Mayıs, 2013

Kemel Kılıçdaroğlu ve ulusalcılar

27 Mayıs 2013

Kemal Kılıçdaroğlu ve Ulusalcılık

 

Kemal Kılıçdaroğlu, ülkenin en önemli sorunu (Kürt Sorunu) “Barış Sureci” ile ilgili; “Anayasada ki Türk milleti, kucaklayıcı bir kavramdı” diyor (11/5/2013 taraf gz.).

Ne ki devleti yönetenlerin, Anayasada ki  (Türk)’ten amaçlanın ne olup, ne olmadığını, bir aracıya gereksim bırakmadan açık seçik açıkladıkları görülüyor:

Milli Şef İsmet Paşa,

-“Vazifemiz Türk milleti içinde bulunanları behemal Türk yapmaktır, aradığımız nitelik her şeyden evvel Türk ve Türkçü olmasıdır.( 7 Nisan 1925’te Vakit Gz.)

- “Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırkı bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur. (milliyet 31/08/1930)

Şükrü Saraçoğlu

1942 ‘de hükümet programında: “Biz Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türklük bir kan meselesi, bir o kadar da vicdan meselesidir..” (B. Kavga İ.D.s. 10).

Esat Mahmut Bozkurt;

-“Türk” bu memleketin yegane sahibi ve efendisidir” (İskan. Kanunu gş) 

-Benim fikrim ve kanaatım sudur ki memleketin kendisi Türktür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında tek hakları vardır: Oda hizmetçi olmak, köle olmaktır.  (CHP’de ulusalcı pataloji: 1930-2013 Hadi Uluengin taraf gz.)

 Recep Peker

 “Bereket versin ki en büyük imha vasıtaları ve en ezici hadiselerle bile bozulması mümkün olmayan tek şey, Türk kanı, bütün bu gürültüler için temiz kalmıştı.

(…) ve bütün bu kül yığının arasında Garp Türklerinin şereflerini yükselten ve cihanın gözlerini kamaştıran Türk İnkilabı’nın  şaşalı güneşi doğdu.” (H.Uluengin)

Nurettin Paşa: Türkiye’de ‘zo’ diyenleri yok ettik, ‘lo’ diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim”  

                                                                

Bu kadarı ile de; ”devleti resmi görüşü” yapılan Türk kafatasçı ırkçılığınıımcısı n, “Türk – Sunni” olmayan halkları bilinçli asimile, sürgün ve kırımla yok edildiğinin açık kanıtı.  

Cumhuriyetle, Kürtler ve Aleviler yok sandı. Kürt’ün  “kart Kurttan  türediği tezleri, Aleviliğin  “sapık”lık faraziyeleri temelinde bilim yuvalarımızın bilimselselliği geliştirildi, akademisyen açıkları giderildi. “Türk-İslam Sentezi” şovenizmi, ulusallığın temel anlayışı ve de ezberi oldu.    

Cumhuriyet hükümetleri, Osmanlı’nın “Ermeni tehciri (kırımı)”  suçlularını, devletin üst kademelerine yerleştirmesi ve bunları Ermenilerden sonra, Kürt, Kızılbaş katliamlarında kullanması, rastlantı değildir. İç İşleri Bakanı’nın, “Muhacirin ve Aşirin Müdürü” Adana Halep Ermeni kırımı mahkumu-suçlusu, Malta kaçağı  Sükrü Kaya olması, Dersim Katliamı Komutanlığına, Koçkiri  Komutanı   Nurettin Paşa’nın baş yardımcısı olan damadının getirilmesi, bu ikilinin Dersim kırımında, hapishanelerde  tutuklu idam mahkümü akıl  hastalarına  hamile kadınların karınlarını deşme vahşetine karşılık af edilmeyi sağlamaları  vs önceden hazırlanmış organize bir planın parçalarıdır.

Dersim halkı önce, “Kürt-Zaza ve Sunni-Kızılbaş “ diye ikiye ayırıp” yok edildi.  1950 seçimlerini Tunceli’de kaybeden CHP “Dersim katliamını”  DP ye yükledi; Atatürk (Alevi), İnönü (Kürt), Dersimli (isyancı),  Bayar (günah keçisi), Tunceli (CHP oy deposu) oluverdi.                                                           

CHP 15. kurultayında Recep Peker, Türk demokrasisinin amacının, kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak” olduğunu söyler.

İlkokuldan başlatılan bu kuvvet yolu ile , Türküm,  doğruyum, varlığım, Türk varlığına armağan olsun” vs. ile kutsal insan “varlığı” ırkçılık uğruna, bir “meta” haline getirildi. Türk olmayanlar, “öteki,  hain, -düşman” ilan edildi. Ülkenin tüm askeri ve eğitim yuvaları, görünür dağlarına taşlarına “Ne mutlu Türküm diyene” yazıldı.  Mutluluk yerini; Menemen, Sehy Sait gibi direnişlere bırakınca; tek soya, tek inanç desteği sağlandı. “Türk-İslam Sentezi” ile ülke, çöl şeriatına çekmeye çalışanların hizmetine sunuldu. Laik devlette inancı, devlet yönetiyor.

Dersim Katliamı”; bu sentezin pratiğe geçirilmesi, yani ana dili Türkçe, inancı, Sunni olmayan halk kitlerini asimile, sürme, yok etme hareketidir. Tunceli Kanunu, kafatasçı ırkçılığın hukuk dışı, bir “insanlık suçu”  belgesidir. Seksen yıldır, bu güzel ülkede Türk ve Sunni olmayan halklara, kan kusturuluyor. Sırf Dersim’de altmış-yetmiş bin masun katledildi.

Ben “38 Dersim katliamı” mağduru ve canlı tanığıyım:  Ailemden 28 çocuk 12 kadın 54 masum, bir gece vakti “sürgün” diye evlerinden zorla alındı, yolda elleri ayakları bağlandıktan sonra üstlerine gaz dökülerek canlı canlı yakıldı.  

Bu insanlık vahşetini 25 yıl önce, ad ve yaşlarını belirten kitabım yasaklandı.  İDGM de  “halkı ırk, bölge , mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçu” ile  yargılandım. Devlet, yaktığı bu masumları nüfus kütüklerine “sari bir hastalıktan öldü” diye geçirmiş, gerçek halktan saklanmıştı. Irkçılığı “devletin resmi görüşü” yapan CHP ulusalcıların, gerçekleri halktan saklama ezberleri bu güne dek sürüyor:

                                  

TBMM de; “Kürtçe ana dilde savunma hakkı” görüşülmesin de CHP adına söz alan  B. A. Güler “Türk ulusuyla Kürt milletini eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz.” .diyor.

Yine, CHP M.V. bir grubun  “ aydınlar bildirgesine” karşıt yayınladığı ihbarnamede: “etnisite temelli olmayan bir yurttaşlık tanımı önerilerek Türk Milleti ve Türk Vatandaşlığı kavramının Anayasa’dan çıkarılması öngörülmektedir, Bu, yurttaşlığın eşitliği yerine etnik yapıların eşitliğini öngörmek demektir.”( 9 / 5/2013 taraf gz.)

 

Bu hezeyanlar, “Bozulmayan Türk kanı, Öz Türk olmayanın tek hakkı hizmetçilik ve kölelik” ön gören, Türk kafatasçı ırkçılığınıbir kan meselesi, bir o kadar da vicdan meselesi”  yapanlar; asimileci Mili şef, Mahmut Esat Bozkurt, Recep Peker ve Şükrü Saraçoğlu, Nurettin Paşa vs.nin mirasçı ardıllarındır.

Dünyamız, halkların eşitliğini ön gören, ırkçılığı lanetleyen bir çağ yaşıyor. CHP Ulasalcılarının “Türk ulusuyla Kürt milletini eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz”  panikleri ve de etnik yapıların eşitliğini ön görmeyen” reflekslerini, seksen yıldır sürdürülen bir ırkçı ezberin, ve yitirilen militarist vesayetin dışa vuruşu olarak algılıyor ve üzülüyoruz.  

Asıl üzücü olan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP ulusalcılarının çağa uyumu sağlama çabasında, kendi itibar ve  “Dersim Adamılığı”  vasfını yitirmesi olacaktır.

Makbule hanım

27 Mayıs 2013

Sayın Başkan  

Başkanı olduğun Cıvrak Köy Derneği  10.yıl destek gecesi’ ne beni telefonla davet etmeniz, iyi niyetli bir nezaketin ötesinde Civariklilerin olmazsa olmazı (her türlü politik görüş ve kişisel ihtirastan uzak olması gereken); birliğin, birlikteliğin, güçlülüğün bir belirtisi ve de 1.gecede yaşanan hoşnutsuzluğu giderici bir uzlaşı, bir rızalık ya da  ne derseniz deyin bir gönül alma olarak algıladım ve size yakışanda buydu.

Ne ki çok değil, aradan bir hafta geçti  tv.10 de ki eş derneğin eş başkanı ile  söyleyişinizde beni, eşdeğer Civarikli arkadaşlarımdan ayırmanız (dışlamanız), yeşeren umudumu Sülbus-Bedro koyaklarına savurdu. Bu durum olur olmaz bana Dr. Sait’i aklayan kitabımın “Cıvrak Köy Derneğinde tekmelenip dışa atılmasını, maktül-Katil uzlaşı kitabı  ile Dr. Sait’i itibarsızlaştırma, onurlu çalışmasına “kara” çalma, yok sanma, rant malzemesi yapma, katillerin kalemiyle Dr. Şıvan’ı  tanımlayan etkinliği,  kimi yazılarımın Derneğin facebook sayfasında engeli  vs gibi olumsuzlukları anımsattı.

 Bununla sizi suçlamıyorum. Sizden önceki başkan, Almanya eş başkanı, üyeler, ailemizden Dr. yakınları yer aldı. Çağ, sivil kuruluşlar çağı.  Türkiye’de dernekler sosyal yardım alamıyor, Almanya’da alabiliyor ve tv kanalını yönetebiliyor. Toplumun yararına sunulan bu olanakların kişilerin ilkel kin ve hırsı uğruna heder olduğu görülüyor. “Civarikli Gençler İmaj  usu ve unsuru dışlanıyor, dağıtma kolay birleştirici olmak zor.

 Bu imajı içeren kitaplar(ım) kırıma uğratılan, asimile edilen halk ve yok edilen “kültürünü kapsar. Kitaplar, devletin tek ırk (ulusalcı) anlayışı ile çeliştiği için devletçe toplatıldı ve yasaklandı. “Cıvrak Köy Derneği’nin, bunlardan hiç söz etmemesi dışlaması, susması, ya da “bana ne” tavrı,  “ulusalcı anlayışa” paralelliği, bir çöküşün ifadesidir.  

 Yayıncı ilk kitabımı; “Dersim Civarik İKİ UÇLU YAŞAM” kitabı; doğası, günlük yaşamı, acısı, aşkı ve aşkın kişilikleriyle bir yöreyi ve insanını anlatan bir çalışma. “Kültürün en kısa ve özlü tanımlarından biri “yaşamla ilgili her şey” olarak yapılıyor. Bu kitap Civarik özelinde heterodoks Alevi-Kürt kültürünü renkli biçimde yansıtarak kendi yerelliğinin ötesine sesleniyordiye özetliyor. Dernek bu sese kulağını tıkamamalıydı.

Ortada ana dili ve kültürü ile ezilen, yok edilen bir yöre ve halkı var.  Türk-Kürt yoz erkin, ilk hedefinin (Şıvan-Sakine örneği) Dersimliler oluşu bir yazgı değil, olmamalıdır.

Dünyada devlet yaşamının en acımasız ve iğrenç katliamı, 38 Civarikli ağa kardeşler katliamdır. “Sürgün” diye yola çıkarılan 28 çocuk, 14 kadın,12 erkek 54 kişi yolda, elleri ayakları bağlanır üstlerine benzin dökülerek diri diri yakılır.  Kayıtlarına da “sari bir hastalıktan öldü “ diye geçer. Bu insanlık suçunu işleyen devlet adına Aptullah Paşa olur.

Torunları Dr. Sait 1971 de soydaş-vatandaş Kürt-Türk erklerince hain bir komplo ile katl edildi. Detaya girmiyorum, her iki olayda da ne dirisine ne de ölüsüne sahiplenen oldu.   

Ben iki olayında canlı tanığıyım. 1. olayda devlet yok, korku, kırım, travma vardı. 25 yıl önce isim ve yaşlarını belirterek yayınladığım kitap yasaklandı toplatıldı ben yargılandım.   

İkinci acı olayda mağdurun tek ilgileneni oldum. Ne ki şeriatçı Kürt’ün kaygan, ikircikli aydını, oynak siyaset medyası karşısında yalnız kalışımla etkili olamadım. Uzun bir çaba, araştırmadan sonra Dr. Sait’in” arkadaş katili olmadığını” saptayan kanıtları ve bilirkişi raporunu içeren “Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği”. kitabımı 2006 yılında yayınladım.

Kırk yıl boyunca susan Dr. Sait’i sevenler ve yakın akrabalarının bu kitabımın Dernekte  tekmeleyip dışarı atılmasını içine sindirmelerini fırsat bilen katiller boş durmadı.

Maktül ve Katil uzantıları uzlaşarak, bu kitab(ım)a  karşı Dr. Sait’in kendi yazılarına  “katil uzantıları iftira ve düzmecelerini” ekleyerek “Dr. Şıvan ve Kürt Trajedesi  (S.Ali Arik 2011 Peri yayınları)  kitabını çıkardı. Yani Dr, Şıvanı “akibetini” katillerinin diliyle yazdı.

Bu haksız yaptırıma tüm Civarikliler ve dernekleri susarak katılınca ben ne derim ki?

Hz. Ali haksızlığa karşı sessiz kalmayın(susmayın), hakkınızı kaybettiğiniz gibi şerefinizide kaybedesiniz der.  Gecenize dağılma yerine  birliğin egemen olmasını dilerim.

Saygılarımla Hüseyin akar

DR. Sait

27 Mayıs 2013

BARIŞ  SÜRECİ”    ve

Dr. Sait  Kırmızıtoprak

 

Dr. Sait (Şıvan) Kırmızıtoprak, “Kürt Sorunu”  ve çözümünü (manifestosunu ile)  ilk kez bilimsel olarak siyasi alanda tartışmaya açan  politikacıdır. Yaşadıkları ortak coğrafyada Türk ve Kürt halklarının birlikte kardeşçe yamalarını kaçınılmaz olduğunu savunduğu için de  “ Türk-Kürt erklerince öldürülmüştü (1971).

Hükümetin bu gün kamuoyuna sunulan ve kabul gören “Kürt Sorunu”  yeni adıyla Çözüm Süreci,  Dr. Sait’in yarım asır önceki önerileriyle aynı, bire bir örtüşüyor: Özetle Dr. Sait Kırmızıtoprak “Kürt Sorunu” çözümünü,  ana hatlarıyla söyle açıklıyordu:  

Kürtler Kürt olmanın ötesinde yüzyıllardır beraber yaşadıkları Türk kardeşlerinden ayrılmayı asla düşünmüyorlar….. asıl olan ayrı ırktan gelmek, aynı anadile sahip olmak değil, yurdumuzun kalkınmasında insanlarının insanca yaşama düzeyine ulaştırılması çabasında aynı asil heyecanlara ve ülküye sahip olmaktır.

İnsanların beraberliğini kan ve ırk kavramları üzerinde bina etmeye çalışanlar, sosyal kanunların tabii gelişimi karşısında ezilmişlerdir.

Biz doğulular bütün kuvvetimizle şunu istiyoruz: Halkçı demokratik, sosyal Türkiye insanının emek, bilgi ve çabasına dayanan bir organizasyon içerisinde Doğu kalkınması tahakkuk edebilir ancak. (YÖN dergisi  19 Eylül 1962 s. 14-15)

“…Irkçıların, fasıştlerin ve tüm gericilerin gözünde Doğu Anadolu halkları düşman, tehlikeli kafaları ezilecek insanlar gibi gösterilmeye çalışılırken acaba Doğu ne haldedir?

Kaderini Türkiye insanlarının kaderine kopmaz bağlarla bağlamış, yurttaş olarak kendilerinden her isteneni vermiş bu bölgemiz, yürekler acısı sefalet bataklığında yüzmektedir. Yüzyıllardır mahrumiyet bölgesi, sürgün yeri durumundan kurtulamamıştır.”

Tek çare sosyalizimdir   “….Hitler taslakları fırsat bulursa, kitle katliamlarına Doğudan başlayacaklardır. O halde en başta Doğuyu ve arkasından Türkiye’mizi, kardeş kanına boyayacak faşizm tehlikesini önleyecek tek çare, sosyalizmdir,  ilerici vatansever kuvvetlerin safında faşizme savaştır……”

“Köylü toprak reformu bu hamlelerin başında gelir. Köylü ancak sosyalist bir düzende, işlediği, teriyle suladığı toprağına kavuşabilecektir. Toprak reformu, sömürücülerin, çıkarcı politikacıların köylü üzerindeki ekonomik baskısını ortadan kaldıracaktır. Halkın oyları, bizzat halkı sömürenlerin cebine inmeyecek, demokrasinin şekilden çıkıp, gerçekten halkın malı  olması ancak bu yolla mümkün olabilecektir……. “

“Sosyalist bir düzen insan sevgisi üzerine kurulur. İnsan hayatı, haysiyeti, gerçek hürriyeti ön planda yer alır. Medeniyetin, insanca yaşamanın araçları küçük bir azınlığın değil, bütün halkın yararına planlanır. Parasız tedavi parasız eğitim, her kese insan gibi yaşayacağı bir mesken, çalışmak isteyen her insana iş, yapılan her işe göre hayat düzeyi ancak sosyalizmle sağlanır.

Kültür bakımından da durum aynıdır. Gerçek demokrasi ve sosyalist anlayış, hiç bir topluluğun kültür hakkını pazarlık konusu yapamaz, Kültürel kalkınmanın gerçekçi, insanca  ve bilimsel uygulanış metotları, sosyalizmin anlamında zaten mevcuttur…….

Tek kelimeyle sosyalizm, bölgeler arasındaki her türlü eşitsizliği kaldırmak suretiyle, adil ve sıhhatli bir Türkiye yaratarak, milli birliği en sağlam temeller üzerine oturtur.

(YÖN dergisi 14 Kasım 1962 s. 17)     

Asimilasyon: Gerçekleri  olduğu gibi kabul edelim. Doğu Anadolu halkının büyük ekseriyeti Kürt aslından gelmektedir … Halkın aslen Kürt olması ve hala Kürtçe konuşmaları onların Türkiye birlik ve beraberliği konusundaki duygularını katiyen zedelememiştir. Bu yüzyılda önemli olan beraberce, bir arada kardeşçe yaşamak ortamını yaratabilmektir. Hangi metot ve amaçlarla uygulanırsa uygulansın asimilasyon hiçbir ülkede başarı sağlamamıştır. Hem sonra gereksiz ve faydasızdır böyle bir çaba. İnsanların beraberliğini kan ve ırk kavramları üzerinde bina etmeye çalışanlar, ezilmişlerdir.”

“  Irkçı faşizm Doğu’nun ve Doğu  insanlarının baş düşmanıdır. O halde sosyal tabaka farkı gözetmeksizin bütün Doğulular faşizme ve faşist antidemokratik kanunlara karşı  mücadele eden, Türkiye demokratik kuvvetlerinin bu mücadelesini ellerinden geldiğince desteklemek zorundadırlar. Faşizm düşmanları arasında birlik ancak bu şekilde kurulabilir.”

(Dicle-Fırat dergisi 1 aralık 1962 sayı 2)

“…O halde ırkçı faşizm;sömürücü sermayenin en saldırgan, en şovenist, en gerici unsurlarının açık terörist diktatörlüğüdür.  Halk kitlelerinin, milli azınlıkların, iler,ci aydınların, insaniyetçi ve demokratik müesseselerin en zalim düşmanıdır. ……”

“İtalya Almanya İspanya gibi ülkelerdeki faşizmin uygulanış örnekleri henüz hatırlardadır. Kitle katliamları ve sürgünleri toplama kampları, demokrasiue, insan hak ve hürriyetine en ağır darbeler faşizmin günlük baskı sistemleri arasındadır. Doğulular;zulmün, baskının, katliam ve sürgünlerin. Ezilmenin, üvey evlat muamelesi görmenin en iyi en yeni, en canavarca tatbik örneklerine tecrube tahtası olmak istemiyorlarsa, bütün güçleriyle ırkçı faşizme karşı savaşmak; yurdumuzun demokrasiyi, insan hak ve haysiyetini  her şeyin üstünde tutan kuvvetleriyle  elbirliği yapmak zorundadırlar.( Dicle-Fırat 1 Şubat1963 sayı 2-8)

“…bu mücadele az gelişmiş bir ülkede(Türkiyede) iktidarı ele geçirmiş bulunan, askeri cuntanın (açık ya da kapalı) kontrolündeki ırkçı-turancı (subay-aydın) politik elitler ve bu elitlerin Dahili Milli Çelişki icra organı olup, Türk milleti adına siyasi iktidarı  sürdürdüğünü iddia eden zorba hükümetlere karşı verilmektedir. Zira biçimsel seçim oyunlarına rağmen, silik şahsiyetler de perde arkası cunta gruplarının kontrolü altında bulunmaktadırlar.

 Türk halkının gerçek özlem ve çıkarları; asla Kürt halkının demokratik milli haklarının gaspını gerektirmez ve bu doğal haklarını kullanılmasıyla çelişmez. Bu nedenledir ki Kürt halkının;bir dile bir kültüre bir bölgeye bir millete tanınmış  imtiyazlara karşı verdiği mücadele;  Türk halkının gerçek demokratik mücadelesinden ayrılmaz.  Yani Kürt halkının temel demokratik milli haklarının istirdadını amaç edinen bir eylem birliği; bizatihi Türk halkının sosyal ve demokratik gerçek iktidarının önüne dikilen cunta iktidarı engellerini ve dolayısıyla Kemalist ideolojinin, uzun yıllardan beri Türk kamuoyunu şartlandırmış bulunan dar çemberini parçalayacaktır.

İşte Türkiye ırkçı-faşist hükümetleriyle, bu hükümetleri de kontrolünde tutabilen baskı kuvvetleri (cunta grupları) tarafından bir millet adına zorla sürdürülen milli ezme  tatbikatından doğan Dahili Milli Çelişki, kısaca budur. Yani Kürt halkının rızası hilafına ve kaba kuvvet yoluyla inkar etmekhorlamak, tahkir etmek, baskı altında tutmak ve de yok etmek. Yani Türkleştirmek…

Türk ve Kürt Halkının Gerçek Düşmanları: Faşist Cunta İktidarları ve Onların Hükümetletidir.

Oysa, başka bir deyişle, Kürt halkının temel milli damokratik haklarının tanınması; Türkiye’de gerçek ve demokratik bir halk iktidarının gerçekleşmesinde en büyük engeli teşkil eden ve yarım yüzyıldan beri ırkçı-Turancı şovenizmin hakim önyargılarıyla felce uğramım bulunan, Türkiye fikir ortamının donmuş taassubunu da yıkacaktır.

Bu nedenle , Partimizin  Mücadelesi; sadece milli varlığı ve milli demokratik hakları gasp edilmiş ve bu hakların istirdadı uğrunda savaşan Kürt halkının değil; daha insanca ve daha mutlu bir yaşama düzeyine, serbest iradesi ve gerçek iktidarlarıyla ulaşmak çabasında bulunan kardeş Türk halklarının da mücadelesidir.

YAŞASIN, HALKLARIN KADERLERİNİN SERBESTÇE TAYIN HAKKI…”

YAŞASIN, MİLLETLERİN TEMEL HAK EŞİTLİĞİ..HÜR YAŞAMA VE MUTLU OLMA HAKK ..

YAŞASIN.  TÜRK VE KÜRT  HALKLARININ KARDEŞLİĞİ VE BIRLİĞİ…”

 

 

Arama

ARŞİV

Mayıs 2013
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar   Tem »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Ziyaretçi Sayısı: