Şubat, 2013

SAKİNE

16 Şubat 2013

         Üç Kadın İnfazının Düşündürdükleri                  Hüseyin Akar

         Paris’te infaz edilen Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Söylemez’in Kürt-Alevi  kimliği, Türk-İslam’ı) ulusalcılarını, infazın profesyonelce yapılışı katil(ler)in arkasında ki organize gücü çağrıştırıyor. Recep Peker, Türk demokrasisinin amacının, kuvvet yolu uile ulusal birliği sağlamak” olduğunu söyler.  Bunun için geçmişe göz atmakta yarar var: 

          Kürt Sorunu Cumhuriyetle başlar:
          Lozan Konferansı, Kürt sorununa takılınca, TBMM de 70 Kürt kökenli Mebus, Lozan’a Türk-Kürt birlikteliğini içeren telgraflar gönderir. Dersim Mebusu Hasan Hayrı Bey, yöre kıyafeti  “şal-sapık” (Ata onaylı)  giyer TBMM de Türk-Kürt kardeşliğini pekiştiren bir konuşma yapar. Devletimizin tanınması bu oluşumdan sonra gerçekleşir.
         Çok değil bir yıl sonra, Hasan Hayrı’nın bu gayreti (yöre kıyafeti giymesi, Kürt’ü-Türk’e kardeş sayması)  “kıyafet kanununa muhalefet,  Kürtçülük yaptığının” somut kanıtı sayılır. Dersim Mebusu Hasan Hayrı 25 kasım 1925 te Elazığ’da asıldığında son sözü:  “Ey Kürt Halkı! Bizden de ibret alın ve bilin ki, dünyadaki en güvensiz söz, Kemalistlerin verdiği şeref sözüdür” der.
         Devlet, Osmanlı’nın “Ermeni tehcirinde”  Malta Adası’na sürdüğü mahkumları geri getirir. Bunlarla “Kürt,  Alevi katliamları gerçekleştirilir. Adana Halep “Ermeni Kırımı suçlusu, Malta kaçağı Şükrü Kaya, Dersim Katliam’ı İç İşleri Bakanıdır. “Silahını teslim edene asla dokunulmayacak” sözünden sonra katliama, silahını ilk teslim edenden başlar.
          Haydaran Aşireti Reisi  Xıdé  Alı İsme, Komşusu Hormek aşiretinden 54 kişinin canlı  yakılması üzerine; “Avdıle Paşa’nın uçakla attığı bildirilere inanıp silahını teslim edenlerin hali işte ortada, sonu ölümse,  mavzerimin arkasına öleceğim” der dağa çıkar.

        “Türk etnik kimliği” dayatması                                                            
         Devlet, Türk olmayanı “ötekileştirmeye” İlköğretimden başlar:Türküm, doğruyum, çalışkanım, varlığım,Türk’e  armağan”  ezberiyle beyinler yıkandı, kutsal insan “varlığı” bir “meta” haline getirildi. “Kürt diye bir halk yoktur” tezleri, üniversiteler itibarlı bilim kolu oldu. “Kart/kurt” edebiyatı ile “Prof “ olanlar, ırkçılığın bu günkü yılmaz müdafileridir.
       Bunlar Kürtler görsün diye, Doğu, Güneydoğunun her dağına, taşına “Ne mutlu Türküm diyene” yazıldı. Türk-Sunni olmayanlar  çift standartlı yasalarla “komünist Kürtçü ayırımcı,  terörist, vatan haini, düşman”  denerek sürüldü, zindanlarda çürütüldü.
         Bir Türk dünyaya bedel” “En büyük asker bizim asker toplumun şuuraltına yerleştirildi (Darbelerden yana bu bilinç, 1982 dikta anayasasına  % 96  “evet” demişti).
         Bu anayasada; “Herkes dil, ırk ..inançta yasa  önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz”  yazılı. 66.mde “vatandaş” olmayı “Türk olma” koşuluna bağlıyor.  “Laik sosyal  devlet” te din işlerini devlet yürütüyor (Sunni din devleti). Şeyhülislam görevini (DİB) yüklenmiş. 2o milyon Alevinin vergisiyle, yüz bin cami, yüz eli bin “Sunni”  yaşatılırken “Sunni öğreti”, zorunlu ders olarak Alevilere dayatılıyor. Irkçı, dinci baskıcı bu asimilasyoncu yönetime de, “laik sosyal adil demokratik devlet” deniyor. “Türk”ten kasıt ulustur” diyenler “takiye” yapıyor. Oysa  devleti yönetenlerin beyanları çok açık:

İsmet Paşa  -“Vazifemiz Türk milleti içinde bulunanları behemal Türk yapmaktır,
 aradığımız nitelik her şeyden evvel Türk ve Türkçü olmadır.( 7 /4/1925, Vakit Gz.) 
                    – “Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırkı bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur. (milliyet 31/08/1930)
 
Esat Mahmut Bozkurt; “Türk” bu memleketin yegane sahibi ve efendisidir. Saf Türk soyundan olmayanların bir tek hakları vardır. Hizmetçi olma , köle olma hakkı.”(İsk. Kn.gş)
     Nurettin Paşa: Türkiye’de  ‘zo’, diyenleri yok ettik, ‘lo diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim”
     
Şükrü Saraçoğlu  “Biz Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türklük bir kan meselesi, bir o kadar da vicdan meselesidir..” (B. Kavga İ.D.s. 10).  Türk’lüğü ; “bir kan bir o kadarda vicdan meselesi” yapan bu ayırımcı zihniyet, seksen yıldır Kürt ve Alevi kimliği başta olmak üzere Türk olmayan kitlelere kan kusturuyor.
         Türk faşist kafatası ırkçılığının, “ulus” yutturmacısı ve abartılı ironi varsayımlarla yıkadığı beyinler duygudaşlık (empati) yoksunu. Bulgaristan, Batı Trakya “Türk’üne ana dilden eğitim isteyen ve yüz bin Türk için ayrı devlet kuranlar; kendi içindeki on beş milyon Kürt’ün anadilinde eğitimine, aynı yoğunlukta ki Alevi inancına olanak tanımıyor. Asıl sorun; hukuk, adalet, eşitlik, çoğulculuk değerlerini başkalarına hak görmeyen bu kafatasçı ulusalcılar.
         Gündem barış ve insanı bir hakkın verilmesi olunca, TBMM de partisi adına söz alan Birgül Ayman gülerTürk ulusuyla Kürt milletini eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz..  Bundan sonra biz meşru müdafaa için saldıracağoz”   dışavurumda bulunur. Kime niçin saldırdığı bilinmiyor. Yanılmıyorsam Aziz Nesin bu ırkçı ulusçulara “aptal Türk” demişti. Ulusalcıların psikolojik tedaviye, Kürtlerin “eşitliğ,”  Alevilere kendi inancına ihtiyacı var.                                                                      
        Kürt coğrafyasını bölüşen devletler (Türkiye, İran, Irak, Suriye)  bir biriyle geçinmez. Ne ki, ülkelerindeki Kürtlerin feodal aşiret sistemini, mütegalibe (ağa bey seyit şeyh gibi) etkinliğini, inanç bilinci önceliğini muhafaza ve  “Kürt liderliğini” Iraklı bir “ağa”  ipoteğinde tutmakta birlikler. Bu ülkelerdeki halkların; en eğitimsizi, yoksulu, vatandaş bile sayılmayanı Kürtlerdir. Bu korku tutsağı halk, içlerinde “bırakırını’ (kardeş katili), ihanetçiyi, riyakarı, haini vs. barındırması kaçınılmaz olmuştur. Genelde güçlüden yana olur, özü için dava arkadaşını feda etmekte sakınca görmez. Ortadoğu insanının güvenilmezliği bundandır.
          40 milyon Kürt’ün yarısını barındıran Türkiye, yarım asırdır Iraklı Kürt Liderle uyum içinde. Kürt özgürlük hareketlerini (ve PKK)  yönlendirme, direneni susturma, bu iki gücün kontrolünde. Köy koruculuğu, sınır ötesi hareketler vs. bunun somutu.
             Şıvanlar ve Sakinelerin kadersizlği                                                                                   
         
Yukarıdaki gözlemler de devletin “Türk” ırkçılığını, “Kürt ve Alevi kimliklerini” ezme üzerine inşa ettiği, “ötekiler” içinde en çok  Dersimli Alevi Kürtlere yüklendiği görülüyor.
           Dersim’i kolay yutulur lokma yapan; “Dört dağ içinde ‘ki coğrafyası, “Kafatasım duvar değil beynime  / düşünürüm ilmik geçse de boynuma  şiarı, özgürlükçü kişiliğinin devletçe  “asi, isyancı” nitelemesidir. Dersim’de yasa, hak hukuk aranmaz. Türk-İslam’ın;“Zaza Kürt, Kızılbaş ayrımcılığı ile infazların kolayca “faili meçhul”  kılındığı bir coğrafya…  
          1971 de Dr. Şıvan ve iki arkadaşı”  Türk-IKDP güçlerince ( hain bir komplo sonucu) kurşuna dizildi. Şeriat bazlı bu infazda;  ikisi Dersim, biri Diyarbakır ve üçü de Kürt (Zaza) seçilmişti. Paris’teki infaz da nesnel ve nitelik olarak benzer, aynısı. Değişen erkek yerine kadın oluyor. Bu rastlantı değil,  rutin bir ezber.  Dr.Şıvan’a kurulan komplo aydınlandı, katil güçler belli.  Yargılanma sağlansa bu üç diplomat kadın infazının katilleri de bulunur.
     “..en politik ve tanınmış kişi, trajik ölümünden,. sonra adına siyasal hareketler oluşturacak kadar etkili, karizmatik bu Kürt martımı”  Dr. Şıvan’ı Marksist, Kızılbaş, Dersimli Zaza”  diye dindar Kürtler nezdinde itibarsızlaştırıldı. İstenmeyen Dr.Şıvan’ın solculuğuydu.
         Dr. Şıvan’ın (Sait Kırmızı toprak) Kürt Sorununu evrensel değerler ve toplumsal kriterlere dayandırması, ne Türk solu, nede Kürt mütegalibenin işine geliyordu. Dr. Şıvan Sorunu halkla birlikte yerinde çözümden yanaydı: ”Önemli olan beraberce , bir arada ,kardeşçe yaşama ortamı yaratabilmektir..asıl olan aynı ırktan gelmek, aynı dile sahip olmak değil, yurdumuzun kalkınmasında, insanların insanca yaşama düzeyine ulaştırılması çabasında aynı asil heyecana ve ülküye sahip olmaktı.. .insanların beraberliğini kan ve ırk kavramları üzerine bina etmeye çalışanlar sosyal kanunların tabii gelişimi karşısında ezilmişlerdir” diyordu.

       “Kürt kadının direniş önderi Sakine Cansız; kendisine işkence yapan Yüzbaşı Esat Oktay  Yıldıran’ın yüzüne tüküren yürekli ve asi bir Kürt kadını olarak tarihteki yerini almıştır.”
        Kürt halkının yüz akı Dersimli Dr. Şıvan ile iki arkadaşının kötü kaderini, Dersimli Sakine ve iki diplomat arkadaşı paylaşması acımız. Tümü, yaşamını halkına adamış yiğit insanlar. Sonu barışsa  “hoş geldin, iyi ki geldinölüm” diyeceklerinden eminim. Saygıyla anıyoruz..   
Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olamaz

Arama

ARŞİV

Şubat 2013
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Mar »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728  
Ziyaretçi Sayısı: