Aralık, 2011

Civariklim

28 Aralık 2011

Civariklim

         Civariklim:
       Sosyal yaşamda bireyin önceliği, en çok yakını olur. Bir annenin çocuğuna önlenemeyen düşkünlüğü tartışılamaz. Sakin bir tavuk, tehlikeyi sezdiğinde civcivlerini korumada aslan kesilir. Bu, tüm canlıların yaşamlarını sürdürmede önlenemez ortak, kişi ve canlıya özel bir içgüdüsel duygudur.  Bu duygu kişiden başlayarak aile, hezbet, tabıa, aşiret devlete kadar gider. Yarın öbür gün dünyalar arası bile olur. Yani kişiden yukarıya gelişen kamulaşan bir kavram olur.
          Günümüz normalinde bu duygu aileyi aştığı zaman “anlaşılmazlığı” başlar. Yanı kişinin kendini aşması ile bu duygu toplumsal bir zemine oturur, kamusal alanı kapsar. Bir bilim adamını- alimi, düşünün bunlar kendini aşanlardır. Düşünceleri, içinde bulunduğu toplum tarafından normal karşılanmaz, “üşütük” olarak değerlendirilir. Dünyanın yuvarlak olduğunu düşünen, fizik kanunlarını alt üst eden (bunları tanrı gücünün dışında düşündüren) bilim adamlarının başına gelenleri biliyoruz. Bunlar içinde bulunduğu toplumu aşmış kişiler.
         Kamuya mal olmak
        
Daha basit, anlaşılır bir somut örnekle: Sait Kırmızıtoprak içimizden biri, farklılığı kişisel çıkarcılığı aşması, ailesi ile eşdeğer kamu dediğimiz toplumsal çıkara öncelik vermesidir. Dedesi Bertal Efendi de, bulunduğu feodal yapıyı zorlamış ve hatta aşmıştır. Nitekim son iki yılında köyü Civarik’e ancak iki üç kez uğrayabilmiş.
        Dr. Sait “kevfince” bir evlilik yaptı. Bir güzel eşi ve iki cici çocuğunun geçimini sağlama bağladıktan sonra, (1970 de İstanbul en lüks yerinde iki yüz elli bin liraya daire almıştı)  inandığı davaya uğruna Irak’a gitmişti. Kirası normalde bir aileye yeterdi. Bunu anlayamayan dava arkadaşları, köylüsü, arkadaşı, dostu oldu ve halen anlayamayanları pek çoktur.
        Dr. Sait,  Civarik’lilerin akrabası, yakını dostu, bileni, güveni ve gururuydu. Civarikli olma dışında, yaşamı “sık-nefes” eden sorunları bilen, tartışan, diyalog ve barış yolu ile  bunları çözmeye uğraşan; cesur, zeki, bilgili, atılgan konuşkan, inandırıcı, inancı uğruna, canını veren bir kişilikti. Nitekim bu uğurda canından oldu.
         Bu konuyu ele alırken konu ile birlikte (çoğu kez gözden kaçırdığımız) kendi toplumuzun  zulüm karışışında ki dayanışmasını, duruşu incelemekte, anlamakta yarar var. Buna bakacağız.                                                        
           Dersim 38 Travması                                                    
        
Benim kuşağın, Dersim 1938 de, altmış akrabamızın katledilişine tanık olmasında geçirdiği travma (vuruk-incinme) nın, sağ kalanlarda yarattığı arazlar bilinmiyor.  
         Ama ben, çok yakını bir arkadaşı, dostu, sırdaşı olarak Dr. Sait’in Irak’a gitmesinde, böyle bir ezikliğin, incinmenin, zulmün, acının etken olduğunu çok iyi biliyorum.
         Sait ile çocuk yaşında (4-5)  tanığı olduğumuz, akıl almaz, hak hukuka, insani hiçbir hasletle bağdaşmayan katliamları değerlendirmemiz olanaksızdı. Dede (ve kardeşleri) aile(miz) den, çocuk-kadın-yaşlı 54 kişinin  Sürgün diye yola çıkarılıp on km sonra el ve ayakları bağlandıktan sonra, üstüne gaz dökülerek yakılması insani olmayan bir vahşetti.
          Bu vahşetin, Ana dili Türkçe olmayan (Dersimce konuşan), tanrıyı insan sıfatında  kutsayan Kızılbaş inançlıları, yok etme ırkçılığı olduğunu, ırkçılığın bir vahşet ve insan haklarını ihlal olduğunu dört-beş yaşında bilemedik, bilemazdik.  
        İşte bu vahşete karşı hiç bir şey yapamama çaresizliği bizde travmaya neden oldu. Ben, beş yaşında bu vahşeti yaşadım. Bir ay dilim tutuldu hiç konuşamadım. Sonrası, “Dersim” adı geçen her yerde, beş on dakika ağzım kurur, dilim tekler, konuşamaz oluyorum.  
          “ Dersim Katliamına” tanık olanların tümünde şöyle veya böyle bir vuruk var.  Bu vahşeti duyum yoluyla edinenlerde en çok görülen arız, “korku” ve tedirginliğidir.
          Dersim’lilerde çokça rastlanılan; ana dilini terk,  kimliğini inkar, güçlüden yana tavır, “Orta Asyalı Türk, Ehli-beytli  Arap soylu” olma gibi kolayından asimile, döneklikler bu korku belasından kaynaklanır. Aslını inkar etmenin, daha çok devlet eğitimi görmüş bürokratlarda görülmesi rastlantı değil. Devletin asimile politikasının bir neticesidir.
           Dört yaşında (Dersim 38 de), altmış akrabalarının hunharca katledilişine tanığı Dr. Sait’in Irak’a gitmesinde, böyle bir ezikliğin, zulmün, acının rol oynaması doğal. Türkiye koşullarında çok iyi bir eğitim görmüş, meslek edinmiş, çok iyi kazanç elde eden biri, durup dururken bu avantajları tepmesi normalde hoş karşılanmaz.  Ama Dr. Sait kendini aşmış, şerefli bir yaşam için, aile çıkarını toplumsal çıkara adamıştı.
          Dr Sait ve grubu IPDK ikinci yetkili Dr. Mahmud Osman aracılığıyla Irak’a gider.  “Solcu Gurup” denince Barzani iyi karşılanmaz, sonra bir yer verilir. Dr.Sait, çok kısa bir sürede “Dr.Şıvan” adıyla aranan efsanevi bir kişi olur. Barzani ve Talabanı adamlarının yabacı ülke işlerini ayarlayan, guruplar arası diyalogu için aranan tek adres olur. T-KDP ye  “Ajanlı” diye girmez.  T. de KDP adıyla yeni bir parti kurar ve bu parti yedi ay içinde sekiz bin üyeye ulaşır. Şerafettin Elçi yönetimindeki T-KDP nin tüm üyeleri Şıvan partinse kayar. Bu, Şerafettin Elçi’yi çıldırtır,  Barzani’yı korkutur.
          Bundan sonra gelişmeleri özetlersek:     
1-) I-KDP (Barzani)- T-KDP (Ş. Elçi) ve Türk derin gücü ortaklığı; “Şıvan Hareketi’nin yükselişini, çıkarlarına uygun görmez, Şıvan’ı yok etme kararını alır.
2-) Sait Elçi’yi Irak’a götürüp öldürürler. İki ay sonra Dr. Sait’ti tutuklar ve Ondan, bu ölümü yüklenmesini isterler. Dr. Sait “Böyle bir şerefsizliği yüklenmektense ölümü yeğlerim” deyince de işkenceye alınır ve yapılan işkenceye dayanamaz ölür. (Dr. Mahmud Osman Dr.Şıvan’ı ziyaretinde kendisine gösterilmemesi bundandır). Bu beklenmedik ölümle işler iyice karışır. Komplocular yeni bahaneler uydurmanın yollarını arar:
3- ) Dr. Sait ( Şıvan) adına (el yazısı taklit edilerek)  “Sait Elçiyi ben öldürdüm hata yaptım pişmanım bana verilecek gerekli cezaya razıyım..”  içerikli dört sayfalık Kürtçe sahte bir belge hazırlanır. Bununla Şıvan’nın hain, ajan olduğu, “Dr Şıvan’nın kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı” diye Kürt kamuoyu aldatılır. Her türlü kaleşliğe açık ve aşina olan Kürtler de Dr. Şıvan arkadaşı Sait Elçi’yi öldürdüğünü ifadesinde itiraf ediyor öyleyse cezasını çeksin” der, en azından dava için suskun kalmayı yeğler.
         Barzani’ler için, “Kürtten”  önemli olan “aşireti ve Kürt Liderliği”dir.  Dr. Şıvan’ın, kısa sürede halkla bütünleşmesi, güçlenen partisi, Kürt Feodal yapıyı dipten sarsar.    Çalışkanlığı, cesaret ve becerileriyle  Barzani ve adamları tarafından el üstünde tutulan Dr. Şıvan için çanlar çalmaya başlar! Çünkü Barzanilerin aşamadığı feodal yapı, liderliğini   zorlayacak buda  kendilerine rakip  görünecek  becerikli, bilgili, atik, çağdaş sosyal bilince ulaşan halk çocuklarını  harcamasına neden olacaktı.  

           Tutuklanan “Ağa oğlu” olunca yargılanmadan salınıyor       
           Sait Elçi Iraka götürülür öldürülür. Bu ölüm Dr. Şıvan partisine yamanır. İki ay sonra Dr. Sıvan, çeko, Ömer Çetin ve Nazmi Balkaş sorumlu diye tutuklanır.  
Bu arada yurtsever büyük toprak sahibi olan Ömer Çetin’in ağa babası ve bacanağı eski milletvekili İskan Azizoğlu’nun girişimiyle Güneydeki Kürt hareketi ve Barzani nezdinde etkinlikleri olan bazı kişilerden Ömer Çetin’nin serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer çetinin amcası İzzeddin ağa kanalıyla götürülüp IKDP bürosuna teslim ediliyor (Yakın Tarihimizde İki Sait Olayı- Sait Aydoğmuş )
          Şıvan Hareketinin tek dürüst, yiğit adamı Necmettin Büyükkkaya da;  “Türkiyede sahte milliyetçiler, feodal sınıfsal ağırlıklarını ve dalaverelerini Barzani nezdinde Şıvan aleyhinde kullanıyordu. Mehmet Cemil Paşa oğlu Mustafa cemil paşa Dr. Hüsnü Hoca ve çevresi ve Ziya Şerefhanoğlu vs (Kalemimden Sayfalar Kitabı S 334)
        “Paşa,  hoca,  Şeref, hanoğlu, seyit” benzeri sıfatlarla bu güne dek Kürt halkının kanını emenler; atak, bilgili, sosyal toplumsal becerileri olan halk çocuklarını hep Ağa mollaya hedef göstermiştir. Dr Şıvan’ın asılması için sahte belge düzenleyen, Irak Kürt bölgesinde, beş bin kişilik mitingde; “Dersim Kızılbaşı, kominist ajan  Şıvan’a ölüm naraları atanların başında hücre arkadaşı Şerafettin Elçi ve Ziya Şerefhanoğlu geliyor.
         Şerafettin Elçi, Sait Elçi’nin ölümünden önce Dr. Sait’i, “TC ye silahlı saldırı eylemi içinde” diye savcıya şikayet eder (Dr. Şıvan Ve Barzani Kürt liderliği s.39).  Dr. Sait Tutuklandıktan sonra Partisinin bir yetkilisine Dr. Şıvanı öldürün  talimatı verir(a.e. s .39.)
        Dr. Sait tarafı
      
Bütün bunlar olurken Sait Kırmızıtoprak için, yaprak kımıldamıyordu. Oğlu, kızı, kardeşleri, akrabaları, yakınları (okumuşlar) “seninleyiz” sözü verenler, Munzur kenarında kendisiyle “ant” içenler, Lider diye peşinde Irak’a gidenlerin tümü kayıplara karışır.  “Şıvancılar” çil yavrusu gibi etrafa dağılır. Çoğu Mollanın kulu kölesi olur.
         T.C derin gücü  Dr. Şıvan’ı yok edilmesi için Barzani’yi sıkıştırınca Barzani, Şıvan’a bağlı güçleri Iraktan uzaklaştırır. Dr. Şıvan’a sahiplenin olmadığı bir ortamda, daha önce tutuklanan Ömer Çetin ve Nazmi Balkaş’ı (Soro) yukarıda belirtilen feodallerin istemi doğrultusunda, yargılamadan serbest bırakır. İçerde tutuklu iki kişi kalmış.  Şeriatı üç kurban öngörüyor!. Bu eksiklik için, eşi ve oğlu ile Irak’ta kalan Dersimli Hasan tutuklanıp yargısız  kurşuna dizilir. Bu da Barzani feodal nizamının şeriatlı Kürt Liderliği adaleti olur!.
        Dr Şıvan Tutuklanırken
      
Dr. Şıvan, Sait Elçi öldürüldüğü sıralar Dr. Şıvan, (kendinden o kadar emin ki) eşini ve çocuklarını yanına istemişti. Eşi gitmeyince Hasan (Burusk) , kendi eşi ve oğluyla Irak’a yalnız dönmüştü. Kürt geleneğinde hanıma “dokunmayacağı” düşündüğümde eşi, yakınlarından biriyle gitseydi, oradaki Şıvan dostlarından komployu sezer,  medyaya yansıtır, kurtuluşu kesinlikle sağlanırdı (Eşinin gidemeyişinde etken, polis baskısıydı).  
        Çaresizliğim
       
Tam o günlerde Dr, Şıvan ve arkadaşları tutuklanır. Dr. Sait’ tutuklandığında yanında olan tanıdığım bir Dersimli vardı (Hıdır Kurum). Onu buldum; yerini, yolunu biliyorsun. Irak’a git Hasan’a ulaşma olanağım yok, durumu anla gel” diye yalvardım. İstediği yol parasını istedi verdim. H.K. beni; “gittim, gideceğim, birini gönderdim, Hasan’a haber saldım, gideceğim” diye bir süre oyaladı sonra izini kaybettirdi.
        İki yıl sonra Ateş kardeşlerle Almanya da evine gittim. Utancından yüzüme bakamaz oldu. “Özür dilerim gidemedim aldığım parayı geri vereyim” dedi. Bende “gerek kalmadı” dedim ve evinden ayrıldım.
         H.K. ve tüm dava arkadaşları, peşinde koştukları liderleri Şıvan’ı, Kürt coğrafyasını paylaşan devletler teslimiyetçisi” Kürt liderliğinin şeriatı zulmünden kurtarmak yerine, saklanacakları bir in peşinde koştular. Beni yanıltan” Sait’in  dava arkadaşlarının”  bu  “handı kapı” oldu. Sait Elçi öldürüldüğün de H.K., Dr. Sıvan’ın yanındaydı, Şıvan’ın  Sait Elçi ile görüşmediği söylüyor, yine “ ifade belgesini” önemli buluyor imajını yaratıyordu.
           Yalnızdım,  “Dr. Sait’le ilgili çabamı, Dr.un eşi ve çocukları, her kes karşıydı. İlk kitabım yayınlanmadan Ruken’nin, “seni dava ederim” diye çatması, S.G.de kibarca, “yazma” deyişi,  beni derinden sarsmıştı. Civarik’li okumuş, meslek sahibi olmuşların tümü akrabadır. Hiç biri bir gün “Sait niye tutuklandı ne olacak” diye ne düşündü nede araştırdı.
         Öz yeğeni N.A. Amerika’da ki evinde Ş.Elçi’yi konuk etmişti. Benim; “olacak şey mi”? demem, benimle ilişkisini kesmeye neden oldu. Kardeşi de, Dr. Sait’la ilgili topladığı geniş araştırmasını, ne yayınladı nede bana iletti. Oysa çok yararlı bilgiler elde etmiş ve kendisi bunu değerlendirecek nitelikte biri.  Öz teyze oğlu K.A. ölümünün kimin tarafından gerçekleştiğini bildiği halde sesiz kalıyordu.  Dr. “Sait öldü diriltemezsin, tepki çekmeye değmez” diyorlardı. Ben ancak “iyi güzel de komplo şimdi  “Şıvan katil,  haine  dönüştü” diye yakınıyordum. Kime  olayı duyurdumsa tümü yüzünü döndü bana.
          Kale içten kuşatılıştı 
         
Ben iki Sait’i çok iyi tanıyan biriydim. “doktorun, el yazısını, neyi söyleyip neyi söylemeyeceğini çok iyi bildiğimi, bu beyanın sahte olduğunu” sürekli söyledimse de kimseyi inandıramadım. Zira komplo değişik kollardan bilinir kişilerce yürütülüyordu.
         Almanya’da; Dr. Faik Savaş (Dr. Sait’le Irak’a giden sonra ayrılan) bu sahte belgeyi Berlin’de teşhir eder. İlk elde,  Dr. Sait’e yakın olanların aklını çelmişti. Köylüsü Ateş kardeşler, Kazım Yıldız, Kemal Burkay, Munzur Çem, Mehmet Kal’ın eniştesi Ali Rıza Sever ve kardeşi vs. gibiler: el yazısını gördük ifadesini okuduk inandık, sen duygusalsın, barı davaya askıntı olma ” diye direniyorlardı. Kale, içten kuşatılmıştı. F. Savaş Berlin’deki evinde bu belgeyi okutur ama kimseye vermez. Necmettin Büyükkaya anısında der ki:
        -“ Hıdır Murat (Kemal Burkay) Berlinde birkaç gün kalıp sohbetler, toplantılar düzenlemişti. Burkay Hışyar’da (Faik Savaşta) kalıyordu”  diye yazar bu toplantıların konusu, Dr. Şıvan’nın Sait Elçiyi öldürdüğüne her kesi ikna etmekti.
          İşin içinde Burkay olunca Kazım yıldız, Ateş kardeşler “Şıvancı” olmaktan cayar.  Faik Savaş’çı olurlar. Bu ara Kazım Yıldız, Ateşlerin desteğinde beni karalama kampanyası açtı, Kazım ile birlikte beni hedef seçtiler. Buna bir anlam veremiyordum.
          Kendi oğluna Şıvan adı verecek kadar Dr.Sıvan’a bağlı  S.Ateş, nasıl olduysa Şerafettin Elçi gibi  Barzanicilerin,  başka bir söylemle  1971 den sonra 5-6 yıl  Derweşe Sado (Halil Akgül) Baş.nı olduğu T-KDP hizmetine  girer. Partili arkadaşları gibi av.M.B. ve kardeşi (C.B.) S.Ateş’in  militanlığından söz ederler. Barzani’nin, Dr. Şıvana komplo kuracağını Sait Elçiyi öldürüp bunu Dr. Şıvan’a yükleyeceği bilincine sahip olamadığını bu militan tavrı doğrular. S. Ateş Alman sendika ve sosyal yardımlarından topladığı paraları, komplo başı mollaya taşır.  S. Ateş birkaç kez tutuklandığından söz eder. Sanırım bunlar bir perdeleme  “Sıvancı” olmaktan caydırma taktiği olmalı. Neyse ki Onu da harcamadan olaylar dindi.
       Dr. Şıvan’dan geri kalanlar
       Şıvan Hareketinin tek dürüst insanı Necmettin Büyükkaya’nın kardeşi bana: “Bende Dr. Şıvan’ın bazı eşyaları var kime verebilirim” demişti. Ben, Dr.un oğlu Dara’nın adresini verdim: Dara, Kemal Yıldız ve Ateş kardeşleri yanına alarak İsveç’e gider.
          Dara aldıklarını, Ateşlere verir (kendine Kürtlük mikrobu bulaşmasın diye ). S.Ateş, Dara’dan aldığı bu eşyaların içine sıkıştırılmış sahte bir belgeyi anında komploculara servis eder. Bu belge, “Dr. Sait’i katil “ gösteren 7-8 kitaba kanıt malzeme yapılır. Ayrıca M. Ali de,  Şakir ve Şerafettin Elçi’nin basına yansıyan Dr. Katil olduğunu savlayan yazılarından bir dosya K.Yıldız’a verir. K. Yıldız bu yalanlara inanmış olmalı ki benimle ilgisini bıçak gibi kesti.
         Dr. Şıvan’ın özel günlüklerine ve Parti kararlarına, ilaveler yapıldığını, değiştirildiğini, bunun komplonun bir parçası olduğunu biliyor ve Ateş kardeşlere sürekli bildiriyordum. Bunu bildikleri halde Dr. Sait’i suçlayan bir sahte belgeyi, incelemeden bir bilene danışmadan komplocuya ulaştırmanın olumlu bir açıklaması olamaz. Olursa olumsuz olur.
          Dr. Sait’in basmadığı, yarı kalan Kürtçe, Zazaca, Türkçe yazılmış eserleri vardı. Bunlar  Kürt Sorununu kırılma noktalarını aydınlatacak  Kürt tarihinin zenginlik nüveleri.. Değerlendirilmemesi ya da değerlendirecek bir araştırmacıya ulaştırılmadan kaybı, tarihi sorumluluk taşır. Çünkü Dr. Şıvan Kürt Hareketinin bir dönüm ve kırılma noktasıdır.
         Dr. Şıvan’a ait bu belgelerin, dokümanının yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Ancak gerçek olan Kürt Sorununun bu en civcivli zamanında Dr. Şıvan’ı bu sorundan uzak tutulduğudur. Oysa Şıvan Hareketi Kürt Sorunun çözümünü; Türk-Kürt kardeşliği ülküsünü, halkların eşitliğine ve çağdaş insani hakların kabullerine dayanan, şiddet içermeyen birlikte bir yaşamı öngörüyordu. Düşündüğü, Türk ve Kürt kamuoyunun bu gün üzerinde anlaşmaya varmaya çalıştıkların ortak paydasıydı. Şıvan’a ait belgelerin savrukluğu izansızlık olur.  
        Bu sahte belge servisi bana Romalı Brütüsün, dostu Sezar’a arkadan sapladığı bıçağı anımsatmıştı. Bunu “Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği  (Civarikli Brütüs  sayfa199)  bu sahte belgeyi kitabın 232 sayfasına yansıttım. Hatalarını açıkladığım Ateş kardeşler, Şıvan’ın vasilerinden özür dileyeceğine Almanya ve İstanbul’da yaptıkları toplantılarda Civariklileri bana karşı kışkırttılar. Ne ki bu güne değin hiç biri bana en ufak bir serzenişte bile bulunmadı. Emekçi aklıselimleri işledi.
        Dr, Sait’le ortak dostların (okumuşlar), benim araştırma yapmamı sakıncalı gördüğünü biliyordum. Bunda, devletin asimile öğretiminde ki “Kürt”: terörist, hain, ayırımcı  ajan” potansiyel suçluluğu, okumuşların makam, işinden gücünden olma korkusu etken oldu. . 
        Ben, Civarik Gençler İmajcısı olarak karşı harekete geçmedim. Kendilerini 4-5 açık mektup gönderdim. “Yanlışım varsa onu bildirin düzelteyim, benim uğraşım siz değil komplo ve komployu aklayanlardır” demekle yetindim. SAİTLER KOMPLOSU kitabım amaçlanan Dr. Sait’in Sait Elçi’yi öldürmediği gerçeğini saptamaktı. Bunu da sağlanmış oldu.
         Peri yayınları, İki uçlu yaşam kitabımın son kapak yazısında şu değerlendirmeyi yapıyor: “ Kitabın son bölümünde Hüseyin Akar ,Civarik kökenli en politik ve tanınmış kişi trajik ölümünden sonra adına siyasal hareketler oluşturacak kadar etkili,karizmatik bir Kürt martırı olan köylüsü ve akrabası Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın yine bir Kürt lideri olan Sait Elçi’yi aynı zamanda öldürülmesi olayını irdeleyerek, bu esrara büründürülmüş olayı, daha doğrusu komployu aydınlatacak yeni bilgi ve ipuçları sunuyor.” 
           Ateş kardeşlerin  vicdanı rahatsızlıkları  
           Dr. Sait’in arkadaş ve dostlarını ikna edemiyordum. Sözü edilen 4 sayfalık  “İtıraf ve ifade belgesi”  2005’te (İsveçte)  yayınlandı. Benim, Dr. Şıvan’ın; “kendi  el yazısıyla ifadesi ve itirafı” denen 4 sayfalık belgenin sahte olduğunu ileri sürmem karşı Ateş kardeşler,  “hayır kendi yazısı” ısrarı sürtüşmesi çatışmaya dönüştü.. Ateş kardeşler vicdanı rahatsızlık duymuş olmalı ki (beni çürütmek içinde olsa) İsveşte Necmettin Büyükkaya nın kardeşinden aldıkları Dr. Şıvan’ın yazı ve belge gerekli donelerini, Almanyda Mannheim Üniversitesi Akademik heyetine  incelenmek üzere verir. Bu üniversitenin Akademik Heyeti verilen yazıları inceler:
             BİLİRKİŞİ  PAPORU (Mannheim Üniversitesi)
          
Akademik heyetin 27 Eylül  2005’te  hazırladığı kırk sayfalık Bilirkişi Raporunda;  “Dr. Şıvanın kendi el yazusı, ifadesi ve itirafıdenen belgedeki yazının Dr. Şıvan’ın el yazısı olmadığına karar verir ve bunu bir raporla kesinleştirdi.   
          Benim, “Bu belgedeki yazı Şıvan’ın el yazısı değil. belge sahtedir, Dr. Şıvan’ı yok etme için hazırlanmış, hain bir komplonun parçasıdır”  savım, bu Akademik Heyetin raporu ile doğulanmış oldu. Başka bir söylemle Sait Elçinin, Dr. Şıvan tarafından öldürülmediği  ortaya çıktı. Bu raporu istememe karşın bana verilmek istenmemesi anlamakta zorlandım.
         Ben de bu Bilirkişi Raporu gerçeğini de içeren  “SAİTLER KOMPLOSU  Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği  kitabımı yayınladım. Dr. Sait dostlarının sevinç naralarına atmayı boşuna hayal etmişim. Hiç birinin kılı kıpırdamadı. Dr. Sait öldüğü gibi katil olup olmadığı da kimseyi ilgilendirmiyordu. Kürt Halkı için çırpınan ve bu yola yaşamlarını adayan iki Sait’e kurulan hain tuzak Bilirkişi Raporunca anlaşılmasına karşı bir çok Kürt dostu gibi Civarikli bilmişler inatlarını sürdürüyordu. Somutlaşan bu gerçekten sonra,  tanıdığım bir çok Kürt aydını  “Sen haklıydın bizde biliyorduk ama Kürtlerin durumu şimdi en kritik dönemini yaşıyor zararı olmasını istemeyiz” şeklinde komployu onaylıyordu..
           Dr Sait için kurulan hain komplonun anlaşılması, ne hileli ve sahte yollarla öldürüldüğü hakkında bilgi sahibi olmaları için Cıvrak Köy Derneğine bedelsiz gönderdiğim kitaplar, İstanbul da ki Civrak Köy derneğinde ( H. Ateş alıp) sokağa atıyor, bir Allahın kulu çıkıp “yahu bir okuyalım kitap ne yazıyor” diyemiyor, Buna bir çok Civarikli gibi Dernek eski başkanı Dr.un öz teyze çocuğu  K.A. da seyirci kalıyor. Bir Civarikli için, Sait Kırmızıtoprak’ın katil olmadığını kapsayan bir kitabı tekmelemeyi anlamak olanaksız  sanıyordum.                                                 
           “Çile bülbülüm çile”                                                                   
           
Bu komplo sahtekarlığını çözmek otuz yılımı aldı. Yüzlerce kişi ile görüştüm, yüzlerce site ile iletişim kurdum, Onlarca makale yazdım dört broşür yayınladım. Ne ki Türkiye’deki yirmi milyon Kürt’ün kurtuluşunu, Iraklı bir molla’ ipoteğinde tutan aymaz, çifte standartlı, riyakâr Kürt aydını ve yazarı gerçekleri görüyor, biliyor, yinede bildiğini söylemekten çekiniyordu. Dr. Sait’in oğlu, kardeşleri ve meslek sahibi yakın dostlarına ne demeli?
        Doğrusu çektiğim bu kadar çile ve çabaya karşın: her dalda mühendis- mimar, ekonomist, doktor, avukat, hakim, iş adamı, canciğer yakını var. Tümünün olaya ilgisizliğini  anlamak olanaksızlaştı. Çoğu kez kendime “sana ne oluyor“ dediğim oldu. Doktorun düşüncesini yansıtan bir kitap yazacaktım ama tüm yakınlarının beklenmez ilgisizliği beni durdurdu. Dr. Şıvan’dan  kalan verilerde bana verilmeyince düşündüm ve İşin maddi varlığa dayandığını ve bir çok şeyi benden kaçırdıklarını sonradan anladım. Oysa bir araya geldiğimiz de “Civarikli olmak”  için bana söz düşmezdi. Güçlü olup yaşadığın sürece varsın.
        Dr. Sait’e 38 Katliamını nedenleri üzerine odaklanmıştı. Halkının elinden alınan kimliği, bir daha bu cinayetlerin olmaması için çırpınıyordu. Ve bu gün vefa duyguları tıkanan yakın akraba ve dostları o zamanlar ona fikren katılıyor ve onaylıyorlardı. KA en kısa zamanda birlikte olacağı sözü vermişti. Sonra YK gibi oda yan çizdi.  Sağlığında hiç birinin bir kere olsun karşı çıktığını görmedim. “Qesey ke ma kerdi, pörüne xoa deru bedre” ( Söylenenlerin tümünü deredeki sular götürdü) Bu gibi tutumlar Dr. Sait için aldatıcı “güven” oldu. Kendileri için çırpınan, desteklerine güvenen Dr. Sait’e sahiplenmeyen o dost ve arkadaşları ben neyleyim? Yarın öbür gün kime sahip çıkacaklar? İşte acı ve umutsuzluk burada başlıyor. Civariklilerin bu ölü toprağına gömülüşünün salt bu olayla sınırlı olmadığı ve bu biçareliğin, genel olduğu, toplumsal bir sosyal anlayışla örtüştüğü somutlaşıyor:
         a-) H. Işık’ın (Memık Ağa) kitabında, Bertal Efendi ve Civarikliler için kullandığı tabir-hakaretler yutulur gibi değildi ( İki Uçlu Yaşam sf 147-163). Verdiğim yanıt, üzerime suç olarak geri dönmüştü. Bütün bu olumsuzluklara yanıt vermemin bir nedeni de “ahte vefa idi. Yine hiç birini yanımda görmedim. Benden kaçar oldular, hatta gereksiz görenler oldu.
        b-) 2003te İstanbul Cıvrak Köyü Derneği yemekli bir gece tertip etmişti. Davetliydim.  Y.K ile bir yere gittiğimizde mutlak beraber hareket ediyorduk. İlk kez Y.K ayrı davrandı ve ayrı masada yer aldı. Sonradan öğreniyorum Cıvrak Derneği adına M.Ateş, gecede Akar’a söz verilmenin sakıncalı olacağı (sakınca Dr.Şıvan ve Kürtlüğü) yönünden yönetimi ve Y.K. ikna etmiş.  Geceyi terkte hazırlandığımda S.G. aracılığıyla beş dakika konuşabildim.
         c-) Kızım Dicle, Türkiye’den sonra Kanada da bir Üniversiteye devam etti ve öğretim görevlisi oldu. İki yıldan beride Almanya’da bir üniversite de öğretim görevlisi. Dicle 2010 yılında, üzerinde yoğunlaştığı “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini”  yaşama geçirmek için Avrupa Dersim Alevileri Federasyonu (ADDF) ile anlaşır.
         Bunun için Dicle Akar ve Yaşar Kaya adına bir bankada iki imza ile çekilebilecek bir hesap açılır. Yaşar Kaya, hesabın tümüne yakınını tek imza ile çeker. Dicle Akar, Yaşar Kaya’ya “hesabı görelim” der. Yaşar Kaya “işim var” diye hesap vermeyi uzun sure oyalar ve etrafına da hesap vermemeyi “bir hanıma hesap vermenin zorluğu” şeklinde iletir. Yaşar Kaya hesap soran Dicle’yi ;  “sana öyle bir şey yaparım ki, bir daha kimseye görünmeye yüzün kalmaz”  diye tehdit eder.
         Bu proje adına toplanan binlerce EURO nun hesabını veremeyen ADDF başkanı diğer Tunceli dernek ve akademisyenlerden kandırabildiklerini Almanya’ya davet eder. Onlara yedirir içirir ve bazı vaatlerde bulunur. Maalesef bunların biride Kazım Arık olur.
           Basına yansıyan bir iki paragraf başı
         
Tarih 18 Mayıs 2011,Yol tv de “Munzur Tanıktır”  programını izliyorum. Ekranda  Avrupa  Dersim Dernekleri Federasyonu (ADDF) Başkanı Yaşar Kaya (arkasında  Kazım Arık) açmış ağzını, yummuş gözlerini “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” Koordinatörü Dicle Akar’a “veryansın” ediyor. ..yüzü kızarıyor, başı önüne düşüyor, kendine gelince; “vah ben hırsız mıyım?  İntihar ederim valla” diye şiddeti sürdürüyor. 
       
 Acıdım Başkan’a, daha genç, “intihara ne gerek var “ demek için sarıldım telefona! Telefondaki kız; “Başkan,  kimseyi bağlamamı istemiyor” dedi, kapattı telefonu. 
    
 ……..“1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini”   Koordinatörü Dicle Akar ve projeye kol kanat geren Prof Taner Akçam’ın yargısız infazı gerçekleştirildi. Her yönden kedilerinden üstünlüğü tartışılmaz bir bilim adamına bir canlı program da“alçak..şerefsiz ..” küfür  etme densizliği, ne Dersim adamlığı, ne Alevi kültürü, ne de  insani bir hasretle bağdaşır.…
         
1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” öneminin farkına varan bir-iki işgüzar  “bu projeyi biz yürürüz ” diye hesap vermekte “dara düşen” Başkana koltuk çıkar. Proje koordinatörü Dicle Akar’ı saf dışı bırakmak için iftira ve karalama başlatılır:
        -“Dicle Akar, Kanada’da kısa zamanda oturum almış, üç yıl Kanada Alevi derneği başkanlığını yapmış, Deneği mülk sahibi yapmış. Geldiği  Almanya’da 1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü oldu, Dersimce bilmiyor  “ajan”dır.  Frof. Taner Akçam, “Ermeni çıkarları için bu işi yapıyor ” diye karalanır. Akıllarına başarının sırrı olan dürüstlük, dik duruş, açık, net olma çalışma gelmez. Bir çok iftira ve karalamanın nedeni, Dicle’nin “çar-çur” edilen paraya sahiplenmesi.”(basından)
 Civariklim, bütün bunlar K. Arık’ın huzurunda ve rakı sofralarında tekrarlanıyor.

             Bir canlı yayında  Vakıf bşk., “akil adam”  rolü  oynayacağına “dört yıldızlı Paşa’nın (Şemdinli hukuku) zanlısı Ali Kaya için, “tanırım iyi çocuktur” sözünü taklitle,  “batık hesap” zanlısı Yaşar Kaya için ; “babasını tanırım dürüst namuslu biri, kendisi iyi çocuk” diye  “dört yıldızlı” övgülerle bir yeni hukuksuzluğun ve “orantısız gücün”  mimarı oldu!
         Çok iyi tanıdığı yeğeni Dicle Akar ve öz teyze çocuğu beni “tek yıldızlık “ olsun anmadı, konuşması süresince tanıyamazlıktan geldi. Böylece Dicle Akar’ı, küfürbaz aç Kurtlar Sofrasın’a itti. Bununla da kalmadı, “İki Uçlu Yaşam” kitabımdan (noktasına kadar aynen ilettiği olayı, adımı anmamak için başkasına mal etti. Bu K.A. kişiliğiyle uyuşur mu? Yalaka kişiliği olmayan Bertal Efendi torunluğu ile bağdaşır mı?  Yanında saldırdıkları, tanımadığı biri değil, öz yeğeni. Üstelik ben, “Dicleyi kendi silahıyla vururuz” duyumunu almış, K.Arık’ı gitmeden bir gün önce de uyarmıştım. O da bana “Olur mu öyle şey ağabey” diye de beni rahatlatmıştı. Peki bu dökülme niye ?  Niye devamlı yem olaya koşuyoruz. Oysa kendine gelse, içince de belagati yerinde, ne yazık ki dik durma becerisi yok.
          Yaşar Kaya, bu Proje parasıyla nemalandırdığı  “Koltuk değnekleri” ve de arkasına aldığı bir iki yalaka ile Yol tv de; şamata, kavga, galiz küfür, hakaret, iftira vs illegal yollarla, Dersimli emekçi, fakir-fukaradan toplanan paraları hiç etti. Ve K.Arık desteği, Yaşar Kaya ve koltukçuları azgınlığının (Alçak ..şerefsiz… demenin)  ince ayarı oldu.
          Bu çirkinlik üzerine ben üyesi bulunduğum İstanbul Tunceli vakfı yönetim kuruluna: “Alçak gönüllü olmanın yararı yok. Ben, “Dersim Adamlığının”; kişi özgürlüğü, hak hukuka verdiği önemi, bunun için sahip olduğu ahlak ve  medeni cesareti gibi üst niteliğini araştıran, Dersimli olmanın onur ve guruna önem veren ve bunu eserlerine yansıtan ender yazarlardan biriyim. Dersim’den Portreler, Dersim Çığlığı,  iki Uçlu Yaşam diğer dört kitap ve yazılarım bunun kanıtı.( wwwhuseyinakar.com yada wwwakarhuseyin.com)
       
 “Kafatasım duvar değil beynime / düşünürüm ilmik geçse de boynuma” şiarlı “Dersim Adamlığının” özü; dürüst, öz verili ve ahlaklı olmaktır.. “ demiş ve üyeliğimim iptalini istemiştim. Vakıf yönetimi verdiği yanıtta; “Vakfın bu olayda bir ilgisinin olmadığı, Kazım Arık’ın,  Vakfı temsil edemeyeceğinin bilinmesini isteriz” yanıtını verdi. Kazım Arık ise,  bu hatası için ne Dicle’den ne de benden özür diledi..

           Kimse bilmez benim dostlarım için ne yaptığımı nelere katlandığımı. K.A. mağdurlarından biride benim es geç. Dostlarım için yaptığım fedakarlıklar bana yaşam tadı veriyor. Ne ki ölçüsünü kaçırdığımın da ayırtındayım. Hep içine attım taşırıyorlar!
              Güvencim                                                          
              Yusuf Kaçar’ı  saklandığı yerde (Erzurum Tekniker Okulunu bitirene dek) iki yıl ben okuttum. Sonra Diyarbakır’a yanıma geldi. Evlendiğimin ilk haftasıydı. O sıralar 49lar davasına gitmediği için savcılıkça yakalama emri çıkmıştı. Ben basından öğrenince Onu apar topar Ankara’ya gönderdim. O sabah şafakla evimi polis bastı. her yeri aradı taradı Yusuf  kaçar nerde?  Bir hafta sorgulandım ….
          Parası pulu yoktu, uzun sure evimde kaldı, ne varsa paylaşıyorduk. Sonra ona ve arkadaşına iş buldum. Bir süre Silvan’da çalıştılar, oradan da ayrıldı, yine boşta kaldı..
         Ben ihaleye girmiş iki köprünün yapım işi üzerimde kalmıştı. Yanıma geldi “ben para istemiyorum yanında çalışacağım ne verirsen ver” diye çalışmaya başladı, kovamazdım ya!  Bu küçük bir işti.  İşi yürütmesi için genel vekâletname verdim. İşlerim için az faizli para buldum (A.K. ve M.O. hayattalar)  bankaya yatırdım. O biliyordu, gizlimiz, saklımız yoktu.
          İlkbahar işe başlayacağız, Y.Kaçar ortalarda yok. İŞ yapmak için önce malzemesini tedarik edeceksin, bununla aldığın parayı işçilik ve sigorta vergi vs. giderlerde kullanacaksın. Bürom Ankara’daydı,  ihalelere girmek için banka mektubu gerekiyordu. Banka bunun için para hareketi istiyordu. Para lazım oldu bankaya gittim hesabımda tek kuruş yok…donup kaldıpı anımsıyoryum.
          Şoke olmuştum, peşin para olmayınca alacağım malzeme iki hatta üç katına çıkar. Bu iflas etmemin resmi, iş hayatımın sonuydu. Çektiği para altmış bin, iki köprü bedeli ikiyüz ellibin. Varın siz hesaplayın. Ben bu borcu nasıl ödeyeceğim. Hayatta dikili bir ağacım yoktu. Ayrıca bu olayı kimseye açıklayamazsın yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal. …her halükarda tutuklanırdı (Bunu ilk kez buraya yazdım)  Eşim dahil, kimseye de söylemedim, bir hafta uyumadığımı başı boş dolaştığını anımsıyorum. Yalnız Delice köprüsü bekçim ile dertleşmiştim. Çok cesur, metanetli korkusuz mert bir kişiydi. Tek kuruş almadan sana çalışırım bir tarlam var satarım diyordu. Oda bana bir sırrını açıladı çok üzüldüm ve ne yapması gerektiği yönünde nasihatte bulundum.  
          Bir ay sonra öğrendim; Kaçar Irak’a gitmek için parayı çekiyor. Anlaştığı bir iki kişiyle Gaziantep’e gidip (Irak’a götürmek için) yirmi bin liraya bir Arazili pikap(jip) satın alıyor. Diyarbakır’a giderken pikap yolda arızalanıyor. “Bu pikap  iyi” diyen arkadaşlarıyla  bozuşuyor ve biri binden ayrılıyorlar  Bir sürücü tutup  Jipi geri götürüyor, satan adam geri almıyor. Tek başına kalınca Irak’a gitmekten vaz geçiyor. “işte yaptığı bu kadar basit ne olmuş  yani ben ben kazanır paranı veririm ”  Vs vs….  
            Geri kalan parayı Silvanlı  (Keké Mahmut dediği) taşrona kaparo olarak veriyor. Bana “sen karışma ben bu işi yapar bitirim, paranı da veririm bana bir fırsat ver demekten de geri kalmadı (Halen ödeyecek! ) Söylemde çok net inandırıcıydı, tatbikatı berbattı. İşte bu yanlışlık, müteahitlik işimde beni batıran darbe oldu. Kimseye söyleyemezsin söylesen anlatamazsın “aşağısı sakal yukarısı bıyık”  demem bundan. Hapisten yeni çıkmıştı en ufak bir söylenti içeri atılması için kafiydi.. hepsi bu kadar değil, gerisini anlatmamın yararı yok.
           Sonraları Dr. Şıvan’ı gördüğümde; “beni niye batırdınız” dedim. “ Kaçar beni de yanılttı. benim para olayı ile bir ilgim yok, olsa sana söylerdim Kaçara olan güvenimi yitirdim alakamı kestim görüşmüyorum” dedi ve görüşmedi. 
        Ben bunu yazmazdım, niye yazdım biliyor musun? Kardeşi M.K.rı çok severdim. İstanbul’da çok lüks bir daire almıştı, ufak bir hediye aldım  Rus hanımım (ve yeğeniyle) konuk oldum. Bir hafta önce haber vermiştim.  Bir “vize” durumundan dolayı otele gitmedik. Evinde hizmetçi de vardı. Beni bir gecelik  barındırmadı! Ağabeyi için dünyanın kahrını çeken biri için bunu sindirmek kolay mı? Kime el atsam dökülüyor be kardeşim.   

        Civariklim 
          Düşündüm de, 1950 yıllarında Mehmet Karatoprak, Yusuf Kaçar, Sait Kırmızıtoprak ve benimle başlayan, yörede “Civarikli Gençlerin imajını” çok önemli bir atılımmış.
          Dersim potansiyel suçluluğunun asimile, hatta yok ettiği yöre halkı ana dilini – kültürünü araştırma, kaybolan değerleri gün ışığına çıkarma, gençleri okumaya yönetme, vs  imajın bu amaçları arasındaydı. Ardılımız kuşağın, ezilen sömürülen asimile edilen halkına daha çok hizmetler vermesinde; dökülen değil, taşmasını bekliyordum. Kaçar gibi bir çokları söz verip caymıştı. Oysa ilk coşkuları  Dr. Sait’i umut olmuştu güven vermişti. Ve sonrada sahiplenmediler. K.A. şimdi, bir ara çocuklarına örnek gösterdiği yeğenini, gözünü kırpmadan bir çeteye linç ettirebiliyor! Bu, “bir kadeh fazla kaçırmışla” geçiştirilemez.
         38 Kırımı
       
1938  de yaşanan kıyımı düşün:  Her kesin güçlü, silahlı olduğu bir aşiret döneminde, bir oraklık ot yeri için, birbirini vurdukları bir devirde, Civarik Köyüne, bir akşam üstü gelen bir nahiye müdürü, iki zabit, on-on beş er Civarik ağası, efendisi hamisi altı kardeşi alıp gece vakti “Sürgün diye”yola çıkarıyor, Mezreleri bırak, komşu yakın akrabaları, hiçbir köylü ilgilenmiyor. Katır istiyorlar vermiyorlar. Her kes evlerine saklanıyor. Ölü toprağına gömülüyorlar. Salt “Mela Qali, Memo Hiç” yoksulu sürülenleri gizli izler. Çoğu çocuk kadın yaşlı 54 kişi on kilometre ilerde elleri bağlanıp yakılıyor, süngüleniyor Civariklilerin kılı kıpırdamıyor. Cesetlerine sahiplen olmıyor, cesetleri kurt çakal paralıyor, seller götürüyor. Demek ki o zamanlarda kalma bir pısırıklık bir dağınıklık ölü toprağı örtünmüş bir donuk ruh hali  tutarsızlığı, dost vefasızlığı bu güne taşınmış yürütülüyor. Okuyanlardan Ateşlerin amca oğluna ölüsüne sahiplenmemesi de bu den bir pasiflik, ataletsizlikten kaynaklanır.
           Nazimiye çıkışında iki subayın kalleşçe arkadan vurdukları Bertal Efendi’nin cesedi günlerce güneşte bırakılıyor. Neden sora Memé Hiç tek başına katıra yükler! kaçırır!.
         Bu gün torununa sahip çıkamayanların babaları, o gün Bertal Efendi gibi bir cevhere sahiplenmemiş, üstelik bir çokları zülüm kaynağı ağa diye jürnal etmiştir.  Benim ve hepimizin bilemediği bu realitedir. Dr Sait’e sahiplenmemenin nedeni yüzleşmek istemediğimiz bir gerçekten kaynaklanıyor. Hem inceleyerek bilinmesi zorunlu bir gerçek..
             Ölüm Karagahı                                                                                                     
             Karargah bizim evin önüne kurulmuştu. Bu nedenle çok iyi anımsıyorum. İkinci gün olacak,  tüm köylüleri evimizin yanındaki küçük vadide topladılar. Toplanmaları için zor kullanılmıyordu, bir sivil habercinin söylemi üzerine her kes bu ölüm varisine koşar adım geliyordu. Oysa Köyümüz Dersim ile Bingöl arasında sınırdı.  İsteyen biri, çok rahat Kiği’ye kaçabilirdi. Hatta erlerden “sizi öldürecekler kaçın” dediklerini ben bile duydum. Musa Akbaş güttüğü hayvanları bayırda bırakarak gelmişti. Geri gönderdiler gitmiyordu..
          Gemik, Melkis, Balık mezre sakinleri, bir tek duyum üzerine “ölüm de kalım da beraber”  velvelesi içinde ölüm vadisine geliyordu. Melkisliler, Sulbus Dağı’nın yüksek rakımı (bol oksijeni) ile olacak ki 10-15 yaş erkek çocukları dağa salıp gelmişti. Nereye el atsam dökülüyor.  “Dersim İsyan etti onun için imha edildi “ diyen devlette dökülüyor.                                     
                                                                                *
          Çayan Demirel, Dr. Sait ve bana yeğen. kendisiyle bir iki kez karşılaştım. O beni iyi tanır. Bir “Dersim 38” belgeseli yapmış. Bir karşılaşmamızda “bende belgesel için doneler var sana verebilirdim” diye serzenişte de bulundum. Adresimi aldı “size belgeselimi gönderirim”  demişti (halen gönderecek) .
          Asıl üzerinde durduğum bu değil. Rahatlıkla söyleyebilirim ki; Dersim ile ilgili araştırması, birikimi ve eserleri olan önemli bir iki yazarlardan biriyim. Üstelik köylüsü, akrabası Dersim Katliamı, canlı tanığıyım, Çayanın dedesini de vurdular. Dersim 38 de katledilen ailemizden 54 kişiyi ad ve yaşlarıyla, çeyrek asır önce kitaplaştıran, bunun için mahkemelerde sürünen tek kişi de benim. insanlık ışı katliamaı  ilk kez basına ve kamuoyuna yansıtan benim. Bununla ilgili bilgiler kaynağı ben olldum.  Çayan her nedense bana gereksim duymadı. Bir gün bir gün bir danıçmada bulunmadı. Bir nedeni de yok sanırım.
        Evet Katliam Karargahı, bizim evin bahçesine konuşlanmıştı.  Meydanda kurulan darağaçlarından yükselen çığlıkların,” sin-sıvanla” nasıl arşı çınlattığı halen kulaklarımda.. İzleme olanağını bulamadım ama, Çayan’ın belgeseli için böyle bir kaynaktan yararlanmaması “Dersim Katliamı Belgeseli’nin artısı değil, eksiği olur diye düşünüyorum. 
           Bu çalışması için Çayanı candan kutlar ve bunun devamının “Dr. Şıvan Belgesi”li olmasını dilerim. Çayan’ı diğerleri gibi dökülen değil taşan olarak algılamak istiyorum. Taşmak ve dökülmek aynı şey değil. Bir bardağa yandan vurursan bardaktaki su dökülür.  Bardaktaki suya ilave edersen taşar.  Sanırım biz hep döküyoruz.
           Bizim kuşağın bir özelliği okuyanlar ailenin ebeveyni rolünü yüklenmeleri!  Çünkü baskıcı dönemin koşulları anne babayı asimile yoluyla karanlığa itmiş,  köylü okuyamayınca cahil kalmıştır. Kültür gelişiminde hakimiyet okuyanın yani bilenindir.
           49 lar davasında Sait ve Kaçar tutuklanmış Süleyman Sarigül amca Kazlıda beni gördüğünde;  ero uso havalé to kotıyé (arkadaşların nerde) diye bana sormuş bende “apo hukumati kerdézere ( hükümet tutukladı )  deyince bana döndü  “ero  tı  nıskına dé soploru pırodé (sen becermedin mi iki şamar vuraydın!). İşte Cumhuriyetin “efendisi” köylümüz.

          Buraya kadar eleştirdiğim hep okuyanlarımız oldu. Madam bir toplumsal donukluğa uzandık, bu topluluğun aslı “Milletin Efendisi” (köylüye) bir göz gezdirelim.
          12  Eylülden sonra bir çok parti veto edildi seçime sokulmadı. Bunlardan birisi de  SODEP ti. SODEP kuruluşu benim yazıhanemde gerçekleşti. Ankara il teşkilatı yer bulamamış ben kendi iş yerimi onlara vermiştim. İş yerimi karşılıksız 5-6 ay kullandılar. Bu arada seçim için aday gösteriliyordu.  Ankara il başkanı 12 Eylül ihtilal Komitesi üyesiydi. Sıra Tunceliye gelince beni çağırdı “Ben seni Tunceli için aday gösteriyorum itiraz istemem” dedi ve beni listeye koydu.  Sonra Erdal İnönü dahil bir çok kişi veto edildi. Ben ön seçim için yöreye gitmedim.
          Anlatmak istediğim bu değil. Benim adım listede kaldı ve soyadına göre de liste başıyım. Tuncelide ön seçim yapılıyor. Bizim köyden 12 kişi Nazimiye’ye gelip oy kullanıyor. Tümü ismimi siliyor yerine kendilerini Nazimiye taşıyan Kamer genç’i yazıyor. Her birinin iki kişiye oy verme hakkı var, bundan biri olamıyorum. Üstelik en yakınlarım: Ahmet Akar, Mustafa Akar, Sait Güneri, Mehmet Karagül diğerlerini yazmayayım tümü bu günkü emekli aylığını sayemde elde eden kişiler. Hormekli diye Mazgirtte iki yüz elliye yakın oy aldım.  Bu birlik dostluk akrabalık ruhuna  ne oluyor bilmem. Oysa M. Karagül, K.Bulut  ve S.Toptaş  bizi görünce ne yabancılaşmamız ne kansızlığımız kalırdı. Biz okumuşlara; “Sıma ne zeveziyé, sıma siye mérdu.(siz evlenmemiş kocaya varmışsınız) diyorlardı. Pe ki bu dökülme niye ki?
           Bu tutarsızlıkları kulağıma küpe oldu, halende bu küpeyi taşıyorum.  Güvenim sarsıldı bunlarla bir yere varılmaz diye düşündüm ona göre davranışımı ayarlamaya çalıştım. “Köylünün aklı tarlasının sınırına kadar “ demiş Lenin. Oysa bana bir oy vermekle tarlasının sınırını aşılmazdı ki! İşine gelince cin kesilenler adamını harcamakta sakınca görmüyor. Demek ki işin mayasında bir tutarsızlık bir yıkılma, bir dağılma bir parçalanma vardır. “Bir olalım iri olalım diri olalımla” çelişiyor.  Bu toplumsal gerçeğe, Sey Qajı benden önce ulaşmıştır.

                          Sey Qaji nin Ruyası
Mı va” buko Seyveli”
Ciğere mı dota mıra vake “ ha”
 Mı va”mı heyn diyo bé  gosro mıne
Evru meso  tavuğé koa”
Keytra şi  dı bıray zu zama
Peyra şine mı vegda
Bıra yünü gosro midéda
           Tezelé maré ame çixé koa
           Bıné çixde mendi  dı bıray zu zama
Ez ave destu, vore mırete danu  ra
Vengn danu, zırçenu “buko Sey Veli”
Tovevo vengi Seyveli nino ma
Bıné vorede mendé, dı bıray zu uzama
            Çevreç çé Xormekçıkan                                                                                                          
            Péro veziyé seré bonan                                                                            
            Mı ven da “lao huyu bızeré bırı”
            Bını çığde mendé dı bray zu zama”
            Mıke hen va,  pérune veré xo çarna 
            Şi keyti  zere, çever xoser çip da ca 
    Vake meyiti seydu burı luyu verga
   Bıne çığde mendi, dı bıray zu zama 
   Mı tomırı xo guret  keyto sema
   “Ax lımıné ezo fekiro sebıkeri
    Bını çığde mendi dı bray zu zama”
   Vengé mı şi cor Oli divani
  Mı nıda sıpelıyayı kokum
           Niştoyu ustorı qırı dota veziya
           Va ke “lao çıko tı vana, qirene
           To qey bedi gosu  qeriké ma”
           Şimşiré ho ont-ra çığ kerd vıla
           Bıné çığra veti, dı bray zu zama
           Ez şine çéveré gome mali
        Malo ke zerede esto ker qurban
           “Hak  to sıkır ez pésekenu malı  dinya
Serdarın okuduğu bu eser Sey Qajinin bir ruyası. Konumuzla bağdaşanın Tükçesi
           Kırk Hormekli damları üstündeydi  
            Dedim “küreklari kapın gelin” imdat
             Çığ altında kaldı iki kardeş bir damat 
             Sesimi duyunca tümü, yüzünü döndü
              İçeri  girip kapıyı arkadan sürgüledi
                    Dediler S.. ölüleri  kurt-tilkilere  kısmet
                     Çığ altında kaldı iki kardeş bir damat

              Bu, çaresizliğin bir serzenişidir. Sey Qaji Hormeklilerin döküldüklerini belirler. Yukarıda örneklediklerimle, Sey Qaji ile örtüşüyoruz.  Zor anlarda yardım bekleme; komşuluk, dostluk, insan olmanın gereği. Ne var ki bu gereklilik; şiddet içeren kimi güçlerin etkili, baskısı karşısında halkta oluşan vuruk (travma), toplumsal dayanışmayı ters etkiliyor.
         Dr. Sait’in (Şıvan’ın) yalnız kalışı, öldürülmesi karşısında, kimi okumuş akraba, dost arkadaşlarının sergiledikleri suskunluk ile Dersim 38 de, 54 canın;  eşin, dostun, akrabaların içinden seçilip, yolda öldürmesi olayı bigâneliğiyle çakışıyor. Sey Qaji  bu toplumsal sezgiyi ifade etmiştir. Ozanın baba ocağını (dokuz yıl) terk etmesinin bir açıklaması. Demek ki vuruk (travma)lar, dostluğun, duygunun, vefanın damarlarını tıkıyor, kanını kurutuyor, insanı kendinden ediyor…. İşte beni kahr eden budur. İçimizden bir iki asırda bile zor çıkabilen, bir cengaver yiğit birine sahiplenemedik, kemiklerini getirip doğduğu toprağa verip, üstüne bir taş dikemedik. Bundan utanç duymamız gerekmez mi? Kim ne derse desin bu bir dökülme, yıkılma parçalanma yok olmadır. Dr Sait bunlar için kendini feda etti. Biz bunun ayırtına varamadık. Şair der ki:  “bir soğan soyuluyor yaşarıyor gözler, bir memleket kırılıyor aldırmıyor öküzler”
           
Civarik Gençler İmajı
             
M. Karatoptrak Y.Kaçar S.Kırmızıtoprak’ı gibi (Dersim Kırımı tanıklarını) erken kaybettik. 1950 Civarik Geçleri İmajcısı” bir ben kaldım. Bu imajın gerçek cevheri, uluslar arası alanda isim yapan, politik kariyer kazanan, kendi adına siyasal hareket oluşturan Dr. Sait’ti. Dr. Sait  de, şöyle veya böyle dostları, sevenleri, arkadaşları akrabaları tarafından yalnız bırakıldığı için çakallarca yendi. Başka bir söylemle  bu imajla filizlenen, okuma-okutmaya, kültür kayıplarını önlemeye, kaybolan kültür değerlerini bulup korumaya vs yönelik çaba harcayanlardan  ben kaldım ve yalnızım. Ne ki bu yalnızlık ölü toprağını örtünmekten iyidir.

           “Dersim Civarik İKİ UÇLU YAŞAM” (1998)  kitabımla” Devletin ülkesi ve milleti ile bütünlüğünü bazma”  suçu ile mahkemelerde süründüm.  
           
“DERSİM’DEN PORTLER”  kitabımda Hasan Hayrı ve Seyit Rıza’yı övdüğüm için “Devletin idam ettiklerini övme” suçunu işledim!  
        
  “DERSİM ÇIĞLIĞI ”   Dersim potansiyel suçluluğu ırkçılığın resmi oldu. 
          “SAİTLER KOMPLOSU (Dr. Şıvan ve Barzani Kürt liderliği”  kitabım beni; Kürt bağnazı, ilkel milliyetçilerin hedefi yaptı, doğruları yazdığım için dokuz köyden öte, Civarik’ten de kovuldum. Soydaşların tehdit ve baskıları boyumu aştı. Karşı koyamaz oldum. Öğrendiklerimi paylaşmak istedim ama bir tek okuyan Civarikliyi yanımda görmedim. Tek nedeni Dr. Sait’le ilgilememdi başka bir neden bulamazsınız.
          Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerin “Kürt liderliğini” Molla ipoteğinde tutmasına karşı, ülkelerinde ki Kürt dinamizmini kontrollerine aldıklarını,  Sosyal-modern ulusçuluğu hedefleyen Kürt halk çocuklarını, haince, insanlık dışı yol ve komplolarla kendi dava arkadaşlarına öldürttükleri gerçeğiyle tanıştım. Bunu gerçeklerden kaçışır oldular. Komploların hainliklerini gizlemeyi “davaya hizmet” bilenler üzdü beni.
          İçime sindiremediğim Dr. Şıvanı seviyorum diyen Şıvancılar, birinci derecede kan bağı olanlar dost akraba arkadaşı (okumuşların) vefasızlıkları oldu. İşin kötüsü devam ediyor. Bakıyorum bir tek müstesnası yok, yarın benim ve senin içinde olacağı bu .
            1938 de dedelerimiz Süleyman Ağa Bertal Efendiye sahiplenmediler, sahiplenseydi bu katliam vahşeti yaşamayacaklardı. Belki de birkaç kişi ile atlatılacaktı.  Torunları olarak bizde insan haklarının geliştiği bir çağda içimizde çıkan bir cevhere sahiplenemedik, Dr. Sait’e sahiplenseydik Onu kurtarabilirdik. Eserlerine sahiplenmedik, öcü diye başka ellere bıraktık, elimize geçenleri değerlendirseydik en azından düşüncesini yaşatabilirdik.
           Bu gün sahip olduğuz Dr. Sait’e ait ne kemiklerini barındıran bir mezar, ne adının yazıldığı  mezar taşı var.  Dedesinin kaderine bizler mahküm ediyoruz. Dr. Sait’i her şeyi ile yok ettik.  Buna sevgi desen sevgi değil, sadakat desen değil  saygı hiç değil …

          Bolu İndrme Tugayı
         1900 yıllarında Civarik’e Bolu indirme tugayından bir ekip gelir. Köy halkını  okul binasının önünde toplar. İçlerinden üç kişiyi işkenceye alır. Birini anadan doğma soyar, bir ucunu cinsel organına  bağladığı ipin öbür ucunu eşinin eline verir ( topluğun önünde) okulun etrafında tur yaptırılır. Diğer ikisini ölesiye döverler. Sonra bu işkence görenler başta olmak üzere Köylülerden de “vukua” olmadı şeklinde imza alır giderler.
           İkinci gün başka bir birlik(sağlık ekibi) gelir. Köyü dolaşır.”Dün gelenlerin zülüm ettiğini duyduk çok üzüldük bir  ihtiyacınız var mı diye sormaya geldik. Dövülenlerin acıklı durumunu görünce de “.. vay vicdansız  namusuzlar,  vatandaşa bu muamele yapılır mı bunlar asker içine sinmiş hainlerdir.ah vah” eder iki komalı adamı tedavi eder dönerler.
           Devletin, “potansiyel suçlu “ gördüğü Dersim’liye reva gördüğü bu yaptırımın 1938 katliamının bir rutini. İşlenen, ahlaki değerleri ayak altına alma, bir insanlık suçudur.
          Bu güne dek bu olayın ilgili makamlara şikayet edildiğini sanmam. Civariklilerin tepkisiz bir grup olduğunu dost-düşman bellemiş durumda, istediklerini harcarlar.
         a) 1938 de katliamına karşı; dağınıklık, parçalanmışlık, cahillik, aşiret- hezbet bahane.
         b) 1971 de Devlet-Barzanici Kürtlerin Dr. Şıvanı  komplosu yalnızlığı sebep.
         c) 1992  Bu köyün insanlık onurunu ayak altına alındığı akla gelen olaylardan yalnız üçü.
         Civarikli Gençler İmajı ile umut yaratan, kendilerinden çok şey beklediğimiz okumuş gençlerin;  bu İmaja katkıda bulunmamaları, İmaj dışına kaymaları, “çıkar dışında birlik olmamaları,”  ayrı baş çekmeleri dökülmenin aynası oluyor.
                                                                                                       ***
           Saitler Komplosu ilgililer ne dedi:  
        
Mesut Barzani:   Dr. Şıvanın idam kararını  T-KDP  verdi.   (Kürdistan press 16/10/1987 sayı 24-16)Yani Şerafettin Elçi ve Derwişe Sado yönetimindeki parti.
         Şerafettin Elçi:  Jirek olayı ortaya çıkardı.  (Rafet Ballı Kürt dosyası s.610) Yanı Sait Elçi’nin Dr. Şıvan tarafından öldürüldüğünü Jirek kanıtlıyor. Jirek  kim derseniz, T-KDP  ajan elemanı denen Derweşe Sado, asıl adı Halil Akgül. 1971 den sonra bu partinin başkanı..
            Hasan Cuni(Ahmet Önal):  “..Bu tarihte  ŞAVAK CİA MİT ve Derveşe  Sadolar eliyle  İran,Türkiye  ABD ve Barzani’nin  10 nisan 1970 te imza altına aldıkları “Kominist harekete karşı Ortak antlaşma “ geregi olarak Şıvan partisine karşı cephe açılır…(Nupel Dergisinden)
           Dr. Mahmud Osman:  ..Sait Elçinin getirilmesi ve Dr. Şıvan’la görüştürülme çabaları tertiptir. Tertibin içinde Barzaniler var.(N.B.Kalemimde sayfalar s.283)
           
Diyar Nezan (Araştırmacı Kürt yazar):  Derweşe Sado, Şerafettin Elçi  cellat rollerini oynamış  ve Türk devletiyle karanlık ilişkileri yandaşları tarafından kabul görmüş kişilikler. ….(Saitler olayında Sesli düşünme ). T-KDP içindeki Barzanici  iki ajan kast ediliyor.
         
Sait Aydoğmuş: “ …Molla Mustafa kararını vermişti . İstim arkadan gelecek. Derviş ve Şerafettin Elçinin  topladıkları imzalar “göz önünde bulundurarak” bir mahkeme kararı alınacak diye Molla M. Barzani, Derweşe Sado Şerafettin Elçinin Dr. Şıvan katili” olduğunu açıklıyor (Yakın tarihimizde iki Sait olayı).
          Bu yukarıdakiler, SAİTLER KOMPLOSU kitabımda geniş şekliyle var. Sait Aydoğmuş S, Ateşin yakın dostu. Komployu açık bir şekilde anlatıyor. Katilleri sayıyor.
          Şıvan’ın oğlu babasının anılarını tutup (Dr.un fikri mikrobu bulaşır, yada  öcü var diye) Ateş kardeşlere veriyor. S. Ateş içindeki sahte bir belgeyi “Dr. Sait Katil” çabasını güdenlere servis ederken, Civarik için düşündükleri soyut projeler ve Dr. mezarı daCivarik Müzesi” gibi sözde kalıyor. Sait’in anıları gibi yarım kalmış eserleri bir tarihi birer belgedir. Boşa derkenar edilmez, tarihi sorumluluğu var. Bunlara bir anlam veremiyorum kafam kaarıştı…
            Sözün Özü
          
Civariklim, farkındayım yazdıklarım hem uzun, hem de karışık oldu. Bu karışıklığı  Civarikliler hakkında ki kafa karışıklığıma yor. Paragraf başlıklarının çokluğu ve değişik oluşları ise, toplumsal bir eleştirinin tek yönlü olmayacağı, birçok yönden ele alınması gerekliği içindir. Bir topluluğun, pasif ya da aktif davranışını ele alırken zamana yaymak lazım. Ben bir asırlık bir geçmiş üzerinde gezindim.
        Şuna emimim ki toplumumuzun bu gün geldiği nokta,  birlikten yoksun, vefa duyguları tıkalı, haklıdan, doğrudan, kendi adamından yana olmayan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye de rüzgara göre yön değiştiren, çıkarını bilmeyen bir anlayış içinde.
        Biz çok kısa dönemde kendi toplumumuzun geçmişiyle yüzleşmesek, bu günkü yanlışlarımızın katmerleşir yozlaşır düzeltilmez nitelik kazanır. Hepimizi tüm olarak bir teknenin hamuru olarak ele alıyorum. Eleştirim salt ismi geçen kişilere değil (onlar zorunlu oldu) toplumuzun tüm fertlerinedir. Hiç birini bir diğerinden ayırmıyorum. Ancak kendimize gelmemizde yarar var diye düşünüyorum. Ayrı baş çekmelerin yarattığı ayrışma, huzursuzluk topluluğumuzu bir çöküşün, dökülüşün, dağılışın, içine sürüklemiştir. Bu kısa dönem tarihi geçmişimizle yüzleşmek kaçınılmaz oldu: “gelin dostlar bir olalım iri olalım diri olalım”.
                                                                                                   ***
          Yıllarca Dr. Şıvan’ı,  ölüm yıldönümün de  bir yazı ile andım. Dostlarının ilgilisizliği ve ölüm tarihindeki belirsizlik nedeniyle son üç yıldır bende gönlümde anmakla yetiniyorum. Dersim de İklim Gazetesi’e  çıkan ilanlardan birini   bura almaktan kendimi alamadım.

A  N  M  A        

             F o h t u ğ r a f

     Dr. SAİT KIRMIZITOPRAK

          ( Dr. ŞIVAN)

                    (  1935 -1971)

taşı çatlatan çığlık
                  dinmeyen sızı  
         
               kanayan bir yara
                             kimliksiz bir halk
                              coğrafyasıyla paramparça
                                          yeşil /sarı / kırmızı
bedro-sülbüs koyağında açan karanfil
        (us)un gücü
              inancın solmaz yüzü 
                        umudun göz pınarında ki acı
         
                                                              şıvan
munzur’a atar üç taş
   biri umut
                 biri özgürlük
                         biri kurtuluş  
                                 coşar  dicle  fırat 
       
                              mezopatamya ana
                                      mezopatamya  avrat
kanayan yarayı / akan kanı durdurmak
    
  “soreş”  uğruna / “sorek’e  sadakat
           özgürleşemeyen  bir irade / heyhat
                 aşiret ağası / inanç mollası  / ulusal ebe  
                      aşiretine dek milliyetçi / işgalcisine gebe
haykırır  Şıvan
     
 “kafatasım duvar değil beynime
               hain değilim kıyamam yoldaşıma      
                    ilmik geçse de boynuma

 ölümüne cesur
                   şeriata kurban 
                            vurulur şıvan
sülbüs’ün “tan” yerinden
        bir yıkılmaz ar oldu
                         yorgun /yalnız / üryan
                             yersiz / yurtsuz / hukuksuz
                                                     şeriat ilinde

         Dr. Şıvan aramızdan ayrıldı. Sıcaklığı ile henüz içimizde: 
        Kültürlü, dürüst, mert, özverili, güvenilir üstün yetenekleri ile halkının gönlünde efsanevi bir kişilik  “Dr. Şıvan”, kurduğu tahta bize gülümsüyor.
        
Halkıyla bütünleşmenin verdiği rahatlık, kendine olan güveni Onu, yaşamını adadığı davanın yoldaşlarından korumasından alıkoydu. Kürt coğrafyasını bölüşen devletler güçleri ile Kürt liderliği Ona haince kıydı.
      
Dedesi ile aynı kaderi paylaştı. Bertal Efendi kendine olan özgüveni nedeniyle Abdullah Paşa’ya karşı korunmamış ve Abdullah Paşa  Onu haince arkadan vurdutmuşt. 
           “Dr. Sait,  Sait’im hainliğe boyun eğmedin, soydaş işkencesine dayanamadın.  Korktular cansız kalan bedeninden,  kurda kuşa yem ettiler, acımız bu. 
         
Sen ölmedin, türküleştin, tarih oldun. Sülbüs’te ki “Pepo keko” ve  uğruna canını verdiğin  halkın dilinde, sevenlerinin  korlaşan yüreklerindesin.  Sevenlerin adına  HÜSEYİN AKAR

Arama

ARŞİV

Aralık 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
Ziyaretçi Sayısı: