Haziran, 2011

Tunceli Vakfı (İstanbul)

19 Haziran 2011

         Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı 
         Yönetim Kuruluna                                          
        
İstanbul                                                                              

         İstanbul Kültür Derneği’nin ilk kurucu üyelerindenim. “Ceride-i Dersim Gazetesini” çıkaranlardan, TMTBF na bağlı, Dersim yöresi halk oyunlarını yurdun değişik yerlerinde tanıtan İlk “Tunceli Milli Oyun Ekibi elemanı, Vakfın varlığının ilk basamağı olan arsa temini ve kurumlaşmasında emeği geçen üyelerinden biriyim.(Bu bilgi, vakfın geçmişinden bihaber olanlar içindir).
        Sayın Yönetim Kurulu
        Dersim
bölgesi, sahip olduğu hırçın doğa koşulları ile bütünleşen özgürlükçü halk hareketleri nedeniyle Osmanlı’nın sürekli baskı altında tuttuğu bir bölge. 
          Dersim, Tunceli” olalı, devlet ideolojisi haline getirilen Türk-İslam ( Sunni)Sentez ırkçılığı, “Dımılı ana dili, tanrıyı insanda kutlayan inancı,”  başka bir söylemle, Dersim halkı Türk- Sunni olmadığı için katledilmiş, kurtulanlar da sürgün edilerek asimile etmiştir. Böylece bilinçli-bilinçsiz bu ideolojiye ayak uyduran bir çok bürokratımız, Dersim’in birlik ve beraberliğin harcı olan “hak” ve ”hakkaniyetten” uzaklaştırılmıştır. Dersim’in, “hak- kukuka”  dayalı kültürü, bu gün  “çıralık”(turık) kültürüne”,  ilkele dönüşüme  özendiriliyor. 
          18/ o5/ 2011 günü Yol Tv.nin  “Munzur Tanıktır” programın da Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (ADDF) Başkanı ve yandaşı yöneticiler,  1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü Dersimli bayanı, söz hakkı verilmeden canlı yayında insafsızca suçladılar. Bunun ardında, bu projeyi destekleyen, ünlü bir akademisyene de gıyabında da ağza alınmaz, Dersim’liye yakışmaz, onurlu hiç bir kitlete yakışmayan galiz küfürler edildi. Ünlü bir bilim adamına  “Alçak…şerefsiz….vs.”  deme seviyesizliği sergilendi…   
         Üzücü bir diğer konu, bu seviyesizliğe Vakıf Başkanını alet etmeleriydi. Aynı programda Vakıf Bşk.nının gereksiz ADDF Başkan için; “ babasını tanırım,  dürüst  hile hurda bilmezler” demesi, çok iyi tanıdığı Dersim’li bayan ve ailesini tanımamaktan gelmesi,  bu seviyesiz “azgınlığın, kepezeliğin ..namert davranışın  ince ayarına vesile olmuştur.  
           Olay:
           iki imza ile çekilebilen banka hesabından Başkanın tek imzayla  para çekmesi ve bu paranın hesabını yetkili saymana vermemesinden ibarettir. Dersim emekçisinin lokmasından ayırdığı paranın hesabını veremeyen ADDF Başkanının,  Dersim için çok önemi olan bir proje koordinatörü ve özelikle koruyucu akademisyenini bu derece seviyesizce suçlatması yetmezmiş gibi bu çirkinliğe (suça)  Tunceli Vakfını ortak etme, üzücü olduğu kadar düşündürücüdür. Usulsüzlük yaptığı için hesap veremeyen bir kişiyi Vakıf Başkanının, “babasını tanırım iyi çocukturdiye koruması gibi bir lüksü olamaz, bu lüks paşalara özeldi. Başkanın bu “İyi çocuğunun” yeteri kadar koltuk değnekleri var. Vâkıf, “iyi çocuğa” destek için ta Almanya’ya  Başkan’ını göndereceğine, “batağı Euro’yu gönderir, böylece engellenen projeyi de kurtarmış olurdu. Bu yanlış yaptırımdan dolayı Tunceli Vakfı Başkanı ve yönetimini,  şiddetle kınıyorum.  
         Gelişim:
          “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” öneminin geç farkına varan bir-iki hazırcı boşta gezen işgüzar  “bu işi niye biz yürütmeyelim” diye düşünür ve hesap vermekte “dara düşen” Başkana koltuk çıkar. Bunun için önce yetkili ikinci imza sayman Proje koordinatörü Dersim’li bayan için;  “Kanada’da kısa zamanda oturum almış, üç yıl Kanada Alevi derneği başkanlığını yapmış,1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü Dersimce bilmiyor vs.  “ajan”dır. Sonra ünlü akademisyeni “Ermeni çıkarları için bu işi yapıyor ” diye iftira atarlar. Akıllarına başarının sırrı olan dürüst davranış, dik duruş, çalışma vs. gelmez. ADDF.  Finansını yüklendiği bu projeyi, birkaç bin EURO için pervasızca sabote eder. 
          Türkiye’deki vakıf ve Derneklere sığınma, Almanya’da yapılan “halk toplantıları”, verilemeyen hesaba (suça) ortak yandaş bulma, zaman geçirme çabasından ibarettir.
         Not: Vakfı bu işe karıştıranın, ünlü akademisyen yerine geçmek isteyen,  toy bir yerli akademisyen olduğu söyleniyor. Buna da akedemisyenin  akademisyene “çermesi ” yada “hazıra konma” deniliyor.  Bilgi için sunulur.  Saygılarımla        Hüseyin Akar

Dersim Sözlü Tarih Projesi

19 Haziran 2011

       

           1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi

           Dersim Kızılbaş  “Kültürü”                                                  
          
Dersim aşiret yaşamını en çok etkileyen, ocaktan gelme (ocak zade) seyit  (“dede”)  yani inanç liderleridir. Bu inanç liderleri dışında birde  Bawa -Bawalık’ varSeyitler (Dedeler) başlıca;  Rehber- Pir-Mürşit diye üç sınıfa ayrılır.  Rehber- pir mürşit, “yol” gösterendir. Kızılbaş inancında en ulu varlık insanı kâmildir. Bu bilinçteki dede “yetmiş iki milleti” kadın erkeğiyle bir görme,  yoksul olanın lokmasını koruma, her koşulda kul hakkını aramakla yükümlüdür. Bu yükümlülük az sayıda ocakların elindeydi.  
        Kızılbaş inancında Bawa bir ast sınıftır. Kaynayan kazandan et çıkarma, yanan meşe ağacını yalama, üç ayrı renkli (sarı kırmızı yeşil) ipi örerek fala bakma gibi hünerini sergiler. Ünlü Dersim ozanı Sey Qaji seyittir. Bir şiirinde bawalara şöyle takılır:
İnce bir ip göndereyim Koeseri’ye / Bawa  Derviş Hasan bana ne der ki?
 Bawa ipte mor koyun görmüş / Koyun göğsünü derisiyle ister
        “Halifeliği  İstanbul’a taşıyan Osmanlı, Anadolu ulemasına “ekstra” kolaylıklar sağlar.  Şeyh-Seyitleri, askerlik görevi benzeri birçok vergiden de muaf tutar. Saraya bağlı beyliklere de, bağlı halktan “çıralık” toplama hakkı tanınır. Güçlülere “Ehl-i BeytArap olma yolunu açar.  Bu gün Dersim’de, seyit-dede aşiretler,talıv” aşiretlerden daha çok. “Seyit-dedeler, yöre halkını aile-belde- semt olarak talipleri (talıv) ayrı ve bellidir.
            Dedeler, yılda en az bir kere talive uğrar; cem-cemaat düzenler, şenlik içinde topluma ahlaki, sosyal, bilgiler içeren bilgiler verir, Talıv,  bu hizmetine karşı dedeye para, keçi, koyun,  tahıl, yiyecek, gönlünde ne kopmuşsa onu verir. Bu verilenlere “Çıralık” denir. Dedeler, her seyahatinde bir çok (talıv’e)  uğrar. Kendilerine verilen bu  “Çıralık” torbalarını taşıyanlara “koçek ,(turukçu), torbacı” denirdi. Koçekler  taşıdığı torbadan nemalandırılırdı. 
                                                                               
        Tunceli Alevi “Kültürsüzlüğü” 
      
  Cumhuriyet dönemi;”tek soy- tek inanç” (Türk-İslam) ırkçılığı ideolojisi dönemidir.
         “Dersim katliamı”;  Türkçe olmayan ana dil Dımılı, insanı ulu varlık gören Kızılbaş inancın kıyımı tatbikattır. Katliamdan kurtulanları, Anadolu’nun en yoksul beldelerine sürgün edilerek asimile edilesi bunun kanıtıdır.  Sürgün edilenlerin çoğu, dönüşlerinde, edindikleri “kirli kültürü” Tunceli’ye taşıdı.
         “Orta Asya’dan geldikleri, Türk-İslam,  Ehl-i Beyt oldukları öğretisi ile dönenler;  soy ve inanç kimliğini gizleyen, margarini tereyağına yeğleyen, bir asimile kültür gelişti.
            “Kafatasım duvar değil beynime / düşünürüm ilmik geçse de boynuma “ şiarlı, özgürlükçü, şanı- şerefi olan “Dersimkimliği” yerine; her kılığa bürünen, köprüyü geçene dek ayıyı dayı” diyen, “köşe dönmeciliği için”;  iftirayı, yalanı, büyüğe, kadına saygısızlığı,  hüner bilen, bu arka sokak cehaleti” “Tunceli Alevi Kültürsüzlüğü” oldu.
            Cumhuriyetin ırkçı erki, “Tekke ve zaviyeleri”  kapatmakla, Alevi inanç liderliğini “bilge dedelerin” elinden aldı. Boşalan yerlere, “torbacı (koçek),” ehliyetsiz kişiler dolunca;  ne rehber, ne pir, ne mürşit ne Kızılbaşlık hoşgörüsü, ne bu inancın hümanist ruhu kaldı. 
           İstediği çıralığı veremeyen talıvı,  “yolsuz” ilan etme, boynuna “üç ayak” geçirme, toplumdan soyutlama, yerinden yurdundan etme zulmü, halka yaşatıldı. Alevilik, zorunlu Sunni öğreti, on iki imamlı Şii şeriatı arasında can çekişiyor şimdi. (Bu açıklamalar, Anadolu’nun, asimile kenar mahalle kültürünü, Tunceli Kültürü sananlar içindir.)  Şimdi asıl konumuz “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” ve ADDF na geçebiliriz:   
                                                                                                     ***               

          I937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi ve
         Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu

      “Başkan”  ve Koltuk Değnekleri 
         Tarih 18 Mayıs.Yol tv de “Munzur Tanıktır”  programını izliyorum. Ekranda, Avrupa  Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı; açmış ağzını, yummuş gözlerini “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü” hanıma, “veryansın” ediyor. Telefona bağlattığı koltuk değnekleri yardımıyla coşan Başkan’a bir haller oldu, önce yüzü kızardı, sonra bozardı,  başı önüne düştü, ufaldı görünmez oldu koca bedeni. Kendine gelince de; “vah ben hırsız mıyım?  İntihar ederim valla” demeye başladı.  Acıdım Başkan’a, daha genç, “intihara ne gerek var “ demek için sarıldım telefona. Telefondaki kız; “Başkan,  kimseyi bağlamamı istemiyor” dedi, kapattı.  
          Önce bir hanım yönetici, ardında yönetimden bir bey, sonra 2. başkan, ardında yine yönetimden biri telefonla bağlandı. Anladım ki Başkan tedarikli;  Programa gelen yüzlerce telefon arasında salt önceden belirlediği  “koltukçularını”   bağlatıyor.  ADDF ekipçe (bir azde  Donkişotçe); “ 1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini”   Koordinatörü ve projeye kol kanat geren ünlü akademisyeni “yargısız karalama infazınagiriştiler.. 
           Bu karaladıklarının olmadığı bu canlı yayında, her yönden- kedilerinden- üstünlüğü tartışılmaz bir bilim adamına “alçak..şerfsiz..” deme densizliği, ne Dersim adamlığı, ne Alevi kültürü, ne de  insani bir davranışla bağdaşır. Dersim tarihi, böylesi bir seviyesiz, alçak düşüşe tanık olmamıştır.
         Devlet ırkçı ideolojisinin, Dersim’e karşı kullandığı “orantısız gücü”, şimdi Dersim “asimile kültürü”  Yol tv.nin “Munzur tanıktır” programında bir diğer Dersim’liye uyguluyor. Yol tv. bu vahşete ev sahipliği yapmakla “Yola düşen ışıkı kararttı. Yol TV. de   “Munzur tanıktır” programı  ile   “düşkün”  oldu.
           1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi girişimi tümüyle bu iki koordinatöre ait.  ADDF nun bu projenin gündemşeşmesinden sonra, başkasına kaptırmamak için sahiplenmişti.  
             Bunun için Proje koordinatörü ve Federasyon Başkanı (iki imza ile çekilebilecek )  bir hesap açılır.  Başkan, tek imzayla hesabın yarısından çoğunu diğer yetkili imza olan Proje koordinatörü hanımdan habersiz çekiyor. Bu bu paradan birinci derecede sorumlu (sayman) Proje koordinatörü  Başkan’a “hesabı görelim” der. Başkanişim var” şeklinde uzun süre hesap vermeyi oyalar. 
          Bir süre sonra tekrar hesap istenince Başkan; “sana öyle bir şey yaparım ki, bir daha kimseye görünmeye yüzün kalmaz” şeklinde,  pervasızca hesap soran hanımı  tehdit eder ve kısa bir süre sonra, “sen üç bin Euro çekmişin” hesabını ver diye sıkıştırır. Banka hesaplarında bu parayı da Başkanın çektiği anlaşılır.
           Başkan’a, çalmışın hırsızsın diyen de yok. İkide bir “vay ben hırsız mıyım, intihar ederim” diyen Başkan,  geçmiş “aklamalarını” ve  o aklamaları yapanları da bu tavrı ile zan altına sokuyor. 
        
Hesabı verilmeyen bu para, Dersim yoksulunun lokmasından ayırdığı paradır, “çıralık” değil. Çıralık kültüründe verilen-alınan  “gönül” işiydi, onun için hesabı yapılmazdı. O zamanlar torba taşıyanlar bu torbalardan nemalandırılırdı. Sanırım Başkan, çıralık turukçu  kültürü ile bu projeyi yürüteceği yanılgısına düşmüş.  
            ADDF bşk. bunun için , Federasyon içinde ve dışında (giderlerini karşılayarak) “sistemci-esnek” bürokrat arar.  kendisine destek olanları Almanyaya taşır yedirir-içirir.  Başkan’nın,  koltukçularını seçerken: 
   – İftira için sıklıkla yemin eden hayal isti, 
    -hakaret için, en arsız, ölçüsüz, sorumsuz, hayâsız küfürbazı,
     -hesap için kolay teslimiyetçi taviz vereni,
     – kendisine “İyi çocuk” dedirten,  karşısındakinin başarılarını en iyi inkar edeni seçmeye itina gösterir.  Futbolda, bu tiplerin önceliği “ego” larıdır. Nitekim koltukçuların attığı sandığı goller ADDF kalesinde görüldü.
              ADDF Başkan’nın, çağdaş koşulları hiçe saydığı, dincilerden esinlenip  “nemelendırmalarla”  Federasyonu yönetmeye çalıştığı görülüyor. Unuttuğu şey dincilerin,  kendilerine hizmet verenleri, birlikte çalıştıklarının üzerine saldırmadığıdır.  
         Türk-İslam Sentezcileri veya şecereli Ehl-i Beyt,( soyunu “Arap’la sulandıran) birçok kişinin, yurt dışında kurduğu derneklerde neler yaptığını, emekçiyi nasıl sömürdükleri ortada. Sömürüyü yapanların başında ”hacı- dinci-imancı” ve güvenirliği en çok koltukçularının dillendirdiği kişiler geliyor.
            “Hacı iyi, hacı dürüst, hacı hak yemez, hacı cennetlik.”
Gel gör ki  Deniz Fenerinde 50 trl kayıp.
          “Başkanın babasını tanırım, Başkan  iyi çocuk , Başkan ne yapmışsa Dersim için yapmış  yemişse ..de.  Ne ki  keyfi davranışı “Kara düzen” uygulamasıyla her şeyi “ahbap-çavuşlukla”, hesapsız  nemalarla  Projeleri sabote ediyor.  Kızılbaş inancında “nevale” dağıtan can;  ben dağıttım bu niyazı elinde yok tuğu ile tarazı her kes hakkına olumu razı” şeklinde üç kez helallik isteme zorunda kalırdı. Başkan “helallık” gereksinimi bile gerek duymuyor. Başkan koltuk değneksiz  Federasyonu yünetemiyor. 
         Başkan, emekçi Dersim’lilerin lokmasından ayırıp verdiği paranın hesabını veremiyor. “Koltuk değneklerine” dayanarak;  şamata, kavga, küfür vs illegal yollarla işi yokuşa sürüyor.  Eş-dost, diğer Tunceli dernek ve vakıflarına sığınarak zor durumunu daha da zora sokuyor.
           Netice olarak  “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini”  sabote etmiş oldu. .  Sonunda her zaman olduğu gibi, her ne oluyorsa Dersim ve Dersim’liye oluyor.

Ferhat Tunç

19 Haziran 2011

Ferhat Tunç

1964 Tunceli doğumlu. Çocukluk ve gençlik yılları (kendi söylemiyle) “Etekleri meşe ağaçları, dorukları ardıçlarla bezenmiş yüksek dağların ardında güneşin bile bir başka güzellikte doğup battığı ateşin, suyun ve musuhapliğin kutsal sayıldığı, ayın bile her gece güzelliğini kıskandığı bir diyar” olan Tunceli’de geçer.

1979 yılında liseyi bitirince  Almanya’daki ailesinin yanına gider.  Mainz Üniversitesi‘ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir süre öğrenim gören Ferhat Tunç, elde ettiği müzik birikimini, 1984‘te Türkiye‘den Almanya‘ya giden müzisyen Orhan Temur‘la başladığı çalışmaya aktarır ve “ Bu Yürek Bu Sevda Var İken” albümü çıkarır.  Uzak bir ülkede olan Almanya’da olmasına karşın,  ülkesinde yaşananlara kayıtsız kalmaz.
             Almanya’da kaldığı üç yıl ”estetik ve içerik kaygısı taşımadan amatörce, devrimci ruh taşıtan müzik” yaparak geçiren Ferhat, sonraki süreçte yaşadıkları, hayatının en önemli
dönüm noktasını olur.  Ferhat Tunç gözü pek, sözünü esirgemeyen, açık sözlü, sanatı yanında kalemi güçlü bir yazar, ülke halkın onuru için direnen bir devrimci, halkı için elini taşın altına sokan yürekli bir politikacıdır.
             Ferhat Tunç, genç yaşta Türkiye’de, toplumsal muhalefetin içine girer. Miting havasında geçen konserler, çok satan albümler ve toplumsal muhalefetin gözdesi olan bir sanatçının ödeyeceği bedel gözaltılar, davalar, mahkemeler ve yıllar süren konser yasakları olacaktı. Ferhat Tunç: bu konuda “Saldırılar arttıkça ben güçleniyordum. Sanatsal üretimimin geliştiğine ve güzelleştiğine şahit oluyordum” diyor.
            Sanatkârlar halkın aynasıdır. Ferhat Tunç, kendinden önceki Dersim ozanlar zincirinin bir halkasıdır. Halka yapılan her türlü zulme karşı baş kaldıran, yüreği insanlık sevdasıyla dolu olmayanlara,”sanatçı” denmez Dersim’de.
             “..ne güzel şey,dünyanın bir yerinde, hiç tanımadığımız birinin acısını acımız saymak” diyen Dersimli  Yılmaz Güney,
“Biz gözyaşlarımızı gizleyen insanlarız
  Biz kahkahamızı da gizleriz
  Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız
diyen  Cemal Süreya.
             Cananı için; “Yedi kavmin gelini / Yedi kardeşin bacısı / Çarşıların tatlısı / Konakların çerezi /  On iki gün / Aşure çorbası”  dediği sevgiliye alınıp İstanbul’a giden  
Para kazanacağım avukat tutacağım
Sevdam adına sana karşı aşkı savunacağım
”  diyen sevdanın kemiksiz dili Sey Can,
 “Was koka xo ser vezino                 
Teyri zoné xo ser vaneno
kamke aslé xo inkar keno
tozıke erzeno raa xo sono”  
       Her ot kökü üzerinde biter
        Her kuş kendi diliyle öter
        Her kim ki aslını gizler
        İzini kaybeder öyle gider”
diyen Dersim’in unutulmaz ağıt ustası ünlü ozan Sey Qaji  bu zincirin önceki halkaları.
         “Emek barış demokrasi ve özgürlük bloğu”  Dersim adayı  Ferhat Tunç’u Meclise göndermek, özgürlükçü halk için bir  gurur kaynağı olacak ve olmalıdır.    

Turgut Öker

19 Haziran 2011

             ALEVİLER ve TURGUT ÖKER 
                                  
            Alevi inancı
           
Çok değil, bin yıllık bir süreç gözlendiğinde; en çok horlanan, dışlanan, ezilen, derisi yüzülen, ipe çekilen, katledilenlerin “Kızılbaşlar” olduğu görülür. Başka bir söylemle; eskiye, ilkele bağlı kalmayan,  “bir lokma bir hırka” ile yetinen, çağa uyumlu, yenilikçi, kadını, yoksulu önde tutan, “kul lokmasını” hak bilen, yoksul insandan yana inanç, İslami mezheplerce “sapık inanç”  ilan edilmiş, Aleviler toplumdan uzaklaştırılmıştır.
           Cumhuriyet dönemi; tek ırk-tek inanç  “devlet ideolojisi” ile  kendi içinde ki “Türk-Sunni “ olmayanları yok etme dönemidir. “Kürtler” asimile edilerek yok sandı, Aleviliğe “sapık inançlı”  denerek dışlandı. Yunus gibi doğru-dürüst dervişler, Pir Sultanlar gibi devrimci, sosyal adaletçi düşünceye yer verilmez oldu

         Şeyhülislamlık kalkmadı
         Osmanlı’nın Şeyhülislamlığını,  Cumhuriyet hükümeti;  “Diyanet İşleri Başkanlığı” (DİB) adı altında aynı misyonuyla sürdürüyor. Dini yöneten devlet “laik” olmadığı gibi, yoksulu korumayan ırkçı devlet, ne demokratik nede sosyal olur. Bu olmayana “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” nitelikleri sıralayıp anayasanın bu maddesini değişmez kabul etmek bir gaflet, demokrasi adına bir ayıptır.  
          DİB yasasının ana maddeleri, yıllar önce iptal edilmiş, yerine yenileri ( tekrar iptal edilir diye) getirilemedi. Bu nedenle, DİB yasası geçersiz ve şaibeli. Hak-hukuk, “Türk-Sunni’ye endeksli,  yirmi milyon Alevi inancı, “zorunlu din dersi” ile baskı altında asimile ediliyor. DİB.nın altı bakanlık bütçesine denk bütçesi (Alevilerin vergisi) ile beslenen imam- görevli; “Türk milliyetçiliğine bağlı kalacaklarına” dair yemin ettikten sonra göreve alınıyor. DİB. nın 150 bin görevlisi içinde bir tek Alevi inançlı yok. Türk-Sunni olmayana yer verilmiyor. İnsan haklarıyla bağdaşmayan bu ırkçı ayrımcılık  “insan hakları ihlalidir”.  AKP. egemenlik saltanatını böyle bir “vurdum duymaz” düzen üzerinde sürdürüyor.  
         Almanya’daki Türk işçileri sorunu için;  “asimilasyon bir insanlık suçudur” diyen Sayın Başbakanımız; kendi ülkesindeki yirmi milyon Alevi çocuğunu,  zorla din dersine sokuyor. Yüksek yargı ve AİHM kararını uygulamıyor. On beş milyon Kürt’ün parti olarak seçime giremediği, ana dilini kullanamadığı bu sisteme de “demokrasi” diyor.
         Son otuz yılda 40 bin genç öldürüldü, 17 bin faili meçhul, “Deniz Feneri “inde elli trilyon kayıp, 1700 bin öğrenci ve  ÖSYM rezaleti. 12 Haziran seçimi oy pusulası ihalesinde, on iki milyon bedelin üç gün içinde 899 bin liraya inmesi (devlet talanının minicik bir örneği) İnsan hakları-düşünme özgürlüğünde; 16o devlet içinde de 112. sıradayız…
          Seksen yıldır sürdürülen bu antidemokratik yaptırımlara şimdi dur diyenler var.  Bunlardan biri de Turgut Öker’dir. “Gelin canlar bir olalım, eşit haklar için meclise can gidecek” sloganı ile yola çıkan Turgut Öker, kendini yetiştirmiş bir halk çocuğudur: 
         Turgut Öker, 1961 Sıvas Yıldızeli İslim Köyü doğumlu. İlköğrenimden sonra Almanya’nın Hamburg kentinde işçi olarak çalışan ailesinin yanına gider. Türkiye’de Ulaş Ziraat Meslek Okulunu yatılı okur. İstanbul Kartal lisesini bitirdikten sonra 1980 da tekrar Almanya’daki ailesinin yanına döner.
         Genç Öker, Lüneburg’da yabancılara yönelik çalışmalara ilgi duyar. Lüneburg Fachhahule’de sosyal danışmanlık eğitimini tamamladıktan sonra Hamburg kentinde sekiz yıl  “sosyal danışman” olarak çalışır.
           Turgut Öker, Alevi kültürünün hümanist sosyal yönlerini, çağdaş toplumun insanı hak ve hukuku gereksinmelerini, demokrasi kurallarıyla tüm toplum katmanlarına yaymayı hedefleyen bir kişilik. “Devrimcilerin, yoksulların, emekçilerin birliğini kuracağım” diyor. Boşa konuşup hazıra konmuyor, izlendiğinde uzun soluklu sabır isteyen bir yoldan geliyor:
           1992-93 te Hamburg Alevi Kültür Merkezi Başkanlığı (AKM),  1993-96 yıl arası AABF Genel Sekreterliği, 2002 den bu güne kadarda AABK Genel Başkanlığı görevini başarı ile yürütmüştür. Bu gün Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) bünyesinde 250 Alevi Kültür Merkezi (AKM) nin yüz binin üzerinde kayıtlı üyesi var.
         Anadolu’nun kırsal kesiminden Almanya’ya gelen, ana dilinden ve inancından uzaklaştırılmış, ortak hareket etme kültüründen yoksun, dağınık olan bir inanç topluluğunu yabancı bir ülkede bir araya getirme, örgütleme,  kimliklerini anımsatma hiçte kolay değil. Her şeyden önce sosyal ve toplumsal birikim ister. Bu birikimin adı Turgut Oker’dır.
          Türkiye, yirmi milyon Alevi vatandaşına zorunlu “Sunni” olmayı dayatıyor. Almanya, bu yüz bin işçi çocukları için okullarında Alevilik dersleri okutuluyor.  Sayın Başbakan  Erdoğan’nın bir ders çıkarması gereken bu oluşumu yaşama sokan Turgut Öker’dir.
          Öker,” bağımsız aday olmanın, kimsenin oyunu bölmek gibi bir anlam taşımadığını ifade ederek “Benim kutsallığım; ezilenlerin,  emekçilerin, sosyalistlerin azınlıkların ve yıllardır yok sayılan Alevilerin eşit haklar mücadelesinin  devamıdır..”  diyor.
           “Dersim Katliamı”,  devletin bir ırkçı “ideolojisi”  uygulaması, Türk-Sunni olmayan “Dımılı ana dilli, Kızılbaş inançlı  halkın” yok edilmesi planıdır.  Katliama karar veren, ülkeyi  “İttihatçı Irkçılığa” mahkûm eden, devleti yönetenlerdir.  İsmet İnönü diyor ki:
         “Biz açıkça milliyetçiyiz..ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiç bir etkisi yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türklüğü yaşatmaktır. Türkleri ve Türklüğe muhalefet edecek öğeleri kestirip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üstünde aradığımız Türk olmalarıdır”.  ( 1925 Türk Ocakları Konş.) 
        “Maraş Alevi Katliamın’da” Bülent Ecevit Başbakandı. Sıvas’ta Alevi aydınları yakılırken Erdal İnönü Başbakan yardımcısıydı. Diğer bütün olaylar da CHP var.  
         Asıl üzerinde durulması gereken ”devletin ırkçı ideolojisidir”.  Bu ideolojiye sahiplemekte direnen CHP tarihiyle yüzleşmeli, öncelikle Dersim halkından özür dilemelidir. Baykal’ın deyimiyle “şerefi” olan inanç kimliği(Alevilerin) için uğraş veren İstanbul 1. Bölge bağımsız adayı Turgut Öker’i  oy “bölme” ile suçlamak,  CHP ye hiç düşmez.  

CHP ve diğerleri Alevileri asimile ederek, kol kanatlarını budayarak bir çoklarını camiye bağladı, yada Şii şeriatına kaydırıp, Alevileri “arka bahçesi, çantada keklik” bildi. Dersim halkını, “bizi İnönü kurtardı,” laiklik(varmış gibi) elden gidiyor şeriat geliyor” diye  kendine oy deposu yaptı. Bu seçimde CHP Alevileri (ve Dersimlileri)  sıfırladığı görülüyor.   

Alevi birliği; “yol aşkına” inanç kimliğine sahiplenmek, canlarla birlikte “ötekilerin”   haklarını korumak için Turgut Öker’i  Meclise gönderiyor. Bu birlik Alevilerin; onurlarını koruma birliği, özgür yaşamları savaşı, dik yürümeleri sorunudur.  “Haydi canlar bir olalım”.

Cemal Doğan

19 Haziran 2011

          Sevgili Cemal Doğan 
          Bana gönderdiğin “SEY  QAJİ”  kitabını ancak bu gün alabildim. Henüz içeriğini inceleme olanağını bulamadım. Ne var ki, ilk anda göz dolduran, ilgi çeken, “beni al oku”  diyen bir kitabın kapak tasarımından başlayan;  şekil, biçim, görünüm, sunuş ve kalitedir. Kitabın editörlüğü, kendi başına bir sanat, her eserde üzerinde durulması öncelikli bir gereksinim. Bunları deneyimlerime dayanarak söylüyorum. Türkiye’de yazarların yazdıklarını basım ve okuma tekniğini kullanarak sunan editör çok az. Bu malzemesi tam ama, iyi pişirilmeyen bir yemeğe benzer, iştah çekmeyince kolaylıkla yenmez, kitapta okunmaz. Bu kitapta bu saydıklarım enfes, her şey uygun yerinde. Basım evi görevini tam yapmış. Bunu sağlayan da Cemal Doğan. Peşinen seni candan kutlarım.  Kitabın içeriği önemli, ne ki hata varsa sonradan düzetilir, asıl önemli olan yöre halkının toplumsal birliğini (Civarik Gençler İmajı gibi) kurumak.
         Bir kitabın finansörü olmakla, çok büyük bir hizmette bulunduğun, iyi bir iş yaptığının bilincinde olman gerekir. Babası kardeşi en iyi dostu için duygu yoksunları yanında, senin deden için yaptığın övgüye değer. Halkı için direnen insanlar bence kutsal ve değerlidir.  
          Sey Qaji nin değerli oluşu (görmemesine karsın), halkına yapılan zulme karşı direnmesi kendi gelenek örf ve adetlerine sahiplenmesi, Onu daha da değerli kılıyor. Nitekim bir çok kahraman geçinen ünlenen insanlar içinde, yalnız O bize yaşanan karanlık dönemlerin olaylarını aktarabiliyor. Başka bir söylemle tarih yapan SEY QAJİ oluyor.
         Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde hükümetlerin  yalnız vergi almak, askere göndermek için anımsadığı yöremiz halkını; derebeyi, feodal ağa-bey, eşkıya çete (qole) zulmüne terk etmesi, güçlünün güçsüzü ezdiği, insan hak ve hukukunun çiğnendiği yerde, yoksulun biçarenin güçsüzün,  gözü kulağı  Sey Qaji oluyor. Bu dönemin hükümetlerinin (ve Feodal mütegalibenin)  zulüm, hainlik, ihanetlerini  ve yok edilen toplumsal hafızayı acılı bu ağıtların ustasının  klam ve deyişleriyle günümüze taşıyor.
          Cumhuriyet dönemi de bu yöre halkının, yaşadığı coğrafyanın  ağır doğa koşulları ve kötü yönetimin neden olduğu ezilmişliğe, yoksulluğa, çaresizliğe em(ilaç) olamadı.   
           Dersim halkının ana dilini, tanrıyı insan benliğinde kutsayan, yetmiş iki milleti bir bilen Alevi inancını,  yasaklamakla kalmadı  (“Türk-İslam” dayatmasıyla ) asimile etti. Bununla da kalmadı  50-60 bin kişinin yargısız öldürüldüğünü Başbakanımız ifade ediyor. 
        Bu yıkımın ardılı, “Civarikli Gençler İmagi “ 1950 ler de, toplumsal hafızası silinen asimile edilen horlanan dışlanan bu yöre halkının,  kültür değerlerini korumak için aldığı ilk karar,  Sey Qaji’nin  (ve benzerlerine sahiplemek)  mezarının Civarik’e  getirmek olmuştu. Benim yazdığım tüm eserlerde güç kaynağım hep Civarkli Gençler İmajı olmuştur. Bu imaj, okuma, aydınlama, çağdaş hoş görülü bir topluma kavuşmanın olmazsa olmazı dayanışmadır. Bu çabamda anlaşılmadığım, yalnız kaldığım olmuştur.  
        Senin SEY QAJI kitabını, bu imajın önderlerinden Dr. Sait’e adaman, toplumsal birlik ve beraberliğin en iyi bir örneği oldu. Çok kişi para kazanır yer içer sefa sürer sonra yoksulla benzeri tabutla arkasında bir iz bırakmadan göçer gider. Sen bu yaptırımla toplumsal birlik için takip edilmesi gerekli bir örneksin. Yeter ki değerlerimize sahip çıkalım. Eserin verilmesinde yazarı kadar senin emek ve çaban var. Sen olmasan o esere sahip olmazdık.
          Kitabı inceledikten sonra yazarını kutlayacağım. Tekrar seni içtenlikle kutlar ve sevgiyle öperim. Sağ olun var olun iyi ki varsınız. Sizin gibileriyle gurur duyuyorum..sevgilerimle

 Hüseyin Akar   Sitemin adresi. www.huseyinakar.com  veya    www.huseyinakar.com

 

Kurtarıcım GEMİK

 Ben Civarik’ten 7-8 yaşında ayrıldım. Yöreyi özlediğimde ilk anımsadığım yerden biri Gemik’tir. Bunun bir nedeni var.  38 Katliamında 4-5 yaşındaydım. Bizim evin yanında,  kurulan darağaçlarına (Sıpılere) baş aşağı asılan, Memo Derg, Usıvé  Seydız’ ve Muhtar Sıleman’a yapılan işkenceyle oluşan mahşeri “şin-şivan” da  kendimi  kaybetmiş, bayılmıştım. Dedem Süleymam ağa ve altı kardeş aileden 54 kişi yargısız yakılıp öldürülmüştü. Kızı Annem, yani bizde aranıyorduk Bir süre Bedro Dağında barındıktan sonra annemle Gemik te (şu anda anımsamadığım babamın sağdıcı) bir aydan fazla kalmıştık. Bundan sonra Gemik’liler benim içi hep; koruyucu, kurtarıcı güvenilir oldu. Çok şükür bu güvenim hiç sarsılmadı.

Dersim Sözlü Tarih Projesi

19 Haziran 2011

 1937-38 Dersim sözlüTarih Projesi

                                                                                  

            Dersim Kızılbaş  “Kültürü”                                          

 Dersim aşiret yaşamını en çok etkileyen, ocaktan gelme (ocak zade) seyit  (“dede”)  yani inanç liderleridir. Bu inanç liderleri dışında birde  Bawa -Bawalık’ var.

Seyitler (Dedeler) başlıca;  Rehber- Pir-Mürşit diye üç sınıfa ayrılır.  Rehber- pir mürşit, “yol” gösterendir. Kızılbaş inancında en ulu varlık insanı kâmildir. Bu bilinçteki dede “yetmiş iki milleti” kadın erkeğiyle bir görme,  yoksul olanın lokmasını koruma, her koşulda kul hakkını aramakla yükümlüdür. Bu yükümlülük az sayıda ocakların elindeydi.

Kızılbaş inancında Bawa bir ast sınıftır. Kaynayan kazandan et çıkarma, yanan meşe ağacını yalama, üç ayrı renkli (sarı kırmızı yeşil) ipi örerek fala bakma gibi hünerini sergiler. 

Ünlü Dersim ozanı Sey Qaji seyittir. Bir şiirinde bawalara şöyle takılır:

 İnce bir ip göndereyim Koeseri’ye / Bawa  Derviş Hasan bana ne der ki?

 Bawa ipte mor koyun görmüş / Koyun göğsünü derisiyle ister”…

                                                *

“Halifeliği”   İstanbul’a taşıyan Osmanlı, Anadolu ulemasına “ekstra” kolaylıklar sağlar.  Şeyh-Seyitleri, askerlik görevi benzeri birçok vergiden de muaf tutar. Saraya bağlı beyliklere de, bağlı halktan “çıralık” toplama hakkı tanınır. Güçlülere “Ehl-i BeytArap olma yolunu açar.  Bu gün Dersim’de, seyit-dede aşiretler,talıv” aşiretlerden daha çok.   

         “Seyit-dedeler, yöre halkını aile-belde- semt olarak talipleri (talıv) ayrı ve bellidir.

            Dedeler, yılda en az bir kere talive uğrar; cem-cemaat düzenler, şenlik içinde topluma ahlaki, sosyal, bilgiler içeren bilgiler verir, Talıv,  bu hizmetine karşı dedeye para, keçi, koyun,  tahıl, yiyecek, gönlünde ne kopmuşsa onu verir. Bu verilenlere “Çıralık” denir. Dedeler, her seyahatinde bir çok (talıv’e)  uğrar. Kendilerine verilen bu  “Çıralık” torbalarını taşıyanlara “koçek ,(turukçu), torbacı” denirdi.  

                                                                  *

  Tunceli Alevi “Kültürsüzlüğü

  Cumhuriyet dönemi;”tek soy- tek inanç” (Türk-İslam) ırkçılığı ideolojisi dönemidir.

Dersim katliamı”;  Türkçe olmayan ana dil Dımılı, insanı ulu varlık gören Kızılbaş inancın kıyımı tatbikattır. Katliamdan kurtulanları, Anadolu’nun en yoksul beldelerine sürgün edilerek asimile edilesi bunun kanıtıdır.  
          Sürgün edilenlerin çoğu, dönüşlerinde, edindikleri “kirli kültürü” Tunceli’ye taşıdı.
         “Orta Asya’dan geldikleri, Türk-İslam,  Ehl-i Beyt oldukları öğretisi ile dönenler;  soy ve inanç kimliğini gizleyen, margarini tereyağına yeğleyen, bir asimile kültür gelişti.

             “Kafatasım duvar değil beynime / düşünürüm ilmik geçse de boynuma “ şiarlı, özgürlükçü, şanı- şerefi olan “Dersimkimliği” yerine; her kılığa bürünen, köprüyü geçene dek ayıyı dayı” diyen, “köşe dönmeciliği için”;  iftirayı, yalanı, büyüğe, kadına saygısızlığı,  hüner bilen, bu arka sokak cehaleti” “Tunceli Alevi Kültürsüzlüğü” oldu.
            Cumhuriyetin ırkçı erki, “Tekke ve zaviyeleri”  kapatmakla, Alevi inanç liderliğini “bilge dedelerin” elinden aldı. Boşalan yerlere, “torbacı (koçek),” ehliyetsiz kişiler dolunca;  ne rehber, ne pir, ne mürşit ne Kızılbaşlık hoşgörüsü, ne bu inancın hümanist ruhu kaldı. 

            İstediği çıralığı veremeyen talıvı,  “yolsuz” ilan etme, boynuna “üç ayak” geçirme, toplumdan soyutlama, yerinden yurdundan etme zulmü, halka yaşatıldı. Alevilik, zorunlu Sunni öğreti, on iki imamlı Şii şeriatı arasında can çekişiyor şimdi.

        (Bu açıklamalar Dersim Kültürünün, nasıl kirletildiğinin anlaşılırlığı içindi.  Şimdi asıl konumuz “37-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” finansörü A.D.A.D. Federasyonuna geçelim:                                                                         
                                                       **                                                                                                                                    

            

 

 

 

 

 

 

 

                 I937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi ve

         Avrupa Dersim Alevi Dernekleri Federasyonu

 

            Başkan ve Koltuk Değnekleri

         Tarih 18 Mayıs.Yol tv de “Munzur Tanıktır”  programını izliyorum. Ekranda, Avrupa  Dersim Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı; açmış ağzını, yummuş gözlerini “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü” hanıma, “veryansın” ediyor..  Coşan Başkan’a bir haller oldu, önce yüzü kızardı, bozardı,  başı önüne düştü, ufaldı görünmez oldu koca bedeni, kendine gelince de; “vah ben hırsız mıyım?  İntihar ederim valla” demeye başladı.

 Acıdım Başkan’a, daha genç, “intihara ne gerek var “ demek için sarıldım telefona. Telefondaki kız; “Başkan,  kimseyi bağlamamı istemiyor” dedi, kapattı.  

    Önce bir hanım yönetici, ardında yönetimden bir bey, sonra 2. başkan, ardında yine yönetimden biri telefonla bağlandı. Anladım ki Başkan tedarikli;  Programa gelen yüzlerce telefon arasında salt önceden belirlediği  “koltukçularını”   bağlatıyor.  Bu Federasyon “alayı”,  Donkişotçe”; “ 37-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini”   Koordinatörü ve projeye kol kanat geren ünlü akademisyenin “yargısız karalama infazınagiriştiler acımasızca.

   Bu ikisinin de bulunmadığı ortamda, her yönde- kedilerinden- üstünlüğü tartışılmaz bir bilim adamına “alçak” deme densizliği, ne Dersim adamlığı,  ne Alevi kültürüyle ne ilkel insani bir davranışla bağdaşır. Dersim, tarihinde böylesi bir seviyesizliğe tanık olmamıştır.  “Yola düşen ışık”  Yol tv. “Munzur tanıktır” programında, bir vahşete ev sahipliği yaptı.

  Devlet ırkçı ideolojisinin, Dersim’e karşı kullandığı “orantısız gücü”, şimdi Dersim’in asimile kültürlüleri, bir diğer Dersim’liye uyguluyor. Bu kadersizliğin,  37-38 Dersim’in de  yaşatıldığının tanığıyım.  O zaman “canlar” zordaydı,  bu gün, zora düşen “hesap” tır.

                                                          *

 37-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi tümüyle bu iki koordinatöre ait.  Proje için finansör aranıyordu. Finansörlüğün A.D.A.D. Federasyonu’na verildiğini çok iyi biliyorum, tanığıyım.

Proje koordinatörü ve Federasyon Başkanı’nın,  iki imza ile çekilebilecek bir hesap açılıyor.  Başkan, tek imzayla hesabın yarısından çoğunu (habersiz) çekiyor. Proje koordinatörü hanım, bu paradan birinci derecede sorumlu, yani yetkili iki imzadan biri. Başkan’a “hesabı görelim” der. Başkan “işim var” şeklinde uzun süre hesap vermeyi oyalar.

Bir süre sonra tekrar hesap istenince Başkan; “sana öyle bir şey yaparım ki, bir daha kimseye görünmeye yüzün kalmaz” şeklinde,  pervasızca hesap soran hanımı telefonla tehdit eder ve sonra, “sen üç bin Euro çekmişin” hesabını ver diye sıkıştırır. Banka hesaplarında bu parayı Başkanın çektiği anlaşılır. (Bu, Başkan’ın “kul hakkına”  ilgisizliğinin net bir örneği)

Başkan’a, çalmışın hırsızsın diyen de yok. İkide bir “vay ben hırsız mıyım, intihar ederim” diyen Başkan,  geçmiş “aklamalarını”, o aklamaları yapanları zan altına sokuyor.

 Bu para, Dersim yoksulunun lokmasından ayırdığı paradır, “çıralık” değil. Çıralık kültüründe alınan, verilen gönül işiydi, emeğe dayalı olmadığı için hesabı yapılmazdı.   Sanırım Başkan, çıralık turukçu  kültürü ile bu projeyi yürüteceği yanılgısına düşmüş. Sonra “hak hukuk ve sorumluluk “duygusuyla hareket eden bir hanımın Başkandan hesap soracağını, sorsa bile Başkan’ın hesapsız sistemini, zorlayacağını düşünememiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 Ancak Başkan’ın, dayandığı koltuk değneklerini  iyi seçtiği :

-Duygu istismarı için en iyi ağlayan ve ağlatanı,

         – iftira için sıklıkla yemin eden hayal isti,

          -hakaret için, en arsız, ölçüsüz, sorumsuz, hayâsız lafazanı,

          -hesap için kolay teslimiyetçiyi kendine yedeğine aldığı görülüyor.

           Futboldan anlayanlar, bu tiplerin “Savunmadan” çok, kendini göstermek için gol peşinde koşanlar olduğunu bilir. Nitekim attığı goller, A.D.A.D. Federasyonu kalesine döndü.

Başkan’nın, çağdaş koşulları hiçe saydığı, dincilerden esinlenip  “koltuk değnekleri” ile Federasyonu yönetmeye çalıştığı görülüyor. Ne ki dinciler uyanık  Onlar koltuk değneklerini, kendilerine hizmet veren, birlikte çalıştıklarının üzerine hiç saldırtmadılar.

Türk-İslam Sentezcileri veya şecereli Ehl-i Beyt,( soyunu “Arap’la sulandıran) birçok kişinin, yurt dışında kurduğu derneklerde neler yaptığını, emekçiyi nasıl sömürdükleri ortada. Sömürüyü yapanların başında ”hacı- dinci-imancı” ve güvenirliği en çok koltukçuları olanlar  geliyor. “Hacı iyi, hacı dürüst, hacı hak yemez, hacı cennetlik.” Ne ki Deniz Fenerinde 50 trl kayıp. “Başkan iyi, kul kakı yemez,, Ne ki  keyfi davranışı “Kara düzen” uygulamasıyla her şeyi “ahbap-çavuşlukla” hesapsız  nemalandırmalarla Federasyonu yürüteceğini sanıyor. Kızılbaş inancında “nevale” dağıtan can;  “ben dağıttım bu niyazı elinde yok tuğu ile tarazı her kes hakkına olumu razı” şeklinde üç kez helallik isteme zorunda kalırdı. Başkan “helallık” gereksinimi bile duymuyor. Bu ne biçim anlayış?

 Federasyon başkanı, emekçi Dersim’lilerin lokmasından ayırıp verdiği paranın hesabını veremiyor. “Koltuk değneklerine” dayanarak;  şamata, kavga, küfür vs illegal yollarla işi yokuşa sürüyor.  Eş-dost, diğer Tunceli dernek ve vakıflarına sığınarak zor duruma bir çare arıyor. Yoksa Dersim için önemi olan “37-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini”  bir hiç uğruna böylesine riske atmazdı.  Sonunda olan her zaman olduğu gibi yine  Dersim’liye oluyor. 

www.huseyinakar.com
www.huseyinakar.com

Tunceli Vakfı

19 Haziran 2011

    Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı 
     Yönetim Kuruluna                                          
    
İstanbul                                                                              

                                                                                            

        İstanbul Kültür Derneği’nin ilk kurucu üyelerindenim. “Ceride-i Dersim Gazetesini” çıkaranlardan, TMTBF na bağlı, Dersim yöresi halk oyunlarını yurdun değişik yerlerinde tanıtan İlk “Tunceli Milli Oyun Ekibi elemanı, Vakfın varlığının ilk basamağı olan arsa temini ve bunu okuyabilen yoksul bölge gençleri hizmetine sokmak için emeği geçen üyelerinden biriyim. (Bu bilgi, vakfın geçmişinden bihaber olanlar içindir).

       Sayın Yönetim Kurulu
      
Dersim bölgesi, sahip olduğu hırçın doğa koşulları ile bütünleşen özgürlükçü halk hareketleri nedeniyle Osmanlı’nın sürekli baskı altında tuttuğu bir bölge olmuştur.  
       Dersim, Tunceli” olalı, devlet ideolojisi haline getirilen Türk-İslam ( Sunni)Sentez ırkçılığı, “Dımılı ana dili, tanrıyı insanda kutlayan inancı,”  başka bir söylemle, Dersim halkı Türk- Sunni olmadığı için katledilmiş, kurtulanlar da sürgün edilerek asimile etmiştir.

Böylece bilinçli-bilinçsiz bu ideolojiye ayak uyduran bürokratımız, Dersim’in birlik ve beraberliğin harcı olan “hak” ve ”hakkaniyetten” uzaklaştırılmıştır. Dersim’in, “hak- kukuka”  dayalı kültürü, bu gün hesabı verilmeyen “çıralık kültürü” olarak yaşatılmaya çalışılıyor:

          18/ o5/ 2011 günü Yol Tv.nin  “Munzur Tanıktır” programın da Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (ADDF) Başkanı ve yandaşı yöneticiler,  1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü bayanı, söz hakkı verilmeden canlı yayında insafsızca suçladılar. Bunun ardında, bu projeyi destekleyen, ünlü bir akademisyene de gıyabında da ağza alınmaz, Dersim’liye yakışmaz, galiz küfürler edildi.  “Alçak…”  deme seviyesizliği sergilendi.   

Üzücü bir diğer konu, bu seviyesizliğe Vakıf Başkanını alet etmeleriydi. Aynı programda Vakıf Bşk.nının gereksiz ADDF Başkan için; “ babasını tanırım,  dürüst  hile hurda bilmezler” demesi, çok iyi tanıdığı Dersim’li bayan ve ailesini tanımamaktan gelmesi,  bu seviyesiz “azgınlığın, kepezeliğin ”   ince ayarına vesile olmuştur.  

Olay; iki imza ile çekilebilen banka hesabından Başkanın tek imza çektiği paranın hesabını yetkili saymana vermemesinden ibarettir. Dersim emekçisinin lokmasından ayırdığı paranın hesabını veremeyen ADDF Başkanının,  Dersim için çok önemi olan bir proje koordinatörü ve özelikle koruyucu akademisyenini bu derece seviyesizce suçlatması yetmezmiş gibi bu çirkinliğe (suça)  Tunceli Vakfını ortak etme, üzücü olduğu kadar düşündürücüdür. Usulsüzlük yaptığı için hesap veremeyen bir kişiyi Vakıf Başkanının, “babasını tanırım iyi çocukturdiye koruması gibi bir lüksü olamaz, bu paşalara özeldi.  “İyi çocuğun” yeteri kadar koltuk değnekleri var. Vâkıf, “iyi çocuğa” destek için ta Almanya’ya  Başkan’ını göndereceğine, “batağı Euro’yu gönderir, böylece engellenen projeyi de kurtarmış olurdu. Bu yanlış yaptırımdan dolayı Tunceli Vakfı Başkanı ve yönetimi,  şiddetle kınıyorum.  

Gelişim: “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” öneminin geç farkına varan bir-iki hazırcı işgüzar  “bu işi niye biz yürütmeyelim” diye düşünür ve hesap vermekte “dara düşen” Başkana koltuk çıkar. Bunun için önce yetkili ikinci imza sayman Proje koordinatörü Dersim’li bayan için;  “Kanada’da kısa zamanda oturma almış, üç yıl Kanada Alevi derneği başkanlığını yapmış,1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü Dersimce bilmiyor vs.  “ajan”dır. Sonra ünlü akademisyeni “Ermeni çıkarları için bu işi yapıyor ” diye iftira atarlar. Akıllarına başarının sırrı olan dürüst davranış, dik duruş, çalışma vs. gelmez. ADDF.  Finansını yüklendiği bu projeyi, birkaç bin EURO için pervasızca çıkmaza sürükler.

Türkiye’deki vakıf ve Derneklere sığınma, Almanya’da yapılan “halk toplantıları”, verilemeyen hesaba (suça) ortak yandaş bulma, zaman geçirme çabasından ibarettir.

Not: Vakfı bu işe karıştıranın, ünlü akademisyen yerine geçmek isteyen,  toy bir yerli akademisyen olduğu söyleniyor. Bilgi için sunulur.  Saygılarımla

ders

19 Haziran 2011

     Dersim Kızılbaşlığı Kültürü                                   Hüseyin Akar

                                                                                                   ([email protected])

 Dımılı ana dilli Dersim’de yaşamı en çok yönlendiren,  ocaktan gelme (ocak zade) seyit  (“dede”)  yani inanç liderleridir. Bu inanç liderleri dışında birde yoksul, biçare halkın umut aradığı Bawa -Bawalık’ var.

Seyitler (Dedeler) başlıca;  Rehber- Pir- Mürşit  diye üç sınıfa ayrılır.  “Rehber” tümcesinden den de anlaşılacağı gibi rehber- dede-mürşit, “yol” gösterendir. “Dedeler”  halka(“taliv’a) inançla ilgili bilgi verme, inancın “yol- erkanını ” öğretme, çağdaşlaşmaya uyumu sağlama gibi halkı irşatla sorumludur.

Kızılbaş inancında insan en büyük varlıktır. Bu bilinçle dedeler; “yetmiş iki milleti” kadın erkeğiyle bir görme,  ayırım yapmadan yoksulun lokmasını koruma, her koşulda kul hakkını aramakla yükümlüdür. Bu yükümlülük az sayıda ocakların elindeydi.

Bawa;  Kızılbaş inancında hikmet sahibi, ip bağlayarak fala bakan, budala (saf, temiz) bir nevi derviş anlamına gelir. Bawalar,  kaynar kazandan çıplak el ile “but” çıkaran, yanmakta olan meşe ağacını yalama şeklinde hünerlerini sergilerler.  Üç adet ipi örer,  fakir fukaranın geleceğini okur. Bu ipler genelde sarı –kırmızı- yeşil renkli olur. 

Ünlü Dersim ozanı Sey Qaji seyittir. Bir şiirinde bawalara şöyle takılır:

                      …   İnce bir ip göndereyim Koeseri’ye

                              Bawa  Derviş Hasan bana ne der ki?

                                  Bawa ipte mor koyun görmüş

                                      Koyun göğsünü derisiyle ister”…

         “Halifeliği” İstanbul’a taşıyan Osmanlı, Anadolu ulemasına “ekstra” kolaylıklar sağlar.  Şeyh-Seyitleri, askerlik görevi benzeri ve bir çokvergiden muaf tutar. Saraya bağlı beyliklere de, kendilerine bağlı  halktan “çıralık” toplama hakkı tanınır. Böylece güçlü aşiretlere “Ehl-i Beyt” yani Arap soylu olma yolunu açar.  Bu gün Dersim’de, seyit-dede aşiretler,talıv” aşiretlerden daha çok.   

         “Seyit-dedeler,  yöre halkını aile-belde- semt olarak kendi aralarında paylaşmış, her ocağın kendilerine ait talipleri (talıv) ayrı ve bellidir.

            Dedeler, yılda en az bir kere talive uğrar, cem cemaat düzenler, şenlik içinde topluma ahlaki, sosyal, bilgiler içeren bilgiler verir, Talıv (halk) Dede’ye, bu hizmetine karşı para, keçi, koyun, torba torba tahıl, yiyecek, gönlünde ne kopmuşsa onu verir. Bu verilenlere  “Çıralık” denir. Dedeler, her seyahatinde bir çok (talıv’e)  uğrar.  “Çıralık” torbalarını taşımak için yanına aldığı adamlara “koçek,  “turukçu” Türkçesi “torbacı” denir. “Koçekler” taşıdığı çıralık torbalarından nemalandırılırdı.

 

Tunceli Alevi “Kültürsüzlüğü”

  Cumhuriyet dönemi;”tek soy- tek inanç” (Türk-İslam) dönemidir.

Dersim katliamı”;  insanı en önemli varlık gören, tanrıyı insan varlığında kutsayan Kızılbaşlığı ve Türk-İslam olmayanları, yok etme hareketidir. Katliamdan kurtulanların da  Anadolu’nun en yoksul beldelerine sürgün edilerek asimile edilesi bunun kanıtıdır.
          Sürgün edilenlerin çoğu dönüşlerinde, bu “arka sokak kültürünü” Tunceli’ye taşıdı.  “Orta Asya’dan geldikleri, Türk-İslam,  Ehl-i Beyt oldukları bilinciyle,  soy ve inanç kimliğini gizleyen,  margarini, tereyağına yeğleyen, acayip bir nesil türedi.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 “Kafatasım duvar değil beynime / düşünürüm ilmik geçse de boynuma “ şiarlı, özgürlükçü, şanı şerefi olan “Dersimkimliği” yerine; her kılığa bürünen, köprüyü geçene dek ayıyı dayı” diyen ,“köşe dönmeciliği için”;  iftirayı, yalanı, büyüğe, kadına, saygısızlığı  hüner bilen, bu asimile-kirli kültür,   “Tunceli Alevi Kültürsüzlüğü”ne dönüştü.
            Cumhuriyetin ırkçı erki, “Tekke ve zaviyeleri”  kapatmakla, Alevi inanç liderliğini “bilge dedelerin”  elinden aldı. Boşalan yerlere, “torbacı (koçek),” ehliyetsiz kişiler dolunca;  ne rehber, ne pir, ne mürşit ne Kızılbaşlık hoşgörüsü, ne bu inancın  hümanist ruhu kaldı. 

            İstediği “çıralığı “veremeyen “talıvı”  “yolsuz” ilan etme, boynuna “üç ayak” geçirme, toplumdan soyutlama, yerinden yurdundan etme zulmü halka yaşatıldı. Alevilik, zorunlu Sunni öğreti, on iki imamlı Şii şeriatı arasında can çekişiyor şimdi.

        (Bu açıklamalar, asimile edilen halka aşılanan “kültürsüzlüğü” anımsamak içindir.)
                                                                     ***                                        

            Başkan ve koltuk değnekleri

            Tarih 18 Mayıs.Yol tv de “Munzur Tanıktır”  programını izliyorum. Sahnede Dersim Dernekleri. F. Başkanı. Açmış ağzını, yummuş gözlerini “37-38 Dersim Canlı Tarih Projesi Koordinatörü” hanıma  veryansın ediyor..  Sonra ;  “vah ben hırsız mıyım? “ İntihar ederim valla” demeye başladı. Acıdım Başkana, daha genç, intihara ne gerek var “ diye sarıldım telefona. Telefondaki kız; “Başkan, kimseyi bağlamamı istemiyor” dedi, bağlamadı telefonu.  

   Bir süre sonra bir hanım, ardında yönetimden bir bey, ardında 2. başkan, ardında bir yandaşı daha bağlandı. Hep bir ağızdan galiz küfür ve hakaret içeren sözlerle “ 37-38 Dersim Canlaı Tarih Projesi sahiplerinin “yargısız karalama infazını” gerçekleştirdi… 

   Bu ikisinin de bulunmadığı bu ortamda, her yönde- kendilerinden üstünlüğü tartışılmaz bir bilim adamına “alçak deme densizliği, ne Dersim adamlığı,  ne Alevi kültürüyle ne de ilkel bir aşiret adamlığıyla bağdaşır. Bu seviyesizliğe Dersim tarihi tanık değil,  “Yola düşen ışık”  Yol tv. “Munzur tanıktır” programı ile bizi, bu vahşete tanık yaptı.

Neden sonra sorun anlaşılıyor: Bu proje sahibi bu iki koordinatör, Proje finansmanı için Dersim Alevi Dernekleri Federasyonunu seçiyor. Bunun için iki kişinin çekebileceği ortak bir hesap açılıyor. Başkan tek başına bütün parayı çekiyor. Hesap istendiğinde “vay ben hırsız mıyım vallah kendimi asrım” velvelesiyle “koltuk değneklerine” dayanıyor!
            Türk-İslam ideologları, şecereli Ehl-i Beyt, yani soyunu “Arap’la sulandıran bir çok kişi, kurduğu dernekleri eski “kara düzen” ve ya  çıralık (turukçu) kültürü ile yürüteceği yanılgısını yaşıyor. Oysa bu eski sistemde, alınan, verilen, emeğe dayalı olmadığı için hesabı tutulmazdı. Bu yolla sömürülen binlerce yurt dışı emekçi var. Sömürüyü yapanların başında dinci-imancı, hacı bilinenler, bu işte gizli nemacı  “Koltuk değnekleri” ni kullanıyor.
           Bu dramatik infazda görülen, Dersim Dernekleri Başkanı’nın, bu dincileri aştığıdır.  “koltuk değneklerini” en acımasız en küfürbazını seçmiş ve gizlemiyor da. Duygu istismarı için en iyi ağlayanı, iftira için en usta uyduranı, hakaret için en ölçüsüz küfürbazı, hesap için en arsız “evetçi” lafazanı, Başkanın “Koltuk değnekleri” olarak yanına aldığına tanık olduk. 

          “Kara düzen” yönetimde alınan, verilen, nema miktarını gibi hesapları turuk (torba) taşıcıları yapardı. Şimdi bu işlemler “koltuk değnekleri” şamata sanatı, illegal yolla yapıyor.  

. Gözünü kırpmadan Dersim için hayati önemi olan bir projeyi bir hiç uğruna riske edebiliyorlar.  Her zaman olduğu gibi ne oluyorsa hep Dersim’e oluyor. 
                (www.huseyinakar.com)

                (www.huseyinakar.com)

 

 

 

 

 

 

 

 

Dersim Kızılbaşlığı Kültürü                                   Hüseyin Akar

                                                                                                   ([email protected])

 Dımılı ana dilli Dersim’de yaşamı en çok yönlendiren,  ocaktan gelme (ocak zade) seyit  (“dede”)  yani inanç liderleridir. Bu inanç liderleri dışında birde yoksul, biçare halkın umut aradığı Bawa -Bawalık’ var.

Seyitler (Dedeler) başlıca;  Rehber- Pir- Mürşit  diye üç sınıfa ayrılır.  “Rehber” tümcesinden den de anlaşılacağı gibi rehber- dede-mürşit, “yol” gösterendir. “Dedeler”  halka(“taliv’a) inançla ilgili bilgi verme, inancın “yol- erkanını ” öğretme, çağdaşlaşmaya uyumu sağlama gibi halkı irşatla sorumludur.

Kızılbaş inancında insan en büyük varlıktır. Bu bilinçle dedeler; “yetmiş iki milleti” kadın erkeğiyle bir görme,  ayırım yapmadan yoksulun lokmasını koruma, her koşulda kul hakkını aramakla yükümlüdür. Bu yükümlülük az sayıda ocakların elindeydi.

Bawa;  Kızılbaş inancında hikmet sahibi, ip bağlayarak fala bakan, budala (saf, temiz) bir nevi derviş anlamına gelir. Bawalar,  kaynar kazandan çıplak el ile “but” çıkaran, yanmakta olan meşe ağacını yalama şeklinde hünerlerini sergilerler.  Üç adet ipi örer,  fakir fukaranın geleceğini okur. Bu ipler genelde sarı –kırmızı- yeşil renkli olur. 

Ünlü Dersim ozanı Sey Qaji seyittir. Bir şiirinde bawalara şöyle takılır:

                      …   İnce bir ip göndereyim Koeseri’ye

                              Bawa  Derviş Hasan bana ne der ki?

                                  Bawa ipte mor koyun görmüş

                                      Koyun göğsünü derisiyle ister”…

         “Halifeliği” İstanbul’a taşıyan Osmanlı, Anadolu ulemasına “ekstra” kolaylıklar sağlar.  Şeyh-Seyitleri, askerlik görevi benzeri ve bir çokvergiden muaf tutar. Saraya bağlı beyliklere de, kendilerine bağlı  halktan “çıralık” toplama hakkı tanınır. Böylece güçlü aşiretlere “Ehl-i Beyt” yani Arap soylu olma yolunu açar.  Bu gün Dersim’de, seyit-dede aşiretler,talıv” aşiretlerden daha çok.   

         “Seyit-dedeler,  yöre halkını aile-belde- semt olarak kendi aralarında paylaşmış, her ocağın kendilerine ait talipleri (talıv) ayrı ve bellidir.

            Dedeler, yılda en az bir kere talive uğrar, cem cemaat düzenler, şenlik içinde topluma ahlaki, sosyal, bilgiler içeren bilgiler verir, Talıv (halk) Dede’ye, bu hizmetine karşı para, keçi, koyun, torba torba tahıl, yiyecek, gönlünde ne kopmuşsa onu verir. Bu verilenlere  “Çıralık” denir. Dedeler, her seyahatinde bir çok (talıv’e)  uğrar.  “Çıralık” torbalarını taşımak için yanına aldığı adamlara “koçek,  “turukçu” Türkçesi “torbacı” denir. “Koçekler” taşıdığı çıralık torbalarından nemalandırılırdı.

 

Tunceli Alevi “Kültürsüzlüğü”

  Cumhuriyet dönemi;”tek soy- tek inanç” (Türk-İslam) dönemidir.

Dersim katliamı”;  insanı en önemli varlık gören, tanrıyı insan varlığında kutsayan Kızılbaşlığı ve Türk-İslam olmayanları, yok etme hareketidir. Katliamdan kurtulanların da  Anadolu’nun en yoksul beldelerine sürgün edilerek asimile edilesi bunun kanıtıdır.
          Sürgün edilenlerin çoğu dönüşlerinde, bu “arka sokak kültürünü” Tunceli’ye taşıdı.  “Orta Asya’dan geldikleri, Türk-İslam,  Ehl-i Beyt oldukları bilinciyle,  soy ve inanç kimliğini gizleyen,  margarini, tereyağına yeğleyen, acayip bir nesil türedi.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 “Kafatasım duvar değil beynime / düşünürüm ilmik geçse de boynuma “ şiarlı, özgürlükçü, şanı şerefi olan “Dersimkimliği” yerine; her kılığa bürünen, köprüyü geçene dek ayıyı dayı” diyen ,“köşe dönmeciliği için”;  iftirayı, yalanı, büyüğe, kadına, saygısızlığı  hüner bilen, bu asimile-kirli kültür,   “Tunceli Alevi Kültürsüzlüğü”ne dönüştü.
            Cumhuriyetin ırkçı erki, “Tekke ve zaviyeleri”  kapatmakla, Alevi inanç liderliğini “bilge dedelerin”  elinden aldı. Boşalan yerlere, “torbacı (koçek),” ehliyetsiz kişiler dolunca;  ne rehber, ne pir, ne mürşit ne Kızılbaşlık hoşgörüsü, ne bu inancın  hümanist ruhu kaldı. 

            İstediği “çıralığı “veremeyen “talıvı”  “yolsuz” ilan etme, boynuna “üç ayak” geçirme, toplumdan soyutlama, yerinden yurdundan etme zulmü halka yaşatıldı. Alevilik, zorunlu Sunni öğreti, on iki imamlı Şii şeriatı arasında can çekişiyor şimdi.

        (Bu açıklamalar, asimile edilen halka aşılanan “kültürsüzlüğü” anımsamak içindir.)
                                                                     ***                                        

            Başkan ve koltuk değnekleri

            Tarih 18 Mayıs.Yol tv de “Munzur Tanıktır”  programını izliyorum. Sahnede Dersim Dernekleri. F. Başkanı. Açmış ağzını, yummuş gözlerini “37-38 Dersim Canlı Tarih Projesi Koordinatörü” hanıma  veryansın ediyor..  Sonra ;  “vah ben hırsız mıyım? “ İntihar ederim valla” demeye başladı. Acıdım Başkana, daha genç, intihara ne gerek var “ diye sarıldım telefona. Telefondaki kız; “Başkan, kimseyi bağlamamı istemiyor” dedi, bağlamadı telefonu.  

   Bir süre sonra bir hanım, ardında yönetimden bir bey, ardında 2. başkan, ardında bir yandaşı daha bağlandı. Hep bir ağızdan galiz küfür ve hakaret içeren sözlerle “ 37-38 Dersim Canlaı Tarih Projesi sahiplerinin “yargısız karalama infazını” gerçekleştirdi… 

   Bu ikisinin de bulunmadığı bu ortamda, her yönde- kendilerinden üstünlüğü tartışılmaz bir bilim adamına “alçak deme densizliği, ne Dersim adamlığı,  ne Alevi kültürüyle ne de ilkel bir aşiret adamlığıyla bağdaşır. Bu seviyesizliğe Dersim tarihi tanık değil,  “Yola düşen ışık”  Yol tv. “Munzur tanıktır” programı ile bizi, bu vahşete tanık yaptı.

Neden sonra sorun anlaşılıyor: Bu proje sahibi bu iki koordinatör, Proje finansmanı için Dersim Alevi Dernekleri Federasyonunu seçiyor. Bunun için iki kişinin çekebileceği ortak bir hesap açılıyor. Başkan tek başına bütün parayı çekiyor. Hesap istendiğinde “vay ben hırsız mıyım vallah kendimi asrım” velvelesiyle “koltuk değneklerine” dayanıyor!
            Türk-İslam ideologları, şecereli Ehl-i Beyt, yani soyunu “Arap’la sulandıran bir çok kişi, kurduğu dernekleri eski “kara düzen” ve ya  çıralık (turukçu) kültürü ile yürüteceği yanılgısını yaşıyor. Oysa bu eski sistemde, alınan, verilen, emeğe dayalı olmadığı için hesabı tutulmazdı. Bu yolla sömürülen binlerce yurt dışı emekçi var. Sömürüyü yapanların başında dinci-imancı, hacı bilinenler, bu işte gizli nemacı  “Koltuk değnekleri” ni kullanıyor.
           Bu dramatik infazda görülen, Dersim Dernekleri Başkanı’nın, bu dincileri aştığıdır.  “koltuk değneklerini” en acımasız en küfürbazını seçmiş ve gizlemiyor da. Duygu istismarı için en iyi ağlayanı, iftira için en usta uyduranı, hakaret için en ölçüsüz küfürbazı, hesap için en arsız “evetçi” lafazanı, Başkanın “Koltuk değnekleri” olarak yanına aldığına tanık olduk. 

          “Kara düzen” yönetimde alınan, verilen, nema miktarını gibi hesapları turuk (torba) taşıcıları yapardı. Şimdi bu işlemler “koltuk değnekleri” şamata sanatı, illegal yolla yapıyor.  

. Gözünü kırpmadan Dersim için hayati önemi olan bir projeyi bir hiç uğruna riske edebiliyorlar.  Her zaman olduğu gibi ne oluyorsa hep Dersim’e oluyor. 
                (www.huseyinakar.com)

                (www.huseyinakar.com)

 

 

 

 

 

 

     Dersim Kızılbaşlığı Kültürü                                   Hüseyin Akar

                                                                                                   ([email protected])

 Dımılı ana dilli Dersim’de yaşamı en çok yönlendiren,  ocaktan gelme (ocak zade) seyit  (“dede”)  yani inanç liderleridir. Bu inanç liderleri dışında birde yoksul, biçare halkın umut aradığı Bawa -Bawalık’ var.

Seyitler (Dedeler) başlıca;  Rehber- Pir- Mürşit  diye üç sınıfa ayrılır.  “Rehber” tümcesinden den de anlaşılacağı gibi rehber- dede-mürşit, “yol” gösterendir. “Dedeler”  halka(“taliv’a) inançla ilgili bilgi verme, inancın “yol- erkanını ” öğretme, çağdaşlaşmaya uyumu sağlama gibi halkı irşatla sorumludur.

Kızılbaş inancında insan en büyük varlıktır. Bu bilinçle dedeler; “yetmiş iki milleti” kadın erkeğiyle bir görme,  ayırım yapmadan yoksulun lokmasını koruma, her koşulda kul hakkını aramakla yükümlüdür. Bu yükümlülük az sayıda ocakların elindeydi.

Bawa;  Kızılbaş inancında hikmet sahibi, ip bağlayarak fala bakan, budala (saf, temiz) bir nevi derviş anlamına gelir. Bawalar,  kaynar kazandan çıplak el ile “but” çıkaran, yanmakta olan meşe ağacını yalama şeklinde hünerlerini sergilerler.  Üç adet ipi örer,  fakir fukaranın geleceğini okur. Bu ipler genelde sarı –kırmızı- yeşil renkli olur. 

Ünlü Dersim ozanı Sey Qaji seyittir. Bir şiirinde bawalara şöyle takılır:

                      …   İnce bir ip göndereyim Koeseri’ye

                              Bawa  Derviş Hasan bana ne der ki?

                                  Bawa ipte mor koyun görmüş

                                      Koyun göğsünü derisiyle ister”…

         “Halifeliği” İstanbul’a taşıyan Osmanlı, Anadolu ulemasına “ekstra” kolaylıklar sağlar.  Şeyh-Seyitleri, askerlik görevi benzeri ve bir çokvergiden muaf tutar. Saraya bağlı beyliklere de, kendilerine bağlı  halktan “çıralık” toplama hakkı tanınır. Böylece güçlü aşiretlere “Ehl-i Beyt” yani Arap soylu olma yolunu açar.  Bu gün Dersim’de, seyit-dede aşiretler,talıv” aşiretlerden daha çok.   

         “Seyit-dedeler,  yöre halkını aile-belde- semt olarak kendi aralarında paylaşmış, her ocağın kendilerine ait talipleri (talıv) ayrı ve bellidir.

            Dedeler, yılda en az bir kere talive uğrar, cem cemaat düzenler, şenlik içinde topluma ahlaki, sosyal, bilgiler içeren bilgiler verir, Talıv (halk) Dede’ye, bu hizmetine karşı para, keçi, koyun, torba torba tahıl, yiyecek, gönlünde ne kopmuşsa onu verir. Bu verilenlere  “Çıralık” denir. Dedeler, her seyahatinde bir çok (talıv’e)  uğrar.  “Çıralık” torbalarını taşımak için yanına aldığı adamlara “koçek,  “turukçu” Türkçesi “torbacı” denir. “Koçekler” taşıdığı çıralık torbalarından nemalandırılırdı.

 

Tunceli Alevi “Kültürsüzlüğü”

  Cumhuriyet dönemi;”tek soy- tek inanç” (Türk-İslam) dönemidir.

Dersim katliamı”;  insanı en önemli varlık gören, tanrıyı insan varlığında kutsayan Kızılbaşlığı ve Türk-İslam olmayanları, yok etme hareketidir. Katliamdan kurtulanların da  Anadolu’nun en yoksul beldelerine sürgün edilerek asimile edilesi bunun kanıtıdır.
          Sürgün edilenlerin çoğu dönüşlerinde, bu “arka sokak kültürünü” Tunceli’ye taşıdı.  “Orta Asya’dan geldikleri, Türk-İslam,  Ehl-i Beyt oldukları bilinciyle,  soy ve inanç kimliğini gizleyen,  margarini, tereyağına yeğleyen, acayip bir nesil türedi.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 “Kafatasım duvar değil beynime / düşünürüm ilmik geçse de boynuma “ şiarlı, özgürlükçü, şanı şerefi olan “Dersimkimliği” yerine; her kılığa bürünen, köprüyü geçene dek ayıyı dayı” diyen ,“köşe dönmeciliği için”;  iftirayı, yalanı, büyüğe, kadına, saygısızlığı  hüner bilen, bu asimile-kirli kültür,   “Tunceli Alevi Kültürsüzlüğü”ne dönüştü.
            Cumhuriyetin ırkçı erki, “Tekke ve zaviyeleri”  kapatmakla, Alevi inanç liderliğini “bilge dedelerin”  elinden aldı. Boşalan yerlere, “torbacı (koçek),” ehliyetsiz kişiler dolunca;  ne rehber, ne pir, ne mürşit ne Kızılbaşlık hoşgörüsü, ne bu inancın  hümanist ruhu kaldı. 

            İstediği “çıralığı “veremeyen “talıvı”  “yolsuz” ilan etme, boynuna “üç ayak” geçirme, toplumdan soyutlama, yerinden yurdundan etme zulmü halka yaşatıldı. Alevilik, zorunlu Sunni öğreti, on iki imamlı Şii şeriatı arasında can çekişiyor şimdi.

        (Bu açıklamalar, asimile edilen halka aşılanan “kültürsüzlüğü” anımsamak içindir.)
                                                                     ***                                        

            Başkan ve koltuk değnekleri

            Tarih 18 Mayıs.Yol tv de “Munzur Tanıktır”  programını izliyorum. Sahnede Dersim Dernekleri. F. Başkanı. Açmış ağzını, yummuş gözlerini “37-38 Dersim Canlı Tarih Projesi Koordinatörü” hanıma  veryansın ediyor..  Sonra ;  “vah ben hırsız mıyım? “ İntihar ederim valla” demeye başladı. Acıdım Başkana, daha genç, intihara ne gerek var “ diye sarıldım telefona. Telefondaki kız; “Başkan, kimseyi bağlamamı istemiyor” dedi, bağlamadı telefonu.  

   Bir süre sonra bir hanım, ardında yönetimden bir bey, ardında 2. başkan, ardında bir yandaşı daha bağlandı. Hep bir ağızdan galiz küfür ve hakaret içeren sözlerle “ 37-38 Dersim Canlaı Tarih Projesi sahiplerinin “yargısız karalama infazını” gerçekleştirdi… 

   Bu ikisinin de bulunmadığı bu ortamda, her yönde- kendilerinden üstünlüğü tartışılmaz bir bilim adamına “alçak deme densizliği, ne Dersim adamlığı,  ne Alevi kültürüyle ne de ilkel bir aşiret adamlığıyla bağdaşır. Bu seviyesizliğe Dersim tarihi tanık değil,  “Yola düşen ışık”  Yol tv. “Munzur tanıktır” programı ile bizi, bu vahşete tanık yaptı.

Neden sonra sorun anlaşılıyor: Bu proje sahibi bu iki koordinatör, Proje finansmanı için Dersim Alevi Dernekleri Federasyonunu seçiyor. Bunun için iki kişinin çekebileceği ortak bir hesap açılıyor. Başkan tek başına bütün parayı çekiyor. Hesap istendiğinde “vay ben hırsız mıyım vallah kendimi asrım” velvelesiyle “koltuk değneklerine” dayanıyor!
            Türk-İslam ideologları, şecereli Ehl-i Beyt, yani soyunu “Arap’la sulandıran bir çok kişi, kurduğu dernekleri eski “kara düzen” ve ya  çıralık (turukçu) kültürü ile yürüteceği yanılgısını yaşıyor. Oysa bu eski sistemde, alınan, verilen, emeğe dayalı olmadığı için hesabı tutulmazdı. Bu yolla sömürülen binlerce yurt dışı emekçi var. Sömürüyü yapanların başında dinci-imancı, hacı bilinenler, bu işte gizli nemacı  “Koltuk değnekleri” ni kullanıyor.
           Bu dramatik infazda görülen, Dersim Dernekleri Başkanı’nın, bu dincileri aştığıdır.  “koltuk değneklerini” en acımasız en küfürbazını seçmiş ve gizlemiyor da. Duygu istismarı için en iyi ağlayanı, iftira için en usta uyduranı, hakaret için en ölçüsüz küfürbazı, hesap için en arsız “evetçi” lafazanı, Başkanın “Koltuk değnekleri” olarak yanına aldığına tanık olduk. 

          “Kara düzen” yönetimde alınan, verilen, nema miktarını gibi hesapları turuk (torba) taşıcıları yapardı. Şimdi bu işlemler “koltuk değnekleri” şamata sanatı, illegal yolla yapıyor.  

. Gözünü kırpmadan Dersim için hayati önemi olan bir projeyi bir hiç uğruna riske edebiliyorlar.  Her zaman olduğu gibi ne oluyorsa hep Dersim’e oluyor. 
                (www.huseyinakar.com)

                (www.huseyinakar.com)

Ferhat Tunç

19 Haziran 2011

Ferhat Tunç

1964 Tunceli doğumlu. Çocukluk ve gençlik yılları (kendi söylemiyle) “Etekleri meşe ağaçları, dorukları ardıçlarla bezenmiş yüksek dağların ardında güneşin bile bir başka güzellikte doğup battığı ateşin, suyun ve musuhapliğin kutsal sayıldığı, ayın bile her gece güzelliğini kıskandığı bir diyar” olan Tunceli’de geçer.

1979 yılında liseyi bitirince  Almanya’daki ailesinin yanına gider.  Mainz Üniversitesi‘ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir süre öğrenim gören Ferhat Tunç, elde ettiği müzik birikimini, 1984‘te Türkiye‘den Almanya‘ya giden müzisyen Orhan Temur‘la başladığı çalışmaya aktarır ve “ Bu Yürek Bu Sevda Var İken” albümü çıkarır.  Uzak bir ülkede olan Almanya’da olmasına karşın,  ülkesinde yaşananlara kayıtsız kalmaz.
             Almanya’da kaldığı üç yıl ”estetik ve içerik kaygısı taşımadan amatörce, devrimci ruh taşıtan müzik” yaparak geçiren Ferhat, sonraki süreçte yaşadıkları, hayatının en önemli
dönüm noktasını olur.  Ferhat Tunç gözü pek, sözünü esirgemeyen, açık sözlü, sanatı yanında kalemi güçlü bir yazar, ülke halkın onuru için direnen bir devrimci, halkı için elini taşın altına sokan yürekli bir politikacıdır.
             Ferhat Tunç, genç yaşta Türkiye’de, toplumsal muhalefetin içine girer. Miting havasında geçen konserler, çok satan albümler ve toplumsal muhalefetin gözdesi olan bir sanatçının ödeyeceği bedel gözaltılar, davalar, mahkemeler ve yıllar süren konser yasakları olacaktı. Ferhat Tunç: bu konuda “Saldırılar arttıkça ben güçleniyordum. Sanatsal üretimimin geliştiğine ve güzelleştiğine şahit oluyordum” diyor.
            Sanatkârlar halkın aynasıdır. Ferhat Tunç, kendinden önceki Dersim ozanlar zincirinin bir halkasıdır. Halka yapılan her türlü zulme karşı baş kaldıran, yüreği insanlık sevdasıyla dolu olmayanlara,”sanatçı” denmez Dersim’de.
             “..ne güzel şey,dünyanın bir yerinde, hiç tanımadığımız birinin acısını acımız saymak” diyen Dersimli  Yılmaz Güney,
“Biz gözyaşlarımızı gizleyen insanlarız
  Biz kahkahamızı da gizleriz
  Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız
diyen  Cemal Süreya.
             Cananı için; “Yedi kavmin gelini / Yedi kardeşin bacısı / Çarşıların tatlısı / Konakların çerezi /  On iki gün / Aşure çorbası”  dediği sevgiliye alınıp İstanbul’a giden  
Para kazanacağım avukat tutacağım
Sevdam adına sana karşı aşkı savunacağım
”  diyen sevdanın kemiksiz dili Sey Can,
 “Was koka xo ser vezino                 
Teyri zoné xo ser vaneno
kamke aslé xo inkar keno
tozıke erzeno raa xo sono”  
       Her ot kökü üzerinde biter
        Her kuş kendi diliyle öter
        Her kim ki aslını gizler
        İzini kaybeder öyle gider”
diyen Dersim’in unutulmaz ağıt ustası ünlü ozan Sey Qaji  bu zincirin önceki halkaları.
         “Emek barış demokrasi ve özgürlük bloğu”  Dersim adayı  Ferhat Tunç’u Meclise göndermek, özgürlükçü halk için bir  gurur kaynağı olacak ve olmalıdır.    

Turgut Öker

19 Haziran 2011

ALEVİLER ve TURGUT ÖKER                                            Hüseyin Akar

                                                                                            ([email protected])

                                                                                           www.huseyinakar.com

                                                                                           www.huseyinakar.com

Alevi inancı

Çok değil, bin yıllık bir süreç gözlendiğinde; en çok horlanan, dışlanan, ezilen, derisi yüzülen, ipe çekilen, katledilenlerin “Kızılbaşlar” olduğu görülür. Başka bir söylemle; eskiye, ilkele bağlı kalmayan,  “bir lokma bir hırka” ile yetinen, çağa uyumlu, yenilikçi, kadını, yoksulu önde tutan, “kul lokmasını” hak bilen, yoksul insandan yana inanç, İslami mezheplerce “sapık inanç”  ilan edilmiş, Aleviler toplumdan uzaklaştırılmıştır.

Cumhuriyet dönemi, tek ırk-tek inanç  “devlet ideolojisi” ile;  kendi içinde ki “Türk-Sunni “ olmayanları yok etme dönemidir. “Kürtler” asimile edilerek yok sandı, Aleviliğe “sapık inançlı”  denerek dışlandı. Yunus gibi doğru-dürüst dervişler, Pir Sultanlar gibi devrimci, sosyal adaletçilere ve  düşünceye yer verilmez oldu.  

Şeyhülislamlık kalkmadı

Osmanlı’nın Şeyhülislamlığını,  Cumhuriyet hükümeti;  “Diyanet İşleri Başkanlığı” (DİB) adı altında aynı misyonuyla sürdürüyor. Dini yöneten devlet “laik” olmadığı gibi, yoksulu  korumayan ırkçı devlet, ne demokratik nede sosyal olur. Bu olmayana “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” nitelikleri sıralayıp anayasanın bu maddesini değişmez kabul etmek bir gaflet, “darbe anayasası’nın bir ayıbıdır.

DİB yasasının ana maddeleri, yıllar önce iptal edilmiş, yerine yenileri ( tekrar iptal edilir diye) getirilemedi. Bu nedenle, DİB yasası geçersiz ve şaibeli. Hak-hukuk, “Türk-Sunni’ye endeksli,  yirmi milyon Alevi inancı, “zorunlu din dersi” ile baskı altında asimile ediliyor. DİB.nın altı bakanlık bütçesine denk bütçesi (Alevilerin vergisi) ile beslenen imam- görevli; “Türk milliyetçiliğine bağlı kalacaklarına dair yemin ettikten sonra göreve alınıyor. DİB nın 150 bin görevlisi içinde bir tek Alevi inançlı yok. Türk-Sunni olmayana yer verilmiyor. İnsan haklarıyla bağdaşmayan bu ırkçı ayrımcılık  “insan hakları ihlalidir”.  AKP. ege menlik saltanatını böyle bir “vurdum duymaz” düzen üzerinde sürdürüyor.   

Almanya’daki Türk işçileri sorunu için;  “asimilasyon bir insanlık suçudur” diyen Sayın Başbakanımız; kendi ülkesindeki yirmi milyon Alevi çocuğunu,  zorla din dersine sokuyor. Yüksek yargı ve AİHM kararını uygulamıyor. On beş milyon Kürt’ün parti olarak seçime giremediği, ana dilini kullanamadığı bu sisteme de “demokrasi” diyor.

Son otuz yılda 40 bin genç öldürüldü, 17 bin faili meçhul, “Deniz Feneri “inde elli trilyon kayıp, 1700 bin öğrenci ve  ÖSYM rezaleti. 12 Haziran seçimi oy pusulası ihalesinde, on iki milyon bedelin üç gün içinde 899 bin liraya inmesi (devlet talanının minicik bir örneği) İnsan hakları-düşünme özgürlüğünde; 16o devlet içinde de 112. sıradayız…

                                                    ***

Seksen yıldır sürdürülen bu antidemokratik yaptırımlara şimdi dur diyenler var.  Bunlardan biri de Turgut Öker’dir.  Gelin canlar bir olalım, eşit haklar için meclise can gidecek” sloganı ile yola çıkan Turgut Öker  kendini yetiştirmiş bir halk çocuğudur: 

Turgut Öker, 1961  Sıvas Yıldızeli İslim Köyü doğumlu. İlköğrenimden sonra Almanya’nın Hamburg kentinde işçi olarak çalışan ailesinin yanına gider. Türkiye’de Ulaş Ziraat Meslek Okulunu yatılı okur. İstanbul Kartal lisesini bitirdikten sonra 1980 da tekrar Almanya’daki ailesinin yanına döner.

 

 

 

 

 

 

 

 

         Genç Öker, Lüneburg’da yabancılara yönelik çalışmalara ilgi duyar. Lüneburg Fachhahule’de sosyal danışmanlık eğitimini tamamladıktan sonra Hamburg kentinde sekiz yıl  “sosyal danışman” olarak çalışır.

                                            *

       Turgut Öker, Alevi kültürünün hümanist sosyal yönlerini, çağdaş toplumun insanı hak ve hukuku gereksinmelerini, demokrasi kurallarıyla tüm toplum katmanlarına yaymayı hedefleyen bir kişilik. “Devrimcilerin, yoksulların, emekçilerin birliğini kuracağım” diyor. Boşa konuşup hazıra konmuyor, izlendiğinde uzun soluklu sabır isteyen bir yoldan geliyor:

1992-93 te Hamburg Alevi Kültür Merkezi Başkanlığı (AKM),  1993-96 yıl arası AABF Genel Sekreterliği, 2002 den bu güne kadarda AABK Genel Başkanlığı görevini başarı ile yürütmüştür. Bu gün Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) bünyesinde 250 Alevi Kültür Merkezi (AKM) nin yüz binin üzerinde kayıtlı üyesi var.

Anadolu’nun kırsal kesiminden Almanya’ya gelen, ana dilinden ve inancından uzaklaştırılmış, ortak hareket etme kültüründen yoksun, dağınık olan bir inanç topluluğunu yabancı bir ülkede bir araya getirme, örgütleme,  kimliklerini anımsatma hiçte kolay değil. Her şeyden önce sosyal ve toplumsal birikim ister. Bu birikimin adı Turgut Oker’dır.

Türkiye, yirmi milyon Alevi vatandaşına zorunlu “Sunni” olmayı dayatıyor. Almanya, bu yüz bin işçi çocukları için okullarında Alevilik dersleri okutuluyor.  Sayın Başbakanımız  Erdoğan’nın bir ders çıkarması gereken bu oluşumu yaşama sokan Turgut Öker’dir.

Öker,” bağımsız aday olmanın, kimsenin oyunu bölmek gibi bir anlam taşımadığını ifade ederek “Benim kutsallığım; ezilenlerin,  emekçilerin, sosyalistlerin azınlıkların ve yıllardır yok sayılan Alevilerin eşit haklar mücadelesinin  devamıdır..”  diyor.

“Dersim Katliamı”,  devletin bir ırkçı “ideolojisi”  ygulaması, Türk-Sunni olmayan “Dımılı ana dilli, Kızılbaş inançlı  halkın” yok edilmesi planıdır.  Katliama karar veren, ülkeyi  “İttihatçı Irkçılığa” mahkûm eden, devleti yönetenlerdir.  İsmet İnönü diyor ki:

  “Biz açıkça milliyetçiyiz..ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiç bir etkisi yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türklüğü yaşatmaktır. Türkleri ve Türklüğe muhalefet edecek öğeleri kestirip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üstünde aradığımız Türk olmalarıdır”.  ( 1925 Türk Ocakları Konş.)  

Maraş Alevi Katliamın’daBülent Ecevit Başbakandı. Sıvas’ta Alevi aydınları yakılırken Erdal İnönü Başbakan yardımcısıydı. Diğer bütün olaylar da CHP etkendir.  

Asıl üzerinde durulması gereken ”devletin ırkçı ideolojisidir”.  Bu ideolojiye sahiplemekte direnen CHP tarihiyle yüzleşmeli, öncelikle Dersim halkından özür dilemelidir. Baykal’ın deyimiyle “şerefi” olan inanç kimliği(Alevilerin) için uğraş veren İstanbul 1. Bölge bağımsız adayı Turgut Öker’i  oy “bölme” ile suçlamak,  CHP ye hiç düşmez.   

CHP ve diğerleri Alevileri asimile ederek, kol kanatlarını budayarak bir çoklarını camiye bağladı, yada Şii şeriatına kaydırıp, Alevileri “arka bahçesi, çantada keklik” bildi. Dersim halkını, bizi İnönü kurtardı, “laiklik(varmış gibi) elden gidiyor şeriat geliyor” diye uyutup kendine oy deposu yaptı. Bu seçimde Alevileri (ve Dersimlileri)  sıfırladığı görülüyor.    

Alevi birliği; “yol aşkına” inanç kimliğine sahiplenmek, canlarla birlikte “ötekilerin”   haklarını korumak için Turgut Öker’i  Meclise gönderiyor. Bu birlik, Alevilerin onurlarını koruma birliği, özgür yaşamları savaşı, dik yürümeleri sorunudur.  “Haydi canlar bir olalım”.

Arama

ARŞİV

Haziran 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar   Eyl »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  
Ziyaretçi Sayısı: