Mart, 2011

Başbakan ve Dersimli Kardeşleri

9 Mart 2011

        Kılıçdaroğlu ve “Ergenekon üyeliği
        Oda TV‘ye yapılan baskında Soner Yalçın’nın Ergenekon kapsamında tutuklanması, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun sert tepkisine neden oldu. “Nerede bu örgüt ben üye olacağım” dedi. Bu talihsiz çıkış, dil sürçmesinden çok, CHP nin” tek soy-tek inancı” koruma içgüdüsünden kaynaklanıyor.
        Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun bu söylemine atıfta bulunarak: “ Git Danıştay’ın 2.Dairesine orada gör. Diyarbakır’ın karanlık sokaklarına git, bir gece vakti ensesine kurşun sıkılanların izinde aradığını bulursun. Çoruma’a git, Sıvas’a git, Kahramanmaraş’ git, Gazi Mahallesin’e git, kanlı 1 Mayıs’ın yaşandığı Taksim’e git, orada aradıklarının izlerini bulursun. Orada zaten onların üye kayıt büroları var. Hemen orada seni kaydederler. Hiç birini yapamıyorsan DERSİM’e git, benim oradaki kardeşlerime sor” diyor
        Başbakan’ın bu yanıtı; “Diyarbakır’ın karanlık sokaklarında enselere sıkılan kurşunların, Çorum, Sıvaş, Kahramanmaraş, Gazi Mahallesi, 1 Mayıs Taksim olaylarındaki cinayetler ve 38 Dersim Katliamı” devletin malumu, hükümetçe de bilindiğinin bir belgesidir.
        Başbakan’dan beklenen, bunları anımsatmak değil,devletin engelleyemediği bu cinayetleri işleyenleri yakalayıp yargıya teslim etmek ve bu insanlık suçu için de halktan özür dilemektir.
       Ergenekon’un beliren yüzü:
       “Cinayet, suikast, bombalamayla ülkeyi çıkmaza sürükleme”. Kanıtı: Yargıca tutuklanma, Başbakan’nın işaret ettiği infazlar, yüzlerce ölüm tarlaları, binlerce faili meçhuller, emekli generalin “Kıbrıs’ta … camimizi bombaladık” itirafı vs. Devlet içinde güç yetmeyen kurumlar var. Siz buna, “JİTEM, Ergenekon, Derin devlet” ne derseniz deyin, birileri bizi sürekli öldürüyor.
       AKP ve CHP Dersim üzerinden paslaşıyor
      
Sayın Başbakan’nın “Katliam-faili meçhul-yargısız öldürülme” olaylarında Dersim’i öne çıkarmasını, 1938 de Dersim’de yaşatılan katliamın, açık bir insanlık suçu olduğuna inandığına yoruyoruz. Tek parti dönemi faşist ırkçı politikasının yaptırımı “Dersim Katliamı” ve diğer cinayet-yargısız infazları, salt seçim malzemesi olarak kullanıldığına inanmak istemiyoruz. Ne ki CHP nin, seçim arifesinde darbeci Ergenekon’a sahiplenmesi, AKP’nin işini kolaylaştırıyor.
        Başbakan “eski genel başkan avukattı, yeni genel başkan işi üyeliğe kadar götürdü” diyor. CHP, militarist-faşist-ırkçığı yüklenmese, Atatürk-İnönü dönemi bir partiye yüklenemez, o dönemde hükümet= devletti. Parti, devleti temsil ediyordu. Eğemem, milli devlet politikasıydı.
         Kılıçdaroğlu, “Başbakan Dersim’de yaşananla ilgili devletin arşivlerini açsın. Açmıyorsa korkuyor, yürekli değildir” diye Dersim üzerinden paslaşıyor. Oysa her şey o kadar açık ve net ki:
        Cumhuriyetin kuruluşu ile ırkçı bir rejimin, “tek soy-tek inanç” baskıcı dayatmacı politikası, bu günde sürdürülüyor. Kendisinden olmayan halkın kimliğini inkar, asimilasyon, ”ötekileştirme”, ev-barkını yıkma-yakma, ezme, yok etme, militarist faşist ırkçılık bu günkü yaşamda da devam ediyor.“Varlığım Türk varlığına armağan” andı, ilköğretimle başlıyor.
       “Vatandaş sayılma”, “Türk” olma koşullu. “Laik devlet”, inancı yönlendiriyor. Altı bakanlık bütçesine denk bütçeyle (Alevilerin vergisiyle) beslenen DİB’lığı Salt Sunni inanca hizmet veriyor. 20 milyon Alevi, zorunlu din dersine tabi tutuluyor, bununla ilgili Danıştay ve AİHM kararları uygulanmıyor. 15-20 milyon Kürt halkı ana dilinde eğitim göremiyor. “Potansiyel suçlu görülen” Dersim’li kimliğini açıklamaktan çekiniyor. Sayın Kılıçdaroğlu bunları bilmez mi?
        At ve Süvari
      
At binenin, kılıç kuşananın” denir. Kitleleri yitiren CHP, yenileşme, halkla bütünleşmek için, at yerine süvari değiştirdi. Gel gör ki at, yine de “geme gelmiyor”, ezberi yöne gitmekten şaşmıyor. “Kılıç kuşanan” süvari, gemi çekince at tökezliyor, gem gevşetilince de at gerisin geri gidiyor, yol alınamıyor. At mı süvariye, süvari mi ata uyum sağlayacak belli değil!
        Başbakan ve “Dersim’li Kardeşleri
        Dersim halkı olarak çektiğimiz çileleri, uğradığımız zulmü taşıyamaz olduk. Yakamız zulmün elinde, canlar zorda, yürekler kafeste nefes nefese, acılar içimizde kördüğüm. Birilerine anlatamadık demiyorum, bir anlayanı bulamadık. Yazdıklarımız, “potansiyel suç” oluyor gerisin geri üstümüze geliyor:
        1938 Haziranında, ailemden; 28 çocuk, 12 kadın,14 erkek toplam 54 kişi, “sürgün” diye yola çıkarıldı. Köy dışında birbirine bağlandı, üstüne gaz dökülerek yakıldı, canlı kalanlar süngülendi. Beş yaşında tanığı olduğum bu vahşeti 1998’de yazdığım için, “devletin ülkesi ve milleti ile bütünlüğünü bozmaktan” uzun süre mahkemelerde süründüm.
        “Dersim Katliamları” temelinde “Kürt-Kızılbaş” kimliği yatıyor. Devletin “militarist faşist ırkçılığının, bu güne dek, en çok Dersim’e kan kusturmasının başka bir açıklaması olamaz. Son koalisyon hükümetinin yürürlüğe soktuğu “Dersim’i insansızlaştırmaya” yönelik Munzur Barajları Projesi, bu ırkçı düşünce yaptırımı. Uzman İnş.Müh. olmam nedeniyle biliyorum ki bu proje maliyeti, getirisinden çok. İlk tasarım, Keban Barajı’nı dolmaması içindi. Ondan de gecikildi.
        Dersim üzerinde ki her türlü politik paslaşma, yöre halkının gururunu incitiyor. Başbakan “git Dersimli Kardeşlerime sor” diyor. Bu, Başbakan’ın yöre halkına olan güveninin belirtisidir. . “Dersimli kardeşleri” bu güvenine sığınarak, Başbakan’dan ırkçıların, “Dersim’i insansızlaştırma, yok etmeye” yönelik Baraj yapımlarını durulmasını istiyor. Milli Park olan Munzur Vadisi Dersim’in tek varlığıdır. Munzur Vadisinin suya boğulması, insan ve doğa katliamı olacaktır.

Arama

ARŞİV

Mart 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Haz »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  
Ziyaretçi Sayısı: