelenmesine sessiz kal!
Dr. Sait Kürt kurtuluşu ve özgürlüğünün kilit adamıydı.
Kürt tarihinin en kara sayfası “Saitler Komplosu” yani Dr. Şıvan olayıdır. Bu yıl Diyarbakır’daki Barış Süreci yani “Kürt Sorunu” çözümünü, Türk-Kürt kardeşliğine bağlayan (güç)ler yarım asır önce Dr. Sait “YAŞASIN TÜRK- KÜRT KARDEŞLİĞİ” savunduğu için öldürmüşlerdi. Devamında Dr. A. Qasımlo’da aynı katil güçlerce katledildi.
Sınır dışı güçleri çağırıp Kürtleri bombalama, kardeşi kardeşe öldürtme, seksen bin köy koruyucusu tesisi, faili meçhul cinayetlerin tümü, Kürt esaretinin devamından yana uluslar arası işbirlikçi politikanın yaptırımlarıdır. Kimin eli kimin cebinde bilinmiyor.
V.6 Belge (18 kasım 1969 Gilala )
“Mele Mustafa(Barzani): “…1962 Bahdinan tarafında idim. Türk hükümeti bize çok iyi davranıyordu. Biz sınırı geçtik ve Türkiye topraklarında yirmi üç kişiyi öldürdük. Ben Hakarı Kaymakamına haber gönderdim ki biz iki kişi olarak geldik. Bir şeyle alakamız yoktur. Yalnız bu adamları istiyoruz Vallahi Kaymakam ve jandarma komutanı o adamları bize teslim edip yardımda ettiler… Biz yardım istediğimizde onlar de biz den bir adam istediler. Biz bu adamları verdik..Vallahı bizim yardımımıza geldiler ve parasal destekte de bulundular.. “ (Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi. S.Ali Arik s. 237-240).
Aslında bu belge, hiçbir yoruma gerek bırakmayan bir suç kanıtı. Barzani kendi halkını öldürmekle de “çifte insanlık suçu” işliyor. Dr. Şıvan, Süleymen Muini gibi nice Kürt idealistini böyle; sessiz tartışmasız, yargısız, kefensiz toprağa gömülüyor(*).
“Saitler Komplosu” araştırmam 30-35 yılımı aldı. Yüzlerce kişi ile görüştüm, binlerce site ile iletişim kurdum, onlarca makale yazdım dört-beş broşürler yayınladım. Beni en çok şaşırtan, Türkiye’deki yirmi milyon Kürt’ün kurtuluşunu, Iraklı bir molla’ ipoteğinde tutmaya çalışan sözde entel, milliyetçi, politikacı aydın, yazarın tüme yakının çifte standartlı, riyakâr ve iki taraf (Barzani-MİT) eşdeğer ilişkisini anlamam oldu. Dr. Şıvan baş yardımcısı Ömer Çetin ve Soro yargısız serbest bırakılınca sınır geçişinde MİT ile ilişkileri açığa çıkar.
*
Barzanilerin sürekli PKK ile sürtüşmesi, şimdi eş başkanlık isteniyor diye “Kürt Ulusal Kongresini” yaptırmaması, “Rovaja”da Kürtleri ayıran hendek yapımı, “Irak Bölgesel Kürt Yönetimin” tümüyle Barzani ailesi elinde oluşu bölgesel feodal- inanca dayalı.
(*)Bendelgaş’teki Cemaat-ı İslamın hareketinin lideri Adülkadir Molla Pakistanda 1971 de kazanılan bağımsızlıktan sonra ki iç savaşta, “ savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan” yıllar sonra (12/12/ 2013) idam edilirken suçlamanın başında “Pakistan ordusuyla işbirliği yapıp kendi insanlarının ölmesine sebebiyet verdiği” geliyordu.
*
Dr. Şıvan ve Jirek (Derweşe Sado)

a-) Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi Kitabı
Bu kitapta ki Dr Sait’in onurlu mücadele yazıları, “uzlaşı” diye katil istemleri üzere Kürt Trajedisi eklenerek Dr. Şıvanı karalama itibarsız kılınıyor. Baş rolde “Jirek” var..
b-) Dr. Şıvan Belgeseli
İki yıl önce bana Dr. Sait belgeseli için bir ekip geldi. O sıralar sağlığım iyi değildi. Güçlükle oturup kalkıyordum. Onun için çekim iki gün sürmüştü. Giderken de yapımcı yeğenim, “biz bunları düzenler size en son şeklini gönderir onayınızı almadan yayınlamayız” diye söz vermişti. Bir yıl sonra aradım “daha bitmedi “dendi. Aradan bir-bir buçuk yıl geçti internette belgesel yayınlandı, izleyince şaşırıp kaldım. Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi kitabı gibi Dr. Şıvan Belgesel’in baş rolde katil zanlısı Jirek. “Dr. Şıvan Sitesi” desen yine öyle. Ne oluyor tanrı aşkına , so bé rasté mı, çepé mı Jirek (git gel sağım solum Jirek ve yandaşları!)
Bu bana Hıdır Ağanın bir protostosunu anımsattı:
Haydaran Aşiret reisi Xıdé Alé İsme Sürgünden sonra Arel (areyiz) aşiretinin hakim olduğu Nazimiye gelir. Arel aşiretinden biriyle davalı. Davaya girmeden tercumanın Arelli olduğunu öğrenince, Sürgünde öğrendiği Türkçesiyle: “Kızılkilise Başı ( kaymakamı), hakbileni (hakimi), mudeiumumisi( savcısı) aracısı (tercümanı) Areyiz, valla davayı kaybetti biz” diye bağırır çağırır davaya girmeden Kızılkilise’yi (Nazimiye’yi) terk eder.
Ne ki beni kovamazlar bu olayı katamazlar. Sait Kırmızıtoprak yaşamının iki önemli dönemi var. 1-) Dr. Sait Kırmızıtoprak (1935-2969) 2-) Dr. Şıvan (1969-1971)
Sait Kırmızıtoprak dönemin en iyi tanıyanı, anlayanı dostu benim (ve 30 yıllık araştırmam) Dr Şıvan döneminin en iyi tanıyanı (Dr. Sait’in Irak’a gitmesinde yardımcı olan güvenilir I-KDP gnl. Sek.) Dr. Mahmudi Osman. Bizsiz Dr. Şıvan Belgeseli kısır bir döngü ya da en azından kuru susuz yaza benzer.
İki üç yaşından ölümüne dek aynı acıyı paylaşan, biri birini çok iyi anlayan dostu olarak ben, “katil- maktul” değerlendirmesini onursuzluk olarak gördüğüm için yapımcıya:
“ …. Uzatmayayım şu ana kadar sezdiğim kadarıyla bu belgeseliniz Dr Sait dostumu katil gösterme, gözden düşürmeye, Ölümü ile ilgili hainliği küllemeye, Şıvan emeğini, inkara yönelik. Katil uzantıların katkıları bunu gösteriyor. Ben bu kepazeliğe malzeme olmak istemiyorum” diyerek belgeselden çıktım. Tekrarı çok ama anlatamıyorum. Jirek’in katil olduğunu “alem” biliyor, Dara bilmez mi! Peki i ben Dr. Şıvan Belgeselinde konuşturulan “Dr. Şıvan’a ikici kurşunu sıkmakla övünen ile” nasıl yan yana olurum?
– Mesut Barzani
……Dr. Şıvan Sait Elçiyi Çeko ve Brusk’le “gerici olduğu için öldürüyor bu haberi veren T-KDP li bir arkadaştı (Jirek=Derweşe Sado). Bundan sonra Şıvanı biz değil Türkiye KDP yargılayıp ölüm cezasına çarptırdı. ( Kürt press16.10 1987 sayı 16-249 ).
– T-KDP adına Şerafettin Elçi;
…. bizim Irakta ne öyle bir gücümüz nede yetkimiz vardı…. . Jirek Sait Elçinin öldürülme olayını ortaya çıkarıyor. I-KDP ölüm kararı veriyor.( Kürt Dosyası. Rafet Ballı s.610)
– Ahmet Önal: “..Bu tarihte ŞAVAK CİA MİT ve Derveşe Sadolar eliyle İran,Türkiye ABD ve Barzani’nin 10 nisan 1970 te imza altına aldıkları “Kominist harekete karşı Ortak antlaşma “ geregi olarak Şıvan partisine karşı cephe açılır…(Nupel Dergisinden).
– Sait Aydoğmuş: Derviş ve Şerafettin Elçinin topladıkları imzalar “göz önünde bulundurarak” bir mahkeme kararı alınacak diye Molla M. Barzani, Derweşe Sado (Jirek) Şerafettin Elçinin Dr. Şıvan katili” olduğunu açıklıyor (Yakın tarihimizde iki Sait olayı).
-Diyar Nezan (Araştırmacı Kürt yazar): “Derweşe Sado, Şerafettin Elçi cellat rollerini oynamış ve Türk devletiyle karanlık ilişkileri yandaşları tarafından kabul görmüş kişilikler.
Derweş öyle bir cellat ki 30 yıl sonra da Şıvan’a ikinci kurşunu nasıl sıktığınınn zevkini anlatacak kadar hasta ruhlu. Sait Elçi’nin yok edilmesiyle yetinmeyen bu cellat. Şıvanların infazınıda gerçekleştiriyor. ( S.K.Dr. Şıvan ve Bazani Kürt liderliği) s.1I1)
“30 yıl sonra da Şıvan’a ikinci kurşunu nasıl sıktığınınn zevkini anlatacak kadar hasta ruhlu” bir mahlukun anlatımına, yorumlarına yer veren mantığa sağlam denemez.
Not:19 71 rin onuncu ayında işkence de, Dr. Şıvan, Sait Elçi ölümünü üstlenmediği için öldürülüyor. Dr. Mahmudi Osman “ben tutuk evine gittim Dr. Şıvanı bana göstermediler” dediği sıralar Dr. Şıvan yaşamıyordu. Ömer Çetin’in verdiği ölüm tarihinin düzmece olduğu, Jirek’in ikinci kurşunu nasıl sıktığının ortaya çıkmasıyla doğrulanıyor. Ateş kardeşler bu tarihi baz alma yanılgısını Dr. Şıvan kitabı , Dr. Şıvan Belgeseli ve Dr. Şıvan Sitesine bolca yansıtırken “İkinci kurşunu nasıl sıktığının kasetini yapan Derweşe Sado (Jirek)e sormuyor!
Dara beni nasıl dışladı
Dara’a babası için yaptığı Dr. Şıvan Belgeseli gösterimi için bir davette bulunuyor. Davetli listesi sırayla: “Hüseyin akar, Kazım Arik, Yusuf Karagül, Hasan Tanrıverdi, Seyit Ali Gündüz, Mehmet Ali Ateş, Kemal Yıldız, Rıza Gündüz, Süleymen Ateş, Sebahattin Arik, Mehmet Kaçar, Ali Demirel, Dara K. Ruken Mızraklı, İbrahim Demirel, Cemal Doğan, Çayan Demirel. “
Yurtdışında olduğun bir sırada e-postuma davet geldi. Katılacağımı belirttim ve toplantının ertelenme olanağı yoksa bildir ona göre bilet değiştireyim dedim ve ardında üç mail attım bir tek yanıt alamadım. Sonra toplantı yapıldığı teşekkürü geldi. Gerisini anlatmıyorum. Seksen yaşını geçmiş amcasını nasıl dışladığını Dara size anlatsın!. Gerçekten zeki. Belgesel bitiyor sonra dostlarının fikrini almış görünüyor ve benim itirazlarımı bildiği içinde kibarca dışlıyor. Davetiyede “Katılımın, davet edilen kişilerle sınırlı olduğunu” yazmıştı gelen teşekkür yazısından Avukatların isteminden söz ediliyor. Benim bildiğim listede Av. yoktu. Kimin katıldığını bilmiyorum katılanların bu konuda etkili olabileceklerini sanmıyorum. Kapital, gölgesini satamadığı ağaçları keser, özellikle yeşile kıyarmış. Toplantıya mutlaka katılırdım. Bilesiniz diye yazıyorum bunları sayın katılımcılar.
Ben, Dara’dan Daralar-Barzani “Erbil yazışmaları” alınca uyutulduğumun ayırtına vardım, ikili olduğunu biliyor ama bir beden de dört ruh oluştuğu şokunu yaşadım.
1-) Dara Kırmızıtoprak, 2-) Dara Dr. Şıvan, 3-) MİMAR Dara , 4-) Buna, bir kanadı “Sait”, diğer kanadı “Seyit” güçlü turbo motor takviyeli, her derde deva, her kilidi açan, her yol mubah “Dara Anka Mimar “ ekle oldu bir bedende eder dört ruh.
Hatam ve saflığım salt Dara Kırmızıtprak düşünüşüm ve değer verişim. “Koyun can derdinde kasap et-deri peşimde”. Dara’nın ete-posta ihtiyacı da yok. Varlığı yedi soya değil yedi devir soya yeter. Sanırım tüm derdi kuşkulandığı mimarlık ”kariyer”..
Tanıdıkların saydığı dostumuz Dr. Sait’in oğlu Dara Kırmızıtoprak her nedense Erbil yazılarında Dara Dr. Şıvan adını kullanıyor. Yorum yapmadan, uyarmak için bir iki tümce alıntıya değinmek zorunlu oldu. Dara Dr. Şıvan Barzani’ ye diyor ki:
“..geliştirdiğim mücadelenizi saygı ve hürmetle takip etmekte gurur ve mutluluk duymaktayız ..“ (Bunlardan birisi Dr. Sait’i kurşuna dizdirmesidir! h.a.)
“..gösterdiğiniz yiğit direniş kadar diplomatik ve uluslararası camiayla ilişkilerinizi takdir etmekte..” ( Nakşibendi Arap-İslam inançlarıyla beslenen halk hareketini kendisiyle özdeşleştiren, Sait Kırmızıtoprak Süleymen Muni gibi sosyalist önderlere içgüsel olarak tahammül edemeyen halkı kast ediyor olmalı.!h.a)
“..Mektubunuzla beni, ailemi ve dostlarımızı onurlandırdınız, davetinizle umutlandırdınız..” (. Hayatının baharında katledilen cigerparesinin acısına dayanamayıp göçen Zöhre anne iyi ki bu Onurlaşmaya tanık olmadı. H.a.. )
“..babam Dr. Şıvan’ın mücadele hayatının rehberi niteliğindeki hatıralar içerisinde..( tek hatıra Dr. Şıvan’ı ruh hastalarının eline verip işkence ile öldürtmesi. ha)
..mimari kariyerimi Kürdistan’ın emrinde konumlamak..” Bakın bu ticaret işi. Örneğin, benim gözümde Dara, İbrahim eşdeğer mimar. Kariyer; esneklik, kapital, uyum ve koltuk değneği ister. Bunlar Dara’da var. Aradığı ne anlayamıyorum.
Beni en çok üzen de Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın rant malzemesi yapılması. Düne dek babasının Kürt oluşundan kaçan, Kürt mikrobu bulaşmasın diye eşyalarını “Ateş” ve katil uzantılarına mavi boncuk” niyetine veren birinin, bu gün babasına katledenler den bir randevu koparmak için Dr. Şıvan imajını lekeler davranışta bulunması, kişilik değişimi, Dr. Sait in yaşamını adadığı Halkımız adına konuşması, Dr. Şıvan adının kapı kulluğuna, yalvarıp yakarmaya malzeme edişi af edilmez hatalardır. Yarın hesabını kimse veremez.
Görünürde ki tablo ve vicdani kanaatim, Dara önceliğinin mimari kariyeri olduğunu sezen birileri K. Irak petrolünün akıttığı yeşillerden pay kapmak için Dara Dr. Şıvan’ı kullanıyor. Ateş kardeşlere gelince; Onların Dr. Şıvan’ın katilleriyle uzlaşması, kol kola oluşu, kendi iradeleri dışı bir zorunluluktan kaynaklanıyor!
Katil ve uzantıları güdümünde Dr. Şıvan Kitabı, Dr. Şıvan Belgesili ve Dr. Şıvan Sitesi’ni Dr. Şıvan’ın ikinci kurşunda nasıl yere yıkıldığını ile sevinen ruh hastası Derweş Sado (Jirek) ve yandaşlarının hezeyanları ile doldurmak et kafalılık değilse, Dr. Şıvan katil göstererek değersiz, itibarsız kılmak bir ihanettir.
Kolay değil, 30-35 yılımı “SAİTLER KOMPLOSU” araştırmasına verdim. Yargılandım tehdit ve hakaretlere uğradım. Bunların hiç biri yanımda olmadı. Bırakalım ilkel aşiret- şeriat gelenekçi Kürtleri ve yaltakçılarını, Şıvanın, kurtuluşçu ve evrensel bütünlüklü yaklaşımını benimseyen Dersimli Kürt kesimi, sessiz kalmakla, yada bu hain komplodan sonra “Şıvan Sait Elçiyi bir iki arkadaşıyla ötekilerden habersiz kurşuna dizip gömmüş” vicdansızlığı içeren komplo teorilerine sahiplenmekle Dr. Şıvan yakınlarını yanlışa sürüklüyorlar!
Beni arayan biri: “..hani Dr. Şıvan, Sait Elçiyi öldürmemişti? Oğlunun bastığı Dr. Şıvan Kitabını oku, Belgeselini izle… sus artık… “ ne diyebilirim ki “Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal”, nereye tüküreceğimi de bilemiyorum!.
*
Çoğumuz dost bildiği, sevdiği insanları doğru anlama pratiğinden yoksunuz. Zira bu çağda, biri birini anlamak kolay olmuyor. Ne var ki çoğu kez uzun anlatıyı gerektiren olayı kısa bir fabl anlaşılır kılınabiliyor. Mevlana’dan bir örnekle yazıya son vermekte yarar görüyorum.
Bir ejderha bir ayıyı yakalar. Yiğidin birisi ejderhayı öldürür ayıyı kurtarır. Ayı kendisini kurtaran adama hizmet için peşine düşer. Nereye gitse peşini bırakmaz.
Bir gün Adam hastalanır, ayı adamın başında beklemeye başlar, adamın suratına konan sinekleri kovar. Sineklerle başa çıkmayan ayı ormana gider, ormandan kocaman bir taş alır getirir adamın alnındaki sineğe indirir…
***

Anıların Düşündürdükleri

6 Eylül 2014

ANILARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Anı, geçmişe uzanmak, geçen olayları aralamak onlardan dersler çıkarmaktır. Anı var sevindirir, anı var düşündürür, anı var coşturur, anı var geçmişi yaşatır. Anı var heyecan, hüzünlü, ya da savurgandır, anı var yönlendirir, anı var, geleceğin belirleyicisi olur.
Anı var “eski fikir tartışmalarına, baskılı rejimlerin çağdışı ilkel komplolarına” ev sahipliği eder, anı var inanç bilimi özenli, gerçeklerin önüne set çeker, kaldırılsa da iz bırakır.
Türkiye’deki Kürt direnişçi çoğunluğunun, yaşamını ezilen halkına adayan Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr. Şıvan’ın) (yurttaş ve soydaşlarınca hain bir komplo) öldürülmesi ile ilgili tek taraflı, zalimden, hileden, komplodan yana tavırlarını anlamak olası değil!
Buna, Dr. Sait (Şıvan’ın) en güvenilir “dava” arkadaşlarından Musa Anter, Dr.Naci Kutlay ve Kemal Burkay’ın anılarını örneklemekte yarar var:
Musa Anter
Musa Anter anılarında ,“Ben Diyarbakır Askeri hapishanesinde iken birkaç kere Elçi’nin hanımı gelip benden Elçi’yi sordu. Bir şey bilmediğimi söyledim . Gerçektende bir şey bilmiyordum. Orda bir MİT sorgusunda Diyarbakır MİT Başkanı Hv.Alb.Faik de benden aynı şeyi sordu, bilmediğimi söyleyince kendisi bana anlatacağını söyledi . Bana, “Teşkilatımız gidip Elçi ve Begé’nin mezarlarını açtı ve fotoğraflarını çekti” dedi. .
Sonradan bilmiyorum MİT mi Irakta yaydı yoksa başka kişiler mi söyledi, olay Barzani’ye intikal etti. Barzani, olaya çok kızmış . Şıvan’la Kulplu Çeko adlı genci tutuklayıp meşhur şeriat mahkemesine veriyor. Olay sabit olunca, kısasa kısas yoluyla Sait Kırmızıtoprak ve Çeko aynı şekilde kurşuna dizilerek şehit oluyorlar.
Zaxo kurtarılmış bölge idi . Barzaninin mümesili Osman Gazi idaresindeydi. ..Osman Gazi’in yanında iki Sait bir araya gelir. Nihayet Şıvan yanına aldığı Elçi ve Begé’yi bir yerde arabadan indirerek kurduna diziyor ve oraya gömüyor. Ve İlave ediyor. Bütün bunları hatıram diye yazıyorum, ama görgü tanığı değilim”. (Musa Anter hatıralarım s.114-15)
a) Harbiye hücrelerine atılan, Musa Anter, Sait Kırmızıtoprak, Nacı Kutay, Canip Yıldırım’ da içinde bulunduğu 49 lar, TBMM.de Asım Eren’in “Kürtler Irakta Türkleri öldürdü buna karşı Türkiye’de “kısas” yapılsın” gibi bir mantığa karşı çıkıldığı için tutuklanmıştı.
b)- Anter’in 0layı “onar” anlatış tarzı, yazdıklarından emin- rahat biçimde anılarına geçirmesi: “Barzani, olaya çok kızmış . Şıvan’la Kulplu Çeko adlı genci tutuklayıp meşhur şeriat mahkemesine veriyor. Olay sabit olunca, kısasa kısas yoluyla Sait Kırmızıtoprak ve Çeko aynı şekilde kurşuna dizilerek şehit oluyorlar..”
“Olay sabit olunca” hükmü, Şeriatı “meşru” görme keyfiliği. Şıvan ve Çeko ya şehit diyen Anter’in anlaşılmayanı, Ömer Çetin yerine masum Dersimli Burusk’un kurşuna dizilmesi vahşetinden hiç söz etmemesi ya da irdelememesi. Bunu, bu günkü IŞİD benzeri “şeriatı meşru görme” keyfiliğiyle bağdaşlaştırmak olası.
c)- Sait Elçi hanımının eşini araması ve MİT’in Anter’e Sait Elçi’yi sorması aynı günlere rastlar. Anter’in bilmediğini söyleyince MİT “Teşkilatımız gidip Elçi ve Begé’nin mezarlarını açtı ve fotoğraflarını çekti” demesine karşın, deneyimli Apo Musa’nın aklına “Teşkilat mezarı nerden biliyor” sorusunun aklına gelmemesi…
d) Aynı anı sayfasında “… Faik’in şehadetini burada uzun boylu anlatmaya lüzüm yok. Politik eller ceheletle birleşti ve Faik’i katlettiler “ diye yazan Anter, “Politik eller ceheletle birleşti Dr. Şıvan katlettiler “ diyemiyor.
Anter’in “duyumlara dayalı” deyip bu peşin hükümlü davranışı ifade, anılara geçirme bir gerçeği belirtmeden çok “ Kürt ten öte bir körlüğün” bir ilkelliğin, evrensel, toplumsal düşünüşten yoksun, “eski çatışmanın “öcü”, egemen devletlerin olgusu, yada “BRAKIRIN” yani kardeş katilliği (Kürt’ün Kürt’ü yok etmesi) tutarsızlığı olduğu görülüyor!
Ben bütün bunları (Dr. Sait’in 1962 de YÖN dergisinde çıkan “..Ama tevsirini yaptığı bajarilerin (burjivaların) köpekleriyle ile aynı sütünlarda aynı ağzı kullanan kımıl yazarına ne oluyor çok ayıp! Kavgasının devamı olduğu, “…İşte bu Osman Gazi yanında iki Sait bir araya geliyor” ifadesinin doğru olmadığını, Osman Qazi’nin bunu yalanladığını) Apo Musa’nın Maltepe’deki ile kendi evinde kendisiyle tartışmış, anılarında Dr. Sait için yazılanların tek taraflı insafsızca olduğunu belirtmiştim.
Apo Musa bu hatadan dolayı özür dilemiş ve en kısa zamanda düzelteceği sözünü vermişti. Ne ki “ sözünü ettiği “cehaletle birleşen Politik eller” ona bu hatayı “düzeltmeye” ömrünü yettirmediler.
Dr. Naci Kutlay
Dr Şıvan Hareketinin yok edilmesi, “SAİTLER KOMPLUSU” nun bir varyantı. Kürt kamuoyunda şok etki yaratmak ve inanırlığı sağlamak için Sait Elçi ile birlikte birkaç Kürt sosyalistlerini öldürmek ve bunları Dr. Şıvan üzerine atmaktı. Bunun için Derveşe Sado Diyarbakıra gider DR. T. Z Ekinci, Canip yıldırım, Dr. Naci Kutlay ziyaret eder “tutuklanacaksınız gelin birlikte kaçalım” der, fakat Sait Elçi dışında kimse Irak’a gitmez.
Bunlardan Dr. Şıvan’ın can dostu bildiğimiz dava arkadaşı aile dostu Dr. Naci Kutay Irak’a “gitmeyişini” anılarına şöyle yansıtır.
“..zaman zaman kendime sordum, ben de Sait Elçi ile gitseydim ne tür bir durumla karşılaşacaktım ? Benim çok yakın bir arkadaşım olan Dr. Sait’in Sait Elçi’yi öldürmesine engel olabilecek miydim ? Yoksa bede onunla birlikte öldürülecek miydim? Bu gün bile bu olasalıklardan birine takılıp kalıyorum” (Naci Kutay Anılarım Avesta yayınları 1987)
Dr. Naci Kutlay “Dr. Şıvan olayını (Saitler Komplusunu) gerçeğini en iyi bilendir. Peki nasıl oluyor da “yakın arkadaşım” dediği dostu ve dava arkadaşını böylesine talimatlı komplo olumlaştırıcıları yada suskunlardan bir adım öne geçerek komplocularla aynı safta olabiliyor!
Bilirkişi raporuyla Dr. Şıvan aklandı . ama “ dostu, yakın arkaşdaşının” buluncu bulanık! Olasılıklar cenderesinde debeleniyor! Hayıflandığım, yazdığı Kürt tarihi inanırlığı!
Av. Kemal Burkay
Burkay, anılar belgeler cilt 1. Cildinde Dr. Sait’ ile duyumlar üzerine kurulu çatışmasını, amiyane bir söylemle “sidik yarışını” 2. Ciltte netleştirerek Onların bu akıl dışı, çelişkili, ipe sapa gelmez ifadelerinin dili olur. Çekincesiz “Şıvan Sait’i. tutuklamış bir iki arkadaşıyla ötekilerden habersiz kurşuna dizip gömmüş” deme vebali ve densizliğini sergiler.
Bir zamanlar “ağalarla ilişkin var” diye Dr. Sait’i suçlayan Burkay, feodal ilkel aşiret milliyetçisi –Şeriat düzencisi Barzani ve Türkiye temsilcileri Şerfettin Elçi – Derweşe Sado ilişkilerini pekiştirirken, “Saitler Komplosu” ile Şeriatın katlettiği “ZAZA’ Kürt ( ikisi Dersim Alevisi) oluşu, bu yıl Paris’te infaz edilen Sakine, Fidan ve Leyla’ye aynı kaderi paylaşmasını anlamazlılıktan, görmemezlikten geliyor.
Necmettin Büyükkaya anılarında: “ Hıdır Murat (Kemal Burkay) Berlinde birkaç gün kalıp sohbetler, toplantılar düzenlemişti. Burkay Hışyar’da (Faik Savaşta) kalıyordu” diye yazar. Bu toplantıların amacı, ilk etapta, Dr. Şıvan’nın Sait Elçi’yi öldürdüğüne Dersimli Kürtleri ikna etmekti, ettiler ki Burkay, “Şıvan.. Saiti.. tutuklamış bir iki arkadaşıyla ötekilerden habersiz kurşuna dizip gömmüş” şeklinde Adalet-hukuk vicdanını sızlatıyor. Musa Anter aynı oyuna gelmiş, sonra özür dilemişti. Oysa Burkay avukattır. Masumiyet karinası, suçsuzluk ilkesi veya uluslar arası hukukta, suç kesinleşmediği sürece kimsenin “hükümlü” sayılmayacağını” bilir. Burkay “Bilirkişi Raporuna değil, Dr. Faik ayarlı, “Dr. Faik’in anlatımına göre” der ve “Şıvan önce inkar eder sonra kabul eder” diye de ilave eder. Oysa o kaynağın yani Dr. Şıvan’ın ifadesi ve itirafı denen dört sayfalık el yazısının düzmece olduğu, Mannheim Üniversitesi akademik heyetinin 27 Eylül 2005 tarihi raporu ile sonra kanıtlandı. Ne ki bizim Dersim Adamı sosyalist Burkay Bilirkişiyi değil Dr. Faik’i baz alır.
Burkay’ın “Dr. Faik’in anlatımına göre” algısı öyle pekiştirmiş ki Şeriatlı-Molla fermanını, yargıya eşdeğer görüyor. “Şeriatın kestiği parmak acımaz”dan yana olup “Dr. Şıvan yargılandı” diyor. Ben hodri meydan diyorum 35 yılımı bu araştırmaya verdim bu olayda “hiç kimse yargılanmadı” diyorum. Bizim sosyalist avukatımız, Sait Elçi katil zanlısı Ömer Çetin ve Nazmi Balkaş ‘ın yargılanmadan itirafçı olarak şartlı salıverildiği, şeriatça “kısasa” bir eksik için de Dersim li Brusk’u ön görmelerini hangi hukuka, hangi toplumsal yaşama, hangi evrensel değere hangi vicdana uygun buluyor ki susuyor.
Önce Bölge Komt. Osman Gazi defalarca “Sait Elçi’yi Bölg.. Komt. Şıvan’a teslim etmiş” söylemini yalanladı, komplo deşifre oldu Burkay halen aynı yerde..
Burkay’ın 1971 den sonra TKDP başına getirilen sonra ajan diye kovulan Derweş Sado ve Ş. Elçi ile dolayısıyla Barzanilerle sıcak ilişkilerine devam etmesi, PKK karşıtlığı, Erdoğan sığınmacılığı bu gün kendisini “arkadan nal toplar” durumuna düşürmüştür.
Kazım Yıldız ve M. Ali Ateş ve diğer Dersimli Kürtler “Burkay “ balans ayarlı. Dr. Şıvan yakınlarını yanıltan bunlar oldu. Dr. Şıvan’a komplo kuran erkler adına:
Mesut Barzani
“ ……Dr. Şıvan Sait Elçiyi Çeko ve Brusk’le “gerici olduğu için öldürüyor bu haberi veren T-KDP li bir arkadaştı (Jirek=Derweşe Sado). Bundan sonra Şıvanı biz değil Türkiye KDP yargılayıp ölüm cezasına çarptırdı. ( Kürt press16.10 1987 sayı 16-249 ).
T-KDP adına Şerafettin Elçi;
“…. bizim Irakta ne öyle bir gücümüz nede yetkimiz vardı…. . Jirek(Derweşw sado ha) Sait Elçinin öldürülme olayını ortaya çıkarıyor. I-KDP ölüm kararı veriyor.( Kürt Dosyası. Rafet Ballı s.610)
Dr. Şıvan’ ile aynı suçtan tutuklanan Ömer Çetin “itirafçılaştırılarak” serbest bırakılır. Yerine “Şeriat “ diye Dersim yetimi Hasan Yıkılmış konur ve kurşuna dizilir. Dr. Şıvan’a kurulan hain “kumpası “ ve bu şeriat vahşetini bu üç “ Kürt eliti” çok iyi bilir ne ki gıkları çıkmaz, sindirirler.
Bu sindirme; Kürt coğrafyasını bölüşen devletin, Kürt liderliğini Iraklı bir aşiret Ağasının ipoteğinde tutmasının bir yan etkisi… Bitkin Kürt aydının özgürlük algısı, tüm ezilen halk- halklar yerine tek düzeyli “ Barzani ilkel aşiret milliyetçililiği ve şeriat ı ile örtüşmekten ileri gidememiştir.
Bu günkü IŞİD, Türk-Barzani erki işbirliği ve çapsız Kürt aydınının eseridir desek yanlış olmaz. Barzani bu gün de kendini kendisini aşan şeriatçıdan rahatsız. Hüseyin akar
([email protected])

Arama

ARŞİV

Kasım 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
Ziyaretçi Sayısı: