Ocak, 2012

Civarikli Sıleman ağa 2

13 Ocak 2012

BARBARCA  BİR  SOYKIYIM 

Yıl 1938  yer  Civarik.
        
Mevsim son bahar, bu dağ köyünde başaklar yeni sarı olgunluğa erişmiş.        
         Köy halkı anı bir baskınla yayalardan köye sürülür. Aynı gün, gece karanlığında Süleymen ağa ve kardeşinin evlerin ablukaya alınır. Sürgün tebligatı yapılır.
        
O zaman evli olan Bertal Efendinin kızı Ezime Arık sürgüne katılanları söyle sıralar:
1-) Süleymen Tanrıverdi) (80)  Eşi Fatoş gelini Fadime, Güllü,  gelin Çocukları Dursun(22) Şükrü (18),Medine (14), Zarife(12), Baki (10) Süleyman(8), torun Mehmet(7), Baki Emine(14)Zarife(10) Hatice (8)  ve adını anımsamadığı bir kız çocuğu.
2-) Veli Akbayır (75), eşi Fatma, gelini Elif (18) sekiz aylık hamile ve kardeşi Memo(15)Çocukları Süleyman,  Mehmet,
3-)  Ahmet Akbayır (72) eşi Fadime, Gelin Fate,  Mustafa( 18), Hasan(16), Kaya(10)
4-  Bertal Yurtsever(Efendi 60), eşi Fadime , gelin Hatice çocukları Ali (38), Şükrü, Kazım, Aziz, Hatice Fatma, torun Hasan(18), Şevket(10), İbrahim(8), Yusuf(6) Süleyman(4), Fato(3) Muğlise(2), Hatice( 1)
5- Hüseyin yurtsever (58), eşi Güllü, gelin çocukları Güllü(22), Ğezal(20), Sewe(18), Medine (16) ,Alibinat(15)  
6- Ve  anneleri Dake (Qala maye) 106 yaşında olduğu için evde bırakılır.

        Civarik’ten “Sürgün” diye yola çıkarılan bu emzikli bebeleri, beşikteki çocukları, hamile gelinleri, sakat-sakallı dedeleri  Dereova’da’ teslim alan  ekip (tim) bir km yürüttükten sonra, Ramazan köyü altında ki derede bir birine kementle bağlar. Üstlerine gaz yağını döker, barbarca diri diri yakarlar. …
         Hiçbir vicdan ve insanı hasletle bağdaşmayan bu vahşete tanrı yer gökte tanıktır.
 “
Pepo Keko” nun dillendirdiği, Dersim Dımılı halk edebiyatı bir tarzına uyumlu ağıtlayışın  bir varyantı şöyle:

   Goçê Sıleman Ağa     

honikê sewa hemnuni de / bime sıleciyê  ra ê
ciranura xatır nê vazıno/ bervena qala daê
sürgün’ ra vato “ya”/ ağay bêçike na pıra
kes nê zono kotiya konya / na şiyane çira

         cıvrak peyde mend / rêna kami key vêneme
         ostori asmenra ênê war / ma zu zu moremê
         bi ponçaş / ma keytime binê kımsor’ê ceri
        
hard lalo / asmen koro / nê vêneno haqê cori

memo hiç verdera / pêyser sono/ verê pulê suri
mela qali  dızdi / “goç”i dıma sona/ durve duri
camordi  zuvinra gıredayi resenura munıti
zernê verê cinu / pelaka peru/ eşkara gureti

          dımoni goligura gıre dé / herdra kaskenê
          vanê “bi sodır, sıma çıra raêde çip nê sonê
           mudur vano “vengra çeku mekerê, aşiri hesnenê
           lerz kenê  wertê aşirude / xora tersenê
pırenê sıpê ser/ hêrdisa xo ama serê qori
qaleni  selaga gırana / zor sono vılera dori
ağa ziveno; vano “nê ma nêvenê kervela
“sürgün” va, ma xapıtime, kervela arda ita

cêr oseno çê ismail ağay / verde sona va ê
çêna bıray madera / vanke êno maver ser ra ê
cıra vazê / xevere burusno paşa ê  koré gırsi
pıte ciziçi / cini a dıgane / nekiste sevdin’de rus’i

          ez zabıtê sevdin’i / ma na ko u ser merdime
          palandoken’u de / weré cu  ma cemedime
          verê devlete / dugelu ser ma şime seveta welati
          çeki mara gureti, lokmê gula ma kerdivi lete

vanéke yezit bitlis’ra amo, derue’de muduro mao
bertal’ê mara no téver / coka ma bıraura qarino
bê pers bê sewete / qırkeno azê ma bırnen o
zu zernê çeqeri ser / sarê zofine serde perneno

         kesu nêdi a dumonu / hermetu bê çeku kisneno
         welat telefkenê / alefê malu / fırigê cunu visneno
         zonê kırmanc, / rêça ali /ra a piri / fermano vilê made
         zu çér a 28 bılçu /12 cınu / guna 54 gule kami vılede

torê desim’é  aşurude /  nêdia na zalımeni /na kırkerdeni
cigerunê mı /“süngü tak gaz dök yak”/ ves wes pozenê
cıra vazı na kerê devtete / nê erzino qelpu ver / lop ni o
désim’de / itivar kerdo gola goni / tede xerepi o”

Süleyman Ağa(ların) Göçü (Türkçesi)

sürdüler serin bir yaz gecesinde / düştük yola
yaşlı anne ağlıyor / komşularla vedalaşmak bela
sürgüne” evet demiş / parmak basmış büyük ağa
bilen yok / bu gidiş nereye / niye nerede konya

         civarik geride kaldı / kimi nasıl / nerede göreceğiz
         gökten düşen yıldızları / bir bir sayıyoruz
         elli oldu düşen yıldız /  biz aşağı kimsor’a vardık
         yer gök sağır görmüyorlar / yukarıdakini görür sandık

momo hiç’i geri saldılar, kırmızı tepe önünde
mela qali, uzaktan uzağa / gizlice göç peşinde
önce erkekleri bağladılar / örkenlerle öre öre
altınlarını paralarını aldılar/ göz göre göre
         çocukları katırlara bağladılar / sürünüyor yerde
         diyorlar / “gün ışıdı, bunlar kalıyor gerilerde
         müdür der /‘silah sesi çıkmasın, aşiretler duyar
         acele bölgeyi geçmek ister / etraf aşiretten korkar
beyaz entari üzerinde / sakalı dökülmüş dizine
yaşlılık ağır yük güç aşar tepeyi / öbür yüzüne
sıleyman ağa der /“bunlar bizi götürmez kerbele’ya
“sürgündiye aldattılar bizi / kerbele gelmiş buraya
aşağıda görünüyor ismail ağanın evi / önünde ark
          kızları bizimle / yolumuza gelir halimize bakarak
          söyleyin iletsin, büyük paşaya, yıldırım bir kuş(telg)
          emzikli çocukları, hamile kadını / harpte öldürmedi rus
ben sevdin subayı / bu dağlar için önce biz öldük
palandöken
’de bölük bölük / yine önde biz donduk
vuruştuk dugellerle / bu devleti hep  birlikte  kurduk
güvenle destek verdik devlete / lokmamızı paylaştık

          nerden geldi yezit / dereova müdürü kinci
          bertal’ımızla tartışmış / buna dayalı  hıncı
          merkezden çıkmış haksız / adaletsiz bir kanun
          nedensiz sorgusuz / soy tüketen özü zulüm

bir sarı altına düşmüş / pazarda ölüm veya yaşam
görülmemiş silahsız bağlı insanları / yakan insan
ana dilini konuşanı / ali izini/ pir yolunu ölüm sayan
bir ailede 28 çocuk / 12 kadın / 54 can dile kolay

          dersim aşiret töresinde görülmedi / kendi halkına kıyan  
          körpe canları /“süngü tak, gaz dök yak” / diri-diri yakan
          ser  paşa /“devlet görevi mama değil köpeğe verilmez
          dersim’de kan gölüne atılan güven / çürüdü ele gelmez
         

  (Hüseyin akar    1998
 
Peri yayınları   Dersim Civarik İKİ UÇLU YAŞAM s.52-54)dan

Civarikli Sılemam ağa

13 Ocak 2012

 
   “Dersim potansiyelli sürgün”  
         
(Civarikli  SILEMAN AĞA)   

     yıl 38 / yer civarik

1-) rüyalar bürünürken basma rengine
     arılar kavak yelinden bal yapar
     sevdalanır gönüller tomurcuklar patlar
     bedenler yorgunluğa teslim
                                can bedenden ayrı

 

     sevişmeler alırken umuda doğru yol
     masumane duygular anadan doğma
     çok oynaşma düzeni bozulur
     “dünya sarı öküzün boynuzlarında
                               yorgan döşekten ayrı

      kuşatıldı evlerimiz dört koldan
      karanlık gecenin şah damarında
      vuruldu renkler ak ala boyandı
      kırıldı düşler yarı kaldı rüyalar
                                can yaşamdan ayrı
                                ağalara “sürgün var”

2-) her dağın bir doruğu
          her bağın bir koruğu
               yiğidin yiyesi yoğurdu
                     ve her koçun bir otağı
                           her kuşun bir yuvası 
                                 her sözün bir inanası  
      çökse gök
           sönse yıldız
               sümkürse bulut
                     her gecenin bir gündüzü olur
                              belirsizliklere “sürgünü” var  
                                                                                                  
3-) yıl dokuz yüz otuz sekiz
            mevsim son bahar
                  civarik yasakları” oynar
                       bayır çayır mera / yayladan
                             köye baskın operasyon var
      başaklar boy vermiş
               zozanlar sarı kuşanmış
                     rutinleşince yasaklar                  
                            eller oraktan düşmüş
                                 eli kulağında kar
        tarlada buğday biçilmeyi
                sitilde süt mayayı
                    tulukta yoğurt çalkalanmayı
                        sevda gönülde güzelleşmeyi
                           kurban doruklarda kesilmeyi
                                                                  bekler                              
                                             prematüre “sürgün var”

4-)  ayrılıklara gönderiliyoruz /dersim potansiyelimiz
            saklımız / elma kokulu sandıklarda
                 sevdamız / sazların telinde / dağların yelinde
                     derelerin selinde / munzur’un alabalıklarıyla                                                                    
                          ve kartal kanatlarında / yükseklerde taşınır
       beklentilerimiz / doğacak güneşte / döl salan tohumda
              sülbüs’lerin  /duzgın bawaların / asalı ziyaretlerin
                       yüce dorukların hikmetinde  / ve de
                             yavrusunu yitirmiş geyiklerin umutlarına
                                                                                     asılı
       susturulan sazlar  
              bölünen rüyalar
                   kırılan düşlerle
                          sevdalarımız içten kanamalı
       ana dilimiz sakıncalı
             inanç yolumuz kapalı
                 gıdamız ambargolu
                        giriş-çıkışımız rötarlı
                             yeşeren umutlarımız
                                        yaşama kapalı

5-)  devlet yetkisini aşan yasa / yetkili bir paşa
              tanrılar yüklenmedi / yüklendi avdıle pasa
                    deneyimi koçkiri / tarzı “kardeşi kardeşe
                             kelle avcısının biri” / fasişt ırkçının ayak kiri
       aşiretleri vuruşturma / merdi yiğide öldürtme
               suyu gözeden kurutma / çınarı gövdeden çürütme
                        yoksulu ihbarına boğma / “böl yok et” hile ilkeli
     
  insan onuru ayak altı alınır /  tuzaklar kurulur
                “istemem dersim’de ağa bey”/  halk aldatılır
                       devlet adına sözler verilir  /silahlar toplanır
                             “pir sultanın beşiğini sallamanız yetti hey
                                   halk kendi silahı ile / can evinden vurulur
      bir sınırsız yetki / bir hain temaşa  
            arkasında meclis /  rezil bir yasa
                dersim burası yetkiler sınırsız
                       bir işaret parmağı uzanır
                                dersim kana bulanır
         parmak /parmaklar sığmaz çuvala
            ok sanılır / yayda gerilir
                ana dilini konuşan / pir yolu süreni
                    “aman” diyeni / silahını teslim edeni  
                         yolda yürüyeni /“devriye” öldürür
       sorgusuz / yanıtsız / nedensiz
                 dersim’i tüketen zulüm
                         yaşam pazarda bir sarı liraya düşer                                                                                       
                                                              yoksa ölüm

6-)    384 ailenin sürgün listesi / şükrü kaya imzalı
               “akrep hareketi” / çemberden merkeze planlı
                       gece yarısı operasyonları /“kim vurdu ya gider
                             faili meçhul cinayetler / devlet hanesine yazılı
                                     cellatların elinde / “devlet suç işlemez” silahı var
        turnalar yüksekten uçar / dersim’i akbabalar sarar
                                  kim vurdu’ya “sürgünler ” var

7-)  kuşatıldık gece yarısı / uykular yarı üryan
              sarıldık dört bir yandan / ” tetikte “devriye
                       kelkitli zabit adı cemal / ne sivil ne de asker
                               üç manga silahlı er / dereova  müdürü timur
     
hükümetin talimatı /“civarikli süleyman ağa- bertal
             efendi
  ağa kardeşler /dededen toruna kim varsa
                    sürgün edilecek”
/ cemalın  anlaşılmaz “acelesi var
      ankara da / “sarı paşa” / ve“cumhuriyet hükümeti
                 anayasa da / “hak hukuk” eşitliği /  vatan millet birliği
                          ne var ki  civarik’e düşen  /sürgün / ölümlü /ayrılıklar
                                       ölüme  “sürgün” var

8-)  “göç “/ yayla yasağı /  baskını ile başlar

      “sülbüs dağında güneş bir başka doğar
               bebeler alışık değil bu karanlık ayrılığa
                     gemik-balığ ne de melkis’in haberi var
                              ‘karanlık’ bizde yorumlanmaz hayra
                                  sabah ola hayır ola a paşalar

       ne ki anadili sakıncalı / türkçesi özürlü
               anlatamaz daralır “sıléman ağa
                    beyazlar giyinir (türe bu) yalınayak yakarır “şaha
                            kendi kökü üstünde yükselen / dal süren
                                   rüzgar soluklu / körük yürekli /yaşlı çınar
                                        kessen kesilmez / söksen sökülmez /derinde kökü
       eli sinesinde der ki / “gör haydar / ana dil yasak
                “pir yolu” da olamadı yar / “sürgün”  ürkütüyor beni
                           bana göre değil uzaklar / yetiş ‘ya haydar /sen kurtar
                                                 kerbela’ya  ”sürgün var’

9-)   uykumuzu çalan gecenin yarısı / evde olan
               28 çocuk / 12 kadın /  54 can/ mevcudu  natamam
                       olanları dizdiler yola /gözleri derin uykuda
       yollar dolambaçlı /yollar çetin / yollar dar
                 işkence yarı yolda başlar / çoğalınca çığlıklar
                            dayanamaz başıyla haykırır arşa  80’lik çınar 

       bağlamayın ellerimi / kollarımı sallayacağım
       el atacağım kulağa / uzanacağım sıcak türkülere
       sesleneceğim kurda kuşa / gelmesinler başka bahar
       inmesin eteklere geyikler / balıklar suda oynaşmasın
       havada çakal kokusu / kanat çırpmasın kuşlar
       geçit verilmesin kahpeliğe / dağların bize sözü var

 çözün kollarımı / şaha semah döneceğim
       düşeceğim hak yoluna / pirim halim görsün
       yıldızlar ışıtın gecemi / köyüme sesleneceğim
       koparılışımın yıkıntısında / yüreğim kaldı
       dost anıları yüklendim / sıcaklığı dağların
       kırılmasın gönüller / solmasın çiçekler
       gün olur dönerim / dağlara yüzüm olsun

 çözün ellerimi / ciğerparelerimi okşayacağım
       sözün bahtsızlığına / güvenin duvarına çarptım
       devlet adına gafil avladılar / onu anlatacağım

 ağlama bebeğim / ay battı / yıldız kaydı / umut güneşte
       gül gülümse / karanlıkta yıldızlarımızı çalacaklar
       gülümse ki uzasın zaman / güneş doğacak dayan
       dağlar yeniden yeşerir / senin yaşamdan alacağın var
       çözün ellerimi kollarımı / “dara” duracağım
       karanlığı aydınlığa bırakın / gecemi bana verin
       hakka niyaz bu / ellerimi göğsümde tutacağım
       söylesin kimin ne suçu var / birde ona soracağım
        çözün ellerimi
                 salıverin kollarımı
                            onlarla yürüyeceğim

 bedenler süngüye teslim / sesler kurşuna suskun
       yankısız kaldı çığlıklar / doğmadı güneş o gün
       beyaz entari üzerinde / sakalı dökülmüş dizine
       yaşlılık ağır yük / tepeyi güç aşar öbür yüzüne
       
şal sapık örer gibi / nakışladılar karanlık yollara
       kucakta bebeler ağlaşıyor aç / “yürümüyor  çocuklar
       olan oldu “pepo keko” korosu /tan ağarınca öyküler
                                                      konya’ya “sürgün var

10-) bir baykuş seslendiriyor ölüm türküsünü
            bir çocuk koşuyor düşe kalka itile kakıla
                   bir yaşlı kadının ölüm öncesi hıçkırığı
                         kanamalı bir hasta arıyor kan tükürecek yüz
                               bir bebek yapışmış memeye bırakmıyor
                                      meşeliklerde bir ağustos böceği acılar içinde
      karnı burnunda anneyi basmış ter /yürüyemiyor
                gerilerde yüklü acılar içinde / debelenir yerlerde
                        başucunda bir er / ar duvarını yıkıyor doğum sancısı
        zifirde ki sürgüne  /  kör karanlığın yok bir ışık kapısı
                  “devriyenin “ acelesi var çünkü sürgün hileli
                           ışıdı ışıyacak tan / ay yansır karanlığa/ hareket başlar  
        kasatura kan revan içinde/ mavzerin ucunda bir cenin
               kör kasatura al al  / inanç ayrı / fikir bileli  
                      bir acı çığlık boğar karanlığı / yıldız sıvışır/ gök kararır
                               yer susar / ne yakın /ne uzak / ne de yukarıdaki görür
        mavzerin ucunda bir bebek /can pazarında
                 göbekten bağlı annesine / yaşama gözlerini açamadan
                         el sallar dünyaya / hırsından meşelikleri sıtma tutar
                                   tanık olmak istemezler bu vahşete
                                             olanca yaprağını döker

babası mı / o şimdi asker / van’da / adı musté weli
        weli
nin oğlu /askere alındı / korumak için vatanı
               geride al kana boyanmış /“ayşe gelini’nin fistanı
                     acılar içinde ayşe gelin / “asker babası duymasın
yavrusuna şahin körpe gelin / tek dalış iki pençe
        yakalar kasaturalı vicdansızı / kendisiyle atar yardan
                   suya boğulan çığlıkların öfkesi /dolanır “pepuğ” diline
                            daldan dala öter / civarikte /ölümüne “sürgün var”

           not :  “süngü tak gaz dök yak” / “devriye”ye son komut
                   ramazan deresi kana doyar / bu vahşete tanrı tanık
                                          ***

(Hüseyin Akar   2003
            Utopya Basın Yayın
                     DERSİM ÇIĞLIĞI s. 7-21-34) den

Dersim Çığlığı

13 Ocak 2012

               DERSİM ÇIĞLIĞI                                    

                 Önsöz

 Devleti Yönetenlerin “Dersim Mantığı!
1935’te çıkarılan “Tunceli” Kanunun 1937-38 uygulaması, Dersim halkının kırılmasını, yörenin kültür değerlerinin yok edilmesini sağlamakla kalmadı, Dersim coğrafyasında, devletin resmi ideolojisi olarak pekişti. Yeni Cumhuriyet idaresinde, bu yaklaşımı yaşama geçirmeyi, devlet yönetiminde yöntem edinenler; insan haklarını, çağdaşlığı, Cumhuriyet ilkelerini bilmeyen, yasayı “ferman”dan ayırabilecek becerileri olmayan, Osmanlı geleneğine aşina, baskı, şiddetten yana kimselerdi.  Bu mantığın, bugün de devam ettirildiğini üzülerek belirtiyoruz.
          Dersim’de; orman yakma, ev yıkma, tutuklama, tutukluyu yok etme, faili meçhul cinayet, anadil yasağı, gıda ambargosu, seyahat gibi her türlü hürriyeti kısıtlayıcı, şiddet içeren ezici yaptırımlar, yargıdan uzak, bu mantığın koruması altında. Öylesine ki birçok maceraperest bu coğrafyada her türden eşkıyalık yaptıktan sora kayıplara karışabiliyor.
          Bu da “devlet terörünün” canlı tutulmasını sağlıyor: Devlet orman yakıyor, “içinde terörist barınmasın”; katırını öldürüyor, “terörist binmesin”; gıda ambargosu uyguluyor, “terörist yemesin”. Ev basma, köy kuşatma “terörist bulmak içindir!
         Bugün gelinen noktada, her türlü yolla ezmeyi öngören bu yaklaşım, “bir üst kimlik”, yani ırkçılık adına yapılmaktadır. Çoğunlukla Dersim’de uygulanır, hep de sorgusuz atlatılır…
         Bu yaklaşımla, devlet yönetmenin kolayını bulan cumhuriyet hükümetlerinin, yaşama geçirdiği, kanıksadığı ve adına da “Dersim Mantığı dedikleri uygulama budur…
        Yoksa, gündüz gözüyle köyleri kuşatan, köylünün göz nuru emeği üzerine, evlerini yıkan, ormanını yakan, tutukladığı tutukluların kaybından sorumlu tutulmayan, helikopter içindeki güvenlik güçlerinin “kurt uluması” Dersim semalarında yansırken; dönemin Başbakanı Çiller, İçişleri Bakanı Menteşe , dert yanan muhtarlara:
         “Muhtarlar o helikopterler bizim değil, onlar Rus, Afgan, Ermeni veya PKK helikopterleri” diyebilir mi?
           Devleti yönetenler, bu baskı ve şiddet yaklaşımını şöyle dillendirebiliyor: “Kürt kimliğini yok sayan ve yalnız şiddet kullanarak karşısındakini her türlü yolla ezmeyi öngören yaklaşım? Buna “Dersim Mantığı” deniliyor.
          İşte, Dersim Çığlığı  tümcenin yansıyan resmi!
          Zeka düzeyleri, “bölücülük” yaygarasının üstüne çıkamayan yöneticiler, böylece  bu güzel ülkeyi soydu ve bitkisel hayata soktu. Bunların “Çakıl taşı edebiyatı” ile “ayrılma”, “bölme”, “bölücü” gibi; ırkları, inançları çatıştırma, birini öne, diğerini arkaya iterken “öküz altında buzağı aramasın”lar…
           Ben bu ülkeyi çok seviyorum: Güçlenmesini istiyorum, birliğinden yanayım, insanlarını seviyorum kardeşliğinden yanayım, AB’ne girmesini istiyorum, halkın bilinç ve ekonomik güçlülüğünden yanayım. Türk ve Kürt halkı bin yıl beraber kardeşçe yaşadı ve yaşayacaktır. “Ne mutlu öylesi birliğe…
          
Ateş düştüğü yeri yakar”. “Dersim” ateşin düştüğü yerdir. Yanan bedenlerin, közleşen yüreklerin yansıması da; “Dersim Çığlığı”…
           Çektiğimiz çileleri, uğradığımız zulmü taşıyamaz olduk, kanıt gösteriyoruz, dil döküyoruz, inandıramıyoruz, yazdıklarımız, çizdiklerimiz potansiyel suç oluyor, gerisin geri, üstümüze geliyor.
           Yakamız zulmün elinde, can zorda, yürek kafeste çığlık çığlığa, birine anlatamadık diyemiyorum, bir anlayanı bulamadık.
           Acılarımızı ağıtlarımız taşıyamadı, sazımızı, sözümüzü dinleyen olmadı, dert çok, acılar içimizde kördüğüm…
           Umutlarımızı dorukların yeline, sevdalarımızı Munzur’un sularına kaptırdık. Onlar, Munzur Vadisinde alabalıklarla ölüm orucunda, Munzur’un önüne çekilecek “kör duvar” bittikten sonra suyun toplanması, tüm canlıların ölümü olacak. Evet, Dersim’i doğası ile boğacaklar suya.
           Acılar coğrafyasının bu çığlığına: Siz ister, düz yazı; nesir, epik veya lirik şiir, eleştiri, ezop dili, mizah, siyasi nitelikli yazı, ne derseniz deyin. Ola ki çileyen kuş “Pepu-keko ké çukuşt, çıma kuşt” dilinin bir anlayanı, bileni olur.
           Ben diyorum ki yazılanların tümü ateşin düştüğü anın ve yerin somut çığlıklarıdır. Tekrarı  iniltilerin benzerliği, rutin zulüm çığlığının içgüdüsü yapısında var. Hoş görünüşünüze sunulur.

                                                                                          Hüseyin Akar
                                                                                                   Temmuz  2003   BODRUM 

                                                              *
Munzur Çoşkusu                         
o çocuksu yıllarım/ işkence kan ve ölüm
insani süreçlere yenik / bitik erişkinliğim
seycan’ın dizelerinden duyumsadım aşkı
şeyh qaji’nın dert yüklü ağıtları ezberim
              bir coğrafya ki ezelden zulmün tetik eri
              bir can ki doğmadan tüm suçluluğu belli
              bir halk ki oku namluların ucunda gerili
              bir inanç ki arap şeriatında yoktur yeri
ne 38 harekatında ne “f” tipi hücrede tükendi
ne yıllar yılı gıda ambargosu zulmünden yıldı
ne pir sultan coşkusundan geri kalmasını bildi
ne yasak / açlık / süngü / kurşun /önünde eğildi
                belli ki dersim coşkusu sinmiş tüm canlısına
               munzur dağı / nehri / alabalığı  anlaşılır belki
               ne ki “dersim”i anlamakta egemen güç azapta
               sancılanan yürek / ufalan suçluların buluncu
                                         *
Dersim
 dersim’in / özgürlüğe yanık geleneği
     canların / “pir-inkrar” sadakatı
         dorukların /uçurum büyüten dağları
              vadilerin /çağlayan köpürten nehirleri
                     munzur’un /şelale küçülten alabalıkları
bin bir yaşamın türküleştiği
      inançlar / etnikler mozayiği
           sazı / sözü/ “yasaklı” dili ile
                    potansiyeli yüksek bir coğrafya
                                                            dersim
iki uçlu yaşamında /“kanına ekmek doğranan
      aşkı-sevdayı / birlikte yaşayan
          dostluğun-cömertliğin / mertliğin-dürüstlüğün
                                                                aşiretleştiği

yiğitliğin sertleştiği
         hakça paylaşımın / dostça bölüşümüm
                  bilinçleştiği
                           çetin direnişlere eşkiya 
                                                     dersim
                                                       *

Munzur
ırmaklar birleştirilir / bir baraj için
      bir munzur’a kırk göze / bir düşün  
             leylak-menekşe /türlerin rengini aldığı
                   kardelen – lalenin / önünde boyun eğdiği
                         su içen çiçek / seğiren kuş / yoluna uçurum “beskov
                               ürkekliğin sıçrama / kekliğin sekme otağı
                                                                                    munzur
beş yüz metreden yumurta vuran
      tırpan bıyıklı / köz yürekli /yiğitler yatağı
           dertlenen  “pepux” / sızlanan ağustos böceği
                   vızıldayan arı /  taş-toprak /yeşil-sarı
havada ki bulut-yağmur /yerdeki sürüngen
      meşe palamudu / ayı ini karınca yuvasına
           can veren ıslaklığı dudaklarında /munzur’un
                   doğa ocağı / anne kucağı /özgürlüğün beşiği 
                                                                             

munzur
                                     *
Coğrafyasıyla Zorda Dersim 

 

 yıl 1938/ yer kutudere
       kutudere’de gün dönerken “zéle”
           kuzgun çökmüş leşe
                karanlık dış ağrısı gibi zonklar
harçık suyu kıpkızıl
     alınan can /akan kan
          tesellisiz günler kördüğüm
                 kanla doyanlar her seferinde
                       bu aşk sevgi bahçesinden
                            sürekli çiçekleri yolar
kayalara çarpan su
     aydınlığı yansıtan doruk
          özgürlüğün koyağında ki yürek
               yaşam suçlusu
” / inan / hepsi bu
                                     *

minelyum 2000 / dersim’de her yer
işkence / sürgün /katliam
         ev yıkma – orman yakma
              ekinde “faili meçhullar” /  caba
                    akan kanlar yetmedi / sıra doğada
ırkçı egemen diyor ki
      “akmasın munzur / önüne beton daya
            alabalıkları kapat / bu kör kuyuya
                 sürdük- ezdik  / aç bıraktık / olmadı
                          son planı bir  uygula

                               baraj yapıyoruz diyelim
                                       
dersim’i boğalım suya

 

sülbüs’ün öte yüzünde / ta uzaklarda
     ola ki kutuplarda
              güzelliklerin doruğunda bahar
                      gel gör ki anadolu’da
                               dersim coğrafyası zorda
genç-yaşlı / sakat-hasta /her yaşta / ille ki bebeler
         en çok da yeşile kıyılır /meşe palamudu dahil
                vahşetin kurtlaştığı her an
                           dersim kan revan
sığındığı koyakta / “dırvetine” tuz basan
      son nefesini  bebesine ayıran
               sarılı dört bir yan 
bir annenin yürek közleyen çığlığına
       bir yılan süzülür koyaktan
             bir yarasa asılı boynundan
                      bir baykuş öter karanlıkta
                             “pepo-keko” kuşu sırada
                                        acı üstüne acı öyküler
                                            *
yıl  1994 yer tunceli

yıkılan evlerimizin
       yakılan ormanlarımızın
             boşaltılan köylerimizin
                  yanıt bulamayan çığlığı
dersim vatan
      evlerimizi devlet yaktı
          üstte helikopterlerde tim
               kurt işareti yaptılar
                   yine geliriz dediler

amerika görmüş / epey ekonomi okumuş
      hükümetin başı / başbakan çiller
          
zülüm gören / muhtarları yanıtlar
               yüzünde neşe / yanında
                  devletin iç kapı gıcırtısı

                       menteşe
işte bu / her zamanki yanılgınız
        tim ev yıkmaz /orman yakmaz
             kurt işareti / bir görsel parola
                  anlamanız güç /çünkü devlet derin
                      muhtarlar / o helikopterler bizim değil
                           pkk rus Afgan Ermenilerin

                                     

çiller çilelerle
      sözümüze güven
             ölümüze kefen biçilmez
suçlu-suçsuz
       silahlı -silahsız
               sağlam-hasta
                    genç -yaşlı her yaşta
                        koynundayız ölümün
hasılı dört bir yandan sarılmışız
         göçe zorlanıyoruz
                munzur süt anamız
                       dersim coğrafyamız
                            aşiret bazından ayırıp
                                 kefene uygun biçilmişiz.

 

 

                        

 

 (Hüseyin Akar  2003
    Ütopya basın yayaın
             DERSİM ÇIĞLIĞI s. 7-20) den

 

 

 

 

Arama

ARŞİV

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Nis »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Ziyaretçi Sayısı: