Ocak, 2010

açık mektup

11 Ocak 2010

 

 

 

             Dersim kökenli Vekillere
            
AÇIK MEKTUP                                                                   

                                                                                                                                                         

        “Dersim Katliamı hukukunun, bir değerlendirilmesi;
        “ …1935 yılında yapılan CHP’ IV. Büyük Kurultayında Recep Peker, Türk demokrasisinin amacının  kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak olduğunu söylemektedir… Dersim’i tedip ve tenkilden vazgeçilemiyor… 
        
 G.K. Başkanı Fevzi Çakmak’ın yaklaşımı ve çözüm önerisi; Dersim evvela bir koloni gibi ele alınmalı, Türk camiası içinde  “Kürtlük” eritilmeli… Dersim için düşünülen ıslahat ve yerleştirme planının ilk ürünü,  1934 tarihli İskan Kanunu olacaktır.  “Devlet hiçbir Türk’ün Türklüğünden bir soluk işkillenmek istemez” cümlesi bu güne dek süren zihniyetin ve bu zihniyetin Dersim gibi yaşatıldığı birçok acının da temel paradigmasıdır. Ya ”Türkler” içinde erimeyi kabul edecekler ya da sonuçlarına katlanacaklar. “Türküm” demekten haz etmeyenle “hain” sayılacaktır. Bu bir asimilasyon kanunudur… Neşet Uluğ  “Cumhuriyet’te şevket, merhamet yoktur, adalet vardır” der. Güçlünün güçsüzü imha ettiği, insanla birlikte insani değerlerin yok edildiği yerde adalet olur mu?..
         
İsmet İnönü’nün 1935 “Şark Islahat Raporu”  Dersim için bir özel plan öngörmektedir. Gizli olan bu plana göre silahların toplanmasından sonra valilik bir kolordu karargâhı olarak çalışacak, memurlar yerli halktan olmayacak, karargâhın asayiş, adalet, maliye, ekonomi, kültür, sağlık gibi şubeleri olacak, idam cezasına kadar her türlü infaz valilikçe yerine getirilecek, yargılama yöntemi basit özel ve kesin olacaktır. İsmet İnönü’nün bu önerilerinde hareketle bu planı gerçekleştirmek üzere ilk adım olarak 25.12.1935 tarihli “Tunçeli Vilayeti İdaresi Hakkındaki Kanun” çıkarılmış. Dersim’e  vali, komutan ve  4. Umum Müfettiş olarak, Abdullah Alpdoğan atanmıştır, böylece  hukukun,vicdanın ve ahlakın dışında bir rejim uygulanmaya başlamıştır.. 21 Mart 1937’de yine hava bombardımanı dahi, yangın bombalarıyla boğucu gazlar kullanılarak en ağır şekilde bastırılmıştır. 15 Temmuz 1938’te Mareşal Fevzi çakmak emriyle Dersim’de ikinci hareket başlamıştır. Mağaralarda saklananları dışarı çıkarmak için dinamit kullanılması, sivil halkın çok kayıp vermesine neden olmuştur…. Atatürk,  Dersim Hareketlerinden  dolayı, Fevzi Çakmak’ı telgrafla kutlar.
         
Sonuç bir insanlık suçu olan kıyım ve sürgündür. Dersim insanlık dışı facianın sanığı o dönemin CHPsidir. Bireysel insani trajediler ve toplumsal travmalar barındıran bir faciayı örnek göstermek CHP’nin Dersim’de donup kaldığının hakiki bir resmidir.”  (Dersim’den Tunç Eli’ne  Emk.Ask. Hakim Ümit KARDAŞ )  

        Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
        Bu “hakiki resim”,  bir eklentiye gerek bırakmayacak kadar net. Nitekim siz de, bu netliğin ayırtına vardınız ki Öymen’e, “gereğini yap dediniz. Ne yazık,  Dersim’de ki bu onurlu atağınıza, Ankara ringinde “havlu atmanız”  yakışıksız oldu.  
        Genel seçim öncesi bir toplantıda ; “Kürt değilim” imalı politik yanıtınızı,  bağlı olduğun aşiretin (Alevi dedeliğinin) “ehl-i beyt”  yanılgısına yormuştum. Yerden yere sürülen, kıyılan, asimile edilen Anadolu halk topluluklarının, “feodal aşiret yaşamında” bireyin kimlik “turnusolü ana dilidir. Topluluğun, Horasan vs. yerden gelmesi, soy belirleme lüksü olamaz.   Belli olan, sizinde benim gibi, ana dilinizin Dimili (Dersimce) olduğudur.  İkimiz de diğer Kürt çocukları gibi Türkçe’yi, okul çağlarında öğrendik. Dersim’in ünlü ozanı Şeyh Qaji,  “her kuş kendi dilinde öter / her ot kökü üzerinde yeşerir” der.
         Türk, Kürt, Ermeni olma önemli değil, önemli olan,  ırkçı devlet ideolojisi zulmünün kıdemli temsilci CHP’nin,71 önce Dersim’de işlediği vahşete sahiplenmesi, onu meşru gösterme onursuzluğu “kanı kanla temizleme” olgusudur. Sizin alkışlamanız, Baykal’a olan mihnetin bedeli olmadığı, bilinç dışı bir refleksten kaynaklandığı, özürünüzle anlaşılıyor.  Yukarıdaki “alıntıyazıda,  bahsi geçen 15 Temmuz 1938, “2. harekette”, Dedem Süleyman ve altı kardeş aileden, 25 çocuk, 12 kadın 14 erkek, “Konya’ya sürgün” diye bir gece vakti zorla yola çıkarıldı. Annem ne olur ne olmaz diye çocuklarını, çalılar içine atabilmişti. . Ben o zaman 4-5 yaşlarındaydım, babam evde olmadığı için sürgüne katılmadık.
        Nazimiye’den gelen takviye kuvvet, bu “sürgün kervanını”,  Ramazan Deresinde karşılar karşılamaz, önce erkekler, sonra kadın ve çocuklar, birbirine bağlanır ve tümü kuşatmaya alınır.  Yakın aşiretleri kuşkulandırmamak için,  kurşun kullanılmaz. Gelen takviye kuvvetin getirdiği 3-4 teneke gazyağı, üstlerine dökülür sonra, “süngüle” komutu verilir. Tümü barbarca, yakılıp süngülenerek katledilir. Yöre, günlerce yanık et kokusu kusar.  Sizinde akrabalarınızın da, aynı tarihte başka bir yerde aynı biçimde öldürüldüğünü biliyorum. İkimiz bir vahşetin mağdurları, tek fark, ben olayın canlı tanığıyım.   
        Sayın Kılıçdaroğlu, kılıcınızın,  “çatallı”  olduğunu bilmiyordum. Yeni kuşağın kolayca sindiremeyeceği, 24 saat içinde iki ”Kemal” portresi çizdiniz
       Birinci portre: “Dersim katliamını” araştıran,  bulgularıyla yeniden, “Dersim tarihini yazma” ahtı ile, İ.Sabri Çağlayangil’le “Dersim olayı” röportajı yapan, sözüne güvenilir, dürüst,  “Dersim Katliamı” mağduru “KemalKılıçdaroğlu”.
      
İkinci portre: CHP ırkçı erki karşısında, nutku tutulan, cayan (“tükürdüğünü yalayan” diyemiyorum)  “Dersim katliamı” mimarı partinin, devletin ırkçı  ideoloji ezberini; “iç-dış  mihraklara” yoran, bu erkçe dışlanan, karartılan, “yürü” deyince de Ali Kılıç’ı yanına alarak çıktığı Avrupa Seferinde, yuhalanan, “ricat eden”, Dersim mağduru “Kemal Kılıçdaroğlu.  Bu ikinci resminiz,  “Dersim’de donup kaldığının hakiki bir resmidir”.  

        Sayın Kamer Genç  
Yukarıda tanığı olduğum aile katliamı,  köyünüzün altındaki derede gerçekleştirildi. Bu vahşeti bana anlatan baban :  “Oralara,  günlerce yanaşamadık,  yanık et kokuyordu” dedikten sonra, bilinen bir ayrıntıyı da; “Gece karanlığında, ölülerin altında sağ kalan 13-15 yaşında iki gencin,  köye doğru koştuğunu, arkasındaki takibi görünce de, en yakın çalılığa sığındıkları, saklandığı yeri gören çobanın gösterdiği yerde,  askerin bu iki çocuğu yakalayıp orada boğazladıklarını…..” ve çok yakın akraban Dursé  Alé Areyiz’in nasıl öldürüldüğünü de ilave etmişti. Bütün bunları bilmemeniz olanaksız.
         Siz 4 dönemdir TBMM’de Dersim’i temsil ediyorsunuz. Darbe anayasasına “ret”  oyu veren tek parlamenterdiniz.  M.Ali Ağca’nın idam cezasını, “af”a uğraştınız.  Şimdi de tek başına, Baykal’a eş, “doluyu boşa vuran” bir “boş” muhalefet didişmesi içindesiniz.
        Onur Öymen’nin, deştiği yara altında çıkan cerahat değil, 60-70 bin Dersim’linin, toprağa gömülen insanı onurudur. Baba evininin köşe taçlarına bakarsan ailemin, süngülenen 54 kişiden fışkıran kan izlerini görürsün, bu kadar yakınsın, bu insanlık suçuna. Ne yasaya verilen ret, ne idam cezasının kaldırılması, bu den önemli. Muhalefet, yanlışa karşı, yoksulun, biçarelerin hak kukunu korumak,  kırılan insanı onurlara “dürüstçe” sahiplenmektir.

        Sayın Yılmaz Ateş 
       
Dersim barbarlığı, Maraş Alevi katliamı, Ergenekon avukatlığı” CHP’nin yüz karalarıdır. CHP’nin yönetici ırkçı erki,  bu yüz karası yaptırımları savunma ve demokratik her türden açılıma karşı, açık ve kesin tavırlıdır. Öymen, bu ırkçı ezberle,   CHP’nin karanlıkta bırakılan yüzünü açtı. Baykal, “El Beşir üçyüz bin kişi hakladı” demekle, CHP’nin Dersim’de ki  60-70 bin  “katliamı az görüyor, küçümsüyor.. “Türkler Ermenileri öldürdü de Kürtler  hiç öldürmedi mi? diyen Baykal’ın derdi, Kürtler, daha çok kan,  “kanı kanla yıkama”.
       Sayın Ateş, bu ırkçı faşist erkin arkasından duran biri de sizsinin. Baykal, Dersim’i teslim almış esirleri sanıyor. Yoksa “Alevilerden sana hayır yok başka kapıya Başbakan” der mi.  Sizler gibi Dersimli Alevi “kılıçdarları” olmasa  “Dersimde biz bir katliam yaptık, sonra oturup sağ kalanlarla anlaştık, katil maktul uzlaşmışken size ne oluyor”  diyebilir mi?
       Öymen-Baykal söylemlerinin arkasında “Türk” etniğe, yasalarca tanınan imtiyazın devam etmesinin suçluluk telaşıyla, CHP’nin kararttığı gerçeklerle yüzleşmekten kaçınması, ve  ırkçı ideolojinin sorgulanması rahatsızlığı var. Tarih, ezilen insanların katillerine teslim olduğuna tanıktır.  Ancak böylesi,  ne “katlettim ama sağ kalanıyla uzlaştım” diyen çağ dışı zihniyete, ne de bu zihniyete tapan bir toplum bilincine ne de bir uzlaşana tanık.

        Sayın Dersim’li Vekiller
       
Bir yaranın kaşınmasıyla, birçok gerçek ortaya çıktı. Halk bunları gördü, zamanı gelince, size de anlatacaktır. Halk topluluklarını ve inanç gruplarını ezen, dışlayan, aşağılayan, insanlık dışı metotlarla gücü yettiğini asan, kesen, katleden bir ırkçı, militarist, faşist, gaddar erkle karşı karşıyayız. Sizler, bu halk gruplarından en çok ezilen, zarar gören kesimin temsilcilerisiniz. “Unutalım” diyorlar, söz konusu olan insani sorumluluklardır.  Kıyım ve sürgün bir insanlık suçudur. “Uzlaşma”nın yolu; silah gücüyle üstü örtülen vahşetin aydınlığa kavuşması, bilinmesi, suçlu veya ardıllarının tarihiyle yüzleşmesinden geçer. Siz temsilcilere, “Dersimi katlettim sağ kalanla uzlaştım”  onursuzluğu yüklenmek isteniliyor. Dersim’lilik “Kafatasım duvar değil beynime /doğrudan sapmam ilmik geçse de boynuma” yı  özümsemektir.  “Dersimli ayrıcalığı,  dürüst olma,  onunda bir bedeli varsa ödemektir.  
         1.Dönem Dersim Mebusu Lütfi Fikri :
       
Dersim Kıl köylü Lütfi Fikri, önceleri katıldığı İttihat ve Terakki Partisine; “Bir kazanda yirmi sene kaynasa bağdaşmalarına ihtimal olmayan unsurlardan oluşmuş bir kitle” diye karşı çıkar sonra ayrılır. Adliye Vekili Necati Bey, Lütfi Fikri’nin başkanı olduğu İstanbul Barosunu kaldırmaya çalışınca “yapamazsın” diye karşı çıkar ve “İstanbul Barosu muamelatına müdahalenizi men ederim” diyerek azarlar. İnsan hakları savunuculuğunda, “BEN KANUN ADAMIYIM KARŞI HAREKET BENDEN SADIR OLMAZ” söylemiyle ünlenir.  
       TBMM Kürsüsünde; “Demek ki Talat Paşa komitacılığı koca bir millet meclisini “evet efendimci” meclis haline getirmeye kafi geldi” eleştirisi nedeni ile İstiklal mahkemesinde yargılanır ve beş yıl “muvaffak küreğe” mahkum edilir (27/12/2923). Sıvas Mebusu Halis Turgut Bey,Lütfi Fikri’ye  “af”(Atatürk’ten) dilemeyi teklif eder.  Lütfi Fikri bu teklifi şiddetle ret eder ve ”Ben mücrim değilim ki affımı isteyeyim, isterlerse hakkımda ki hükmü refetsinler der. Lütfi Fikri İkinci dönem seçimine sokulmaz, yerine yeğeni Feridün Fikri Düşünsel, Dersim Mebusu olarak gönderilir. Atatürk, “dürüst” diye Lütfi Fikri’yi “af“ eder ve  uzun süre Büyükada’da göz hapsinde bulundurur. ( Dersim’den Portreler H.A. s.54)

       “Pazarlıksız”  Mebus olma yolu
      
Koçuşağı aşiretine  yapılan ani bir saldırı da  Halil beyin oğlu İsmail esir alınmış,  zahire ve hayvanlarına el konulmuştur. Aşiretler,  İsmail’in serbest bırakılmasını, malların geri verilmesini isteyen bir muhtıra hazırlar. Muhtırayı,   Mıço Ağa Dersim Mutasarrıfı Rıza Beye verir ve; “24 saat içinde cevabını getirmezsen, bu iki parmağımla gözlerini oyarım” der. Rıza Bey o gece Elazığ’a gider, durum Ankara’ya bildirilir (15 Kasım 1920) . Devlet (Atatürk)  Dersim’e, bir iyi niyet heyeti gönderir. Heyetin verdiği rapor üzerine, Diyap Ağa, Mıço Ağa, Seyit Rıza, Ali Şer, Dersimli Mustafa, Kongo oğlu Ahmet Ramiz, Binbaşı Hasan HayrıDersim Mebusu olarak çağrılır (Seyit Rıza ve Ali Şer kabul etmez). Bir çok büyük kentin  TBMMde tek temsilcisi bile yokken, 1.Dönem TBMM’ de  altı “Dersim Mebusu” vardı. Demokratik olmayan yönetimlerde, silah gücü bu gün olduğu kadar dünde  her şeye kadirdi!

        Dersim’in potansiyel suçluluğu
        
Cemal Bardakçı, “Dersim 500 yıl devlet otoritesinden uzak, korunmak için  silahlanmıştır”  der, doğudur. Cumhuriyeti, en çok Dersimli ister. Ne ki Cumhuriyet yasalarına etken ırkçı erk, halkların entegrasyonu yerine,  “Sunni Kürt-Kızılbaş Kürt” ayrımını gerçekleştirir ve böylece yalnız bırakılan Dersim ve Dersim’liler, “Türk-İslam” karşısında hep potansiyel suçlu sayılır.
        Koçkiri Hareketinin başına, “Türkiye’de  “zo” diyenleri yok ettik “lo”  diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim”  diyebilen, soy kırımcı Nurettin Paşa getiriliyor. Yanına aldığı Topal Osman Çetesi’yle, Koçkiri  halkı, gece baskını ile evleri basılarak boğduruldu, ırzlarına geçildi, talan edildi,..   (Topal Osman’da ölüsü,  sonraları Çankaya sırtlarında bulundu).
       “Dersim Katliamını” gerçekleştiren Abdullah Paşa, bu ruh hastası ırkçının damadı. Bu katliamlar CHP’nin sorgulanmayan bilinçli yaptırımları. Bu gün Ergenekon Avukatlığını yüklenmesinin başka bir açıklaması da yok.
         Siz vekilleri buluncunuzla(vicdanızla), Dersim Mebusu Mustafa Bey’in 1921 Koçkiri TBMM gizli celsedeki konuşması ile baş başa bırakıyorum:
        “…Adamlar diyorlar ki bir heyet gelsin, Müftü Efendi’nin buyurdukları gibi kadınların ırzına geçilmiş, herifin oğlu öldürülmüş, karısının ırzına geçilmiş..yakılan yakılmış yanan yanmıştır. Bu fenalığı kaldırmak için, Dersim,  Dersim’i  zaten istemezler ki bunlar adam olsun . Herif yağını götürürken yağını koyup tartarlar ..billahi aldılar..sonra öteki herif  avukata giderim dese, vali o sandalyeye yapışmak için, tahakkümünü icra için “Dersim isyan etti” diyorlar. Namusumla yemin ediyorum hepisi isyan etmemiştir. Arz edeyim  bir aşiret zulüm üzerine isyan etmiştir. Birbirine karışmıştır. Beni döverler bende seni döverim. Dersim’liler diyor ki Meclis-i  Ali, bugün hükümet Peygamber olsa biz hükümetin sözüne güvenmeyiz. Yalnız TBMM  Riyasetine arz ederiz. Bu fenalıklar yapılmıştır. Bu biçareleri af ediniz…Eger biz İngiliz parası aldıksa biz kendimizi asalım, sonra bir heyet gitsin Dersim’in keçisi mi noksan, arazisi mi noksan bunları anlayalım, sonra  etrafa ateş gönderelim, Dersim’i yıkalım çıkalım işin içinden.”
         
Görünen, 1921 Koçkiri de silahsız halk;,iç dış mihrak”İngiliz parası”vs. “..ırzına geçilmiş herifin oğlu öldürülmüş, karısının ırzına geçilmiş yakılan yakılmış yanan yanmıştır”.
        
“1937-38 de aynı halk kesiminin, dünyada örneği olmayan  “ hava bombardımanı, yangın bombaları, boğucu gazlar ve dinamit kullanılarak sığındığı koyaklarda, ölüsü ele geçirilmiş yada  sürgün diye yola çıkarılanlar yolda, vahşice yakılıp Dersim yok edilmiştir”.
       
 Dersim’in devlete karşı isyan ettiği” gölgesine sığındığınız, kaşarlanmışlar  ırkçı zihniyetin iftirası, devlete   mal edilen koca bir yalan ezberden ibarettir. Sizleri bilmem amma, halk bunun bilincine vardı,  sayın vekiller.

Arama

ARŞİV

Ocak 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl   Nis »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Ziyaretçi Sayısı: