‘Mektuplar’

M.Ali (2)

6 Kasım 2015

M.Ali (2)
Coşmuşun boşal. Benim Bodrum psikolojim buna yol veriyor! Sana yanıt vermek için beklerken düşünüyorum. Sanırım bu bekleyiş bana doğruyu sağlar.
Diyorsun ki “ha desen ki ben Güney Kürdistan’a her türlü yardımı geliş-gidişi düşmanca bir tavır görüyorum desen anlarım” : Demagoji yok M.Ali. Ben diyorum ki nedensiz Dr. Sait’i öldüren katile her türlü yardım, ilişki aymazlığı bir Civarikliye düşmez.
Ben mektubumda ne demişim ona bakalım:
a-) gel de Dr.un katili ile ilişkini Civarik’e, Dersim’e, Kürtlere anlat anlatabilirsen?
b-) Kendilerine sığınan bu uğurda savaş veren, bu yola hayatını adayan..Dr.Sait’i müdürü olduğu hapishanede hiç kimse ile görüştürmeyen, zincire vuran, akla gelmedik işkenceler yapan, yargılamadan kurşuna dizen, ölüsünü kurda kuşa yediren “vicdansız”…
c-) Şakir ve Ömer yerine Burusk’u kurşuna dizmeyi içine sindiren “alçak”..
d-) Sınır ötesi çağrılarla Kürtleri katleden “ hain kalleş”(tabirler benim değil) kim ?
İçte sen ona hizmet veriyorsun… bu ayıp sana yeter. O partili bu partili olman umurumda değil. Dr.ra sıkılan kurşuna karşı Mollaya para okul cami yardımı ne Kürtlüğe, ne insanlığa, ne de S.Ateş’e ne bir Civarikliye yaraşır. M.Ali nede sana yakışır.
Süleyman’ın son mektubunda benim ileri sürdüklerimle tam örtüşen bir yanıt aldım. Anlaman için tekrarlıyorum; “1982 den beri hiçbir Kürt ve Türk siyasi grup veya parti ile bir ilişkim yoktur” dedikten sonra” “Bu Kürt örgütleriyle görüşmediğim anlamına gelmez diye ekliyor”. 1982 den önce çalışmalarına kapıyı açık bırakıyor. Barzaniye hizmet verdiğini inkar etmiyor. İma ettiğimi doğruluyor.Zaten ötesi bizi ilgilendirmez. Bu nedenle Süleymana dost elimi uzattım. Şimdi sen durumu sislendiriyorsun. Ben alttan aldıkça efeleniyorsun!
Sevgili M.Ali
İlk Civarik toplantısında(S.G.evinde) senin “Süleyman Şerafettin Elçi partisinde beni dinlemiyor birde sen konuş” şeklinde dostça söylemin üzerine Süleymanı uyarmış; Saitlerin öldürülmesinin bir komplo, mimarının Barzaniler olduğunu anlatmıştım. Senin unutmuş tavrına bir mana veremedim İnkar edersen dostlarına karşı itibar yitirirsin. Sana yemin ettirip vicdanınla baş başa bırakmak istemiyorum konuyu kapatmıştım sen açma..
Olay nasıl gündemleşti:
Bu uyarmam üzerinde yıllar geçti. 4 yıl önce mezar için S. Ateşle konuştuk. Dr. ve Sey Qaji nin mezarı için proje yapmamı rica etti. Hatta parasının hazır olduğunu dönüşünde uğrayacağını söyledi. Gidiş o gidiş ne aradı ne bir daha sözünü etti. Dr.un kız kardeşine “isretsen mezarını göstereyim duyumuna şaştım. Belki bir “paya” peşınde diye geçiştirdim.
Benim kapsamlı “bulgularım” üzerine Kürt Kamuoyunda sıkıştırılan komplocular Dr. Sait’i karalama furyasını yenilediler. Beni şaşırtan Dr. Sait’i karalayan katil gösteren bu sahta belgeler içinde S.Ateş’in oluşu. İletişimde bulunduklarım bana “neyin peşindesin kendi köylüsü dostu Sait Elçi’yi öldürenin Dr. olduğunu belgelere dayandırıyor. Bu nu en iyi onun gibi parti mensupları bilir, sen partili değilsin ki bilesin” diyorlar. Nitekim kendiside bu oluşumu inkar etmiyor. Ben bu yanlışı babana bir dost olarak ilettim.
İşte beni en çok şok eden kanıtlardan bir kaçı:
Bir yayınları’nca Dr.ru “karalayan” üç yeni kitap çıktı. İşlerinde S.Ateş’in ilettiği “komplo tezgah malı” ürünler var. Bunların biride WAR yönsi Sait Veroj ca yazılmış Süleymana bu kanıtı ilettim. Ne senin nede Onun gıkı çıktı. (Gönderen, S.Ateş alan Sait
Aydoğmuş 5005 juli sat 1,49 bunu suç üstü kabul ediyorum. Utanmıyorsunuz bu ihanete
Kürt coğrafyasını paylaşan devletler Barzani ile anlaşmalı. Bu devletler Barzani Kürt liderliğini koruma karşılığında kendi ülkelerinde kurulan illegal Kürt partileri kurucuları arasına Barzanı ajanı soku sokuyor. Dr. Sait Buna uymayınca yok edildi.

İşte imzasız yalan uydurma bir kağıdı S.Ateş S Aydemire gönderiyor. Oda dostlarına Dr. alehinde kullandırıyor. Sait Aydoğuş ne maksatla bu belgeyi bana gönderdi bilmiyorum ancak bununla birlikte kendisinin ajan olduğunu belirten bir iki yazıda elime ulaştı. Belge elimde. Bunların % 99 riyakar Kürt aydını yazarı!…
S.Ateş’in ilişkili parti, Dr. Sait’i katil gösterme çabasını vebaliyle yüklenmiş durumda.
“Saitler Komplosunu detayları ile aydınlattım. Ancak son bir irkilme ile Dr. Sait’i karalama katil gösterme sahteliğine bir Civariklliyi alet etmeleri benim çabamın yalnızlığı, Dr. Sait’in kadersizliği oluyor. Yalnızım ama haklıyım bu bir gün mutlaka anlaşılacaktır.
Sevgili M.Ali etme bunları bilemezsin bu benim alanım oldu. Lenin der ki “bir hatayı büyütmek istiyorsan onu kurcala yeter”. Bence bu yönde benimle tartışma, ağabeyini dinle biz dostuz. Dr. Sait’le i,lğili tezgah yazıları toplayıp şuna buna vermetin. Şakir’in kim olduğu “araştırmamda olmasa komplo ayağı olarak bilinen Türkçe- Kürtçe yazılan tezgah yazıları “doğruyu yanlışı anlamak için” topladığıma yorardım (seni sevsinler) benim dostluğum; sen bu bataklığa sapma batarsın ben kurtaramam. Süleyman bu tehlikedeiçinde!
Benim araştırmamdaki kesinlikle doğru. İnandığın yere sor. Almanyada ki araştırmamı anlamanız doğal. sizin algınız Kazim Yıldız ve bir ara tartıştığım M.Çem’de aynı. Yani Komplocu partinin söylemleri sizin için ezber olmuş. Nuh diyor Peygamber demiyorsunuz. Bu bir az de Almanya- Türkiye seviyesin ele alıyorsunuz. Siz her şeyi Türkiye’dekilerden daha iyi biliyorsunuz. Saitle ilgili yazıları topladığını söyleyan M.Ali benim bu konuda Politikada yayınlanan 6-7 yazımdan bir tanesini göstersin utanayım. Hıdır Kuruma giderken özellikle sustum. O bana ana söz vermişti. Ve bunun için para almıştı, kendine hayrı yok Peşinde koştuğu liderini kursuna laik terk edene ne denir ki? Nay M.Ali vay !
S. Ateş oğluna Şıvan adını koyacak kadar Şıvanı seviyor. Onun için gelin bu sevdadan vaz geçin halkınızla olun. Doktorun katiline yardım senin deyiminle kara leke af edilemez.
“Yakamızı bırak” diyorsun. Ben 34 yılı bu komploya verdim. Siz yolumdan çekilin. Bu durumunuzu Civarik halkı bilmiyor. İstiyorsanız alenen tartışalım siz sayın Hüseyin Ateş’i ikna eden ben pes derim. Hodri meydan derim! Yine size kıymak istemiyorum a dostlar.
M.Ali , bu olumsuz aymazlığı “Bodrum pisikolojik durmum” bağlama. Nedeni Dr. Sait yandaşlarının vefa duygusu körelmesine, unutmasına sahiplenmemesine bağla. Ben toplumun ezilmiş, duyguları dumura uğramış geçim kıskacındaki yorgunluğuna yoruyorum.
Bizim ana babadan edindiği, algıladığı bir aile kültürü yok.Özellikle bizim kuşak, okuyanlar ailenin ebeveyni , akıl hocası dediğimiz dedik yaptığımız yaptık. Bu çoğumuzu şımartmış, yanlışı kabul yeteneğini sıfırlamış. Bu haller sorumsuzluğa “doğru” işimize gelmiyorsa kafa tası içinde hapse, yanlışı idrake sürüklüyor. “ben, sen, ailen, köy, yöre vs egolarımız Böylece uyarı olumluda olsa “düşmanca” karşılanır.
Bak M. Ali ; hiçbir neden en hafif tanımıyla Dr. Sait’in katiline yardımı (bir Civarikli için hoş göremez. Dr. Sait’i karalayan hiç bir eğilim masum denemez. Siz bunu kasten yapmıyorsunuz biliyorum ancak kavram sorunu var. Bilmeniz gereken bunda ısrar, Civarikli için onursuzluk aymazlık ve gaflet olur. Hepinizi en iyi dileklerimle selamlarım.

Not: Haluk senin arkadaşın ben tanırım, bu yazımı ona ulaştır O hakem olsun Bizimlilerden böyle bir arabulucu yok gibi istersen sen düşün kimi hakem seçiyorsan bir araya gelelim ve konuyu tartışalım hakem ne derse uyalım Ne dersi?

sevgili m.ali

5 Kasım 2015

Sevgili M. Ali
Son yıllarda seni ve özellikle kardeşin Süleyman’ı anlamakta zorlanıyorum. Bu sıkıntımı kendi içimde tutmakta yarar yok. Ayrışma değil birlikten yanayım. Açık olmakta yarar var. İki taraf içinde iyi olur diye düşünüyorum. Yanlış gördüklerimi ortaya kayarak bir yerlere ulaşmak istiyorum.
Sen M. Ali Ateş olarak “Civarik Gençleri İmajı’nın ikinci kuşak diyebileceğim en önde yürüyeni, başı çekenlerden biri: Düşünce bazında kendi kimliğini inkar etmeyen, Türkiye birlikten, sosyal demokratik, eşitlikçi bir davranıştan yana kendi toplumunun kalkınmasını isteyen, Civarikli Gençlerinin başını çeken M. Karatoprak, S. Kırmızıtoprak, Yusuf Kaçar paralelinde biriydin. Konuşma, davranışların ve sergilediğinde buydu.
İtiraf edeyim Süleyman’ı o kadar iyi tanımam, anımsadığım kadarı ile Orman Fakültesinde sol ataklarıyla göze çarpıyordu. Senin daha gelenekçi ve dengeli, Onun daha sert tavırlı, taviz vermeyen bir yapıda olduğunu söylersem sanırım yanılmam. Fakülteyi bitirdikten sonra iki kardeş Almanya’ya öğretmen olarak yerleştiniz. İki erkek kardeş iki kız kardeşle evlendiniz. Bu yakın aile birliği içinde, Süleyman’ın taviz vermeyen daha sert yapısını dengeleme M. Ali’ye düştü, bu güne dekte sürmektedir.
Almanya bizim Türkiye kırsalının ikinci adresiydi. Sen her gelişinde bize uğrar, görüşür dertleşirdik. Ben de Almanya’ya gelişimde ilk seni arar hatta evinde kalırdım. Başka bir söylemle “köylülük” gereğini yerine getiriyorduk.
Ancak 1980 lerden sonra bunun aksadığı, hatta ilk kitabım çıktıktan sonra bunun, aniden kesildiğini görüyorum. Her yıl yanıtlı yanıtsız mutlaka yılbaşı kartını gönderir, telefonsuz bırakmazdın. Arayan soran M. Ali gitti yerine başka biri geldi. 4 yıl önce kız kardeşimin ameliyatı için Almanya’ya geldiğimde sıkıntılı günler geçirdim. Seni özellikle aradım “Kardeşim felç oldu Cemal Benzeri arıyor bulamıyorum” adresini sende bulamadın. Aslında benim aradığım sendin. İki adım yere gelmeni, geçmiş olsun demeni boşuna bekledim.
Bunun için Süleyman’a bir şey demiyorum seninle olan hukukumuz bunu zorunlu kılıyordu. Kitaptan sonra benimle bütün ilişkini kesmen benim için bir anlaşılmaz oldu. Şimdi yanlış anlamıyorsam sizi rahatsız eden “kitabımdı.. Türkiye’ye gelişinde aramaman, verdiğim kitaplarımı Almanya’da ki tanıdıklara iletmemeni değerlendiremedim. Dostlarının en basit bir hareketini çabasını olumlu değerlendiren övgüler yağdıran M.Ali yerine kitabımı ve beni arkadan yeren biri oldun.
Anımsa “ Dersimden Portreler” kitabımı görüp almadığını bir yıl sonra kendin halen edinmediğini anlatmıştın. Sonra verdiğim 59-60 kitabı ne yaptığının sözünü bile etmedin. Yine anımsa Almanya’da Kazım Yıldız’ın Sait’le ilgili yaptırımını kınayıp yazdıklarını yanıtlayınca iki kardeş sert tepki gösterdiniz ve bende tepkinize uyarak “bir daha yanıt vermeyeceğim” sözünü vermiş ve sözümde durmuştum. Oysa Kazım haksızdı. Ben 1973 yılında araştırma için eşimle Konstataki evine gittim. Aynı gün Dr. Faikte geldi ben “Dr. Sait’in Sait Elçiyi” öldürmedi deyince Kazım “sen duygusal davranıyorsun KDP bize bildirdi. Elçiyi Dr. öldürmüş bizde cezasını çekmeli dedik “”diye sürdürünce bende Evini ve Konstadı anında terk etmiştim. Kazım evini terk ettiğim için beni kınamıştı. (bir anı , Dr. Sait Kimsor’a gidiyor. Amcası Hasan Yıldız “Barzani Propagandası yaptı diye karakola bildiriyor. Kazım Arık bunu bilir)
Sizin o günkü tepkinizi, ondan bu yana Sait ile ilgili sürdürdüğünüz politikanın omurgası olması, beni önü alınmaz bir düşünceye itti. (özellikle Süleyman’ın U dönüşü).
Bana karşı aniden olumsuzlaşan tavrınızı bir az çocuksu bir istemin tepkisine yormuştum. Kaldı ki bundan rahatsızlık duymakta yalnız değilsiniz. Ancak içinizden kim bu zulme uğrasa, Akar’ın takınacağı tavır, yapacağı aynı olacaktı.

Kaçarın günlükleri 20 yıldır sende, “niye yazmadın” diye beni yeriyorsun. Kaldı kı konum Dr.un öldürülmesi. “Kaçar’a gerekli yer verilmemiş” diye de birkaç kez duydum. Peki Babanın kitabında ne Kaçar nede başka birinin adı geçiyor. O zaman yaptın doğru değil. M Karatoprak için aynı şey söylenir, babanla dosttular. Tepkin sırf laf olsun, yersiz.
Anımsa ilk kitabım çıktığında Gündüz’ün evinde toplanmış ve sen bana “Süleyman
seni dinler Ş.Elçi’nin partisinden ayrılsın” bende partiyi yanlış anlamış Ankara’da sonradan kurdukları legal parti sanmış ve ona göre konuşmuştum. Üstüne gitmemiş oda dinlemişti.
Geçen yıl öğrendim Dr. Şıvan’ı öldüren T-KDP ye çalışıyormuş. (bu arada bir açıklama; Faik Bucak öldüğünde Başkanlığı Dr. Sait’e teklif etmişlerdi. Dr. “Bu partiyi ajan kuşatmış” Sonra kendisi T.de KDP sini kurdu ve 3 ay içinde T-KDP tabanını ele geçirmiş. Yani tek fark (de) . Komplocular bundan sonra tezgahlandı. Rafet Ballı Kürt dosyasında Ş. Elçi’nin geniş açıklamaları var. Süleyman bu iki partiyi karıştırmış diye düşünüyorum. Kendisinin bir kaç kez parti yoluyla Mesutla konuştuğunu, Mesut’un Şıvanın mezar yerini bilmediğini bana iletmişti. Önce ki yıl gördüğümde Sey Qaji ve Dr.için bir anıt mezar projesi hazırlamamı, parasını temin ettiğini ısrarla belirtmişti. Sonra ne olduysa hiç aramadı. Dönüşte bana uğrayacaktı uğramadı ve şu ana kadar bir haber vermedi. 3 yıl oluyor. Geçen yıl gelmiş Dr.un kardeşi Fadimeye istiyorsan Sait’in mezarına götüreyim demiş. Bende sana bildirdim. Sen de bana yanıt yerine “Civarik Cıvrak olsun. Kaçarın babasının sözlerini yansıtma şeklinde meval okudun beklenmez bir karmaşa detaya girdin.
İyide Civrak- Civarik- Sarıyayla ile zaten allak bulak halkın kafası iyice karıştırılmış. Bizim anılarımıza ev sahipliği yapan Civarik toplum ve resmiyete belleğe işlenmiş. Sarıyayla tutmazken birde Cıvrak bilmezliği sorunu iki yerin üç bilinmeyenli bir denklem olur. Nitekim şimdi bu zorluklar yaşamda belirmeye başladı. Civrak neresi diye M. Vekili Sinan sormuştu.
Benim bildiğim, Süleyman Şıvancıların en dirayetlisiydi. Oğluna Şıvan adı vermesi bunun kanıtı. Nasıl oluyor da Cıvraklı Süleyman canı kadar sevdiği Şıvanı öldürdüğü belgelenen bir parti hizmetine giriyor ve bu kanalla Barzani ile görüşüyor.
Süleyman şu dosyayı bulsun; Sait Elçi’nin öldürülmesinden önce Ş.Elçi nin Dr. Şıvanı savcıya ihbarı var. “sanık Şerafettin Elçi…Sait Kırmızıtoprak’ı tanıdığını Sait Kırmızı toprağın aşırı solcu olduğu ve Türkiye’de bulunan Kürtlerin ihtilal yoluyla ayrılması fikrini savunduğu, onunla fikren anlaşma imkanı olmadığı kendisinin aldığı terbiye itibarı ile ….olduğu…(T-KDP illegal Örgüt Dosyası 23/10/1971 hazırlık sorgusu, Klasör43.1-18) Diyarbakır DGM dedir.
Ayrıca aynı dosyada Dr. Sait’i öldürülmesini isteyen mektubu da var: “…konulu klasörün 145 dizi sırasında mevcut Ali Singari’nin sanığa( Şerafettin Elçi’ye) yazdığı 3/9/1971 günlü ve Kürt Demokrat Partisi Cizre Komitesinin sayın seyyit Şerafettine yazdığı mektupta; Dr. Şıvan (dr. Sait Kırmızıtoprak) ın öldürülmesini istiyorsunuz . O Sait Elçiyi öldürdüğünü itiraf edinceye kadar öldürmeyeceğiz “ Buradan giderken Sait Elçi yerine bir atama yaptığını söylemiştiniz ne oldu…..(s.210 T-KDP illegal Örgüt Davası G. Hüküm dosyası 27/02/ 1973 )
Kaldı ki ben Ş. Elçi ile görüştüm. İnkar etmediği gibi “bizim patiden Zirkof kot adlı biri bunu kanıtladı” diyor. (Zirkof: Derweşe Sado (Halil Akgül) yanı 71 den sonra T-KDP Bşk.)
Benim Özgür Politikada çıkan yazılarımda geniş bilgiler var. Mesut’un beyanları ile Ş. Elçinin beyanları tam zıt ve ters . Biri yalan söylüyor sorusuna yanıt alamadım. Düşün “ajan” dedikleri kendi elemanı bulgusu ile Dr. Şıvan asılıyor sonra bu adam Partiye başkan yapılıyor. Süleyman bu partiye hizmet veriyor. Bunda Avrupada ki Kürt Grupları kandırılarak katkıları sağlandığını görüyorum. K. Yıldız misali, “ Sait’le arkadaşlığı dostluğuna ölçü biçilmeyen komşu köylümüz Kazım Yıldız ve Faik Savaş’ın da tebliğe uyarak Avrupa’da “kısasa kısas” uolu için yüzlerce imza sağladıklarını küçük dilimi yutarak dinlemiştim”. Ben bunu

“İki Uçlu Yaşam”a yansıtınca, Kazım inkar etmişti. Oysa ben, Sait Elçi’yi Dr Şıvan öldürmedi deyince Kazım bana “Barzani ve KDP yayan söyleyecek değil ya” demiş ve ben yeni gittiğim Kazım evini (ve Konstat şehrini) anında terk etmiştim.
Hayır, Süleyman’nı bu yolda hizmet verdiğini düşünmek bile istemiyorum! Hiç olmazsa ezik-yıkık kardeşini “mezarını bilirim” diye aldatmasın. Biliyorsa kemiklerini getirsin. Bir sure içinde olsa hizmetinde olduğunu itiraf ettiği T-KDP nerde gömüldüğünü bilir. Ne bekliyor.
Ayrıca halkın partisi olduğunu (yerel seçimler gösterge) kanıtlayan bir parti varken Molla Şıx, benzeri mütegalibe peşinde koşmak, yine Türkiye’de 25 milyon Kürt olduğu söylenirken, bu halkın sorunlarını başka bir ülkenin bir-iki milyonu bulmayan Lideri Barzani ve uzantısı Seyyit Ş. Elçi’ye sığınmak yakışık alır mı? Melik Fırat Diyarbakır’da 2700 oy almış!
Asırlarca Seyit-Şıx zadeler bu halkın ulusallığına ipotek koydular da ne yaptılar. Ancak sınır ötesine asker çağırıp kendi halkını kırdılar. Onlar çobanlığı için sürü istiyor. Halk çocuklarının yönetiminden korktukları için ustası oldukları komplo hile iftira ile Dr. Şıvan ve Sait Elçiyi yok ettiler. Halka güvenmeyen kimi okumuşlar bu yitik, bu çağ dışıların gölgesinde yaşam arıyor. Cıvrak’lıya yakışan bu yaşam biçimi olmamalı.
Med tv de boy gösteren sol düşüncelerini örnek alan birçok genç arasında amca oğlu öldürülüyor. Sizin ölüsüne sahiplenememenizi Ecevit’in deyimiyle anlamak “olası değil”. Öyle vaya böyle amca oğluna sahiplenmeyen birine başka bir öldürene(Şıvan’a) sahiplenmeyi beklemek te benim fanatizmim.
Süleyman köyde: “Almamya’da ki seçimde ağabeyime oy vermediler” diye yakınmıştı. Bende “önce vermeli sonra istemeyi hak bilmeli” demiştim. Süleyman’a düşen en kısa yoldan T-KDP ile ilişkilerine son vermesi, bu zikzaklı dönüşleri terk etmesi, kasıtlı olmayan yanlışları hataları için Civarik’lilerden özür dilemelidir.
Bunları Civarikli Gençler İmajının hayatta ki en yaşlı üyesi olarak bu güzel birliği devam ettirme, yanlışlardan arınma duygusunun bana yüklediği sorumlulukla belirtiyorum. Bakıyorum biz hep göz yumup alttan aldıkça bazıları bu yanlışları bilerek bilmeyerek çoğaltıyor. Dostumu öldüren bir parti ile ilişkinizden dolayı içinde bulunduğunuz “Cıvrak” derneği toplantınıza katılmadım ve ilişkiniz devam ettikçe de katılmayacağım. Bunu kimseye de duyurmadım. Şimdi anladığını sanıyorum. Bir Almanya’da birde İstanbul’da iki ayrı Cıvrak Derneği. Kime nasıl niçin hizmet ediyor yardım taşıyor kim kimi kullanıyor bilinmiyor!
Sevgili M.Ali “Civrak gecesinde” beni konuşturmama oyunun içinde olmadığını sakın söyleme. Bilmen lazım ki Akar’ın dışlandığı bir yede Ateş, te Karagül’de Civarikli bir çok okumuşta dışlanmış oluyor. Tesbihin ipi kopması gibi tümü sırayla dökülür. Suçlu koparandır. Almanya’da yaydığınız “Akar olumsuzluk yarattı” çabası bir talihsizlik. Civarikliler toplanıyor Hüseyin akar çağrılı, toplantıda vefa duyguları tıkanmış, insani verileri dumura uğramış “bir söz birliği” Akar’ı konuşturmama kararı alıyor. Nedeni, olur ya Akar Dr. Şıvan’dan söz eder hainlikleri anlatırsa hainlere yardım edenleri açıklar korkusu. Oysa tek yapacağım Civarikli Gençler İmajcısı Sait, M.Karatoprak Y. Kaçarı anmak olacaktı. Ünü ülke dışına taşan Civarik için bir onur abidesi Dr. dan söz etmemek olacak şey mi? Sahi bunu nasıl içine sindirdin.
*
Uyarmıştım(yazılıda); M.Ali köylülükten vaz geç diye. Lenin’in bir sözü var . “Köylünün aklı tarlasının sınırın kadardır.” Bir iki örnekle açıklayacağım bu savımı;
Sana, basılacak kitaplarda yardımcı olacağım ve hatta bir ön söz yazma yakınlığını gösterdim. Bu birliğin arkadaşlılığın aynı sorunları paylaşmanın bir gereğiydi.

Sen ne yeptın? benden kaçırdın ve babanın kitabı için ön sözü kendin yazdın. Yazdığın da aile egosunu yaratma; ”Ateş”lerin “tekliği” Melkiste Civarik’te bulunmazlığı. Ben bu özelliğini biliyor ve kitabı kirletmeni istemiyordum. İşte yazdıkların (H.Ateş’e sözün yok): “Civarik için tarihsel ve kültürel değer-köyümüzün yakın tarihinde toplumsal çalışmaları-tek başına-ilk müteşebbisimiz-ilk kişi-ve yerleşen ilk kişi-Melkis Kanal Projesine tarlasını varen tek kişi-adını çeşmeye veren-bir ilke imza atıyor-okuyacağınız bu kitabı çocukları ve torunları yani bizler için yazdı”
Bunları okuyan yabancı biri, mitoloji tarihinde tanrısal varlık arar. Böyle bir övgü, üst kimlik, Ateş ailesini yöre halkından ayırma “köylü” davranış değil de nedir ? Hüseyin Ateş değerli ama sen değil de başka biri bunu yazsın. Ama Dr. Sait gibi bir değer Civarikte Türkiye’de de yok. Sen bu kitap önsözü vesile ederek Sait için “Civarik böyle bir değer yetiştirdi” der, yazılarında ulusal düşünce yansıtmasında ileri sürebilirdin. Diyelim ki T-KDP ilişkinizden dolayı Dr. Sait’i anmak anımsamak istemedin. Ya “Dünya Kürt Edebıyatı Tarihine kendi ana diliyle geçen ve bir ilk olan Sey Qaji ve Sen Can dan söz edebilirdin.
Unutma altını çizdiğim proje için bir arıtma olmazsa, yaptırım 1 km içindeki Civarik içme suyuna “bok” akıtan bir ilk olacak( önlem alman için yazıyorum).
Bir örnek daha: Civarik Müzesi( senin yazdıklarından aynen aldım)
(Civarik yine bir ilke imza atıyor..Müze fikri Köln doğumlu on bir yaşındaki bir Civarikli lise öğrencisi Helin Ateş’in fikridir. Helin babasına “köyde müze açılırsa çalışırım” der. Babası müze için ne yaparsın der. Helin ben “Almanca kataloğumu, ablalarım İngilizce ve Fransızca kataloğlarını hazırlar der. Bunun üzerinde düşünmeye başlayan babası “ neden olmasın” der.)
Bu diyaloğ bana edebiyatımızda “Senin adın Mustafa benim adım Mustafa bundan böyle senin adın Kemal olsunu” anımsattı. Bundan sonra bizimde bir müzemiz olsun. İşte iki Ateş Civarik İlkokulunu bu hikaye ile müzeye dönüştürüyor. Müze gerekçesi ise “kataloğ”!
Çocuksu bir düşünce, egosu ateş basanlar için bir mana ifade eder. Civarik köy okulu belli bir karşılık verilerek bölümlere ayrıldığı sanırım üç yılı buldu. Ben burada masum Helin’in temiz duygularının istismar edilmesine ve olmayacak bir sözün verilmesine üzülüyorum. “İyi ki Okulu cami yapmadılar” diye de teselli buluyorum.
Sayın Ateş, Helin’in isteği ile yola çıkıp, örneğin Dr. Sait’in eserlerini, eşyası kitapları hakkında yazılanları yanında diğer kişilerin yazılmış yazılacak sanat dahil bir çok değerleri (Fetih’in basılı kitapları gibi) geçmişle birleştirerek çağı korumaya alma, Civarik nostaljisi ile ilgili her şeyi örneğin halı-kilim el dokumaları, dıstari, hangaji, nire, sıpıye vs.den söz edemez miydin?. Edemezdin çünkü o zaman Ateş ailesi dışına taşmış olurdun! Ya “Sayın Süleyman Ateş” yazmana ne demeli? Dost sırası geldiğinde yanlışı söyleyendir, ben söylüyorum.
Görüyorsun seni ikaz etmem zorunlu oldu, ağabeyinım lütfen alınma, Ama beni anla . Ailesinin sınırını aşamayan bu aile egosuna” köylüce düşünme” diyorum.
M. Ali Sevgili kardeş
Bu ayrıştırma politikasından vakit bitmemişken (her kimse) vaz geçin. Saitler gibi değerlere komplo kuran, onları haince öldüren, bilinci inanç bilincine bağlı yobaz, gericiler. Bu yosunlu su gölünün suyu değişmedikçe hep leş kokusu gelir. Buna devam doğanızla çelişki olur. Çok kısa zamanda bu parti ile ilişkinin kesildiğini duymak beni ve eminim ki tüm Civariklileri mutlu edecektir. O zaman yaşamamızdaki birliğin yanında canların bedenlerine birlikte sahiplenir onları anıt mezarında anılarıyla baş başa bırakabiliriz. Sevgiler ve esenlikler H.AKAR

Sevgili Huseyin Ateş

5 Kasım 2015

M.Ali Ateş (3)
Ben ne bir öç alma, ne de bir kan davası peşindeyim. Uğraşım siz hiç değilsiniz. Ben hain bir komplonun aydınlanması peşindeyim. Bu uğraşım 30-35 yıldır sürüyor. Elde ettiklerimi yayınlayınca da işlevim bitti. Senin deyiminle bu uğurda “tek başına kalmış dışlanmış” bir çok kişi ve dostlarımdan ayrı düşsemde “Dr. Sait’in Sait Elçiyi öldürmediği kendi soydaşlarınca öldürüldüğü aydınlatma, dolayısıyla Dr. Sait’in aklanması oldu. Sisler dahil tüm Kürt medyası ve aydını “tek vücut” Dr. Sait’in katil olduğu üzerine pervasızca kitap üretmeye karşı ortaya koyduğum direniş te haklı çıkmam başarımın simgesi oldu. Sizin çabanız onlar gibi boşa gitti. Çünkü gerçeği balçıkla sıvama gücü yok olamazda. Sizin taraf olduğunuz komplocu katillerin aveneleri, kendi soy kırımını şeriat fetvası ilkel milliyetçilik anlayışı ile gerçeğin üstünü örtmeye, haktan doğrudan çok “ağa bey mütegalibe hatırını” öne alan, adamını, aşiretini koruyan, salt inanç bilinciyle hareket eden, şeriatçı (hile, dukayı hüner edinen) geri güçlerdir. Bunların; bilgili, yürekli yetişmiş halk çocuklarına kurulan komplu ve hainlikleri hoş görme ve gizleme inanç bilinci şeriatla örtüşüyor. Bu yolda uğraş verirken sizi bu gericilerin hizmetinde görmem Civarikliler için umulmaz bir talihsizlik. Katiler “suçluluk sus pusu” olurken sizin telaşınızı anlamakta zorlanıyorum.
Bir kaç kez size geldim. Ben derdimi anlatırken sizler renk vermediniz. Bana değil sahta belgelere sizi inandıran Faik Savaş ve yandaşınız Kazım Yıldıza inandınız. Senin birkaç kez toplantı isteğine ben;“Şerafettin Elçi gelirse” katılırım dememle toplantıyı iptal ettiniz.
Siz dahil tüm Kürt kesimi( Dr.un kandaşları, yakını akrabası seveni –okumuşlar- H. Akarla birlikte olayın araştırılmasında hiç kimse elini taşın altına sokmadı. Tümü Dr. Sait’in “katılliği” karşısında sustu ve benimde susmamı istedi. Evet ben bu olayı yalnız ve ezilerek yüklendim. Senin bu yalnızlığıma sevincin ve “Akara çatın” kışkırtman “Böl parçala yönet” işte sizin köy-dernek anlayışınız. Doğruyu savunduğum için dokuz köyde ve Civarikten kovulanım. Dr. Sait gibi bir bilgeyi yok eden, onun notlarını geğiştiren adına “ ben Sait Elçiyi öldürdüm suçluyum cezama razıyım” şeklinde iftiralarda bulunan hain vicdansızlardan yana olup bu günde bu vicdansızlığı aydınlatan akar’a hüner sayanlar; vefa, insanı duyguları arızalı iki yüzlü riyakar toplumun çürümüş kesimleridir. Sait sıradan biri değildi. Ülke, Civariklilerin onur abidesi. Ben görevimi yaptım, siz göresiniz diye Dr. haince suçlandığını belgeledim.
S.A yı yanlışa sürükleyen sensin. Sanın o partiye girdiğini söyleyen sen, sonra Akar iftira ediyor diyen sen. Sayın H.A.” kıtabımı aldılar” diye derneği bir birine katıyor. Senin hünerin. Kitabımı okutmamak, ikelliğin bir belirtisi. Ben birlik adına susuyorum. Donkişotluk gereksiz.
Gerçekleri bandan saklamakla Onu yanlışa sürüklüyorsun. Yiğit ol çık ortaya Kitabımda bir yanlışım varsa belirt. Mert ol kapı arkalarında debelenme. “O belgeyi Sa göndermedi “ de.
Sizin Dr. Sait’e saygılı olduğunuzu biliyor sevdiğinize inanıyorum, peki bu sahta belgeyi aracılık, ikili davranışın nedeni ne? Mert ol ikircikli davranman sana yakışmıyor be kardeşim.
H.Akar kitapta SA ten söz ettiğinin belgesini sunmuş. Ağa oğlunu kurtarma ilkelliğini yansıtmış. Onun yerine hiçbir günahı olmayan kimsesiz Hasanı kurşuna nasıl dizdikleri vicdan vicdansızlığını söz etmiş ve Komplo detaylarını ortaya koymuş ve senin Akmanya Manhaim Üniversitesine verdiğin bu güne kadar Dr. Sait’in kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı diye Kürtleri aldatan dört sayfalık belgenin Dr. kendi yazısı olmadığı yani sahte olduğunu BİLİR KİŞİ RAPORU olarak sunmuş. Olayın açık net bir komplo olduğu ve Sait Elçiyi Dr. Sait’in öldürmediğini belgeleriyel ortaya koymuş. Bütün yapılan bu haydi katiller kuşkulansın ama sana ne oluyor Civarikli Sait’in arkadaşı dostu seveni M. Ali Ateş ?

Süleyman Ateş 2

5 Kasım 2015

Sevgili M. Ali

5 Kasım 2015

aradan asırlar geçti

23 Mart 2015

NEWROZ
KIŞ SONRASI BAHAR, KARANLIK ARDINDAKI AYDINLIK, KITLIK SONRASI BOLLUK UMARI, EZILMIŞLIĞIN ÖZGÜRLÜGE, SARARMIŞIN YEŞILLIĞE DÖNÜŞÜ YENI GÜNÜ NEWROZ….
ASIRLAR ÖNCESI HALKLARIN ÇEŞITLI ŞEKILDE EZILMIŞLIĞI, KÖLE , KIMLIKSIZ YAŞATILMASI GÜNÜMÜZE KADAR UZANIYOR. BU GÜN 21. ASRIN TÜRKIYESINDE YAŞANAN INSAN KAKLARI IHLALI, BARIŞI ZORA SOKMA “ KÜRT SORUNU (ÇÖZÜM SÜRECI ) TAM BIR “AKIL TUTULMASINA “ DÖNÜŞMÜŞ DURUNDA. INADINA YAKAN ATEŞ ÜSTÜNDE ATLIYOR VE INADINA YAZIYORUZ.

YILANLAR AÇ
TAŞI ÇATLATAN ÇIĞLIK / DİNMEYEN SIZI
KANAYAN YARA / KİMLİKSİZ BİR HALK
COĞRAFYASIYLA PARAM PARÇA
YEŞİL / SARI / KIRMIZI
YILANLAR AÇ / OMUZLARINDA DEHAK’IN
TÜKENDİKÇE GENÇ BEYİNLER / ÇATLAR SABIR TAŞI
DEMİRCİ KAWA’NIN / ÖZGÜRLÜK ATEŞİ
IŞITIR KARANLIĞI / ÖRSÜ İLE EZER DEHAKI
ATEŞ KÖRÜKTE / ÇEKİÇ ÖRSTE KIVILCIMLAŞIR
AYDINLANIR UFUKLAR / SÖNMEZ UZUN SÜRE
ZULÜM BEYİNLERDEN / UZAKLAŞANA DEK
MEZEPOTAMYA / ÇİLEKEŞ / SEÇKİN YÖRE
TAŞIDILAR BU GÜNE / ETTİLER TÖRE
DEHAKLARIN UMUZUNDA / YILANLAR AÇ
BEREKETLİ / KADİM / TOPRAKLAR DİYARINDA
ÖYLE VEYA BÖYLE / KÜRT YA DA TÜRK
SİLAHLI – SİLAHSIZ / “ŞEHİT” YADA “DAĞLI” BİRİ
“ÜNÜTER-ULUSALCI ” / LAİK VATANDAŞ
DİRENİŞÇİ DEMİRCİ KAWA / DR. ŞIVAN CAN
TÜKETİLEN TAZE BEYİNLER / AKITILAN AL KAN
***
BEDRO- SÜLBÜS ŞAKAĞINDA / AÇAN KARANFİL
(US)UN GÜCÜ / İNANCIN SOLMAZ YÜZÜ
UMUDUN GÖZÜNDEKİ ACI / YİĞİTLİĞİN ANDI / ŞIVAN
ÖZGÜRLÜK ATEŞİNİN SÖNDÜĞÜ / ÇÖZÜMÜN KEÇELEŞTİĞİ AN
HALKLARIN BİRLİĞİNDEN YANA / AYIRIMCILIĞA İNAT
MUNZURA ATAR KIRK TAŞ / COŞAR DİCLE FIRAT
MEZOPOTAMYA ANA / MEZOPOTAMYA AVRAT
YARALARI SARMAK / AKAN KANI DURDURMAK
“SOREŞ” UĞRUNA / “SOREKE” SADAKAT
ÖZGÜRLEŞEMEYEN BİR İRADA / HEYDAT
AŞİRET AĞASI / ŞERİAT MOLLASI / ULUSAL EBE
İŞGALCISI DEHAKLAR / KÜRT LİDER KIRAL
AŞİRETİNE DEK MİLLİYETÇİ / İŞGALCİSİNE GEBE
KAÇIŞIR SOYUNA ÖTEN / DAVA ARKADAŞI KEKLİKLER
ADAMIŞ HALKINA YAŞAMINI / ÖLÜMÜNE DEK CESUR
VURULUR ŞIVAN / KURTULUŞUN TAN YERİNDE
UNUTULMAZ BİR AR OLDU /YORGUN VE URYAN
BEDRO -SÜLBÜSTEN UZAK / ŞERİAT DİYARINDA
MEZOPATAMYA NADASA KALDI / “MED YAZGISI” DİYE
AKMADI DİCLE VE FRAT / MEÇHULE YÖNELDİ BU SURE
SOYDAŞ -YURTTAŞ İHANETİ / EŞ DOST VEFASIZLIĞI
TUTULUNCA AKILLAR / AY BULUTU KUŞANDI GELDİ ECEL
YALNIZLIĞIN SOLUĞU ŞIVAN’NIN / BU İLK DEĞİL ÖLÜMÜ
DERSİM 38 DE / BEBESİ DEDESİ / ELLİ DÖRT CAN VERDİ
INANCIN / UMUDUN / BİLİNCİN GÜCÜ /O ÇINAR DALI
KAÇINCI KIRIMI / KAÇINCI BUDANIŞI BİLMEM
İHANETÇİLER / KURDA KUŞA ETTİLER YEM,

Şükrü Laçin

6 Şubat 2015

ŞÜKRÜ LAÇİN “DERSİMLİ AMCA”

DERSİMDEN PORTRELER’ den kayan yıldız…
Şükrü Laçin, çocuk yaşta kendini (13-14) kendini haksız, hukuksuz, “insanı kırım” vahşetinin sürdürüldüğü, insanların sorgusuz susalsız öldürüldüğü “Dersim Katliamı” içinde bulur. Laçin, yaşam için yasal ve evrensel tüm değerlerin askıya alındığı, devriyelerin halkı keklik gibi avladığı, kesilen kafalarla oynaştığı zulüm yöresi Dersim’den bir kör kurşuna hedef olmamak için ayrılır. Baba ocağını terk eden Laçin karnını doyuracak bir iş, hür iradesi ile hareket edeceği bir yer bulmak için yollara düşer.
Aramızdan (16 kasım 2014) ayrılan Şükrü Laçin yer aldığı “DERSİMDEN PORTRELER’ kitabımda kendini şöyle tanımlar: “Köyümüzde okul yoktu. Yoksul ailem beni başka yerde okutamadı. Çocukluğumda bir ara keçi-koyun güttüm. 14 yaşımda, 1938 Dersim İsyanı’na tanık oldum. 15 yaşımda, yoksulluk beni Çukurova’ya çekti. Pamuk tarlalarında çalıştım. 4 yıl süren askerlikten sonra 1947’de bir süre Malatya Sümerbank Fabrikasında ça¬lıştım. 1954 yılında Diyarbakır’a iş aramaya gittim ve Şayak Fabrikası ‘na girebildim.
Diyarbakır’da ufkum açıldı. Karnımın do¬yum sürecinde, ‘okuma-yazmayla açlığımı gi-dermeye koyuldum. İlk ve Ortaokul sınavlarını verdim. Bu arada Marksizmi öğrenmeye çabaladım
1963’te, Türkiye İşçi Partisi Diyarbakır ör¬gütü içinde yer aldım. TİP kapatılınca işçi sını-fının örgütlü mücadele inancımdan, 1974’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne girdim. Parti¬nin G. Y.Kurulu üyeliğine seçildim. 1977 yılında TSİP’in düzenlediği ‘Pahalılık ve Baskılarla Mücadele’ mitinginde yaptığım konuşma nede¬niyle Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Yargılandım..(DERSİM’DEN PORTRELER H. Akar Kalan Yayınları 1999 s.110)
Şükrü Laçin’nin sözünü ettiği Diyarbakır’da ki tüm siyesi faaliyetlerde birlikteydik. Şükrü Laçin, yaşamında:yokluğu dürüst çalışmayla, edindiğiyle yetinmesini bilen, yetersiz tahsilini, çok okuma ve araştırmayla gideren, teoriyi pratikle özdeşleştiren, pozitif olmayı yaşamın olmazsa olmazı yapan, özgürlükçü, hoş görülü, iyimser, se¬vecen, emekten yana, demokrasiyi özümsemiş, evrensel değerler tutkunu, kendine güveni tam, aklına geleni anında seslendiren özü-sözü ile örtüşen ayrıcalıklı bir “Dersim adamı”…
Şükrü Laçin emekli olduktan sonra yerleştiği İstanbul’da, emekten, evrensel değerlerden yana olan çevre ile ilişkiyi sürdürürken, karşılaştığı değerli yazar Ahmet Altan’la aralında tatlı bir dia loğ yaşanır.
Bu değerli insanı anma ve Dersim zulmü için sözü, usta kalem Ahmet Altan’ın 9 aralık .2011 de Taraf’ta yayınlanan “Dersimli Amca” yazısına bırakıyorum.
“DERSİMLİ AMCA
Benim bile amca diyebileceğim bir yaştaydı. Babamla akrandı. .İşçi Partisi’nin 1965 Diyarbakır mitinginde babam konuşurken o da parti görevlisi olarak yanındaymış. Bana bunları anlattı. Yazdığı kitapları verdi. Bir ara beni azarladı, “Sen Said Dersimi ile beni bile tanımıyorsun, sen ne biliyorsun ki…” ( sanırım Said Dersim den kasıt Baytar Nuri olmalı H.A.)
Ben de ona dedim ki, “Eğer cahil olduğumu herkese söylemezsen ben de kitabını okurum sonra da yazarım”.Anlaştık. Giderken, “Adımı doğru yaz” dedi.
Şükrü Laçin’in Dersim İsyanından Diyarbakır’a kitabını böyle bulup okudum. Dersim katliamında on üç yaşındaymış. Köyleri bir çayın kenarındaymış.
Ağustos ayında bir gün çayın geçit yerlerinde asker çadırlarının kurulduğunu görmüşler.
O sıcakta köyün erkekleri, çocukları sürekli çaya girerlermiş, buna rağmen onlar görmeden o çadırların nasıl kurulmuş olduğunu anlayamamışlar, çok da ürkmüşler.
Şükrü Laçin bir süre sonra askerlerin bir teğmen komutasında köye nasıl girdiklerini, köylüleri nasıl meydana topladıklarını, teğmenin neler söylediğini anlatıyor.
Köyde silah aramışlar ama silah yokmuş.
Sonunda üstü başı daha düzgün olan yedi kişiyi “sizin silahınız var” diye tutuklamışlar, tutuklananlar “Ama silahımız yok” diye itiraz edince, teğmen, “Ben sizi götürmek zorundayım” demiş ve alıp götürmüş.
Götürülenlerden biri nahiyede üçüncü sınıfa kadar okumuş bir köylüymüş. Adı Ahmed Korkmaz.
Ahmed’in nahiyedeki hocası onu çok severmiş.
Öğretmen eski öğrencisinin tutuklandığını duyunca başına neler geleceğini tahmin etmiş, hemen nahiye müdürüne ve kaymakama gitmiş, yardım etmelerini istemiş.
Gerisini, Ahmed Korkmaz köye dönünce anlatmış, Şükrü Laçin de kitabında onun ağzından nakletmiş.
“Sabahın erken saatlerinde isimler okunmaya başlandı. Tarih 14 ağustostu. İsmi okunanları ellerinden birbirlerine bağlayarak kafile kafile götürmeye başladılar. Aradan on dakka geçmeden silah sesleri duyuldu…”
“Güneş bir hayli ilerlemişti, zaman öğleye doğruydu. Bizim de ismimiz okundu. Gidenler gibi bizim de ellerimizi bağlayarak General Galip Deniz’in huzuruna çıkardılar.”
Burada Şükrü Laçin devreye girerek bir açıklama yapıyor, “Halk arasında bu General Baki Vandemir olarak bilinir. Oysaki Mazgirt’te katliamını yapan Diyarbakır Yedinci Kolordu Kumandanı Galip Deniz’di”.
Sonra macerayı yeniden Kahraman’ın ağzından nakletmeyi sürdürüyor:
“Galip Deniz’in yanında Mazgirt Kaymakamı Fahri Tokmakçı da oturuyordu. Galip Deniz bizi baştan aşağıya süzdükten sonra önündeki kâğıda bir şeyler yazmak istedi. O sırada kaymakam hemen kalem ile kâğıt arasına elini sokarak generalin yazmasına engel olmak istedi. General, kaymakamın elini iterek tekrar bir şeyler yazmak isterken, kaymakam yine kalem ile kâğıt arasına elini soktu. Galip Deniz tekrar kaymakamın elini itince kaymakam yerinden kalktı ve hızlı adımlarla Hükümet Konağı’na doğru yürümeye başladı. Bir hayli uzaklaşınca kumandan: ‘Kaymakam Bey gelsene’ diye bağırdıysa da kaymakam yürümeye devam etti. Kumandan tekrar: ‘Kaymakam Bey gel gel, dediğin olsun’ deyince kaymakam geldi, yerine oturdu. Kaymakam oturunca kumandanın yanında ayakta duran subay bizi yan tarafa alarak ellerimizi çözdü. Galip Deniz, ellerimizi çözen subaya dönerek: ‘Bunlar iki gün Mazgirt’te kalacaklar. Eğer şimdi bunları evlerine gönderirsek gezen müfrezeler yolda vurabilirler’ dedi.”
Bu sahne, beni ölüm sahnelerinden bile daha fazla etkiledi sanırım.
Cinayette vahşi bir zorbalığın zulmünü görüyorsun.
Ama ölüm kalım kararının “kumandanın” o andaki keyfine bırakılmış olması, canının istediğini öldürüp canının istediğini salıvermesi, zulme, zorbalığa, vahşete bir de büyük bir aşağılama eklemiş duygusu yarattı bende.
Bir sistem, ezici baskısıyla insanları yok etmekle yetinmiyor, onların ölümüne ya da yaşamasına dair kararı bir “kumandanın” keyfine terk ediyor, canı isterse öldürüp canı isterse bırakarak onları “hiçleştiriyor”, önemsizleştiriyor.
Bu devlet, bu halka çok acı çektirdi, çok zulmetti, çok aşağıladı.
Lekeli bir devlet bu.
Bir de bu devleti savunuyorlar.
Şükrü Laçin’in ve diğerlerinin yazdıklarını okuyun da neyi savunduğunuzu görün.
[email protected]

Hüseyin Akar
(WWW. akarhuseyin.com veya WWW.huseyinakar.com)

Dersimli Amca

5 Şubat 2015

ŞÜKRÜ LAÇİN “DERSİMLİ AMCA”

(DERSİMDEN PORTRELER’ den kayan yıldız).
Şükrü Laçin, çocuk yaşta kendini (13-14) kendini haksız, hukuksuz, “insanı kırım” vahşetinin sürdürüldüğü, insanların sorgusuz susalsız öldürüldüğü “Dersim Katliamı” içinde bulur. Laçin, yasal ve evrensel tüm değerlerin hiçlendiği özel yasa ile devriyelerin halkı keklik gibi avladığı, kesilen kafalarla oynaştığı Dersim’den bir kör kurşuna hedef olmamak için ayrılmak zorunda kalır. Baba ocağını terk eden Laçin karnını doyuracak bir iş, hür iradesi ile hareket edeceği bir yer bulmak için yollara düşer.
Aramızdan (16 kasım 2014) ayrılan Şükrü Laçin yer aldığı “DERSİMDEN PORTRELER’ kitabımda kendini şöyle tanımlar: “Köyümüzde okul yoktu. Yoksul ailem beni başka yerde okutamadı. Çocukluğumda bir ara keçi-koyun güttüm. 14 yaşımda, 1938 Dersim İsyanı’na tanık oldum. 15 yaşımda, yoksulluk beni Çukurova’ya çekti. Pamuk tarlalarında çalıştım. 4 yıl süren askerlikten sonra 1947’de bir süre Malatya Sümerbank Fabrikasında ça¬lıştım. 1954 yılında Diyarbakır’a iş aramaya gittim ve Şayak Fabrikası ‘na girebildim.
Diyarbakır’da ufkum açıldı. Karnımın do¬yum sürecinde, ‘okuma-yazmayla açlığımı gi-dermeye koyuldum. İlk ve Ortaokul sınavlarını verdim. Bu arada Marksizmi öğrenmeye çabaladım
1963’te, Türkiye İşçi Partisi Diyarbakır ör¬gütü içinde yer aldım. TİP kapatılınca işçi sını¬fının örgütlü mücadele inancımdan, 1974’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne girdim. Parti¬nin G. Y.Kurulu üyeliğine seçildim. 1977 yılında TSİP’in düzenlediği ‘Pahalılık ve Baskılarla Mücadele’ mitinginde yaptığım konuşma nede¬niyle Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Yargılandım..(DERSİM’DEN PORTRELER H. Akar Kalan Yayınları 1999 s.110)
Şükrü Laçin’nin sözünü ettiği Diyarbakır’da ki tüm siyesi faaliyetlerde birlikteydik. Şükrü Laçin, yaşamında: yokluğu dürüst çalışmayla, edindiğiyle yetinmesini bilen, yetersiz tahsilini, çok okuma ve araştırmayla gideren, teoriyi pratikle özdeşleştiren, pozitif olmayı yaşamın olmazsa olmazı yapan, özgürlükçü, hoş görülü, iyimser, se¬vecen, emekten yana, demokrasiyi özümsemiş, evrensel değerler tutkunu, kendine güveni tam, aklına geleni anında seslendiren özü-sözü ile örtüşen ayrıcalıklı bir “Dersim adamı”…
Şükrü Laçin emekli olduktan sonra yerleştiği İstanbul’da, emekten, evrensel değerlerden yana olan çevre ile ilişkiyi sürdürürken, karşılaştığı değerli yazar Ahmet Altan’la aralında tatlı bir dia loğ yaşanır.
Bu değerli insanı anma ve Dersim zulmü için sözü, usta kalem Ahmet Altan’ın 9 aralık .2011 de Taraf’ta yayınlanan “Dersimli Amca” yazısına bırakmakta yarar var:.
“DERSİMLİ AMCA
Benim bile amca diyebileceğim bir yaştaydı. Babamla akrandı. .İşçi Partisi’nin 1965 Diyarbakır mitinginde babam konuşurken o da parti görevlisi olarak yanındaymış. Bana bunları anlattı. Yazdığı kitapları verdi. Bir ara beni azarladı, “Sen Said Dersimi ile beni bile tanımıyorsun, sen ne biliyorsun ki…” ( sanırım Said Dersim den kasıt Baytar Nuri olmalı H.A.)
Ben de ona dedim ki, “Eğer cahil olduğumu herkese söylemezsen ben de kitabını okurum sonra da yazarım”.Anlaştık. Giderken, “Adımı doğru yaz” dedi.
Şükrü Laçin’in Dersim İsyanından Diyarbakır’a kitabını böyle bulup okudum. Dersim katliamında on üç yaşındaymış. Köyleri bir çayın kenarındaymış.
Ağustos ayında bir gün çayın geçit yerlerinde asker çadırlarının kurulduğunu görmüşler.
O sıcakta köyün erkekleri, çocukları sürekli çaya girerlermiş, buna rağmen onlar görmeden o çadırların nasıl kurulmuş olduğunu anlayamamışlar, çok da ürkmüşler.
Şükrü Laçin bir süre sonra askerlerin bir teğmen komutasında köye nasıl girdiklerini, köylüleri nasıl meydana topladıklarını, teğmenin neler söylediğini anlatıyor.
Köyde silah aramışlar ama silah yokmuş.
Sonunda üstü başı daha düzgün olan yedi kişiyi “sizin silahınız var” diye tutuklamışlar, tutuklananlar “Ama silahımız yok” diye itiraz edince, teğmen, “Ben sizi götürmek zorundayım” demiş ve alıp götürmüş.
Götürülenlerden biri nahiyede üçüncü sınıfa kadar okumuş bir köylüymüş. Adı Ahmed Korkmaz.
Ahmed’in nahiyedeki hocası onu çok severmiş.
Öğretmen eski öğrencisinin tutuklandığını duyunca başına neler geleceğini tahmin etmiş, hemen nahiye müdürüne ve kaymakama gitmiş, yardım etmelerini istemiş.
Gerisini, Ahmed Korkmaz köye dönünce anlatmış, Şükrü Laçin de kitabında onun ağzından nakletmiş.
“Sabahın erken saatlerinde isimler okunmaya başlandı. Tarih 14 ağustostu. İsmi okunanları ellerinden birbirlerine bağlayarak kafile kafile götürmeye başladılar. Aradan on dakka geçmeden silah sesleri duyuldu…”
“Güneş bir hayli ilerlemişti, zaman öğleye doğruydu. Bizim de ismimiz okundu. Gidenler gibi bizim de ellerimizi bağlayarak General Galip Deniz’in huzuruna çıkardılar.”
Burada Şükrü Laçin devreye girerek bir açıklama yapıyor, “Halk arasında bu General Baki Vandemir olarak bilinir. Oysaki Mazgirt’te katliamını yapan Diyarbakır Yedinci Kolordu Kumandanı Galip Deniz’di”.
Sonra macerayı yeniden Kahraman’ın ağzından nakletmeyi sürdürüyor:
“Galip Deniz’in yanında Mazgirt Kaymakamı Fahri Tokmakçı da oturuyordu. Galip Deniz bizi baştan aşağıya süzdükten sonra önündeki kâğıda bir şeyler yazmak istedi. O sırada kaymakam hemen kalem ile kâğıt arasına elini sokarak generalin yazmasına engel olmak istedi. General, kaymakamın elini iterek tekrar bir şeyler yazmak isterken, kaymakam yine kalem ile kâğıt arasına elini soktu. Galip Deniz tekrar kaymakamın elini itince kaymakam yerinden kalktı ve hızlı adımlarla Hükümet Konağı’na doğru yürümeye başladı. Bir hayli uzaklaşınca kumandan: ‘Kaymakam Bey gelsene’ diye bağırdıysa da kaymakam yürümeye devam etti. Kumandan tekrar: ‘Kaymakam Bey gel gel, dediğin olsun’ deyince kaymakam geldi, yerine oturdu. Kaymakam oturunca kumandanın yanında ayakta duran subay bizi yan tarafa alarak ellerimizi çözdü. Galip Deniz, ellerimizi çözen subaya dönerek: ‘Bunlar iki gün Mazgirt’te kalacaklar. Eğer şimdi bunları evlerine gönderirsek gezen müfrezeler yolda vurabilirler’ dedi.”
Bu sahne, beni ölüm sahnelerinden bile daha fazla etkiledi sanırım.
Cinayette vahşi bir zorbalığın zulmünü görüyorsun.
Ama ölüm kalım kararının “kumandanın” o andaki keyfine bırakılmış olması, canının istediğini öldürüp canının istediğini salıvermesi, zulme, zorbalığa, vahşete bir de büyük bir aşağılama eklemiş duygusu yarattı bende.
Bir sistem, ezici baskısıyla insanları yok etmekle yetinmiyor, onların ölümüne ya da yaşamasına dair kararı bir “kumandanın” keyfine terk ediyor, canı isterse öldürüp canı isterse bırakarak onları “hiçleştiriyor”, önemsizleştiriyor.
Bu devlet, bu halka çok acı çektirdi, çok zulmetti, çok aşağıladı.
Lekeli bir devlet bu.
Bir de bu devleti savunuyorlar.
Şükrü Laçin’in ve diğerlerinin yazdıklarını okuyun da neyi savunduğunuzu görün.
[email protected]

Hüseyin Akar
(WWW. Akarhuseyin.com veya WWW.huseyinakar.com)

Cıvrak köy derneği yönetimine

2 Aralık 2012

         CİVRAK  KÖYÜ   Yönetim Kuruluna

        Sevgili köylülerim
       İnsanlar çok zulüm görmüştür, yakın asrı ele alırsak ( gelişen koşullarda) Civariklilerin gördüğü zulüm insanlık tarihi içinde sıra dışı, çok önemli bir yer tutar: Zeki, dürüst, çalışkan, ezilen dışlanan halkının gerçeği için canını ortaya koyan özverili yiğitlerin, hileli, komplo şer oyunlarla ile namertçe yok edilmesi acıların en beteri.  Uzatmadan , B. Bertal Efendi devlete,  torunu Dr. Sait; eşine dostuna dava arkadaşına olan güvenin kurbanı oldular.
        Dr Sait’e,  halkı uğruna canını adadığı dava arkadaşları, birlikte savaşan lider kıydı.
Dr Şıvan’ın bu oyuna gelmesi, halkını ezilmişlikten kurtarma azmi ve dava arkadaşlarına olan aşırı güvenidir. Eşi dostu seveni, birlikte oluşturduğu siyasi oluşumun temsilcileri, Dr. Şıvan’ı  dar döneminde yalnız bıraktı. Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin derin güçlerin istemi doğrultusunda Dr Şıvan hareketi (Kürt aydınlarca bilin) yok edildi..
          Komplo teorisinin tek kanıtı: “Kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı “denen dört sayfalık bir yazı oldu. Önce buna okumuşlar inandırıldı. Bunların içinde  Dr.un çevresini  etkileyebilen kişiler buldular, bunları değişik oyunlarla  elde ettiler. D. Sait’i öcü ve katil göstererek ölüme terk ettiler. Bunların içinde Şıvanı seven Civariklilerin oluşu elem verici bir  talihsizlik oldu (1971 den sonra bir Civarikli okumuş  Dr. Saitİn katili  TKDP ya (Derveşe Sado- Şerafettin Elçi ile)  ve Mesut Barzani’ye hizmeti, Şıvan’a vefasızlığı zirveye çıkardı).            
           30-35 yıl bu komployu çözmekle uğraştım. Komployu vicdanen çözmüştüm ancak bu belgenin sahte olduğuna kimseyi inandırmıyordum. Bu işle görevli Faik Savaş belgeyi Berlin’deki yerinde gösteriyor ancak fotokopisini kimseye vermiyordu. Bu sahta olduğuna dikkatımı çekmişti.2oo5 yılında bu belge bir kitapta yayınlanınca M.Ali’ye bildirdim  M.Ali bana inanmıyordu. ( çatışma mektupları bende, Civarik “birliği” için bu güne dek saklı tuttum)
            M.Ali aramızdaki tartışmadan sonra (benden kurtulmak, ya da duyduğu kuşku nedeniyle) bu komplonun kanıt  belgesini bilirkişi incelemesine verdi. Netice benim düşündüğüm gibi yani Dr. Şıvan’ın “el yazısı ve ifadesi ve itirafı” denen belge sahte çıktı. Yani Dr. Sait dostu Sait Elçiyi öldürmemişti. Bu haince kurulmuş “Osmanlı yunu”  hain bir kurguydu.  Bu noktadan sonra ben M.Ali, ve kardeşini  vicdanlarıyla baş başa bıraktım ve sustum….
            Bu yıl “Dr. Sait’in katil olduğunu”  ima eden bir kitap yayınlandı. Yazarlığı “Sait” gerçeğinden uzak, bir masum yeğenine yüklendi. Dr.un kardeşi ve oğlu katillerin ayağına götürüldü, hain eller öptürüldü. Bu tablo, bilirkişi raporunu inkar, katile biat, aileyi açıkça aşağılamaktı.  Sevgili arkadaşlar ,ben bunu kötü niyete değil  de “insanı zaaflarına,” yoruyorum.
           Her kesin bir siyasi politik görüşü var. Her ne hikmetse M.A. ve SA. kardeşlerin Kürt halkı için politik görüşü, bu güne dek Kürt düşmanlarıyla iş birliği yapan, halkının kanını emen mütegalibe den (ağa şıhğ ulama molla vs.)  yana. Bu nedenle bunlar Dr. Sait’in öldürülmesi hakkında net olamıyorlar. Bakın “Dr. Sait’i kim, niçin hangi hain dubara ile öldürdü diyorlar mı? Hayır. çünkü bu  “hain komployu kuran, Kürt düşmanı unsurlar,  dava  arkadaşları ve molladır”.  Bunun anlaşılması da siyasi görüşlerine ters düşüyor.
          Kimsenin siyasi görüşüne karışmıyoruz ama bu görüş için Köy derneğini istismarla Civarikliye mal edilemez. Başta Sayın Hüseyin Ateş, Dr. Sait’e “Dersim kızılbaşı,  koministi  zındığı diye miting düzenleyen  “Şeriat “diye  Ömer yerine Dersimli Hasan’ı (yargısız )  katledenlerin düşüncesinden yana olamaz. İsterseniz danışın kendisine. .
          Ben 2006 da ”SAİTLER KOMPLOSU  Dr. Şıvan ve Barzani Kürt liderliği” kitabımda komployu  bütün gerçeğiyle aydınlattım. Bu işlerine gelmedi karşı çıktılar. Derneğe okuması, bilgi edinmesi için gönderdiğim  3-4 koli kitap tekmelendi, dışarı atıldı sonra geri gönderildi.
          Dernek yöneticileri bu aymazlığın farkında olamadılar. Kitap tekmelemek bilgi ve gerçekleri tekmelemektir, Bu güne kadar bu ayıbı ve ilkelliği deşmemem Civarik birliği içinde Zira Civarik’lilere yaraşmıyan bir ayıptı bu. Üzüldüğüm derneğin alet edilmesi.
         Sevgili Civarikliler :
         İstanbulda tertip edilen ilk Civarik gecesinde beni konuşturmamak için M.Ali yöneticilere karar aldırttı. Çünkü Dr.ru anacağımı biliyordu. Bakın şimdi  Dr. Sait’ten kalan anılarını benim yada hiç birinizle değil de Dr, Sait’n katilleri ile paylaşıyor. Bu uğurda hizmet verenler için değilde Niçin katil uzantıları? Civarikli neden bu kadarını irdelemiyor. Ben ne yapmışım, üstelik Ateşler aile dostlarım.
          Bana alınmaları;  “Siz  ikili oynuyorsunuz,  düşüncenize, derneği alet edip Civariklileri siyasi anlayışına ortak etmeyin.  Barzani Şıvan’ın katili, Kürdü kürde vurduranın,  köy korucuların hamisi, yerel seçimde % 80 oy alan halktan yana olmayan bir liderlik  “diye ikaz etmem ve Dr.Sait alehinde bir belgesini kitabıma almam. M.A.nin İnat ve egosu , tam bir ironi(gülmece) bir az de insafsızca. Bakın köy değerlerinden söz ederken hiç H Akar’n  kitaplarından söz ediliyor mu?  Oysa bunları ben yazmışım ama kapsamı bir kültür ve bu kültür tümüyle geçmiş Civariklilerin  yani kamu malı. Sizlerin.
                                                                                                               *
         Bu ara tv 10 da  Hardo dewresSeyit qesekedarne””  Sait hakkında konuşmalar yapılıyor. Yaşatılan basit basit duygusallıklar. Ben S.A.in ana dili ile yayın yapmasını kutladım ama onun yanında bu ana dilimizin diğer Kürtçe ile donatılmasını kınadım. Dr. Sait ten söz ederken önemli olan (değerli kişiliği yanında) dava arkadaşlarının kendisine açık ihanetidir. Biz Dersimli olarak Devletten Seyit Rızanın mezarını  istiyoruz ama Dr. Saitin katillerinden ellerini öptürürken kemiklerini istemiyoruz.  Bu ne gaflet ne sefalet…hatta…
            Sey Qajiden söz edilirken onları ilk kez yazıya geçiren kaynaktan söz edilmiyor. Oysa bu (Hüseyin akardan) çok ”Civarik Gençler İmajı “ hareketinin malıdır.
           Gerçekleri göz ardı etmek ilkelliği yatığı işin “yavan” kalmasını sağladı. Nitekim tv 10 da gereksiz şekilde “Avaşé İviş” eleştirildi. Kasıtlı yaptıklarını sanmıyorum.  Ama “ne aradığını  bilmeyen bulduğunun farkına varamaz”.  Gerçeklerden çok siyası rotaya öncelik veriliyor,   bilinen gerçeklerden kaçınıyor.
          Sey Qaji hakkında  İki uçlu yaşam ve Dersim’den  Portrler  biyoğrafılerinden  gerekli bilgiler verilmiş. Dünya Kürt Edebiyat Tarihine alınmış. Bunları yok saymak bu değerleri yüceltmez alçaltır. Bu ne kin ne inat yakışır mı Civraklıya?
            Bilgiyi veren H akar olduğu için o bilgi kaçınılıyor. H.Akar yazdığı için Dr. Sait gerçeği kimseye okutulmuyor. Bu bir ayıp. Derneğin, kitabın tekmelenmesi ve geri gönderilmesine karşı sessizliği anlamak da olası değil. Dr. Sait’in dirisine sahiplenmeyenler in kemiklerine sahiplenmieleri düşünülemez. Düşündükleri “anıt mezara” neyi gömeceklerini merak ediyorum doğrusu!
         Gerçeğe arkasını dönenler, gerçekten kaçanlar gidip katil ardıllarıyla iş birliği yapıyor, en yakınlarını götürüp katillerin elleri öptürülüyor bu insani zaaf katile biattır. Elindeki bilirkişi raporuna yok sayarak  Dr. Saitin katil olduğunu ima eden kitabı yayınlıyor. Derneğin bu ayıplara göz yumması doğru değil.
         Bunları yazmakta amacım Cıvrak Köy Derneğinin,  “Kürtler arasında çatışmasının içine alındığı ( derneğin politize edildiği)  bincine varılması, başka bir söylemle derneğin, ezilen fakir fukaradan yana değil de; ağa seyh bey molla  yanında yer alan bir görüşe sürüklenmeye çalışıldığının bilinmesidir. Bu kadarına  hakkımız yok. Dernek duyarlı ve bu tip taraflıklardan uzak durmalıdır bence. Bunu hatırlatmayı bir görev bildim sevgi ve başarı dileklerimle
Hüseyin Akar

 

 

 

  

CİVRAK KÖYÜ Yönetim Kuruluna /İstanbul

Sevgili köylülerim

İnsanlar çok zulüm görmüştür, yakın asrı ele alırsak ( gelişen koşullarda) Civariklilerin gördüğü zulüm insanlık tarihi içinde sıra dışı, çok önemli bir yer tutar:

Zeki, dürüst, çalışkan, ezilen dışlanan halkının gerçeği için canını ortaya koyan özverili yiğitlerin, hileli, komplo şer oyunlarla ile namertçe yok edilmesi acıların en beteri.

Uzatmadan , B. Bertal Efendi devlete, torunu Dr. Sait; eşine dostuna dava arkadaşına olan güvenin kurbanı oldular.

Dr Sait’e, halkı uğruna canını adadığı dava arkadaşları, birlikte savaşan lider kıydı.

Dr Şıvan’ın bu oyuna gelmesi, halkını ezilmişlikten kurtarma azmi ve dava arkadaşlarına olan aşırı güvenidir. Eşi dostu seveni, birlikte oluşturduğu siyasi oluşumun temsilcileri, Dr. Şıvan’ı dar döneminde yalnız bıraktı. Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin derin güçlerin istemi doğrultusunda Dr Şıvan hareketi (Kürt aydınlarca bilin) yok edildi..

Komplo teorisinin tek kanıtı: “Kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı “denen dört sayfalık bir yazı oldu. Önce buna okumuşlar inandırıldı. Bunların içinde Dr.un çevresini etkileyebilen kişiler buldular, bunları değişik oyunlarla elde ettiler. D. Sait’i öcü ve katil göstererek ölüme terk ettiler. Bunların içinde Şıvanı seven Civariklilerin oluşu elem verici bir talihsizlik oldu.

(1971 den sonra bir Civarikli okumuş Dr. Sait katili TKDP ya (Derveşe Sado- Şerafettin Elçi ile) ve Mesut Barzani’ye hizmeti, Şıvan’a vefasızlığı zirveye çıkardı).

*

30-35 yıl bu komployu çözmekle uğraştım. Komployu vicdanen çözmüştüm ancak bu belgenin sahte olduğuna kimseyi inandırmıyordum. Bu işle görevli Faik Savaş belgeyi Berlin’deki yerinde gösteriyor ancak fotokopisini kimseye vermiyordu. 2oo5 yılında bu belge bir kitapta yayınlanınca M.Ali’ye bildirdim M.Ali bana inanmıyordu. ( çatışma mektupları bende, Civarik “birliği” için bu güne dek saklı tuttum)

Aramızdaki tartışmadan sonra (benden kurtulmak, ya da duyduğu kuşku nedeniyle) bu komplonun kanıt belgesini bilirkişi incelemesine verdi. Netice benim düşündüğüm gibi yani Dr. Şıvan’ın “el yazısı ve ifadesi ve itirafı” denen belge sahte çıktı. Yani Dr. Sait dostu Sait Elçiyi öldürmemişti. Bu haince kurulmuş “Osmanlı yunu” hain bir kurguydu. Bu noktadan sonra ben M.Ali, ve kardeşini vicdanlarıyla baş başa bıraktım ve sustum….

*

Bu yıl “Dr. Sait’in katil olduğunu” ima eden bir kitap yayınlandı. Yazarlığı Sait gerçeğinden uzak bir masum yeğenine yüklendi. Dr.un kardeşi ve oğlu katillerin ayağına götürüldü, hain eller öptürüldü. Bu bilirkişi raporunu inkar, katile biattı.

Sevgili arkadaşlar ben bunu kötü niyete değil de “insanı zaaflarına,” yoruyorum.

Her kesin bir siyasi politik görüşü var. Her ne hikmetse M.A. ve SA. kardeşlerin Kürt halkı için politik görüşü, bu güne dek Kürt düşmanlarıyla iş birliği yapan, halkının kanını emen mütegalibe den (ağa şıhğ ulama molla vs.) yana. Bu nedenle bunlar Dr. Sait’in öldürülmesi hakkında net olamıyorlar. Bakın “Dr. Sait’i kim, niçin hangi hain dubara ile öldürdü diyorlar mı? Hayır. çünkü bu “hain komployu kuran, Kürt düşmanı unsurlar, dava arkadaşları ve molladır”. Bunun anlaşılması da siyasi görüşlerine ters düşüyor.

Kimsenin siyasi görüşüne karışmıyoruz ama bu görüş için Köy derneğini istismarla Civarikliye mal edilemez. Başta Sayın Hüseyin Ateş, Dr. Sait’e “Dersim kızılbaşı, koministi zındığı diye miting düzenleyen “Şeriat “diye Ömer yerine Dersimli Hasan’ı (yargısız ) katledenlerin düşüncesinden yana olamaz. İsterseniz danışın kendisine. .

*

Ben ”SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt liderliği” kitabımda komployu bütün gerçeğiyle aydınlattım. Bu işlerine gelmedi. Derneğe okuması, bilgi edinmesi için gönderdiğim 3-4 koli kitap tekmelendi, dışarı atıldı sonra geri gönderildi.

Dernek yöneticileri bu aymazlığın farkında olamadılar. Kitap tekmelemek bilgi ve gerçekleri tekmelemektir, Bu güne kadar bu ayıbı ve ilkelliği deşmemem Civarik birliği içinde Zira Civarik’lilere yaraşmıyan bir ayıptı bu. Üzüldüğüm derneğin alet edilmesi.

*

Sevgili Civarikliler

İlk Civarik gecesinde beni konuşturmamak için M.Ali yöneticilere karar aldırttı. Çünkü Dr.ru anacağımı biliyordu. Bakın şimdi Dr. Sait’ten kalan anılarını benim yada hiç birinizle değil de Dr, Sait’n katilleri ile paylaşıyor. Civarikli neden bu kadarını irdelemiyor. Ben ne yapmışım, üstelik Ateşler aile dostlarım.

Bana alınmaları; “Siz ikili oynuyorsunuz, düşüncenize, derneği alet edip Civariklileri siyasi anlayışına ortak etmeyin. Barzani Şıvan’ın katili, Kürdü kürde vurduranın, köy korucuların hamisi, yerel seçimde % 80 oy alan halktan yana olmayan bir liderlik “diye ikaz etmem ve Dr.Sait alehinde bir belgesini kitabıma almam. M.A.nin İnat ve egosu , tam bir ironi(gülmece) bir az de insafsızca. Bakın köy değerlerinden söz ederken hiç H Akar’n kitaplarından söz ediliyor mu? Oysa bunları ben yazmışım ama kapsamı bir kültür ve bu kültür tümüyle geçmiş Civariklilerin yani kamu malı. Sizlerin.

*

Bu ara tv 10 da Hardo dewres “Seyit qesekedarne”” Sait hakkında konuşmalar yapılıyor. Yaşatılan basit basit duygusallıklar. Ben S.A.in ana dili ile yayın yapmasını kutladım ama onun yanında bu ana dilimizin diğer Kürtçe ile donatılmasını kınadım. Dr. Sait ten söz ederken önemli olan (değerli kişiliği yanında) dava arkadaşlarının kendisine açık ihanetidir. Biz Dersimli olarak Devletten Seyit Rızanın mezarını istiyoruz ama Dr. Saitin katillerinden ellerini öptürürken kemiklerini istemiyoruz Bu ne gaflet ne sefalet…

*

Sey Qajiden söz edilirken onları ilk kez yazıya geçiren kaynaktan söz edilmiyor. Oysa bu (Hüseyin akardan) çok ”Civarik Gençler İmajı “ hareketinin malıdır.

Gerçekleri görmemek yavan kalmanın ilk adımıdır. Nitekim tv 10 da gereksiz şekilde “Avaşé İviş” eleştirildi. Kasıtlı demiyorum. Ama “ne aradığını bilmeyen bulduğunun farkına varamaz”. Gerçeklerden çok siyası rotaya öncelik veriliyor, bilinen gerçeklerden kaçınıyor.

Sey Qaji hakkında İki uçlu yaşam ve Dersim’den Portrler biyoğrafılerinden gerekli bilgiler verilmiş. Dünya Kürt Edebiyat Tarihine alınmış. Bunları yok saymak bu değerleri yüceltmez alçaltır. Bu ne kin ne inat yakışır mı Civraklıya?

Bilgiyi veren H akar olduğu için o bilgi kaçınılıyor. H.Akar yazdığı için Dr. Sait gerçeği kimseye okutulmuyor. Bu bir ayıp. Derneğin, kitabın tekmelenmesi ve geri gönderilmesine karşı sessizliği anlamak da olası değil. Dirisine sahiplenmeyenler kemiklerine sahiplenmiyor. Düşündükleri anıt mezara neyi gömeceklerini merak ediyorum doğrusu!

Gerçeğe arkasını dönenler, gerçekten kaçanlar gidip katil ardıllarıyla iş birliği yapıyor, katillerin elini öpüp biat ediliyor. Elindeki bilirkişi raporuna yok sayarak Dr. Saitin katil olduğunu ima eden kitabı yayınlıyor. Derneğin bu ayıplara göz yumması doğru değil.

Bunları yazmakta amacım Cıvrak Köy Derneğinin, “Kürtler arasında çatışmasının içine alındığı ( politize edildiği) bincine varılması, başka bir söylemle derneğin, ezilen fakir fukaradan yana değil de; ağa seyh bey molla yanında yer alan bir görüşe sürüklenmeye çalışıldığının bilinmesi. Buna hakkımız yok. Dernek duyarlı ve bu tip taraflıklardan uzak durmalıdır bence. Bunu hatırlatmayı bir görev bildim sevgi ve başarı dileklerimle

Hüseyin Akar

SEVGİLİ CiVARİKLİLER

26 Nisan 2012

          SEVGİLİ CİVARİKLİLER 

           Saitler Komplosu (1)
          
Özetle: Dr. Sait liderliğinde ki siyası oluşumun kısa sürede güçlenip halkla bütünleşmesi, “Şıvan’nın efsaneleşen karizmatik kişiliği, Kürt coğrafyasını bölüşenleri ürkütür. Türk Irkçı erki ile Barzani çıkar ortaklığıŞıvan Hareketini “ yok etmek için çareyi, Sait Elçi’yi öldürüp bu cinayeti Dr. Şıvan’a yüklemekte bulur. Dr Şıvan ve iki arkadaşını tutuklar. Bunlardan biri ağa oğlu Ömer Çetindir. 
        Şıvan tutuklandıktan sonra dava arkadaşları çil yavrusu gibi etrafa dağılır, sığınacak delik ararlar. Başından beri olayın komplo olduğunu savunan Hüseyin Akar; İki yüzlü, riyakar çıkarcı Kürt mütegalibesi, aydını ve yazarları ve katillere hizmeti yeğleyen  iki Civarikli tarafından etkisiz hale getirilmeye çalışılır.  
          Dr. Şıvan, korumasız ve yalnız bırakılırken;
         “Ömer çetin’in babası ve Ömer’in bacanağı eski milletvekili İskan Azizoğlu’nun girişimiyle de güneydeki Kürt hareketi ve Barzani nezdinde etkinlikleri olan bazı kişilerden Ömer Çetinin serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer Çetin amcası İzzeddin ağa tarafından götürülüp IKDP polit bürosuna teslim ediliyor (Sait Aydoğmuş İki Sait s.154).
          Ömer Çetin ( Soro ve Şakir ile) komployu aklamak koşuluyla yargılanmadan “itirafçılaştırılarak” serbest bırakılır. Ömer Çetin yerine (Şeriat üç kurban istediği için) tek suçu Şıvan’ın dostu olan Dersim kimsesizi Hasan Yıkılmış beş ay sonra tutuklanır kurşuna dizilir. Bu kendi başına bir ayrı vahşettir. Ömer Çetin buna yol veren içine sindirendir.
         Ş. Elçi, Derweşe Şado, Şakir ve Ömer Çetin, bu hain Komployu aklamak için başta War Dergisi olmak üzere tüm Kürt medyasında (Barzani’yi koruma adına ) Dr. Şıvan’ı, Sait Elçi’nin katili göstererek yıllarca umulmaz çaba harcar. 
          Mannheim Ünivesitesi Akademik Heyetinin 27 Eylül 2005 tarihli kırk sayfalık inceleme ve BİLİRKİŞİ RAPORU, ellerindeki tek kanıt “Dr. Sait’in el yazısı ifadesi ve itirafı”  denen dört sayfalık belgenin sahte olduğu, Dr. Şıvanın el yazısı olmadığı, taklit edildiği kararına varıncaya dek bu çaba sürdürülür.
         Önceleri Dr. Sait’in Sait Elçi’yi öldürdüğüne ikna edilen araştırmacı Sait Aydoğmuş:  Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile  çürütüldüğü  için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum… değerlendirmesinde bulunur.
         Şimdi yeni bir komplo ile karşı karşıyayız. Amaçları, Dr. Sait’e sahiplenenleri gözden düşürmek, Civariklilerin birlik ve beraberliğini bozup, Saitler katliamını karartmaktır.
         Dr. Şait Kırmızıtopak’ın çalışmalarını içeren bir kitap hazırlanıyor. 318 sayfa, iyi güzel. Bunun ardına “yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlar”  ilavesi ile bu güzellik kirletiliyor. Sanki “işte bu Dr. Sait kendi dostu arkadaşı dava arkadaşı Sait Elçi’ni katilidir “ deniyor. Aklandığı halde Dr. Sait’i katil gösterme, hain komployu canlı tutma, şüpheli kılma, bilime dayalı ” BİLİRKİŞİ RAPORU” nu hiçe sayma ancak bir kör inanç bilincidir.  Civarik’lilerin onurunu kıran, Dr. Sait’in kemiklerini sızlatan bir yaptırım bu. Bunu Dr. Sait geleneğine bağlı, art niyetsiz bir teyze oğluna yükleme talihsizliği de bu komplonun bir parçasıdır.                          
      “Bremen Mızıkacıları”na yeni katılan biri, adımı anarak sizlere hakaret ediyor. Ona yanıt vermeden geçmeden; bu hakarete göz yuman, yol veren, neden olduğunu sandığım kimi akrabalarıma seslenmekte yarar görüyorum: 
         a)   Dr. Sait’in oğluna  
        Baban soydaşlarınca kalleş bir tuzağa düşürüp öldürdüğünde sen daha çocuktun. Bu nedenle senin babana sahiplenmeni kimse beklemedi. Ama aradan kırk küsur yıl geçti. Sen yeteri derecede büyüdün, mal mülk de edindin, yoksun da değilsin.
         -Babandan kalan eşyaları İsveç’ten aldın Ateş kardeşlere verdin.  İyi güzel, belki de değerlendireceklerini düşündün. Onlar, içinden baban aleyhine bir sahte belgeyi başkalarına servis ettiler (SAİTLER KOMPLOSU s.232). Tavrın ne oldu, susmak mı? 
        -M.A.Ateş, kendisine verdiğin dokümanları getirip  kompo uzantıları kimi hain “kek” lerle “Braemen mızıkıcıları”  gibi garip anlaşılmaz, BİLİRKİŞİ RAPORUNDAN önceki  eskimiş geşersiz  hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla  DR. Sait’in Sait Elçiyi nasıl öldürdüğü, yani katil oluğu imasını sürdürüyor. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
         -Senin normalde  kitaptaki “Dr.Sait’in,  Sait Elçiyi öldürdüğü rezaletine” ( Kürt Trajedisine) karşı (başta Ateş kardeşlere)  “elinizde bir kanıt varsa gösterin, yoksa durup dururken niçin babamı zan altına bırakıyorsunuz” tepki göstermen gerekmez miydi?
         – Ömer Çetini ziyaret edip elini öpmen hain “Kek”lere biattir Dr. Sait, Sait Elçi’yi öldürmedi. Bu iftira komployu karartmaya yönelik. 30-35 yıl araştırdım. Yazdığım iki üç kitap değişik sitelere  gönderdiğim belgeden sonra Bilirkişi Raporu ile “SAİTLER KOMPLOSU DR. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği” kitabını yayınlamam Komplo aklayıcı hainlerin kimyasını bozdu. Şimdi Kürt tarihinin bir kara lekesi olan bu ayıbı karartıyorlar.
        -Senin, katil uzantıları hainlere mavi boncuk dağıtman,  babaya sahiplenme değil, olsa olsa tek vefalı dostunu zora sokar. Son kitabımı edindiğini sanmıyorum Çünkü Köy Derneğine okunsun diye gönderdiklerim tümü iade edilmişti.
         -Çilingiroğlu’nu bırak, asırlık Berto Anne, otuz yıl önce yok edilen oğlu Cemil Akbayır’ı arıyor.“Oğlumun kemiklerine ulaşmadan ölmeyeceğim” diye kırılan insanı onurunu sorguluyor. Biz yarım asır önce, kalleşçe öldüren Dr.Sait’in katillerine  “kemikleri nerde diye sorgulama yürekliliğini göstermezken “ onlar bize” Dr. Sait’ katidir”   yazdırtıyor.
             b)  Dr. SAit’in kardeşine            
            
Sevgili  dayı oğlu,   1938 Desim kırımıda  ailemizden 54 Kişinin üstüne gazyağı dökülerek yakılmasının bir açmazı,  kardeşler arası saygısızlıktı. Bu olayın detayına girmek istemiyorum.
             Bu günde benzeri bir durum var. Bir kitap yazılıyor iyi güzel, sonra Bilirkişi Raporunca çürütülmüş, eski iftiralar olan Dr. Şıvan, Sait Elçi’i nasıl öldürdüğü ekleniyor. Sevgili “Kardeşini,” kitabı içeriği değil, yazarın eniştesi olması ilgilendiriyor.   2005 te bu rezalet komployu Bilirkişi Raporu ile açıklayan (SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği)  kitabım Köy Derneğinde dışarı atıldığında bu sevgili kardeşin kılı kıpırdamamıştı. Üstelik ben de halasının oğlu diğer yöne teyze çocuklarıyız.
            Zöhre Anne, kırk yıl önce katledilen oğlu için: “Sait, Sait oğlum neredesin gel”  figanı içinde öldü.  Zöhre Anne’nin bu acısını paylaşan (ciğeri Sait’e sahiplenen) olmadı. Sevgili kardeşince Dr. Sait anılsın da nasıl olursa olsun, katil gösterilmesi Onu ırgalamıyor. 
           c) Kitabın yazarına  
           Sevgili teyze oğlu  Bu kitabın yazarı olman bir talihsizlik, Buradaki sakatlık senin kitabın yazarı olman değil, yazılan bu kitapta  Dr. Şıvan’ın katil gösterilmesidir. Dr.Saiti katil göstereceğini kimse kabul etmediği için “sen yazmadın” deniyor. Tümü çürütülmüş eski dramatik komplo senaryoları… Yoksa sen Orhan Pamuk Yaşar Kemali soylayan kitaplarda yazabilirsin. bu bir azim sorunu.
         Kitap ta  318 s. Dr.un kendi yazıları, Kürt Trajesi de War’da yer almış iftiralardır ( Bir çoğu bende var). Hal böyle olunca ancak Kitabı derleyen toplayan olabilirdin.   
         Kitabın yazarlığını nasıl yüklendiğini; oğlunun her kese mavi boncuk dağıtmasını, kardeşinin katil gösterilme duyarsızlığını göz önüne aldığımda seni çok kınamıyorum. Bu oluşum bir “mahalle baskısındır” .
          Sevgili teyze oğlu, ben Ahmet’e yanıt vermeden Onun yalanı üzerinden bina kurman seni bataklığa sürükler. Anlaşılan yazarlığı yüklemen böyle bir acelecilik neticesinin kazası. Bir yerinde “hukuki  haklarım baki kalmak” tan söz ediyorsun Merak ettim. Saitler Komplosu faili belli bir olay, katilleri mahkemeye vermek istiyorsan yanındayım.
           Hepimiz eş dost yakın akraba çok dikkatli olmak zorundayız. SAİTLER KOMPLUSU kitabımı edinirsen (wwwhuseyinakar.com  ya da www.akarhusayin.com) bir çok yerinde “Amaçları bizi biribirine düşürmek “  diye bir çok yerinde yazılı. Tuzaklarına yem olmayalım.  
            
Şıvan’ın oğluna, kardeşine, Ateş kardeşlere, Civariklilere tüm sevenlerine çağrım; Dr. Şıvan’ın  katil gösterilmesi bir tuzaktır. Gelin birlikte Dr. Sait’in anısına sahip çıkalım, Dr. Sait gibi bir değeri yok eden iki yüzlü, riyakar çakallara yem olmayalım. Sevgilerle. 
           Sevgili Civarikliler (3)
           e) Ahmet Ünal’a Yanıt :
          
 Ahmet Ünal, iftira üretiyor, Dr. Sait sevenlerine hakaretler yağdırıyor. Sanırım Civariklilerin bu dağınıklığı ortamında, onlardan birinin kolay yutulur bir lokma gördü.!.
         Öyle ya kendi adına güçlü bir siyasi oluşum sağlayan Dr.Sait gibi değeri yok ettiler de  sahipleneni çıkmadı, Katledildiği yarım asır oluyor, başına bir mezar taşı dikeni olmadı.  Adına kitaplar yazılıyor etkinlikler düzenlenirken, arkadaş katili gösteriliyor tınanı yok.
          Bilirsiniz akbabalar leşçi, kan kokusunu his ettiği yere gitmekten ya da zayıf gördüğü bir canlıya saldırmaktan kendini alamaz. Bu puslu havada Ahmet, Civarik’lilerin zayıf tarafını biliyor. Yoksa ekmek teknesi Civarikliler’e yada onlardan birine böyle şuursuz pervasızca saldırmaz.
           Ahmet’in cahil, diz boyu çamur olduğu ortada  ama insan boyuna aşan balçık olduğunu bilmezdim. Halk çocukluğunun terbiye sınırlarını, aklıselim bentlerini aşmasıyla, ekmek teknesine işediğinin ayırtında değil. sevgili akrabalar, Merhabam olan bir insana, bu alçak seviyede yanıt vermem olanaksız.
           Ahmet bey!  “Dr. Sait kamuya mal olmuştur “ diyor doğru. Hüseyin Akar’ın yaptığı da:  Bu “kamuya mal olmuşa” sahiplenmek, aleyhinde haince kurulan komployu aydınlatmak, Onun  dostu Sait Elçiyi öldürmediğini gün ışığına çıkarmak olmuştur. Şu kadere bakın ben bu mücadeleye Ahmet’le başladım başardı(m)kta. Birlikte katil ve uzantıları “Bremen Mızıkacıları hedefi olduk. Ahmet’in yardımını yok sıyamam.  Ne ki Ahmet şimdi onlarla kol kola .. niçin mi?
           Düşündüm şifresini çözdüm: Ahmet burada imalı ironi yapıyor.  Ahmet;  teyzem oğlum damadına, damadın kardeşi kitap yazarına, Şıvan’ın kardeşine, oğluna tüm akraba ve Dr. Şıvan’ı sevenlerine diyor ki “sefil, pasif reziller” duygusuzlar  ben sizden yana  oldum da ne oldu?  Siz bir Dr. Sait’e sahiplenmediniz. Onlar ağa oğlu Ömer Çetini kurtardı,  itirafçılaştırıp Komplo aklayıcısı yaptı.  Siz Dr. Sait’i katil gösterip  bu hainlere”keklere” övgüler  dizip biat ededurun,  yarım asırda Dr. Sait’in kemiklerine ulaşma yürekliğin göstermediniz, başına bir mezar taşı dikmediniz. Bende onun için haktan yana değil güçlüden yana kayıyorum haberiniz olsun” diyor.
        
Not: Ahmet’in bir  tek Civarikli onuruyla oynaması, tümüyle oynayacağının kanıtı.

            1-) Ahmet’e “U dönüşü yapıyor” demişim, doğru. İşte yorumsuz bir iki kanıtım:
            - “..Osman Aydın her koşulda tarihe karşı sorumludur..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola gezmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin  katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar
       
-“…..Deweşe sado Kurtalan’da  hiç rahatsız edilmeden yaşayabilmenin sırrını açıklasın. Dewreşe Sado, Şerefettin Elçi ve ekibinin Barzanilerin Türkiye Temsilcileri oldukları bilinirken devletin güvenini nasıl kazandıkları izah edilmeye muhtaç değil mi?
        
-Barzaniler ABD’nin Orta doğu politikalarına kilitlenmişlerdir,
        
-İki Saitin birbirlerini fiziki olarak ortadan kaldırma durumu yoktu. İddia edildiği şekilde Sait Elçi Musul’a ardından da Zaho’a götürülürken MİT yönlendirilmesine tabidir. Dr Şıvan’nın da Sait Elçi ile görüştürülmek üzere çağrıldığı Zaho’ya gelmediği ancak iki arkadaşını gönderdiği iki arkadaşında Zaho’ya geldiklerine Sait Elçinin orada olmadığı ve kaybedildiği  öğrenilir.
        
-Koministlere karşı komplonun bir parçası olarak; Barzani MİT ve Deweşe Sado’ların eliyle kesintiye uğratılmak istenir. Komplo karşısında ne yazık ki o dönemin “yoldaşlığı,  yol arkadaşlığı” sınıfta kalır
          Ahmet bu güzel yerine tespit ve tedhişlerine eklenecek tümce bulamıyorum. Ne ki Ahmet bu eski yazdıklarını  yeni kitaba aldığı yazılarından çıkarıp öyle yayınlamış. Şimdi kendisi O işbirlikçilerle kol kola.. Peki biz Ahmet’e ne demişiz ? ..   Hakim kimlik tespiti için vatandaşa sorar:
           – adın ne?  
            -Dursun der  ve ilave eder. ama hakim bey Dursun T harfi yoktur. Hakim:  
            -Dursun da hiç T harfi olur mu  deyince vatandaş, 
            -Peki biz ne dedik hakim bey ?
           
Ahmet, ben, sana “dönek, iki yüzlü, riyakar, dönek,  tükürdüğünü yalayandemedim, kibarca U dönüşü yaptı demişim. Daha kibarcısını bulamadım. Merhabamız hatırınadır bilesin..
          2)-Son dört yapraktan dışında tümüyle komplo uzantıları “Bremen Mızıkacılarının”  yazdığı beli olan bir kitap yazılıyor. Buna, BİLİRKİŞİ RAPORUNDAN önce ki  eskimiş geşersiz  hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla , DR. Sait’in Sait Elçi’yi nasıl öldürdüğü, yani katil oluğu ekleniyor. Katilerin elindeki tek kanıtı; “Dr. Sıvan’ın kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı” olan belgenin taklit, sahte olduğu, Dr.Sait’in el yazısı olmadığın söz edilmiyor. Alman Üniversite Akademik Heyetinin Bilirkişi Raporu göz ardı ediliyor. .
        -Kuzey Irakta Kürt Mütegalibesi önderliğinde toplanan (Şerfettin Elçinin Şıvan aleyhinde binlerce sahta imzalı ile katıldığı) beş bin kişinin “Bizim adamı öldüren Dersim Kızılbaşı, dinsizi imamsızı komünist Şıvan’ı bize verin linç edelim vb gelişmelerden söz edilmiyor. Ömer Çetin yerine bir yoksul Dersimlinin kuşuna dizildikleri saklanıyor. İnsan hak hukuku vicdanı, şeriat istedi diye ayak altına alınıyor. Kitabı teyze olğlu yazsa bu noktaları es geçemez.  Kullandığı “kek”  Dersimli kültüründe yok.
          -Ahmet bütün bunları benim kadar biliyor. Damadının kardeşine yazarlığı yüklemesi;  “kandırmaya tanıdığımla başlarım” Kayseri tüccarlığı ile uyumlu. Bu cahilane yaptırım bir şark kurnazlığı, Dün karşı çıktığın, katillerle kol kola gezmekte bir beis görmediler  dediklerinle bu gün kol kola olmanın ayıbı sana da O işbirlikçi keklere yeter. Dr. Sait’i katil gösterme töhmetinden kurulamazsınız. 
      “Kürt Sorununa”  bakışımı gelince,     
        Bir:  -Türkiye’deki 20 milyon Kürt’ü  Iraklı bir  aşiret ağası ipoteğine sokulmasına, İki:   -Yaşamını ezilen halkına adamış, zeki atılgan üretken, halkı ile bütünleşen başarılı halk çocukları, Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerle çıkar anlaşması  yoluyla  katle dilmesine ( Şıvan, Kasımlo,  Muini gibi) , Üç: –  Sınır ötesi silahlı güçleri çağıp kendi haklını öldürtmesine, Dört: Pozitif bilim yerine inanç bilimine öncelik verilmesine ( Hukuk yerine şeriatı, halk kitleleri yerine ağa bey mütegalibe istemine önceliğine), Beş:  Türkiye de seksen bin Kürt’ün kendi halkına karşı silahlanması (korucu) vs. karşıyım.
            Mevcut Kürt liderliği bu yaptırımlara ev sahipliği yaptığı için “Kürtler “bırakırın” olmuş ve esaretten kurtulamamıştır. Ahmet şimdi bu aşiretçi ilkel Kürt milliyetçiliği ile kol kola..
             3)  İftiralar zinciri
           
Halkımızın bir sözü var “Tavuk su içer birde yukarıda Allaha bakar. Sen bakmuyorsun Ahmet.
            a)Dersim Civarik İki Uçlu Yaşam  kitabımı DOZ yayınlarına götürdüğüm doğru. Yayıncısı  Sait Elçi olayında Dr. Şıvan’ın yanındaydı. Bu yönde kitaba bir katkısı olur sanmııştım. “Bir yerden para bekliyorum gelirse basarım” demiş ve dosyamı editörü Ali Rızaya vermişti. Durumu teyze oğluma anlatınca O da “kaynı” Ahmet’i salık verdi. Bende “kayın” Ahmet’te gittim.
          b) Ne ki Peri yayınları yeni kurulmuş ve Ahmet’in editörlük yapacak becerisi henüz yoktu. Sonra bir edebiyat öğrencisini buldu. On-onbeş gün O delikanlı ile çalıştım ve ara vermeden kitabı basıma hazırladık. Ahmet kitabın hiçbir yeri ile oynamadı ve karışmadı. Bazı önerilerde bulunduğu ve bana faksladığı tümüyle yanlış..(yalan)..
       c)” Kitaba sahiplenmedi, ben yetmiş yaşındayım dedi”   iftirası, vicdanı zafiyet içeren, kendini Allahtan etmedir. Kimliğim savcının elinde. O zaman 53 yaşındayım nasıl yetmiş derim. İşte (esas no 1998/392 , ) dosya önümde Ben yalnız yayıncı notu olan 5-10 sayfadaki yazıyı yüklenmemişim. Bunu da Ahmet istemi ile söylemiştim. Ahmet’te ifadesinde bu notu  Sadık Ağız’ın yazdığını söyleşmişti. Sonra Ahmet “Biri, Türkiye suç işlerse  yurt dışında sığınmacılığı kabul edilir “ demişti. Bende  “benim  kitabımı alet etmen doğru değil”demiştim.
        e) Korkma değilde ürktüğüm doğru. ben Ahmet kadar pişkin değildim, savcının “..Sanık Hüseyin Akar’ın yazmış olduğu metinde halkı ırk, bölge mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçunun işlediği…” karşısında şaşa kalmıştım. Bu, devlet iftirasıydı “Ben devleti niye nasıl böldüm diye ürkmüştüm. Oldum olası iftiradan korkarım.
             SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği kitabıma gelince; Ben bu kitap için Ahmet’e hiç gitmedim. Çünkü Onun basmayacağını biliyordum. Nerden derseniz, kitabın basımını uzun sure oyalayan bir yayıncıya, “basmazsan Ahmet’te gider o basar” deyince yayıncı aramızda kalmak koşuyla “Ahmet Petrol parası kokusunu almış, şimdi eski günahları çıkarıyor” demişti. Bende Ahmet’i telefonla aradım, O üç dört ay doluyum demişti bana.  Bütün olanlar bundan ibaret  gerisi yakıştırma . 
           “Doğruyu”
, dün Atinalılara anlatamayan Sokrates’in kaderini paylaşmak bana kaldı.

            Ahmet Ünal, sen çok iyi bilirsin ki yazdıkların karalama iftira. Seni bu uydurmaların için kınıyorum, çok ayıp.. Bir mert tarını görmüştüm onu sildin. Bunları vicdanın sindiremez. 
           Ahmet, ben şimdilik devlet ricali gibi; “bu iftiralarını  ispatlamazsan, namertsin, alçaksın müfterisin, şerefsizsin demiyorum. Bu, tarz arsız insanlar için geçersiz. Kem söz sahibinindir. Ayrıca sen teyze oğlumun kaynısın, bir ucu bana uzanıyor. Bilirsin Civarikliler hepimiz teyze dayı amca çocuklarıyız. Seni vicdanınla baş başa bırakıyor,  Özür dilemeni bekliyorum.

 

 

.

 

Arama

ARŞİV

Aralık 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  
Ziyaretçi Sayısı: