Aralık, 2012

Başbakana Arzuhalim

18 Aralık 2012

          Başbakana Arzuhalim                                                      
         Sayın Başbakanım
         Katliamların en acımasızı, hamile kadınların karınlarını süngü ile deşip, cenini süngüye  takan ruh hastası idam mahkumlarının, asker yerine kullanıldığı “Dersim Katliamı dır.
         1938’de devlet güçleri, ailemden 25 çocuk,15 kadın, 54 masumu “sürgüne” diye aldı.  Yolda biribirlerine bağlayıp üstüne gaz dökerek göz önünde cayır cayır yaktılar
        “İsyan ettiler”  diye  silahsız 70-80 bin Dersim’linin canına kıyıldı, sürüldü, geride kalan tüm canlı, cansızın isimleri Türkçeleştirildi. Bu katliamın mağduru ve canlı tanığıyım:
         Uşen adım Hüseyin, babam Hemed, Hamit oldu.  Köyüm Cıvrak, Sarıyayla, ilçem Kızılkilise Nazimiye, ilim Dersim  Tunceli oldu. Duzgın Bawa’ı  Düzgün baba yaptılar. 
        Seksen yıldır varlığım başka bir“…varlığa armağan” ediliyor. Tanrıyı insanda kutsayan inancım “sapık”, ibadet yerim Cem evi,ucube”  görüldü. Ruhum bedenimden uzaklaştırıldı.
        Bu aile faciasını,(ad ve yaşlarını belirterek) yayınladığım 1989’da;  halkı ırk,  bölge , mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçunun işlendiği , Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan görüşlere yer verildiği..” suçlamasıyla  İDG Mahkemesinde  yargılandım.
          Devlet bu katlettiklerini, “01/01/1938 tarihinde, sari bir hastalıktan öldü” diye de kayıtlara geçirmiş. Bu, katliamın bilinçli işlendiğinin bir kanıtıydı. Sonuçta mazlum suçlu!.
          “Dersim dört dağ içinde” ya, “Kürt, Alevi” ya, çığlıklarımızı duyan olmuyor. Uğradığımız zulmü, çektiğimiz çileleri taşıyamaz olduk. Acımızın yasalarda karşılığı yok. Çığlıklarımız, potansiyel suç olarak gerisin geri sırtımıza yükleniyor.
         Cumhuriyet hükümetleri başarısızlıklarını, ezdikleri kimliklerin zinde güçlerine yüklemeyi rutin hale getirmiş. Bunda en çok ezilenler “çifte kavrulan” Dersim’liler oluyor.
        Sayın başbakanım
       Dersim halkı ana dili, Tanrı’yı insanda kutsayan inancı, doğayla özdeş bir yaşama aşina. Munzur Vadisi, bağrında barındırdığı alabalığı ve bin bir canlısıyla kutsanan bir bölge. Vadinin her bir pınarı,  kayası,  koyağı; ayrı bir öyküyü, zengin bir kültürün kaynağı. Munzur suyu, “Zemzemle” eş kutsanır. Munzur suyuna atılan çakılcıklarla, bu su üzerine yemin edilir. Yemine bağlı kalmayanın “şanı ve şerefini”  bu suyun “götürdüğüne” inanılır. Bu nedenle suyun akanı, coşanı, çağlayanı, yaralara merhemdir. 
         Dersim Katliamı’nda sürülen Dersim’liler (1947  af kanu ile) 1992-94 te devlet güçlerinin yakıp yıktığı köylerden kovulanların yine tümü, Dersim’e geri döndü. Bu dönüşlerde en önemli etken inanç iradelerini kullanma olasılığı yani yöre doğasıyla olan bütünleşmesidir.
         Osmanlı, kendisine karşı çıkan “gücü”  dağıtıyordu.  Cumhuriyet devri,  kitleleri ana dilinden, özgür inanç iradesinden uzaklaştırmak için “sürüyor”. Sürgün ettiklerini gittikleri yerlerde  “öteki, vatan hain, asi, sapık inançlı”  ilan ederek yöre halkıyla bütünleşmesini engellendiğinde sonuç, perişanlık ve geriye dönüş olur.  
         Geriye dönünce de, “Benim gibi olacaksın” diretmesini sürdüren ırkçı dindar erk, yöreyi insansızlaştırmak içi Munzur Vadisini barajlarla suya boğma çabasını sürdürüyor.  
        Oysa bu bölgede planlanan barajlar, Keban Barajı’nın “teresubatla” dolmaması için ön görülmüştü. Enerji amaçlı değiller. Getirileri, bedellerinin çok altında.  Bunu, konuyu incelemiş uzman teknik kişi olarak biliyorum. İncelediğinde, Pülümür Barajı jeolojisinin su kaçıracağı, Konaktepe Barajı ise, taşıma su ile doldurulacağı görülecektir..  
        Sayın Başbakanım                            
      “Dersim 38 çığlığını” duyan,  “Dersim Katliamı” için devlet adına özür dilemekle bir ezberi bozan tek Başbakan siz oldunuz (sonunu getirmedi dense de) . Dersim halkı, çığlığını duyanı,  acısını paylaşanı  unutmayacak kadar kadirşinastır.
          Bu halk “İnancının” cem evi olan Munzur Vadisi’ni koruma “direniş çığlığını” duyacağınızdan da emindir.. Bu güne dek yapılmayan Akbayır-Konaktepe ve Pülümür barajlarından vazgeçilmesi Munzur Barajlar  sorunun çözümünü için yeterlidir. .
         Sayın başbakanım
         Genel başkanı olduğunuz AKP on yıldır tek başına iktidar ve sizde bu iktidarın başındasınız. İlk iki dönemde “Kürt, Alevi, Romen, demokratik açılımlarla ülke sorunları için sergilediğiniz duruş, gösterdiğiniz çaba ile “aranan” Başbakan oldunuz.
           2006 da Diyarbakır’da;Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepimizin sorunudur. Benim de sorunumdur”..  Yaklaşımınız ülkeler zapt eden Sultanlara yaraşır bir girişti. Bununla Kürtlerin ve Alevi inançlıların yanık yüreğine su serpmiş, ezilen kitlelerin umudu olmuştunuz. 
        Ne ki son seçim zaferi, anketlerin oy artış şehveti  “istediğimi yaparım” vahameti, AKP yi ; uzlaşmaz, mezhepçi, gergin,  elde edilen kazanımları yitiren bir mecraya itti…
        İçte, yerel yönetim seçimlerinde  % 60-80 oy alan “Kürt –halk iradesi-  seçilenlerini” tutuklama, KCK operasyonları, on binlerin hapsi,  “PKK ile görüştü” diye Kürt vekil dokunulmazlığını kaldırma, Kürtleri yok sanma ve “Kürt siyasi katliamı” girişimidir.       
         İttihatçı’ icadı “tek soy-tek inanç” devlet klasiğinin bu güne dek getirisi hep; zulüm, gözyaşı, işkence, sefalet, kan, ölüm olmuştur. Koçkiri, ağrı, Başkale, Dersim, Zilan ve  Çorum, Maraş,  Gazi mah., Sıvas Katliamlar  bunun ürünleri.
         “..sessiz kalırsak bu millet bizi af etmez, Allah da..  bu sentezin “-İslam’ı kolu. Bu  “Şeyhülislamlık” fetva ile: pozitif bilimle yönetilen topluma, inanç bilimi yani “şeriat” ön görülüyor..Türk yerine  şimdide “İslam’ı baskı  önceliği getiriliyor      
         Dışta, komsu Suriye ile savaşıyoruz, uçağımızı düşürdü, İsrail, gemimizi vurdu, Irak bakanımızı havada tersyüz etti, İran tehdidi, Rusya uyumsuzluğu sürüyor. Ortadoğu’da liderliğe aday Türkiye, Filistin için Mısır’ın gölgesinde kaldı. 
          Kazanımların bu düşüşü,  “ustalık dönemi” politikanızın açmazı. Şimdi bütün umutlar, NATO (dış güç-Patriotler) korumasına kilitlenmiş durumda.
          Kürtleri “terörle” özdeşleştirip “Kürt sorunu yok PKK  var” demekle bir yere varılmaz. Terörist kavramı soyut bir kavramdır. Size göre “İsrail devleti terörist.” Hamas,  El-fatih, İslam kardeşler ve bunların liderleri dünün teröristi, bu gün en iyi dostları(n)mız.
       Sayın Başbakanım
      Az bir empati yeter artar da: Almanya’da ki işçilerimize Türkçe öğretilmemesine, “asimile”  hatta “insanlık suçu” dediniz.  Devletimiz 120 bin Türk için KKTC ini kurarken, içindeki on beş milyon Kürt’ün anadilinde eğitimine ve aynı yoğunlukta ki Alevi inancını yok sanıyor. Ana dilde eğitim, inanç özgürlüğü insanı bir haktır. Pazarlık konusu edilemez.
         Siyaset, halk kitlelerini yönetme sanatıdır.  AKP’ye oy verenler “istedi” diye oy vermeyen %53 halk kesimi dışlanamaz. Ülkemizde Türk ve Sunni çoğunluğu bir realite. Bu realite istiyor diye bir Ermeni’yi haklama, Kürt-Alevi kimliğini yok sanma, ne insanı nede evren hukukla bağdaşır.  
          Seçmen,nin % 72sinin beyaz olduğu bir ülkenin siyahı  başkanı (Obama) diyor ki:  “..Bu ülkenin diğer ülkelerden da,ama bizi zengin yapan bu değil. Tarihteki en güçlü orduya sahibiz, ama bizi kuvvetli yapan bu değil. Üniversitelerimize kültürümüze tüm dünya imreniyor ama dünyanın bizim kıyılarımıza gelmeye devam etmesinin nedeni de bu değil.  Amerika’yı istisna yapan dünyadaki en fazla çeşitliğe sahip milleti bir arada tutan bağlardır. Ortak kaderi paylaştığımıza dair bu ülkenin sadece birbirimize ve gelecek nesillere yükümlülüklerimizin olduğunu kabullenmemiz halinde işleyebileceğine dair inançtır.
        Anadolu, Amerika’dan daha çok“en fazla çeşitliliğe” sahiptir. Önemli olan bu “çeşitliliği” bir arada tutmaktır. Bu da (mezhepçi oyu için) kentlerin en kalabalık alanlarına, en görünür tepelerine, cami minaresi dikmekle gerçekleşmez..

 

Başbakana Arzuhalim                                                 Hüseyin Akar                      

           Sayın Başbakanım
           Katliamların en acımasızı, hamile kadınların karınlarını süngü ile deşen ruh hastası idam mahkumlarının, asker yerine kullanıldığı “Dersim Katliamı dır.
           1938’de  devlet güçleri, ailemden 25 çocuk,15 kadın, 54 masumu “sürgüne” diye  aldı.  Yolda biribirlerine bağlayıp üstüne gaz dökerek cayır cayır yaktılar
           Dersim katliamında  silahsız   çocuk kadın, 70-80 bin masum cana kıyıldı, sürüldü, geride kalan tüm canlı, cansızın isimleri Türkçeleştirildi. Bu katliamın mağduru ve canlı tanığıyım. 
         Uşen adım Hüseyin, babam Hemed, Hamit oldu.  Köyüm Cıvrak, Sarıyayla, ilçem Kızılkilise Nazimiye, ilim Dersim  Tunceli oldu.
         Seksen yıldır varlığım başka bir“…varlığa armağan”.Tanrıyı insanda kutsayan inancım “sapık”, ibadet yerim Cemevi, “ucube” görüldü.
         Bu aile faciasını,(ad ve yaşlarını belirterek) yayınladığım 1989’da;  halkı ırk,  bölge , mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçunun işlendiği , Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan görüşlere yer verildiği..” suçlamasıyla  İDG Mahkemesinde  yargılandım.
        Devlet bu katlettiklerini, “01/01/1938 tarihinde, sari bir hastalıktan öldü” diye de kayıtlara geçirmiş. Bu, katliamın planlı işlendiğinin bir kanıtıydı. Yine de mazlum suçlu!
       “Dersim dört dağ içinde” ya, “Kürt, Alevi” ya, çığlıklarımızı duyan olmuyor. Uğradığımız zulmü, çektiğimiz çileleri taşıyamaz olduk. Acımızın yasalarda karşılığı yok. Yazdıklarımız, potansiyel suç olarak gerisin geri sırtımıza yükleniyor.
         Cumhuriyet hükümetleri başarısızlıklarını, ezdikleri kimliklerin zinde güçlerine yüklemeyi, rutin hale getirmiş. Bunda en çok ta “çifte kavrulan” Dersimli oluyor.
         Sayın başbakanım
          Dersim halkı, ana dili, Tanrı’yı insanda kutsayan inancı, doğayla özdeş bir yaşama aşina. Munzur Vadisi, alabalığı, bağrında barındırdığı bin bir canlısıyla kutsanan bir bölge. Vadinin her bir pınarı,  kayası,  koyağı; ayrı bir öyküyü, çeşitli bir kültürü simgeler. Munzur’un suyu, “Zemzemle” eş kutsanır. Munzur suyuna atılan çakılcıklarla, bu su üzerine yemin edilir. Yemine bağlı kalmayanın “şanı ve şerefini”  bu suyun “götürdüğüne” inanılır. Bu nedenle suyun akanı, coşanı, çağlayanı, yaralara merhemdir. 
         Dersim Katliamı’nda sürülen Dersim’liler ve 1992-94 te devlet güçlerinin yakıp yıktığı köylerden kovulanların tümü Dersime döndü. .
         Osmanlı, kendisine karşı çıkan “gücü”  dağıtıyordu.  Cumhuriyet devri,  kitleleri ana dilinden, özgür inanç iradesinden uzaklaştırmak için “sürüyor”. Sürgün edilenleri, gittikleri yerde  “öteki, vatan hain, asi, sapık inançlı”  lanse ederek yöre halkıyla bütünleşmesi engellenir. Sonuç perişanlık ve geriye dönüş olur.  
       Ne ki ille “Benim gibi olacaksın” diretmesini sürdüren ırkçı dindar erk, yöreyi insansızlaştırmak içi Munzur Vadisini barajlarla suya boğma çabasını sürdürüyor.  
         Oysa bu bölgede planlanan barajlar, Keban Barajı’nın “teresubatla” dolmaması için ön görülmüştü. Enerji amaçlı değiller. Getirileri, bedellerinin çok altında.  Bunu, konuyu incelemiş uzman teknik kişi olarak biliyorum. İncelediğinde, Pülümür Barajı jeolojisinin su kaçıracağı, Konaktepe Barajı ise, taşıma su ile doldurulacağı görülecektir..  
        Sayın Başbakanım                            
      “Dersim 38 çığlığını” duyan,  “Dersim Katliamı” için devlet adına özür dilemekle bir ezberi bozan (sonunu getirmedi dense de)  tek Başbakan siz oldunuz. Dersim halkı, bunu unutmayacak kadar kadirşinastır.
       Bu halk “İnancının” cem evi olan Munzur Vadisi’ni korunması “direniş çığlığını” duyacağınızdan da emindir..  Bu güne dek yapılmayan Akbayır-Konaktepe ve Pülümür barajlarından vazgeçilmesi Munzur Barajlar  sorunun çözümünü için yeterlidir. .
        Sayın başbakanım
         Genel başkanı olduğunuz AKP on yıldır tek başına iktidar ve sizde bu iktidarın başındasınız. İlk iki dönemde “Kürt, Alevi, Romen, demokratik açılımlarla ülke sorunları için sergilediğiniz duruş, gösterdiğiniz çaba ile “aranan” Başbakan oldunuz.
        2006 da Diyarbakır’da;Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepimizin sorunudur. Benim de sorunumdur”..  Yaklaşımınız ülkeler zapt eden Sultanlara yaraşır bir girişti. Bununla Kürtlerin yanık yüreğine su serpmiş, ezilen kitlelerin umudu olmuştunuz. 
         Ne ki son seçim zaferi, anketlerin oy artış şehveti  “istediğimi yaparım” vahameti, Partiyi; uzlaşmaz, mezhepçi, gergin,  elde edilen kazanımları yitiren bir mecraya itti.
        İçte, yerel yönetim seçimlerinde  % 60-80 oy alan “Kürt –iradesi-  seçilenlerini” tutuklama, KCK operasyonları, on binlerin hapsi,  “PKK ile görüştü” diye Kürt vekil dokunulmazlığını kaldırma, Kürtleri yok sanma ve siyasi katliamı girişimidir.       
        İttihatçı’ icadı “tek soy-tek inanç” devlet klasiğinin bu güne dek getirisi hep; zulüm, gözyaşı, işkence, sefalet, kan, ölüm olmuştur. Koçkiri, ağrı, Başkale, Dersim, Zilan ve  Çorum, Maraş,  Gazi mah., Sıvas Katliamlar  bunun ürünleri.
         “..sessiz kalırsak bu millet bizi af etmez, Allah da..  Sentezin “-İslam’ kolu. Bu  “Şeyhülislamlık” fetva ile: pozitif bilimle yönetilen topluma, inanç bilimi yani “şeriat” ön görülüyor..Türk-İslam yerine  şimdide “İslam- Türk” diretmesi!      
        Dışta, komsu Suriye ile savaşıyoruz, uçağımızı düşürdü, İsrail gemimizi vurdu, Irak bakanımızı havada tersyüz etti, İran tehdidi, Rusya uyumsuzluğu sürüyor. Ortadoğu’da liderliğe aday Türkiye, Filistin için Mısır’ın gölgesinde kaldı. 
       Kazanımların bu düşüşü, “ustalık dönemi” politikanızın açmazı. Şimdi bütün umutlar, NATO (dış güç-Patriotler) korumasına kilitlenmiş durumda.
       Kürtleri, terörle özdeşleştirme, “Kürt sorunu yok PKK  var” demekle bir yere varılmaz. Terörist kavramı soyut bir kavramdır. Size göre “İsrail devleti terörist.” Hamas,  El-fatih, İslam kardeşler ve bunların liderleri dünün teröristi, bu gün en iyi dostlarınız.
      Sayın Başbakanım
       Az bir empati yeter artarda: Almanya’da ki işçilerimize Türkçe öğretilmemesine, “asimile”  hatta “insanlık suçu” dediniz.  Devletimiz 120 bin Türk için KKTC ini kurarken, içindeki on beş milyon Kürt’ün anadilinde eğitimine ve aynı yoğunlukta ki Alevi inancını yok sanıyor. Ana dilde eğitim, inanç özgürlüğü insanı bir haktır. Pazarlık edilemez.
       Siyaset, halkı yönetme sanatıdır.  AKP’ye oy verenler “istedi” diye oy vermeyen %53 halk kesimi dışlanamaz. Ülkemizde Türk ve Sunni çoğunluğu bir realite. Bunlar istiyor diye bir Ermeni’yi haklama, Kürt-Alevi kimliğini yok sanma, ne insanı nede evrenlikle bağdaşır.  
          Seçmen,nin % 72sinin beyaz olduğu bir ülkenin siyahı  başkanı (Obama) diyor ki:  “..Bu ülkenin diğer tüm ülkelerden daha fazla serveti var, ama bizi zengin eden bu değil. Tarihteki en güçlü orduya sahibiz, ama bizi kuvvetli yapan bu değil…. Amerika’yı istisna yapan dünyadaki en fazla çeşitliğe sahip milleti bir arada tutan bağlardır. 
  
        Anadolu, Amerika’dan daha çok“en fazla çeşitliliğe” sahiptir. Önemli olan bu “çeşitliliği” bir arada tutmaktır. Bu da, mezhepçi oyu için, kentlerin en kalabalık alanlarına, en görünür tepelerine, cami minaresi dikmekle gerçekleşmez.

 

 

 

Cıvrak köy derneği yönetimine

2 Aralık 2012

         CİVRAK  KÖYÜ   Yönetim Kuruluna

        Sevgili köylülerim
       İnsanlar çok zulüm görmüştür, yakın asrı ele alırsak ( gelişen koşullarda) Civariklilerin gördüğü zulüm insanlık tarihi içinde sıra dışı, çok önemli bir yer tutar: Zeki, dürüst, çalışkan, ezilen dışlanan halkının gerçeği için canını ortaya koyan özverili yiğitlerin, hileli, komplo şer oyunlarla ile namertçe yok edilmesi acıların en beteri.  Uzatmadan , B. Bertal Efendi devlete,  torunu Dr. Sait; eşine dostuna dava arkadaşına olan güvenin kurbanı oldular.
        Dr Sait’e,  halkı uğruna canını adadığı dava arkadaşları, birlikte savaşan lider kıydı.
Dr Şıvan’ın bu oyuna gelmesi, halkını ezilmişlikten kurtarma azmi ve dava arkadaşlarına olan aşırı güvenidir. Eşi dostu seveni, birlikte oluşturduğu siyasi oluşumun temsilcileri, Dr. Şıvan’ı  dar döneminde yalnız bıraktı. Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin derin güçlerin istemi doğrultusunda Dr Şıvan hareketi (Kürt aydınlarca bilin) yok edildi..
          Komplo teorisinin tek kanıtı: “Kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı “denen dört sayfalık bir yazı oldu. Önce buna okumuşlar inandırıldı. Bunların içinde  Dr.un çevresini  etkileyebilen kişiler buldular, bunları değişik oyunlarla  elde ettiler. D. Sait’i öcü ve katil göstererek ölüme terk ettiler. Bunların içinde Şıvanı seven Civariklilerin oluşu elem verici bir  talihsizlik oldu (1971 den sonra bir Civarikli okumuş  Dr. Saitİn katili  TKDP ya (Derveşe Sado- Şerafettin Elçi ile)  ve Mesut Barzani’ye hizmeti, Şıvan’a vefasızlığı zirveye çıkardı).            
           30-35 yıl bu komployu çözmekle uğraştım. Komployu vicdanen çözmüştüm ancak bu belgenin sahte olduğuna kimseyi inandırmıyordum. Bu işle görevli Faik Savaş belgeyi Berlin’deki yerinde gösteriyor ancak fotokopisini kimseye vermiyordu. Bu sahta olduğuna dikkatımı çekmişti.2oo5 yılında bu belge bir kitapta yayınlanınca M.Ali’ye bildirdim  M.Ali bana inanmıyordu. ( çatışma mektupları bende, Civarik “birliği” için bu güne dek saklı tuttum)
            M.Ali aramızdaki tartışmadan sonra (benden kurtulmak, ya da duyduğu kuşku nedeniyle) bu komplonun kanıt  belgesini bilirkişi incelemesine verdi. Netice benim düşündüğüm gibi yani Dr. Şıvan’ın “el yazısı ve ifadesi ve itirafı” denen belge sahte çıktı. Yani Dr. Sait dostu Sait Elçiyi öldürmemişti. Bu haince kurulmuş “Osmanlı yunu”  hain bir kurguydu.  Bu noktadan sonra ben M.Ali, ve kardeşini  vicdanlarıyla baş başa bıraktım ve sustum….
            Bu yıl “Dr. Sait’in katil olduğunu”  ima eden bir kitap yayınlandı. Yazarlığı “Sait” gerçeğinden uzak, bir masum yeğenine yüklendi. Dr.un kardeşi ve oğlu katillerin ayağına götürüldü, hain eller öptürüldü. Bu tablo, bilirkişi raporunu inkar, katile biat, aileyi açıkça aşağılamaktı.  Sevgili arkadaşlar ,ben bunu kötü niyete değil  de “insanı zaaflarına,” yoruyorum.
           Her kesin bir siyasi politik görüşü var. Her ne hikmetse M.A. ve SA. kardeşlerin Kürt halkı için politik görüşü, bu güne dek Kürt düşmanlarıyla iş birliği yapan, halkının kanını emen mütegalibe den (ağa şıhğ ulama molla vs.)  yana. Bu nedenle bunlar Dr. Sait’in öldürülmesi hakkında net olamıyorlar. Bakın “Dr. Sait’i kim, niçin hangi hain dubara ile öldürdü diyorlar mı? Hayır. çünkü bu  “hain komployu kuran, Kürt düşmanı unsurlar,  dava  arkadaşları ve molladır”.  Bunun anlaşılması da siyasi görüşlerine ters düşüyor.
          Kimsenin siyasi görüşüne karışmıyoruz ama bu görüş için Köy derneğini istismarla Civarikliye mal edilemez. Başta Sayın Hüseyin Ateş, Dr. Sait’e “Dersim kızılbaşı,  koministi  zındığı diye miting düzenleyen  “Şeriat “diye  Ömer yerine Dersimli Hasan’ı (yargısız )  katledenlerin düşüncesinden yana olamaz. İsterseniz danışın kendisine. .
          Ben 2006 da ”SAİTLER KOMPLOSU  Dr. Şıvan ve Barzani Kürt liderliği” kitabımda komployu  bütün gerçeğiyle aydınlattım. Bu işlerine gelmedi karşı çıktılar. Derneğe okuması, bilgi edinmesi için gönderdiğim  3-4 koli kitap tekmelendi, dışarı atıldı sonra geri gönderildi.
          Dernek yöneticileri bu aymazlığın farkında olamadılar. Kitap tekmelemek bilgi ve gerçekleri tekmelemektir, Bu güne kadar bu ayıbı ve ilkelliği deşmemem Civarik birliği içinde Zira Civarik’lilere yaraşmıyan bir ayıptı bu. Üzüldüğüm derneğin alet edilmesi.
         Sevgili Civarikliler :
         İstanbulda tertip edilen ilk Civarik gecesinde beni konuşturmamak için M.Ali yöneticilere karar aldırttı. Çünkü Dr.ru anacağımı biliyordu. Bakın şimdi  Dr. Sait’ten kalan anılarını benim yada hiç birinizle değil de Dr, Sait’n katilleri ile paylaşıyor. Bu uğurda hizmet verenler için değilde Niçin katil uzantıları? Civarikli neden bu kadarını irdelemiyor. Ben ne yapmışım, üstelik Ateşler aile dostlarım.
          Bana alınmaları;  “Siz  ikili oynuyorsunuz,  düşüncenize, derneği alet edip Civariklileri siyasi anlayışına ortak etmeyin.  Barzani Şıvan’ın katili, Kürdü kürde vurduranın,  köy korucuların hamisi, yerel seçimde % 80 oy alan halktan yana olmayan bir liderlik  “diye ikaz etmem ve Dr.Sait alehinde bir belgesini kitabıma almam. M.A.nin İnat ve egosu , tam bir ironi(gülmece) bir az de insafsızca. Bakın köy değerlerinden söz ederken hiç H Akar’n  kitaplarından söz ediliyor mu?  Oysa bunları ben yazmışım ama kapsamı bir kültür ve bu kültür tümüyle geçmiş Civariklilerin  yani kamu malı. Sizlerin.
                                                                                                               *
         Bu ara tv 10 da  Hardo dewresSeyit qesekedarne””  Sait hakkında konuşmalar yapılıyor. Yaşatılan basit basit duygusallıklar. Ben S.A.in ana dili ile yayın yapmasını kutladım ama onun yanında bu ana dilimizin diğer Kürtçe ile donatılmasını kınadım. Dr. Sait ten söz ederken önemli olan (değerli kişiliği yanında) dava arkadaşlarının kendisine açık ihanetidir. Biz Dersimli olarak Devletten Seyit Rızanın mezarını  istiyoruz ama Dr. Saitin katillerinden ellerini öptürürken kemiklerini istemiyoruz.  Bu ne gaflet ne sefalet…hatta…
            Sey Qajiden söz edilirken onları ilk kez yazıya geçiren kaynaktan söz edilmiyor. Oysa bu (Hüseyin akardan) çok ”Civarik Gençler İmajı “ hareketinin malıdır.
           Gerçekleri göz ardı etmek ilkelliği yatığı işin “yavan” kalmasını sağladı. Nitekim tv 10 da gereksiz şekilde “Avaşé İviş” eleştirildi. Kasıtlı yaptıklarını sanmıyorum.  Ama “ne aradığını  bilmeyen bulduğunun farkına varamaz”.  Gerçeklerden çok siyası rotaya öncelik veriliyor,   bilinen gerçeklerden kaçınıyor.
          Sey Qaji hakkında  İki uçlu yaşam ve Dersim’den  Portrler  biyoğrafılerinden  gerekli bilgiler verilmiş. Dünya Kürt Edebiyat Tarihine alınmış. Bunları yok saymak bu değerleri yüceltmez alçaltır. Bu ne kin ne inat yakışır mı Civraklıya?
            Bilgiyi veren H akar olduğu için o bilgi kaçınılıyor. H.Akar yazdığı için Dr. Sait gerçeği kimseye okutulmuyor. Bu bir ayıp. Derneğin, kitabın tekmelenmesi ve geri gönderilmesine karşı sessizliği anlamak da olası değil. Dr. Sait’in dirisine sahiplenmeyenler in kemiklerine sahiplenmieleri düşünülemez. Düşündükleri “anıt mezara” neyi gömeceklerini merak ediyorum doğrusu!
         Gerçeğe arkasını dönenler, gerçekten kaçanlar gidip katil ardıllarıyla iş birliği yapıyor, en yakınlarını götürüp katillerin elleri öptürülüyor bu insani zaaf katile biattır. Elindeki bilirkişi raporuna yok sayarak  Dr. Saitin katil olduğunu ima eden kitabı yayınlıyor. Derneğin bu ayıplara göz yumması doğru değil.
         Bunları yazmakta amacım Cıvrak Köy Derneğinin,  “Kürtler arasında çatışmasının içine alındığı ( derneğin politize edildiği)  bincine varılması, başka bir söylemle derneğin, ezilen fakir fukaradan yana değil de; ağa seyh bey molla  yanında yer alan bir görüşe sürüklenmeye çalışıldığının bilinmesidir. Bu kadarına  hakkımız yok. Dernek duyarlı ve bu tip taraflıklardan uzak durmalıdır bence. Bunu hatırlatmayı bir görev bildim sevgi ve başarı dileklerimle
Hüseyin Akar

 

 

 

  

CİVRAK KÖYÜ Yönetim Kuruluna /İstanbul

Sevgili köylülerim

İnsanlar çok zulüm görmüştür, yakın asrı ele alırsak ( gelişen koşullarda) Civariklilerin gördüğü zulüm insanlık tarihi içinde sıra dışı, çok önemli bir yer tutar:

Zeki, dürüst, çalışkan, ezilen dışlanan halkının gerçeği için canını ortaya koyan özverili yiğitlerin, hileli, komplo şer oyunlarla ile namertçe yok edilmesi acıların en beteri.

Uzatmadan , B. Bertal Efendi devlete, torunu Dr. Sait; eşine dostuna dava arkadaşına olan güvenin kurbanı oldular.

Dr Sait’e, halkı uğruna canını adadığı dava arkadaşları, birlikte savaşan lider kıydı.

Dr Şıvan’ın bu oyuna gelmesi, halkını ezilmişlikten kurtarma azmi ve dava arkadaşlarına olan aşırı güvenidir. Eşi dostu seveni, birlikte oluşturduğu siyasi oluşumun temsilcileri, Dr. Şıvan’ı dar döneminde yalnız bıraktı. Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin derin güçlerin istemi doğrultusunda Dr Şıvan hareketi (Kürt aydınlarca bilin) yok edildi..

Komplo teorisinin tek kanıtı: “Kendi el yazısı ile ifadesi ve itirafı “denen dört sayfalık bir yazı oldu. Önce buna okumuşlar inandırıldı. Bunların içinde Dr.un çevresini etkileyebilen kişiler buldular, bunları değişik oyunlarla elde ettiler. D. Sait’i öcü ve katil göstererek ölüme terk ettiler. Bunların içinde Şıvanı seven Civariklilerin oluşu elem verici bir talihsizlik oldu.

(1971 den sonra bir Civarikli okumuş Dr. Sait katili TKDP ya (Derveşe Sado- Şerafettin Elçi ile) ve Mesut Barzani’ye hizmeti, Şıvan’a vefasızlığı zirveye çıkardı).

*

30-35 yıl bu komployu çözmekle uğraştım. Komployu vicdanen çözmüştüm ancak bu belgenin sahte olduğuna kimseyi inandırmıyordum. Bu işle görevli Faik Savaş belgeyi Berlin’deki yerinde gösteriyor ancak fotokopisini kimseye vermiyordu. 2oo5 yılında bu belge bir kitapta yayınlanınca M.Ali’ye bildirdim M.Ali bana inanmıyordu. ( çatışma mektupları bende, Civarik “birliği” için bu güne dek saklı tuttum)

Aramızdaki tartışmadan sonra (benden kurtulmak, ya da duyduğu kuşku nedeniyle) bu komplonun kanıt belgesini bilirkişi incelemesine verdi. Netice benim düşündüğüm gibi yani Dr. Şıvan’ın “el yazısı ve ifadesi ve itirafı” denen belge sahte çıktı. Yani Dr. Sait dostu Sait Elçiyi öldürmemişti. Bu haince kurulmuş “Osmanlı yunu” hain bir kurguydu. Bu noktadan sonra ben M.Ali, ve kardeşini vicdanlarıyla baş başa bıraktım ve sustum….

*

Bu yıl “Dr. Sait’in katil olduğunu” ima eden bir kitap yayınlandı. Yazarlığı Sait gerçeğinden uzak bir masum yeğenine yüklendi. Dr.un kardeşi ve oğlu katillerin ayağına götürüldü, hain eller öptürüldü. Bu bilirkişi raporunu inkar, katile biattı.

Sevgili arkadaşlar ben bunu kötü niyete değil de “insanı zaaflarına,” yoruyorum.

Her kesin bir siyasi politik görüşü var. Her ne hikmetse M.A. ve SA. kardeşlerin Kürt halkı için politik görüşü, bu güne dek Kürt düşmanlarıyla iş birliği yapan, halkının kanını emen mütegalibe den (ağa şıhğ ulama molla vs.) yana. Bu nedenle bunlar Dr. Sait’in öldürülmesi hakkında net olamıyorlar. Bakın “Dr. Sait’i kim, niçin hangi hain dubara ile öldürdü diyorlar mı? Hayır. çünkü bu “hain komployu kuran, Kürt düşmanı unsurlar, dava arkadaşları ve molladır”. Bunun anlaşılması da siyasi görüşlerine ters düşüyor.

Kimsenin siyasi görüşüne karışmıyoruz ama bu görüş için Köy derneğini istismarla Civarikliye mal edilemez. Başta Sayın Hüseyin Ateş, Dr. Sait’e “Dersim kızılbaşı, koministi zındığı diye miting düzenleyen “Şeriat “diye Ömer yerine Dersimli Hasan’ı (yargısız ) katledenlerin düşüncesinden yana olamaz. İsterseniz danışın kendisine. .

*

Ben ”SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt liderliği” kitabımda komployu bütün gerçeğiyle aydınlattım. Bu işlerine gelmedi. Derneğe okuması, bilgi edinmesi için gönderdiğim 3-4 koli kitap tekmelendi, dışarı atıldı sonra geri gönderildi.

Dernek yöneticileri bu aymazlığın farkında olamadılar. Kitap tekmelemek bilgi ve gerçekleri tekmelemektir, Bu güne kadar bu ayıbı ve ilkelliği deşmemem Civarik birliği içinde Zira Civarik’lilere yaraşmıyan bir ayıptı bu. Üzüldüğüm derneğin alet edilmesi.

*

Sevgili Civarikliler

İlk Civarik gecesinde beni konuşturmamak için M.Ali yöneticilere karar aldırttı. Çünkü Dr.ru anacağımı biliyordu. Bakın şimdi Dr. Sait’ten kalan anılarını benim yada hiç birinizle değil de Dr, Sait’n katilleri ile paylaşıyor. Civarikli neden bu kadarını irdelemiyor. Ben ne yapmışım, üstelik Ateşler aile dostlarım.

Bana alınmaları; “Siz ikili oynuyorsunuz, düşüncenize, derneği alet edip Civariklileri siyasi anlayışına ortak etmeyin. Barzani Şıvan’ın katili, Kürdü kürde vurduranın, köy korucuların hamisi, yerel seçimde % 80 oy alan halktan yana olmayan bir liderlik “diye ikaz etmem ve Dr.Sait alehinde bir belgesini kitabıma almam. M.A.nin İnat ve egosu , tam bir ironi(gülmece) bir az de insafsızca. Bakın köy değerlerinden söz ederken hiç H Akar’n kitaplarından söz ediliyor mu? Oysa bunları ben yazmışım ama kapsamı bir kültür ve bu kültür tümüyle geçmiş Civariklilerin yani kamu malı. Sizlerin.

*

Bu ara tv 10 da Hardo dewres “Seyit qesekedarne”” Sait hakkında konuşmalar yapılıyor. Yaşatılan basit basit duygusallıklar. Ben S.A.in ana dili ile yayın yapmasını kutladım ama onun yanında bu ana dilimizin diğer Kürtçe ile donatılmasını kınadım. Dr. Sait ten söz ederken önemli olan (değerli kişiliği yanında) dava arkadaşlarının kendisine açık ihanetidir. Biz Dersimli olarak Devletten Seyit Rızanın mezarını istiyoruz ama Dr. Saitin katillerinden ellerini öptürürken kemiklerini istemiyoruz Bu ne gaflet ne sefalet…

*

Sey Qajiden söz edilirken onları ilk kez yazıya geçiren kaynaktan söz edilmiyor. Oysa bu (Hüseyin akardan) çok ”Civarik Gençler İmajı “ hareketinin malıdır.

Gerçekleri görmemek yavan kalmanın ilk adımıdır. Nitekim tv 10 da gereksiz şekilde “Avaşé İviş” eleştirildi. Kasıtlı demiyorum. Ama “ne aradığını bilmeyen bulduğunun farkına varamaz”. Gerçeklerden çok siyası rotaya öncelik veriliyor, bilinen gerçeklerden kaçınıyor.

Sey Qaji hakkında İki uçlu yaşam ve Dersim’den Portrler biyoğrafılerinden gerekli bilgiler verilmiş. Dünya Kürt Edebiyat Tarihine alınmış. Bunları yok saymak bu değerleri yüceltmez alçaltır. Bu ne kin ne inat yakışır mı Civraklıya?

Bilgiyi veren H akar olduğu için o bilgi kaçınılıyor. H.Akar yazdığı için Dr. Sait gerçeği kimseye okutulmuyor. Bu bir ayıp. Derneğin, kitabın tekmelenmesi ve geri gönderilmesine karşı sessizliği anlamak da olası değil. Dirisine sahiplenmeyenler kemiklerine sahiplenmiyor. Düşündükleri anıt mezara neyi gömeceklerini merak ediyorum doğrusu!

Gerçeğe arkasını dönenler, gerçekten kaçanlar gidip katil ardıllarıyla iş birliği yapıyor, katillerin elini öpüp biat ediliyor. Elindeki bilirkişi raporuna yok sayarak Dr. Saitin katil olduğunu ima eden kitabı yayınlıyor. Derneğin bu ayıplara göz yumması doğru değil.

Bunları yazmakta amacım Cıvrak Köy Derneğinin, “Kürtler arasında çatışmasının içine alındığı ( politize edildiği) bincine varılması, başka bir söylemle derneğin, ezilen fakir fukaradan yana değil de; ağa seyh bey molla yanında yer alan bir görüşe sürüklenmeye çalışıldığının bilinmesi. Buna hakkımız yok. Dernek duyarlı ve bu tip taraflıklardan uzak durmalıdır bence. Bunu hatırlatmayı bir görev bildim sevgi ve başarı dileklerimle

Hüseyin Akar

Arama

ARŞİV

Aralık 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki   Şub »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  
Ziyaretçi Sayısı: