Eylül, 2009

Sey Qaji

20 Eylül 2009

           SEY  QAJİ 
           ve  “Civarikli Gençler” İmajı
                                                                       

          Zulmün adresi Dersim’de; eser veren, yol gösteren bilge kişi,  destanlar yaratan, adına siyasi hareket oluşturan zeki, cesur, mert kişilikler,  zulmün inleten çığlıklarını , aşıkların sevda nağmelerini, saza söze döken ozan, toplumsal sorunları cem-cemaat yoluyla çözümleyen bir çok eren, isimsiz kahramanlar gelmiş geçmiş. Ne ki ırkçı yönetim idaresinde  “ayrı kimlikli” olma,  eğitimsizliğin, yoksulluğun,  yıkım dünyasında, bu kültür değerlerinden günümüze yansıyabileni yok denecek kadar az.  Bu değerlerden biri de Sey Qaji’dir.
          Kuşağımın çocukluk günlerinde; tarlasında orakla ekin biçen, çayırında tırpan sallayan, dolambaçlı yollarda yüklü katırını süren, yaylasında sevdalanıp koyaklara sığınan, bir “canan” hasretiyle elini kulağına atan, zirvelerde narin beden ruveş (ışkın),  bayırlarda sini iriliğinde sung (mantar) toplayan, kaval nağmeleriyle koyun kuzu güden, hasılı, herkesin öncelikli acılı ağıtlarında, Gemik’li Sey Qaji, sevdalı gönüllerde, damadı Seycan’nın  “bölük pörçük ” aşk ezgileri vardı.
          Civarik İlk Okulu ilk mezunlarını 1950 Yılında  verdi. O yıla kadar, başka beldelerde okuyanlarla birleşen “Civarik’li gençler”, Nazimiye’de “Yöre Kültürü ve  Değerlerinin Korunması”  hareketini başlattı. Bu, bir gönül birliği hareketiydi.  Dersim’e, Civarikli gençler imaji olarak yansıdı. Hareket stratejisinin ana öğesi, yeni yetişenleri okutmak,  kaybedilen kültür değerlerimizi ve adamlarımızı gün ışığına çıkarmaktı. İlk adımda; İlk Okulu bitirenlerin ortaokullara kaydını yapma ve onları devlet sınavlarına hazırlamakla işe başladık. Sırayla Mehmet Karatoprak,  ben,  Sait Kırmızıtoprak devlet sınavlarını kazanan ve yatılı olarak orta eğitimi bitiren  “Civarik’li  gençler”  olduk.  
           Bu gönül birliği hareketinin ilkelerinde, yörenin toplumsal hafızadan silinen, ancak saza,  söze yansıyan kültür değerlerine sahiplenme vardı.  Sey Qaji ve Sey Can’nın (Sey Haydar) saza söze yansıyan şiirlerini derlemek, Sey Qaji’nin, Haydaran’da bulunan mezarını,  baba ocağına   taşımak ilk palanda ele alındı.  
              Hareketin önderlerinden Mehmet Karatoprak, Yusuf Kaçar’ın ani ölümleri ardında,  Dr. Sait (Dr.Şıvan)Kırmızıtoprak’ın  “dramatik-trajik öldürülmesi;, Civarik’li Gençler İmaji” için bir yıkım oldu.
             Asıl acının en dayanılmazı,   Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi çıkmazı “Kürt Kimliği” Sorununu;  Türk-Kürt ayırımı yapmadan, birliğinden yana, basına ve bilimsel platformlarda  açık tartışmaya, taşıyan, istediğini elde edemeyince de kendi adına bir siyası hareket oluşturan, ayrı  baş çekme yerine, savaşan hareket liderliğine katılımıyla halkın umudu, “ politik sosyal imaji ile en etkili,  karizmatik bir Kürt martırı” güvenilir kurtarıcısı haline gelen Dr ŞIVAN’ın hain bir komployla kalleşçe katledilmesiydi.
            Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerin Kürt liderliğini, feodal bir aşiret  ağasının  ipoteğinde tutması, O liderliğin, bu devletlerin şer güçlerinin, derin pis ilişkilerine ortak, teslimi demekti.   Bu karşılıklı ortaklığın önceliği, bu devletlerinin peşine düştükleri “Kürt Kimliği” istemcilerinden, liderlik yetenekleri olan, zeki, atılgan, cesur, sosyal “Kürt” halk çocuklarını yok etmekti.  Üç çeyrek asırdır yapılan bu, “Kürdü, Kürde kırdırma” olmuştur. .  Susurluk, JİTEM Ergenekon’un bu bölgede ki “on yedi bin faili meçhul”,ortaya çıkarılmaya başlandı. Sıranın, bu ortaklığın cinayetlerinde ki,  hile- hurda dubara hainlik, insan onurunu hiçe alan pis ilişkilere geldi dayandı. Asıl önemlisi bu ortaklığın cinayetlerinin eşelenmesi. Av. Faik ucak,  Dr. Sait (Şıvan), Sait Elçi  binlercesinden  sadece üçü.
            Civarik’li Gençler’in, aş iş peşinde koşuşturması, yurt içi-dışına dağılmaları, Susurluk,  JİTEM,  Ergenekon’  ortamında , her biri  kendi canının derdine düşmüştü. Bu arada   “Sey Qaji  mezarı”: “Sey Qaji’ -Dr. Sait (Dr. Şıvan) anıt mezarı olarak ele aldı.  Bu “anıt mezarın” çizimi için Dr. Şıvan’nın  mimar oğlu düşünülmüştü. Sey Qaji’nin mezarı Civarik’e taşındı: Ne ki  Dr. Letler rası Sait (Şıvan) nın naaşına, ulaşma olanağı bulunamadı.
                                                                                                 ***
              İKİ UÇLU YAŞAM                                                                  
            Peri Yayınevince 1998 yılında yayınlanan “Dersim-Civarik  İKİ UÇLU YAŞAM  kitabımın, beş önemli bölümden oluşuyordu. Yayıncı kitabı, arka kapakta şöyle tanımlıyordu: “Kendisi de Civarikli olan Hüseyin Akar’ın yazdığı kitap;  doğası, günlük yaşamı, acısı aşkı ve aşkın kişilikleriyle bir yöreyi anlatan bir çalışma. ”Kültür’ün en kısa ve özlü tanımlarından biri “yaşamla ilgili her şey” olarak yapılıyor” diye  tanımlıyor, kitabı övgüye değer buluyordu.  Ne ki  bu yöreyi ırkçı baskı altına alan devletçi anlayış bu kitapta yazılanların, “Devletin ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan görüşlere yer verildiğini savlıyordu:
             T.C. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’  bu yıkıcı görüşleri aynen söyle sıralıyordu:  
            “25. sayfada “Köyde İlkokul yani açılmış, Türkçeden başka dil yasaktı,  öğrenciler Türkçe konuşmaya zorlanıyor
              112. sayfada;   “4 yaşımda kendimi kırım içinde buldum, çocukluk anılarımı korku, acı, kaçış, ızdırap süsler; Boğa, asker, silah, süngü, barut kokusu, işkence, kan ölüm. Hiçbir zaman kim kimi niçin dövüyor, işkence ediyor, öldürüyor anlayamamıştım”…
           
113. sayfada; “Osmanlının yalnız savaşta anımsadığı, Derebey aracılığı ile savaşta ölecek savaşçı, vergi topladığı Dersim, cumhuriyet döneminde raporlara konu olmuş, zamanın valisi Cemal Bardakçı “400 yıldan beri Dersim’e hükümet girmemiştir”. Her Dersim’li hayatını malını muhafaza kaygısıyla silah kullanmak zorunda kalmış” der. Maraşal F.Ç.: “Dersim’in bu hali tehlikelidir, Dersim okşanmakla kazanılmaz silahlı kuvvetlerin müdahalesiyle Dersim önce koloni gibi ele alınmalı, Türk kolumu içinde eritilmeli, daha sonra Öz Türk hukuku uygulanmalı “  … 116. sayfada “Civarik Kırımı Dersim bütününde görülen zulmün küçük bir parçasıdır”…
            
119. sayfada “ 1938 yazı köyde gece sokağa çıkma yasağı devam ediyordu, bu 54 kişi dışında herkes bu yasağa uymuştu. İşte ağaların, çoluk çocuk, emzikteki yavruların hamile gelinlerin, sakallı dedelerin gece göçü böyle başladı. Bir gece vakti sürgün diye evlerinden alınıp yolda öldürenlerin isimlerini Bertal Efendinin kızı Ezime  öyle sıralar”……
              133. sayfada “ Bir Kurmay yüzbaşını sözleri olan bu “kart-kurt”  ses  benzetmesinden esinlenerek Kürtlerin Türk olacağı gibi bir büyük gülmeceyi ortaya koymaktan aciz kaldığımı itiraf ediyorum, bir Kürt sevmezlik yaratıldı rüzgar ekildi şimdi biçiliyor. Uygulamada buna koşut baskılar işkence yakala öldür emirleri göçü zorlamada. (Aziz Nesin’nin Bulgaristanda Türkler Türkiye de Kürtler kitabından aktarmıştım)….134. sayfada “”Alevi inançlı olmaları nedeniyle Sünni, Şafii kesimce Kızılbaş diye dışlanmış, kafir görülmüş ve kıyılmışlardır.” ….136-137. sayfada;
Söylemeye varmıyor dilim 
Olmaz olsun böyle tarih bilim
Kart-kurt” oldu Kürt
Soyca bırakıldı “Kürt” züğürt
             “
Kürtçe” dil değil Kürt yok dendi 
               Yerinde keşfine gerek görülmedi 
               Yüz binler yitirildi
Turan uğruna 
Kürtler Türk ve Turan değil” der
Anadolu’nun
Turan olmasını ister
               Kürt bölücü Kürtçe sakıncalı dil 
              
Kürt kimliği devleti bölmeye özdeş
             “
Türküm” diyene vatandaşlık peşkeş
Yılarca tarih yazıldı
“inkârı” çok 
Sonunda Kürt bulundu
kimliği yok”.  
            
“Feodal ağalık sistemine dokunulmadan kültür farkı eğitilmeden ulus toplumu içinde eritilmeye itildi. Yine aynı görüşle ayrı inançlarını  sürdüren  genel nufusun %25 Alevi yok  sayıldı. Zorunlu dil dersleri,  laikliği ve bu inanç topluluğu zora soktu. Bunlar için tabular yaratıldı yasaklar getirildi. Vatandaş olmak için bir biçimde Türk ve Sünni olma koşut sayıldı.”…143.sayfada;” Türk İslam sentezcileri Alevileri  parçalamaya eritmeye ve kendine benzetmeye çalışmakta yada  İran şiilerine benzetmeye zorlanmaktadır”…
          
Şeklinde ki kitap içericinde bir çok deyimler  itibarıyla sanık Hüseyin Akar’ın yazmış olduğu metinde halkı ırk,  bölge , mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçunun işlendiği: ….. suçlamasıyla mahkemeye verildim.
             Ey vah ben,Dersim’ yöresi “kültür  değerlerini” korumayı düşünürken; “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan görüşlere yer ver(ildiği)mişim.
           İlk kez devletin bütünlüğünü bozan görüşlere yer verdiğimle suçlandığım  için şoke olmuştum.  Ysaları biliyordum ancak suçlamanın bu kadar ucuz olduğunu düşünememiştim. Neyse ki birlikte yargılandığım, Peri yayınevi sahibi Ahmet Önal’ın cesur ve yiğitçe duruşu beni yüreklendirmişti. Çekindiğim “Saitler Komplosu” bölümünden, hiç söz edilmemesi manidardı. Üç bin basılan kitap, “toplama” karırından önce tükenmişti. 
             Bunları örnek alınsın diye okurlarımla paylaşmak istedim. Asıl konumuz Sey Qaji ona dönelim:  
            Yayıncı, kitabın arka kapak  tanıtımında Sey Qaji ile ilgili: . ..bu kitabın en özgün ve çarpıcı yönlerinden biri de Dersim’in ünlü şairi Sey Qaji’nin hayatı ve şiirlerinin yazılı hale getirilmesidir” diye yazıyordu.
            Acı ağıtların  ozanı Sey Qaji’den söz ederken, Sey Can( Sayder)’den söz etmemek eksiklik olurdu. Sey Qaji ne denli Dersim’in önde gelen güçlü kavga adamı, acıların ağıt ustasıysa, Sey Can da, yaşamın kaçınılmaz diğer sevda sevgi yüzüdür. Sey Can, yaşamı sevgide, sevgiyi kadında arayan bir sevda adamı, kadına susamışlığın kemiksiz dili.  Kitabın, önemli kısmı, bu iki ozanın ana diliyle söze saza dökülen şiirleri (Türkçeye çevrileriyle)  yer alıyor.
             Değişik söylemlerden derleyip Dersimce diliyle yazdığım, bu iki şairin şiir ve yaşamı (Dersim dili için) ilk kez  “Dünya Kürt Edebiyatçıları  Tarihi ‘ne (Faqi  H.Sağnıç) girdi.

              Yöre Kültürü,  Civarik Köyü ile sınırlı değil, tüm Dersim’i kapsar. Bu nedenle ikinci çalışmamı Dersim üzerinde yoğunlaştırdım. 1999 yılında Kalan yayınevince yayınlanan  “Dersimden Portreler” kitabım beklememediğim bir   ilgi gördü. Bu ilgiyi, yöreye damgasını vuranları ve   yetişen değerlerini bir araya getirmede bir ilk olduğuna yoruyorum.  
            Dersimden Portrelerde: Dersim kökenli (baba, dede dahil)  Dersim’e mal olmuş, yada  en az iki eser veren  şair, yazar, çizer, sanatçılardan ancak 85 elit kişiye  yer verme olanağını buldum. (Eksikleriyle birlikte yeni portrelerle ikinci baskısı hazırlıkları devem ediyor.)

             DERSİM’DEN PORTRELER
               Dersim’den Portreler,   “önsözü”   ile   Dersim Kültürünün,  bir küçük aynası:
               “Dersim, özgürlüğün arka bahçesi, zulümden kaçan, kılıçtan kurtulanların barınağı, hileye-hurdaya, korkaklığa, kalleşliğe yol vermeyen, gönüllerinde insan sevgisi, beyinlerinde sömürüsüz-sınıfsız ideallerin volta attığı bir gül bahçesi. Bahçeyi kucaklayan dağlar yüce ırmakları coşkuludur. Dersim, silah olur patlar, saz olur çalınır, öykü olur anlatılır, semah olur dönülür, cem olur…

Dersim 
                    fırat’ın ve murat’ıın
                 mavi kolları arasında doruk kent
            taşı çatlatan /  bin yıllık bir çığlığın sesi
     duyulur / her yöresinde
dağında / taşında / deresinde
      bir uğultu / bir çığıltı 
         çoğalır yürür / dağılır durur
               dersim’in yüreği saniyade bin vurur
Dersim insanı, ilkeli, duyarlı ve kararıdır.  der ki
                     “kafatasım duvar değil beynime
            düşünürüm ilmik  geçse de başıma”
bu toprağın tutkusu özgürlüktür
        özgürlük denince erir munzur dağının karı
               kardelen kaldırır başını 
                     keskin kokar kekik
                          çiğdem bükmez boynunu
                    suya  türkülenir yarpuz
         pervalaşan  yararla em olur
bire  dostum / düğün olur / dernek olur / cem olur.”
         ………
              Düşüncenin, cesaretin,  özgürlükçü hareketlerin çiçekleri  Dersim’den Portreler’de uç verir. Abdullah Cevdet, Lütfi Fikri, Hüseyin Avni Ulaş gibi Dersim’liler  olmasaydı  özgürlükçü hareket cılız kalırdı. Seyit Rıza, Alişer, Sey Qaji, Dr. Sait  olmasaydı, yiğit yiğitlik tarifsiz kalırdı. Dersim olmasaydı, Erzincan, Sıvas ve  güneydeki geleneksel halk ozanları zinciri kopar, sazlar  bu kadar güzel çalmazdı. Cemal Süreyya, Şemşi Belli, V. Timuroğlu  K. Burkay, “ ne güzel şey, dünyanın bir yerinde , hiç tanımadığımız birinin acısını acımız saymak diyen” Yılmaz Güney, nice genç şairimiz olmasaydı Anadolu şiiri imgesiz, yazılar anlamsız kalırdı.(D.P.  s,9-10-11).
             Kültür bir bütündür. Örneğin Civarik yöresinden söz edilince,  Sey Qaji , Sey Can, Dr. Sait (Dr. Şıvan) gibi değerler “Dersim’den Portreler” de bu bütünlük içinde ele alınıyor. Kitapta kendilerine gerekli yer veriliyor:
            “SEY QAJİ
             Asıl adı Seyité Qaji’dir.  Civarik Köyü Gemik beldesi halkındandır. 1871 yılında aşiretler arası çekişmelerin en ateşli sürecinde dünya gözlerini açan  Sey Qaji, yörenin olumsuzluklarında payına düşeni alır. Üç yaşında yakalandığı bir hastalıktan, gözünü yitirerek kurtulur. Ateş çemberi içindeki Dersim’de tek silahı sözü ve sazı olur.
             
Bölgenin tek hakimi Çarekli Hüseyin Beyin oğlu Mustafa Bey Rus harbinde sığındığı Balık’ta,  söylemlerin alındığı Sey Qazi’nin kendisine getirilmesi emreder. Bunu duyan Ozan Haydaran Aşiretine kaçarken yolda Haydar Bey’e şu göndermeyi yapar:
“Silahları  topladı  hükümet
Kalmadı Mir’e  sıkılacak  bir kurşun
Sıktığım bir dize sözdür  
Hain Mir haline şükür etsin” (Desim’den Poertreler s.48)
           
Sey Qaji’nin en belirgin yanı; zulüm gören, ezilen, yoksul, biçare dürüstten yana davranmasıdır.  Yaşamı boyunca,  Dersim yöresi aşiret döneminin olumsuzluluklarını, devleti yönetenlerle,  Ağa-Bey  işbirliğini, bunların yoksul halka karşı kurduğu duka ve dubaralarını, zulüm içeren    acılı yaşanmışı, sazlı sözlü söylem ve deyişleriyle,  günümüze en iyi yansıtan bir halk ozanıdır. Sey Qaji’nin zulme ve haksızlığa karşı, yiğitçe savaşımı, ezilen halktan yana tavrı,  “emekçi” bir davranıştır. Sey Qaji’nin ölümünden bir yıl sonra,  tüm insanı değerlerin ve hak-hukukun askıya alındığı,  38 kırımı;  Sey Qaji’nin yansıttığı  acılar üzerine “tuz biber” ekmiştir.
            Feodal sistemin aşiretler sultasının yol verdiği iç çekişmeleri “isyan”  olarak niteleyen devlet ve  bunu,  fırsat bilen ırkçı erkin,  “ayrı kimlikli” Dersim’de  on binleri öldürmesi, bir o kadarını da evinden barkından uzaklaştırması, yöreyi kültürüyle harabeye çevirmiştir.  Salt Civarik Köyü’nde öldürülen on-on beş kişiyi saymazsak, sürgün diye yola çıkarılan çoluk-çocuk genç -yaşlı 54 can, bir derede üstüne gaz dökerek yakmıştır. Bu cumhuriyetle başlayan, bu gün “JİTEM-Ergenekeon’la açıklık kazanan, Türk-İslam (ırkçı-dinci) liğin  bir yansımasıdır.  
             Sey Qaji’iyi tam anlamak Onu; espirisi,  imalı deyişleri, serzeniş ve taşlamalarıyla ele alıp, süzgeçten geçirmekle gerçekleşir.  Ünlü ozan Serdar’ın, kendine öz ritmik hoş sedalı sesiyle seslendirdiği “Buko Seyveli” deyişi, Sey Qaji’inin bir rüyasının, saza yansıtılmasıdır. Ünlü ozanın bütün savaşımı, yoksulu, biçareyi ezen,  Ağa-Beylere karşı olmuş.  “Hain Miro”  başta olmak üzere bunlar içinde Civarikliler ve ağasıda var. Çewreş  çé   Xormeka dediği Civarik’lilere gücü yetmeyince daralır, kinlenir. Kinini  hayal dünyasına taşır ve bir rüyada canlandırırkende ilginç bir yargıda bulunur:  
          Buko Seyveli
Mı va, “buko Seyveli
Ciğere mı dota mıra vake ” ha”
Mı va,  “gosro mıne mı heyn diyo
Evru meso,  tavuğé koa”
Keytra şi  dı bıray zu zama
Üstüne ra peyde şine  mı veng da
 Bıra ça yunu gosre mı nıda
Tezelé mıré  koro, mıke veng da
Bi  rast ama, derey kerdı pır  çixe  koa
Binı çıxde mendi  dı bıray zu zama
              Ezve  destu keytuna vore,  vore danu ra
               Hetera veng danu,   “boko Seydali
              Vengé Seydali  nıno ma
                Bıné çıxde mendé,  dı bıray zu zama
Çevres çé   Xormekça
Veziyé seré bona  mı vegda
Lao huyu bızérı bıré”
“Bıné çıxde mendé, dı bıray zu zama

mıke hené va,  pörüne veré  ho çarna 
Şi keyti zere çéver xoser çip da ca
Vake “meyité seyidu buré, luyu  verga”
Bıné çığde mendé, dı bray zu zama
 
            Mı  tomıré ho guret çığı ser ven da
             Keytu sema Vengé mı şı Ulu Diva  
            Mı néda sıpelao kokum
            Niştoru ostori sıpı dota veziya, vano
            Çıko té vana,  to gey bedı gosu kerıké ma
             Şimşire ho ont çıx vertede kerd vıla
             Bın” çıxde  veziyayı dı bıray zo zama
Ez şine gome çéveré  gomi  kerd ra 
Maloker bome de esto, sarebırna
Mı va “Haqo to sıkırvo“, seken malı na dinya ”
Bını çığde ves veziyé  dı bray zu zama…
           Şairi dara duşüren hayal dünyasının ana fikrinin Türkçesi :
Kırk Hormekli damların üstüne çıkmıştı  
Dedim “küreklari kapın gelin” imdat
Çığ altında kaldı iki kardeş bir damat
Sesimi duyunca tümü,  yüzünü döndü
Evlerine girip kapıyı arkadan sürgüledi
“Seydu”  ölüsünü tılki ve kurt yesin” dedi
Çığ altında kaldı iki kardeş bir damat
.  
                Bu bir serzeniştir.  Zor anlarda yardım bekleme; komşuluk, dostluk, insan olmanın gereği.  Ne var ki bu gereklilik; şiddet içeren kimi güçlerin etkili, baskısı, karşısında toplumda  oluşan travma, toplumsal dayanışma duygusunu duraklatabiliyor. Dr. Sait’in (Şıvan’nın) yalnız kalışı,   öldürülmesi karşışında, kimi okumuş akraba, dost arkadaşlarının sergiledikleri sessizlik, 38 de, Ağa ailesinden  54 kişinin; eşin, dostun, akrabaların içinden  seçilip, yolda öldürmesi olayı biganeliğiyle  çakışıyor. Sey Qaji’, bu toplumsal sezgiyi duyumsayarak,  ifade etmiştir. Ozanın dokuz yıl, baba ocağını terk etmesinin başka bir açıklaması olamaz. Demek ki vuruk (travma)lar, dostluğun, duygunun,  vefanın damarlarını tıkıyor, insanı kendinden uzaklaştırıyor,
               “Civakili Gençlerin”  imaj düşü, Sey Qaji’nin mezarının, Civarik’e  taşınması,  geçmişin hatalarından arınmak isteyen toplumsal anlayışın, bir “özür” dilemesidir. Umarım bu dayanışma ve “özür,  kendi adına hareketler. oluşturan, salt Civarik değil, Ortadoğu ülkelerinin,  büyük kaybı,   Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr. ŞIVAN) içinde gerçekleşir.
                                                                                       ***

             “DERSİM ÇIĞLIĞI             
              Dersim ve kültürünü koruma, “Civarikli Gençler İmajı”  serisinde önemli çalışmalardan biride 2003’te basılan  DERSİM ÇIĞLIĞI,  “Devletin Dersim Mantığını”  açıklamakla başlar:
              “1935’te çıkarılan Tunceli kanunun 1937-38 uygulaması, Dersim halkının kırılmasını, yörenin kültür değerlerinin yok edilmesini sağlamakla kalmadı, Dersim coğrafyasında devletin resmi ideoloji olarak pekişti…..
            
Dersim’de;  orman yakma, ev yıkma, tutuklama, tutukluyu yok etme, faili meçhul cinayet, ana dil yasağı, gıda ambargosu, seyahat benzeri her tür hürriyet kısıtlayıcı, şiddet içerici yaptırımlar, yargıdan uzak, bu mantığın koruması altında. Öylesine ki, bir çok maceraperest, bu coğrafyada her türlü eşkıyalık yaptıktan sonra kayıplara karışabiliyor. 
          
Bu da “devlet terörünün” canlı tutulmasını sağlıyor. Devlet orman yakıyor; “içinde terörist barınmasın”, katırları atları öldürüyor; terörist binmesi”, gıda ambargosu uyguluyor; “ terörist yemesin”. Ev basma, köy kuşatma “terörist bulmak için!..
           
Devleti yönetenler,  bu baskı ve şiddet yaklaşımını söyle açıklıyor: Kürt kimliğini yok sayan ve yalnız şiddet kullanarak karşısındakini her türlü yolla ezmeyi ön gören yaklaşım. Buna Dersim Mantığı  deniliyor…….
         
“Ateş düştüğü yeri yakar” Dersim ateşin düştüğü yerdir. Yanan bedenlerin, közleşen yüreklerin yansınması  DERSİM ÇIĞLIĞI’ın da
 “….yakılan ormanlarımızın  
               yıkılan evlerimizin  
                    yanıt bulamayan çığlığı
biz  vatanız / köylerimizi asker  yaktı 
           uçuran /  helikopterlerimiz
                 hükümetin başı / başbakan çiller
                      mağdur dersimli muhtarları yanıtlar
                            yüzünde neşe
                yanında devletin iç kapı gıcırtısı /  menteşe
bu her zamanki yanılgınız / tim ev yakmaz 
         orman yakmaz / kurt işareti / bir görsel parala 
 anlamanız güç /  çünkü devlet derin 
         muhtarlar / o helikopterler bizim değil 
                 pkk rus  afgan ermenilerin 
                                                                                                          ***
                        SAİTLER KOMPLOSU
           D
r. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği    
          Özetle: Dr. Şıvan’ın partisi,  çok kısa surede “beklenmedik” bir başarı elde eder.  Dr. Şıvan halkınca, “adına siyasi hareketler oluşturan en politik ve tanınmış kişi, karizmatik bir Kürt martırı”. Şer güçleri-Kürt liderliği,   Saitlere ( Dr.Sait ve Sait Elçi) komplo  hazırlar:
          “Dr. Şıvan ve iki parti yetkilisi tutuklanır. O sıra Sait Elçi Irak’a götürülüp öldürülür. Şıvan’dan, “Sait Elçi’nin ölümünü yüklenmesi istenir, ret eder. Şıvan işkence edilerek öldürülür.
          “Dr. Sıvan’nın kendi el yazısı ile ifade ve itirafı ” diye Kürtçe dört sayfalık bir metin hazırlanır. Metinde Dr. Şıvan; “Sait Elçi’yi ben öldürdüm, şeriatın gereği yapılsın, ben suç işledim,  iyi lider olamadım vs. yazlı.  Bu sahta belgenin incelenmesine, 3o yıl olanak tanınmaz.
            Sait’le çocukluk-gençlik yıllarımızı birlikte geçirmiştik. Kendi el yazısını,  ne  yazıp,  ne yazmayacağını çok iyi bildiğim için bu yazı ve içeriğinin  Dr. Şıvan’a ait olmadığını adım gibi biliyordum.. Ne ki tüm Kürt kamuoyuna ve yurtdışında ki birçok yakın arkadaşına el altına bu sahta belge gösterilerek “Sait Elçiyi ben öldürdüm hatalıyım”  diye kandırılmıştı.  
            Okumuş, durumu yerinde dost, akraba ve arkadaşları(m), “Ölüyü  diriltemezsin, Dr.  bir hatadır yapmış”  diyordu. Ben komplonun üzerine gidince tümü benden uzaklaştı.  Öylesine ki, ölümünden sonrada adına oluşan “Şıvancılar,  birlikte direnişe katılan, parti kuran, yönetici olanlar N.Büyükkaya  dışında ki tümü, peşinde gittikleri liderlerini ölüme terk ettiler.  Tüm Kürt Medyası ve aydının, bu ihaneti bildiğine ancak gizlediğine tanık oldum. “İhanet dava adına bir kere olmuş“ diye göz yumuyor, hatta hoş görülüyordu. Bununla yetinilmedi. “Dr. Şıvan’ın,  hain bir katil olduğu” yönünde seri yazılar yayınlıyor kitap basılıyordu. Beni en çok üzen de Dr. Sait’i, adi bir komplo ile öldürüldükten sonra adının “katile” çıkarılması (ve Dr. Şıvanla ortak dostumuz köylümüz iki kardeşin Şıvan’nın eşyaları arasına sıkıştırılmış bir sahta belgeyi bu hain  karalamaya servis etmesidir Saitler Komplosu s. 232).    Bu karalama karşısında, yalnız ve çaresizdim.  Ö.P. gazetesi dışında hiçbir Kürt medyası yazdıklarımı yayınlamıyor, kitabımı basmıyordu. “Civarik’li Gençler İmajı” yükü omzumda, vefa ve dostluk duygusu sorumluluğumu kamçılıyordu. Araştırmam yıllar sürdü, olayla ilgili % 9o kişiyle görüştüm, konuştum, okudum.  Komplo “ben varım ” diyordu. Ne ki bir güçlü inanırlık karşısında bir şey yapamıyor, yalnız ve çaresizdim.   
           2005   yılında  “Dr. Şıvan’ın el yazısı  “İfade ve itirafı “  denen dört sayfalık fotokopisi medyada yayınlandı. Vicdanların huzuru için bu dört sayfa ve diğer belgeler yurt dışında incelemeye verildi.   
            Almanya  Mannheim Üniversitesi Akademik Heyeti incelemeye aldı.   Heyetin 27 Eylül 2005 tarihli 41 sayfalık Bilirirkişi Rapuru,  bu belgelerin Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr Şıvan) a ait olmadığını  saptadı..
             35 yıl süren bir araştırma ve yalnız kalışımın da   “Dr. Şıvan’ın Sait Elçi ve arkadaşının katıli “olmadığı inacımı , bu Bilirkişi Paporu ve diğer kanıtları  içeren  :   ”SAİTLER KOMPLOSU 
                                                                                                        Dr. ŞIVAN ve BARZANİ KÜRT LİDERLİĞİ ”           
kitabımı,  2006 yılında yayınladım. 
               “SAİTLER KOMPLOSU“;  ilkel aşiret-milliyetçiliğin, hainliğin, vicdansızlığın, haksızlığın, yargısızlığın , “Kürdü Kürde kırdırma“nın  insanlık dışı bir  “KÜRT KAPANI”  olduğunun aynası. Bunu  (www. akarhuseyin.com )  de okuyabilirsiniz

Arama

ARŞİV

Eylül 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Oca »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  
Ziyaretçi Sayısı: