Ocak, 2014

maktül ve katil uzlaşması

14 Ocak 2014

  Maktül-Katil Uzlaşı kitabı :
(Dr.ŞIVAN ve KÜRT TRAJEDİSİ S. Ali Arik 2011 Peri yayınları)

Kitabın en ön sözü Teşekkür :
……Bu çalışmada bana yardımcı olan, katkı sunan destekleyen Hasan Tanrıverdi’ye Mehmet Ali Ateş’e Timur Özsoy’a, Kemal Tolga’ya; ön söz ve anlatımlarıyla Kek Osman Aydın’a; anlatımı ve kitaptaki yazılarıyla Kek Ziya Avcı’ya, hasta yatağında görüşmeyi kabul eden, içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin’e,.. . .www.Nevroz.com da yazdığı ve çevirirlinden dolayı Kek Aso Zağrosi’ye; küçük Servan’a rahmen yazı ve imla düzeltmelerini yapan Ruken Tanrıverdi/Sarıaltun’a , “Kürtçe metinleri Türkçeye çeviren ve asıl önemlisi bu çalışmayı kitap olarak basımını yapan Sayın Ahmet Önal’a teşekkür ederim
…”      S.Ali Arik 

         S. Ali Arik, bu satırlarıyla bu kitabı yazarı olmadığını açık yüreklilikle belirtiyor.  İncelendiğinde kitabın ilk bölümünde “Dr. Şıvan’ın” onurlu mücadele yazıları, 2.bölüm Kürt Trajedisi ise,  Bilirkişi Raporundan önce  yayınlanmış ” Dr Şıvanı katil”  gösterme çabası güden komplo senaryoları ısmarlama yazıları içerdiği görülecektir.
          S.Ali Arık, Ömer Çetin’in “Sait Elçinin katil zanlısı”, “itiraflaştırılmış, komplo aklayanı”  bilincinde olsa Ona:   içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin “hasta yatağında görüşmeyi kabul eden şeklinde teslim olmaz, ailesini(ailemizi) aşağılayamaz ve de bu hain kurt kapanına alet olma talihsizliğine uğramazdı.
         Bu içerikte bir kitap yazma, Saitler öldü diriltemezsin tek yol Barzani” denilerek ilk ben denenmiştim. Ben, “Dr. Şıvan gibi yaşamını halkına adayan bir değerin,  hain bir komplo ile katledilmesinin yüzleşmesi yapılmadan Onun böylesi bir oyunla değersiz itibarsız kalışına göz yumamam” diye karşı çıkmıştım. İnanıyordum ki bu aileden kimse Dr. Sait’i anısını “beş paralık” etmez itibarsızlaştırmazdı. Şimdi anlıyorum ki su uyur kötü niyet uyumaz.
        S.Ali Arik, komplo aklayıcısı zanlı katil ardıllarını “kek sıfatıyla öne çıkarması, “Dr. Şıvan” gerçeğiyle çelişiyor. Bu kitabın içeriği yazılar önceden defalarca Kürtçe Türtçe yayınlandığı için “yazarı” yerine “derleyeni” denebilirdi. Bütün bunları “yazarın deneyimsizliğine yormakta, ön “Teşekkür” de: “..katkı sunan ve destekleyen, söz ve anlatı, görüşmeyi kabul eden, bu  kitap  basımını yapan’a geçmeden, bu “kek” sıfatlıların  kim olduğuna bakmakta yarar var:

   1-)  Kek Osman Aydın”, Şıvan Hareketinin güvenilir elemanıydı. Dr. Şıvan tutuklanınca, Şıvan’ı ve partisini ortada bırakıp katillerle olmayı, kol kola girmeyi yeğleyenlerden biri oldu.          Ben değil, kitabın yayımcısı Ahmet Önal  bu “Kek’lere  şu yorumda bulunmuştu:
          “

Osman Aydın her koşulda tarihe karşı  sorumludur  ..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola gezmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar”
        2-)”Kek Ömer Çetin”: “Sait Elçi’i öldürme” suçlamasıyla tutuklanır. Sonrası mı? İşte:
          – “Ömer çetin’in babası ve Ömer’in bacanağı eski milletvekili İskan Azizoğlu’nun girişimiyle de güneydeki Kürt hareketi ve Barzani nezdinde etkinlikleri olan bazı kişilerden Ömer Çetinin serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer Çetin amcası İzzeddin ağa tarafından götürülüp IKDP polit bürosuna teslim ediliyor (N.B. Kalemimden sayfalar ve Sait Aydoğmuş İki Sait s.154).
            ve -“..Nüfuzlu Kürt aşiret reislerinin Barzani nezdinde ki girişimiyle Ömer Çetin serbest bırakılır  (Maktül-Katil Uzlaşı kitabı s.488) 

 

          -Evet Ömer’in Soro ve Mele Abdulkerim’in özellikle olay sonrasındaki tutumları olumsuzdur, talihsiz ve onursuzdur ( ege s.150)

         Sait Elçi’nin “katil zanlısı”  Ömer Çetin yargısız serbest bırakılınca yerine “şeriat”, Dersim yetimi Burusk’u beş ay sonra tutuklar, kurşuna dizer.  Dr, Sait’in  en yakınları Diyarbakır’a gidip kendi yerine Burusk vahşetini içine sindiren Ömer Çetin’in eli öpülür, ortak uzlaşı kitabın sponsoru olunur.  İşte eli öpülen  “Kek Ömer Çetin” budur.

          -Mesut Barzani, “…Sonra TKDP bizden bir kongre yapma isteminde bulundu bizde kabul ettik”( Kürdistan Pres 16/10/1987 sayı 24-16 ) denilen kongrede beş bine yakın Kürt ; “Dersim kızılbaşı, dinsizi, imansızı  komünisti, hain, casus..vb Dr. Sivan adamımızı öldürdü  bize verin  linç eldim yoksa sorumlu IKDP olur..”denir ( İkisi Dersimli bir Dıyarbakırlı üç “Zaza” kurşuna dizilir. Bu yıl Paris’te infaz edilen Sakine, Fidan  ve Leyla’nın aynı kaderi paylaşması rastlantı değil, “Dersim  potansiyel suçlu” kolaylığıdır).

        3-)   “katkı sunan destekleyen Hasan Tanrıverdi ve Mehmet Ali Ateş::
          Hasan ile Dr. Şait’in anneleri bir. M. Ali, köylümüz ve arkadaşımız. Kardeşi Süleyman, oğluna “Şıvan” adını verecek kadar Dr. Sait’i seven bir aile. Ne ki 1971 den sonra S.A.in  Şıvan katillerine hizmeti, sonra dağda öldürülen amca oğluna sahiplenmemesi, Dr. Sait’in Sait Elçi’nin katili” olduğu imasını sürdürmesi, “ikili” davranış biçimi anlaşılır değil.
          Dr. Şıvan’ın oğlu, Şıvan’a ait kalıntıları (Kürt içerikli yazıları)  “sakıncalı” gördüğü için Ateş kardeşlere verir. Benim bu yazıların kirletildiğini bildirmeme karşın SA bu yazılar arasında bulunan kirli(sahte) bir belgeyi Dr. Sait aleyhinde kullanır.
          Civarik Gençler İmajı (birliği adına)  yaptığım çağrıları kulak ardı ederek,  (Cıvrak Köy Derneği üzerinde kurdukları hegomanya, Köy Derneğini istismarla),  derneğe okunsun diye gönderdiğim SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği”  kitabı kimse okumasın diye tekmeletip geri göndertirler..
         Enteresan olan Dr. Sait’i sevenlerin (Civarikli toplumsal hafızanın)  buna seyirci kalışı. Hiç birinin,” kitap okunmak içindir,” dememesi ya da susmaları  hazin mi hazin. Hz. Ali: “haksızlığa karşı sessiz kalmayın, sonra hakkınızı kaybettiğiniz gibi şerefinizi de yitirirsiniz” der. O kitap 35 yılın emeğini içeren, Bilirkişi Raporunu,  Dr. Şıvan gerçeğini yansıtıyordu.
           S.A.den o sahte belgeyi alan biri,  “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe, Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum” diye aklıselimin gösterdiği sağ duyuyu sergiler.  Ama Dr. Sait’in arkadaşı köylüsü , “bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla” komplo aklayıcıları yazılarla  “Dr. Şıvan’ı  katil” gösterme, Dr. Sait’in ailesini aşağılamakta bir sakınca görmüyor. Dr. Şıvan’nın “yazılarını” Şıvan sevenleri yerine katil uzantılarıyla paylaşması, vefasızlığın  “Barzani’ye sadakatinin” bir refleksidir.
        Yukarıda adları geçen “Kek” sıfatlılar (3-4) ve sıfatsızın bir ortak paydası var. O da “Saitler komplosunu” karartma, Barzani- güç birlikçisi ezenden yana olmaktır.       

      4-)  “bu çalışmayı kitap olarak basımını yapan Sayın Ahmet Önal”  gelince :
      “Yiğidi öldür hakkını yeme” diye bir söylem var. Dr. Sait’in uğradığı zulme karşı çıkan, yazılar yazan, direnen, bana yardım eden tek kişi Ahmet Önal oldu.  Hakkını yiyemem:
             “…..Deweşe sado Kurtalan’da hiç rahatsız edilmeden yaşayabilmenin sırrını açıklasın. Dewreşe Sado, Şerefettin Elçi ve ekibinin Barzanilerin Türkiye Temsilcileri oldukları bilinirken devletin güvenini nasıl kazandıkları izah edilmeye muhtaç değil mi?
          -“Barzaniler ABD’nin Orta doğu politikalarına kilitlenmişlerdir”,
         -“İki Sait’in birbirlerini fiziki olarak ortadan kaldırma durumu yoktu. İddia edildiği şekilde Sait Elçi Musul’a ardından da Zaho’a götürülürken MİT yönlendirilmesine tabidir. Dr Şıvan’nın da Sait Elçi ile görüştürülmek üzere çağrıldığı Zaho’ya gelmediği ancak iki arkadaşını gönderdiği iki arkadaşında Zaho’ya geldiklerine Sait Elçinin orada olmadığı ve kaybedildiği öğrenilir.
         -Komünistlere karşı komplonun bir parçası olarak; Barzani MİT ve Dewreşe Sado’ların eliyle kesintiye uğratılmak
istenir. Komplo karşısında ne yazık ki o dönemin “yoldaşlığı, yol arkadaşlığı” sınıfta kalır”. Diye katilleri belirten biride Ahmet Önel’dır
          Bu satırlar, virgül noktasıyla Ahmet Önal’ındır. Onun katil ve ardılları kervanına katılacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. Son yıllarda dünya iklimi de değişti, sanırım Ahmet’e  U dönüşü yaptıran bilmem ki Petrolun yeşilleri mi?                                                                  
                                                            *
         Not: 30-35 yıllık araştırmamda ummadığım durumlarla karşılaştım. Bunların başında; Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin (Türkiye İran Suriye Irak’ın) “Kürt liderliğini”, Barzani ipoteğinde tutmasına karşılık, “Kürt halkını kontrollerinde tutmak koşullu” Molla Barzani olan anlaşma. Bu anlaşmaya göre M. Barzani’den başka hiçbir Kürt hareketine yol verilmeyecek. Bu anlaşmayı bilmeyen Kürt aydını-siyasetçi direnişçi olmadığı gibi ikili oynamayan Kürt’e rastlamak ender vakıa. Bu aktın son resmi “Diyarbakır” oldu. 

         Dr. ŞIVANA NİÇİN KIYILDI
         Dr. Şait’in kurduğu siyasi oluşum, Barzani aşiret milliyetçiliği ile örtüşemiyor. Şıvan Hareketi’nin, kısa süre içinde güçlenip halkla bütünleşmesi, “Şıvan’nın efsaneleşen karizmatik kişiliği, Türk-Kürt halklarının kardeşliği tutarlılığı;  Kürt coğrafyasını bölüşen güçlerin “kırmızı çizgilerini” aşınca da “çanlar Şıvan için çalmaya başlar”:
         “Türk Irkçı erki, Barzani ve TKDP“ Şıvan’a hain bir komplo hazırlar: Sait Elçi öldürülür, cinayet Dr. Şıvan’a yüklenir. Şıvan Siyasi Hareketinin bütün evrakları günlük ajandaları değiştirilir. Kurulan hayali senaryoyu  (Dr. Şıvan’nı ifadesi ve itirafı denen yani Sait Elçi’yi ben öldürdüm”..yazılı dört sayfalık yazımı) üstlenmeyen Dr. Şıvan sorgulama da öl(dürül)ür. (IKDP polit Bürö baş üyesi Dr. Mahmudi Osman’ın “birkaç kez gittim Şıvanı bana göstermediler” dediği sıralar Şıvan’ın yaşamıyordu! Eminim bunlar araştırılacaktır.
       Kürt halkını baskı altında tutmak, iki erk arasında yargısız insan öldürmenin ne derece oğlan hale getirildiği vahşeti, yine “Maktul-Katil uzlaşı kitabın da karşımıza çıkıyor:
        V.6 Belge (18 kasım 1969 Gilala )
         “Mele Mustafa(Barzani): “…1962 Bahdinan tarafında idim. Türk hükümeti bize çok iyi davranıyordu. Biz sınırı geçtik ve Türkiye topraklarında yirmi üç kişiyi öldürdük. Ben Hakarı Kaymakamına haber gönderdim ki biz iki kişi olarak geldik. Bir şeyle alakamız yoktur. Yalnız bu adamları istiyoruz Vallahi Kaymakam ve jandarma komutanı o adamları bize teslim edip yardımda ettiler… Biz yardım istediğimizde onlar de biz den bir adam istediler. Biz bu adamları verdik..Vallahı bizim yardımımıza geldiler ve parasal destekte de bulundular.. “ (Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi. S.Ali Arik s. 237-240).
         Aslında bu belge, hiçbir yoruma gerek görmeyen bir suç kanıtı. Kürt Liderliği ile Kürt coğrafyasını bölüşen devletler, binlerce Kürt halk çocuklarının kanını akıtarak, kendi halkını öldürmekle de  “çifte insanlık suçu” işliyor. Dr. Şıvan gibi nice Kürt direnişçileri böyle; sessiz tartışmasız, yargısız, kefensiz toprağa gömülüyor. Niceleri sınır ötesi silahlı güçlere öldürtürdü(*), niceleri köy korucusu kardeşini öldürmeyle yüz yüze bırakıldı…
         (*)  Bendelgaş’teki  Cemaat-ı İslamın hareketinin lideri Adülkadir Molla Pakistanda 1971 de kazanılan bağımsızlıktan sonra ki iç savaşta, “ savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan” yıllar sonra (12/12/ 2013)  idam edilirken suçlamanın başında “Pakistan ordusuyla işbirliği yapıp kendi insanlarının ölmesine sebebiyet verdiği” geliyor….
                                                                       *

Dr. SAİT KIRMIZITOPRAK (Dr. ŞIVAN) sevenler
        “Dr. Şıvan” denince her kesin “öcü” sanıp sığınacak bir delik aradığı bir dönemde ben, Dr. Sait’e kurulan komployu araştırıyordum. Üç-dört kitap, yüzlerce makale ve yazılarla “SAİTLER KOMPLOSUNU” binlerce kişiyle paylaştım. Yargılandım, ezildim yalnız bırakıldım ve “korku” nedeniyle dışlandım. . Dr. Sait’in oğlu kardeşi ve hiçbir seveni yanımda olmadı.
         Yarım asırdır Dr. Sait’e yapılan zulme sahiplenme cesaretini gösteremeyenlerin bu gün  Şıvan’ı aklayan bilirkişi raporunu göz ardı ederek katil uzantılarıyla komplo teorilerini canlı           tutmaya çalışmaları,  Şıvan Siyasi Hareketini saptırma, önemsizleştirme küçültme  ötesinde  ölüsünü ticaret metası yapmaya çalışanlara alet olmaları anlaşılır değil. 
         Diyarbakır’daki son Barış Süreci yani “Kürt Sorunu”  çözümünü Türk-Kürt kardeşliğine bağlayan (güç)ler, yarım asır önce “YAŞASIN TÜRK- KÜRT KARDEŞLİĞİ” diyen Dr. Şıvan’ı öldürten “kırmızı çizgi (us)lu güçler, şimdi Şıvanı seslendiriyor. Niçin öldürdünüz diyen yok.
         Kürt tarihinin en kara sayfası “Saitler Komplosu” yani Dr. Şıvan olayıdır. Bu olay, coğrafyasıyla parçalanmış Kırk milyonluk bir halkın bu güne varan esaretine, başka bir söylemle Kürt halkının özgürleşmesini geciktiren güçlerle yüzleşmesi, hesap sorulması gerekmez mi?
           Dr. Sait ardıllarının sus pus kalıp yarım asır sonra toplumsal uzlaşma ya da bir özür dilemeyi sağlamadan bu kirli komplo teorileri üzerinden uzlaşı sağlamaları, kitap ve DR. SAİT  BELGESELİ ve site girişimleri gerçeği yansıtmadığı gibi Dr. Sait Şiarına ters düşer.

mıke niya va, aşire çı lazdé aména péser
nézon çı qeseykené, çı vato seveta mı ser
laz vano ke “mı Usené Eskora vat, o néno
sıma çı vané mıré vazı, O raya xoser sono
vato zui kıtavé dey paskul kerdo, o coka qariyo
 nézone ke O havalé xo Seidi İviş ser zof bariyo
          lao sari piyé mı kişto, sari ra çı, mısletiye ez ken
          ez mimaru sıma mı dımara biré, ez işo xo zonen

         Başta Melkis olmak üzere Balıx Civarik ve Gemiklilerce dışlandım. Anlayacağınız bu ilk değil, Sey Qazi ile aynı kaderi paylaştım. Ünlü ozan Sey Qaji durumunu şu sözlerle tanımlar: 

                    “ Çevreç çé Xormekçıkan                                                                                                          
            Péro veziyé seré bonan                                                                            
            Mı ven da “lao huyu bızeré bırı”
           Bını çığde mendé dı bray zu zama”
            Mıke hen va,  pérune veré xo çarna 
            Şi keyti  zere, çever xoser çip da ca”

     Sey Qaji ev-barkını terk eder, Haydaran Aşiretine sığınır. Çileli yaşamı dokuz yıl sürer orada ölür. Şey Qaji nin kemikleri 75 yıl sonra baba ocağına getirilir defin edilir. Ne ki yakınları binlerce davetli arasında, Sey Qaji’yi araştıran, deyiş ve ağıt çevirileriyle ilk kez kamuya mal eden  “Dünya Kürt Edebiyat Tarihi’ne” geçiren kişiyi ne davet nede toplantıda adını anar.
           Üzüm üzüme bakarak kararırmış vefa, genel hafıza, toplumsal uzlaşı da öyle. Vefa duyguları kanamalı. Ölen ne olursa olsun yok ya, birde rizikolu işlerle uğraşanların adını anmak abes olur. Yaşayan ne kadar gaddar, zalim olursa olsun, çıkar kaynağı ise değme keyfine gitsin. “Güçlüden yana” olma ve “sermayenin gölgesini satamadığı ağacı kesmesi”  bundandır.
            Sözü edilen “kişisel uzlaşı, iki yüzlülük, güçlüden yana tavır ve benzeri aymazlıklar et kafalılık değilse, yok edilen, itibarsız, değersiz kılınan Dr. Şıvan anılarına bir ihanettir. Görünürde ki tablo, Kuzey Irak petrolünün akıttığı yeşillerden pay kapma yönelik. İlk sırada Türkiye var. Dr Şıvan’a yapılan haksızlığı “işe” çevirmek isteyenlerin Dr. Şıvan yakınlarını çıkarlarına alet ektikleri görülüyor. Önemli olan bu yakınların malzeme olmaması şuuru..
          Not: Tarihi tekerür mü bilmen? Hiçte hoş olmayan bu resim 38 oncesi resmim aynısı.  B.Bertal Efendi; fitne desteği, pir mürşit onayıyla “Ağalığı” ağabeyi Süleyman’dan  alınca (Detaya girmiyorum), köyde toplumsal uzlaşı  bozulur. Her kes bir baş çeker, ağa ailesi devlete ispiyon edilir, iki “efendi ” çatışır. Bu kargaşadan yaralanan devlet bir gece köyü sürgüne gelir. Süleyman ağa “bizi öldürmeye (Kerbeleye) götürecekler “diye direnir. Betal Efendinin oğlu Ali dinlemez. Bütün bu aykırılıkların bedeli 54 masumun diri diri yakılmasıyla ödendi. …..
                                                                            *
          Saitler Komplosu; Dr. Sivan Siyasi Hareketi’nin başarıya ulaşmasına karşı kurulan bir komplodur. Acı olan Şıvan sevenlerin bu komploya bilinçli-bilinçsiz katkı sunmasıdır. Dr. Şıvan Sait Elçi’yi öldürttü”  iftirası, Kürtlere değişik yollarla(yazısını taklit günlük ajandalarına olumsuz ekler  “Sait Elçi öldürme kararı” alma vs.) ezberletildi. “Saitleri diriltemeyiz öyleyse tek yol Barzani” dendi. Anlaşılmayan bizimkilerin bir taraftan Şıvan)’ı seviyoruz” derken öte yandan Şıvan’ın katil uzantılarıyla uzlaşmalar onların kalemiyle Dr.Şıvan’ı yazmaları…

          Çoğumuz dost bildiği, sevdiğin insanları doğru anlama pratiğinden yoksunuz. Zira bu çağda, biri birini anlamak kolay olmuyor. Ne var ki çoğu kez uzun anlatıyı gerektiren olayı kısa bir fabl anlaşılır kılabiliyor. Bir örnek fabl ile yazıya son vermekte yarar görüyorum.
          Bir ejderha bir ayıyı yakalar. Yiğidin birisi ejderhayı öldürür ayıyı kurtarır. Ayı kendisini kurtaran adama hizmet için peşine düşer. Adam hastalanır, ayı başında beklemeye başlar, adamın suratına konan sinekleri kovar. Sineklerle başa çıkmayan ayı ormana gider, ormandan  kocaman bir taş alır getirir adamın alnındaki sineğe indirir.  (Mevlana C.R.den)   

.                                                                          ****

Dr. ŞIVAN

taşı çatlatan çığlık
       dinmeyen sızı
             kanayan bir yara
                      kimliksiz bir halk
                                coğrafyasıyla paramparça
                                          yeşil /sarı / kırmızı
bedro-sülbüs koyağında
      açan karanfil
             (us)un gücü
                    inancın solmaz yüzü
                          umudun göz pınarında ki acı
                                                                        şıvan
munzur
’a atar üç taş
      biri umut
               biri özgürlük
                          biri kurtuluş
                               coşar dicle fırat
                                            mezopatamya
ana
                                                   mezopatamya avrat
kanayan yarayı / akan kanı durdurmak
      “soreş” uğruna / “sorek’e sadakat
                özgürleşemeyen bir irade / heyhat
                         aşiret ağası / inanç mollası / ulusal ebe
                                 aşiretine dek milliyetçi / işgalcisine gebe
haykırır Şıvan
     
“kafatasım duvar değil beynime
                 hain olmam
                     ilmik geçse de boynuma”
ölümüne cesur
      cesaretine yenik
              egemen ister
                       vurulur şıvan
sülbüs’ün tan yerinden
         bir yıkılmaz ar oldu
              yorgun /yalnız / üryan
                     yersiz / yurtsuz / hukuksuz
                                mezar taşından yoksun
                                            bir şeriat ilinde

***

Maktül- katil Uzlaşı kitabı

14 Ocak 2014

  Maktül-Katil Uzlaşı kitabı :
(Dr.ŞIVAN ve KÜRT TRAJEDİSİ S. Ali Arik 2011 Peri yayınları)

Kitabın en ön sözü Teşekkür :
……Bu çalışmada bana yardımcı olan, katkı sunan destekleyen Hasan Tanrıverdi’ye Mehmet Ali Ateş’e Timur Özsoy’a, Kemal Tolga’ya; ön söz ve anlatımlarıyla Kek Osman Aydın’a; anlatımı ve kitaptaki yazılarıyla Kek Ziya Avcı’ya, hasta yatağında görüşmeyi kabul eden, içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin’e,.. . .www.Nevroz.com da yazdığı ve çevirirlinden dolayı Kek Aso Zağrosi’ye; küçük Servan’a rahmen yazı ve imla düzeltmelerini yapan Ruken Tanrıverdi/Sarıaltun’a , “Kürtçe metinleri Türkçeye çeviren ve asıl önemlisi bu çalışmayı kitap olarak basımını yapan Sayın Ahmet Önal’a teşekkür ederim
…”      S.Ali Arik 

         S. Ali Arik, bu satırlarıyla bu kitabı yazarı olmadığını açık yüreklilikle belirtiyor.  İncelendiğinde kitabın ilk bölümünde “Dr. Şıvan’ın” onurlu mücadele yazıları, 2.bölüm Kürt Trajedisi ise,  Bilirkişi Raporundan önce  yayınlanmış ” Dr Şıvanı katil”  gösterme çabası güden komplo senaryoları ısmarlama yazıları içerdiği görülecektir.
          S.Ali Arık, Ömer Çetin’in “Sait Elçinin katil zanlısı”, “itiraflaştırılmış, komplo aklayanı”  bilincinde olsa Ona:   içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin “hasta yatağında görüşmeyi kabul eden şeklinde teslim olmaz, ailesini(ailemizi) aşağılayamaz ve de bu hain kurt kapanına alet olma talihsizliğine uğramazdı.
         Bu içerikte bir kitap yazma, Saitler öldü diriltemezsin tek yol Barzani” denilerek ilk ben denenmiştim. Ben, “Dr. Şıvan gibi yaşamını halkına adayan bir değerin,  hain bir komplo ile katledilmesinin yüzleşmesi yapılmadan Onun böylesi bir oyunla değersiz itibarsız kalışına göz yumamam” diye karşı çıkmıştım. İnanıyordum ki bu aileden kimse Dr. Sait’i anısını “beş paralık” etmez itibarsızlaştırmazdı. Şimdi anlıyorum ki su uyur kötü niyet uyumaz.
        S.Ali Arik, komplo aklayıcısı zanlı katil ardıllarını “kek sıfatıyla öne çıkarması, “Dr. Şıvan” gerçeğiyle çelişiyor. Bu kitabın içeriği yazılar önceden defalarca Kürtçe Türtçe yayınlandığı için “yazarı” yerine “derleyeni” denebilirdi. Bütün bunları “yazarın deneyimsizliğine yormakta, ön “Teşekkür” de: “..katkı sunan ve destekleyen, söz ve anlatı, görüşmeyi kabul eden, bu  kitap  basımını yapan’a geçmeden, bu “kek” sıfatlıların  kim olduğuna bakmakta yarar var:

   1-)  Kek Osman Aydın”, Şıvan Hareketinin güvenilir elemanıydı. Dr. Şıvan tutuklanınca, Şıvan’ı ve partisini ortada bırakıp katillerle olmayı, kol kola girmeyi yeğleyenlerden biri oldu.          Ben değil, kitabın yayımcısı Ahmet Önal  bu “Kek’lere  şu yorumda bulunmuştu:
          “

Osman Aydın her koşulda tarihe karşı  sorumludur  ..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola gezmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar”

        2-)”Kek Ömer Çetin”: “Sait Elçi’i öldürme” suçlamasıyla tutuklanır. Sonrası mı? İşte:
          – “Ömer çetin’in babası ve Ömer’in bacanağı eski milletvekili İskan Azizoğlu’nun girişimiyle de güneydeki Kürt hareketi ve Barzani nezdinde etkinlikleri olan bazı kişilerden Ömer Çetinin serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer Çetin amcası İzzeddin ağa tarafından götürülüp IKDP polit bürosuna teslim ediliyor (N.B. Kalemimden sayfalar ve Sait Aydoğmuş İki Sait s.154).
            ve -“..Nüfuzlu Kürt aşiret reislerinin Barzani nezdinde ki girişimiyle Ömer Çetin serbest bırakılır  (Maktül-Katil Uzlaşı kitabı s.488) 

          -Evet Ömer’in Soro ve Mele Abdulkerim’in özellikle olay sonrasındaki tutumları olumsuzdur, talihsiz ve onursuzdur ( ege s.150)

         Sait Elçi’nin “katil zanlısı”  Ömer Çetin yargısız serbest bırakılınca yerine “şeriat”, Dersim yetimi Burusk’u beş ay sonra tutuklar, kurşuna dizer.  Dr, Sait’in  en yakınları Diyarbakır’a gidip kendi yerine Burusk vahşetini içine sindiren Ömer Çetin’in eli öpülür, ortak uzlaşı kitabın sponsoru olunur.  İşte eli öpülen  “Kek Ömer Çetin” budur.

 

           -Mesut Barzani, “…Sonra TKDP bizden bir kongre yapma isteminde bulundu bizde kabul ettik”( Kürdistan Pres 16/10/1987 sayı 24-16 ) denilen kongrede beş bine yakın Kürt ; “Dersim kızılbaşı, dinsizi, imansızı  komünisti, hain, casus..vb Dr. Sivan adamımızı öldürdü  bize verin  linç eldim yoksa sorumlu IKDP olur..”denir ( İkisi Dersimli bir Dıyarbakırlı üç “Zaza” kurşuna dizilir. Bu yıl Paris’te infaz edilen Sakine, Fidan  ve Leyla’nın aynı kaderi paylaşması rastlantı değil, “Dersim  potansiyel suçlu” kolaylığıdır).

        3-)   “katkı sunan destekleyen Hasan Tanrıverdi ve Mehmet Ali Ateş::
          Hasan ile Dr. Şait’in anneleri bir. M. Ali, köylümüz ve arkadaşımız. Kardeşi Süleyman, oğluna “Şıvan” adını verecek kadar Dr. Sait’i seven bir aile. Ne ki 1971 den sonra S.A.in  Şıvan katillerine hizmeti, sonra dağda öldürülen amca oğluna sahiplenmemesi, Dr. Sait’in Sait Elçi’nin katili” olduğu imasını sürdürmesi, “ikili” davranış biçimi anlaşılır değil.
          Dr. Şıvan’ın oğlu, Şıvan’a ait kalıntıları (Kürt içerikli yazıları)  “sakıncalı” gördüğü için Ateş kardeşlere verir. Benim bu yazıların kirletildiğini bildirmeme karşın SA bu yazılar arasında bulunan kirli(sahte) bir belgeyi Dr. Sait aleyhinde kullanır.
          Civarik Gençler İmajı (birliği adına)  yaptığım çağrıları kulak ardı ederek,  (Cıvrak Köy Derneği üzerinde kurdukları hegomanya, Köy Derneğini istismarla),  derneğe okunsun diye gönderdiğim SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği”  kitabı kimse okumasın diye tekmeletip geri göndertirler..
         Enteresan olan Dr. Sait’i sevenlerin (Civarikli toplumsal hafızanın)  buna seyirci kalışı. Hiç birinin,” kitap okunmak içindir,” dememesi ya da susmaları  hazin mi hazin. Hz. Ali: “haksızlığa karşı sessiz kalmayın, sonra hakkınızı kaybettiğiniz gibi şerefinizi de yitirirsiniz” der. O kitap 35 yılın emeğini içeren, Bilirkişi Raporunu,  Dr. Şıvan gerçeğini yansıtıyordu.
           S.A.den o sahte belgeyi alan biri,  “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe, Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum” diye aklıselimin gösterdiği sağ duyuyu sergiler.  Ama Dr. Sait’in arkadaşı köylüsü , “bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla” komplo aklayıcıları yazılarla  “Dr. Şıvan’ı  katil” gösterme, Dr. Sait’in ailesini aşağılamakta bir sakınca görmüyor. Dr. Şıvan’nın “yazılarını” Şıvan sevenleri yerine katil uzantılarıyla paylaşması, vefasızlığın  “Barzani’ye sadakatinin” bir refleksidir.
        Yukarıda adları geçen “Kek” sıfatlılar (3-4) ve sıfatsızın bir ortak paydası var. O da “Saitler komplosunu” karartma, Barzani- güç birlikçisi ezenden yana olmaktır.       

      4-)  “bu çalışmayı kitap olarak basımını yapan Sayın Ahmet Önal”  gelince :
      “Yiğidi öldür hakkını yeme” diye bir söylem var. Dr. Sait’in uğradığı zulme karşı çıkan, yazılar yazan, direnen, bana yardım eden tek kişi Ahmet Önal oldu.  Hakkını yiyemem:
             “…..Deweşe sado Kurtalan’da hiç rahatsız edilmeden yaşayabilmenin sırrını açıklasın. Dewreşe Sado, Şerefettin Elçi ve ekibinin Barzanilerin Türkiye Temsilcileri oldukları bilinirken devletin güvenini nasıl kazandıkları izah edilmeye muhtaç değil mi?
          -“Barzaniler ABD’nin Orta doğu politikalarına kilitlenmişlerdir”,
         -“İki Sait’in birbirlerini fiziki olarak ortadan kaldırma durumu yoktu. İddia edildiği şekilde Sait Elçi Musul’a ardından da Zaho’a götürülürken MİT yönlendirilmesine tabidir. Dr Şıvan’nın da Sait Elçi ile görüştürülmek üzere çağrıldığı Zaho’ya gelmediği ancak iki arkadaşını gönderdiği iki arkadaşında Zaho’ya geldiklerine Sait Elçinin orada olmadığı ve kaybedildiği öğrenilir.
         -Komünistlere karşı komplonun bir parçası olarak; Barzani MİT ve Dewreşe Sado’ların eliyle kesintiye uğratılmak
istenir. Komplo karşısında ne yazık ki o dönemin “yoldaşlığı, yol arkadaşlığı” sınıfta kalır”. Diye katilleri belirten biride Ahmet Önel’dır
          Bu satırlar, virgül noktasıyla Ahmet Önal’ındır. Onun katil ve ardılları kervanına katılacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. Son yıllarda dünya iklimi de değişti, sanırım Ahmet’e  U dönüşü yaptıran bilmem ki Petrolun yeşilleri mi?                                                                  
                                                            *
         Not: 30-35 yıllık araştırmamda ummadığım durumlarla karşılaştım. Bunların başında; Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin (Türkiye İran Suriye Irak’ın) “Kürt liderliğini”, Barzani ipoteğinde tutmasına karşılık, “Kürt halkını kontrollerinde tutmak koşullu” Molla Barzani olan anlaşma. Bu anlaşmaya göre M. Barzani’den başka hiçbir Kürt hareketine yol verilmeyecek. Bu anlaşmayı bilmeyen Kürt aydını-siyasetçi direnişçi olmadığı gibi ikili oynamayan Kürt’e rastlamak ender vakıa. Bu aktın son resmi “Diyarbakır” oldu. 

         Dr. ŞIVANA NİÇİN KIYILDI
         Dr. Şait’in kurduğu siyasi oluşum, Barzani aşiret milliyetçiliği ile örtüşemiyor. Şıvan Hareketi’nin, kısa süre içinde güçlenip halkla bütünleşmesi, “Şıvan’nın efsaneleşen karizmatik kişiliği, Türk-Kürt halklarının kardeşliği tutarlılığı;  Kürt coğrafyasını bölüşen güçlerin “kırmızı çizgilerini” aşınca da “çanlar Şıvan için çalmaya başlar”:
         “Türk Irkçı erki, Barzani ve TKDP“ Şıvan’a hain bir komplo hazırlar: Sait Elçi öldürülür, cinayet Dr. Şıvan’a yüklenir. Şıvan Siyasi Hareketinin bütün evrakları günlük ajandaları değiştirilir. Kurulan hayali senaryoyu  (Dr. Şıvan’nı ifadesi ve itirafı denen yani Sait Elçi’yi ben öldürdüm”..yazılı dört sayfalık yazımı) üstlenmeyen Dr. Şıvan sorgulama da öl(dürül)ür. (IKDP polit Bürö baş üyesi Dr. Mahmudi Osman’ın “birkaç kez gittim Şıvanı bana göstermediler” dediği sıralar Şıvan’ın yaşamıyordu! Eminim bunlar araştırılacaktır.
       Kürt halkını baskı altında tutmak, iki erk arasında yargısız insan öldürmenin ne derece oğlan hale getirildiği vahşeti, yine “Maktul-Katil uzlaşı kitabın da karşımıza çıkıyor:
        V.6 Belge (18 kasım 1969 Gilala )
         “Mele Mustafa(Barzani): “…1962 Bahdinan tarafında idim. Türk hükümeti bize çok iyi davranıyordu. Biz sınırı geçtik ve Türkiye topraklarında yirmi üç kişiyi öldürdük. Ben Hakarı Kaymakamına haber gönderdim ki biz iki kişi olarak geldik. Bir şeyle alakamız yoktur. Yalnız bu adamları istiyoruz Vallahi Kaymakam ve jandarma komutanı o adamları bize teslim edip yardımda ettiler… Biz yardım istediğimizde onlar de biz den bir adam istediler. Biz bu adamları verdik..Vallahı bizim yardımımıza geldiler ve parasal destekte de bulundular.. “ (Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi. S.Ali Arik s. 237-240).
         Aslında bu belge, hiçbir yoruma gerek görmeyen bir suç kanıtı. Kürt Liderliği ile Kürt coğrafyasını bölüşen devletler, binlerce Kürt halk çocuklarının kanını akıtarak, kendi halkını öldürmekle de  “çifte insanlık suçu” işliyor. Dr. Şıvan gibi nice Kürt direnişçileri böyle; sessiz tartışmasız, yargısız, kefensiz toprağa gömülüyor. Niceleri sınır ötesi silahlı güçlere öldürtürdü(*), niceleri köy korucusu kardeşini öldürmeyle yüz yüze bırakıldı…
         (*)  Bendelgaş’teki  Cemaat-ı İslamın hareketinin lideri Adülkadir Molla Pakistanda 1971 de kazanılan bağımsızlıktan sonra ki iç savaşta, “ savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan” yıllar sonra (12/12/ 2013)  idam edilirken suçlamanın başında “Pakistan ordusuyla işbirliği yapıp kendi insanlarının ölmesine sebebiyet verdiği” geliyor….
                                                                       *

Dr. SAİT KIRMIZITOPRAK (Dr. ŞIVAN) sevenler
        “Dr. Şıvan” denince her kesin “öcü” sanıp sığınacak bir delik aradığı bir dönemde ben, Dr. Sait’e kurulan komployu araştırıyordum. Üç-dört kitap, yüzlerce makale ve yazılarla “SAİTLER KOMPLOSUNU” binlerce kişiyle paylaştım. Yargılandım, ezildim yalnız bırakıldım ve “korku” nedeniyle dışlandım. . Dr. Sait’in oğlu kardeşi ve hiçbir seveni yanımda olmadı.
         Yarım asırdır Dr. Sait’e yapılan zulme sahiplenme cesaretini gösteremeyenlerin bu gün  Şıvan’ı aklayan bilirkişi raporunu göz ardı ederek katil uzantılarıyla komplo teorilerini canlı           tutmaya çalışmaları,  Şıvan Siyasi Hareketini saptırma, önemsizleştirme küçültme  ötesinde  ölüsünü ticaret metası yapmaya çalışanlara alet olmaları anlaşılır değil. 
         Diyarbakır’daki son Barış Süreci yani “Kürt Sorunu”  çözümünü Türk-Kürt kardeşliğine bağlayan (güç)ler, yarım asır önce “YAŞASIN TÜRK- KÜRT KARDEŞLİĞİ” diyen Dr. Şıvan’ı öldürten “kırmızı çizgi (us)lu güçler, şimdi Şıvanı seslendiriyor. Niçin öldürdünüz diyen yok.
         Kürt tarihinin en kara sayfası “Saitler Komplosu” yani Dr. Şıvan olayıdır. Bu olay, coğrafyasıyla parçalanmış Kırk milyonluk bir halkın bu güne varan esaretine, başka bir söylemle Kürt halkının özgürleşmesini geciktiren güçlerle yüzleşmesi, hesap sorulması gerekmez mi?
           Dr. Sait ardıllarının sus pus kalıp yarım asır sonra toplumsal uzlaşma ya da bir özür dilemeyi sağlamadan bu kirli komplo teorileri üzerinden uzlaşı sağlamaları, kitap ve DR. SAİT  BELGESELİ ve site girişimleri gerçeği yansıtmadığı gibi Dr. Sait Şiarına ters düşer.

mıke niya va, aşire çı lazdé aména péser
nézon çı qeseykené, çı vato seveta mı ser
laz vano ke “mı Usené Eskora vat, o néno
sıma çı vané mıré vazı, O raya xoser sono
         vato zui kıtavé dey paskul kerdo, o coka qariyo

 nézone ke O havalé xo Seidi İviş ser zof bariyo
          lao sari piyé mı kişto, sari ra çı, mısletiye ez ken
          ez mimaru sıma mı dımara biré, ez işo xo zonen

         Başta Melkis olmak üzere Balıx Civarik ve Gemiklilerce dışlandım. Anlayacağınız bu ilk değil, Sey Qazi ile aynı kaderi paylaştım. Ünlü ozan Sey Qaji durumunu şu sözlerle tanımlar: 

                    “ Çevreç çé Xormekçıkan                                                                                                          
                     
 Péro veziyé seré bonan                                                                            
           
           Mı ven da “lao huyu bızeré bırı”
           
            Bını çığde mendé dı bray zu zama”
             
          Mıke hen va,  pérune veré xo çarna 
           
            Şi keyti  zere, çever xoser çip da ca” 

             Sey Qaji ev-barkını terk eder, Haydaran Aşiretine sığınır. Çileli yaşamı dokuz yıl sürer orada ölür. Şey Qaji nin kemikleri 75 yıl sonra baba ocağına getirilir defin edilir. Ne ki yakınları binlerce davetli arasında, Sey Qaji’yi araştıran, deyiş ve ağıt çevirileriyle ilk kez kamuya mal eden  “Dünya Kürt Edebiyat Tarihi’ne” geçiren kişiyi ne davet nede toplantıda adını anar.
           Üzüm üzüme bakarak kararırmış vefa, genel hafıza, toplumsal uzlaşı da öyle. Vefa duyguları kanamalı. Ölen ne olursa olsun yok ya, birde rizikolu işlerle uğraşanların adını anmak abes olur. Yaşayan ne kadar gaddar, zalim olursa olsun, çıkar kaynağı ise değme keyfine gitsin. “Güçlüden yana” olma ve “sermayenin gölgesini satamadığı ağacı kesmesi”  bundandır.
            Sözü edilen “kişisel uzlaşı, iki yüzlülük, güçlüden yana tavır ve benzeri aymazlıklar et kafalılık değilse, yok edilen, itibarsız, değersiz kılınan Dr. Şıvan anılarına bir ihanettir. Görünürde ki tablo, Kuzey Irak petrolünün akıttığı yeşillerden pay kapma yönelik. İlk sırada Türkiye var. Dr Şıvan’a yapılan haksızlığı “işe” çevirmek isteyenlerin Dr. Şıvan yakınlarını çıkarlarına alet ektikleri görülüyor. Önemli olan bu yakınların malzeme olmaması şuuru..
          Not: Tarihi tekerür mü bilmen? Hiçte hoş olmayan bu resim 38 oncesi resmim aynısı.  B.Bertal Efendi; fitne desteği, pir mürşit onayıyla “Ağalığı” ağabeyi Süleyman’dan  alınca (Detaya girmiyorum), köyde toplumsal uzlaşı  bozulur. Her kes bir baş çeker, ağa ailesi devlete ispiyon edilir, iki “efendi ” çatışır. Bu kargaşadan yaralanan devlet bir gece köyü sürgüne gelir. Süleyman ağa “bizi öldürmeye (Kerbeleye) götürecekler “diye direnir. Betal Efendinin oğlu Ali dinlemez. Bütün bu aykırılıkların bedeli 54 masumun diri diri yakılmasıyla ödendi. …..
                                                                            *
          Saitler Komplosu; Dr. Sivan Siyasi Hareketi’nin başarıya ulaşmasına karşı kurulan bir komplodur. Acı olan Şıvan sevenlerin bu komploya bilinçli-bilinçsiz katkı sunmasıdır. Dr. Şıvan Sait Elçi’yi öldürttü”  iftirası, Kürtlere değişik yollarla(yazısını taklit günlük ajandalarına olumsuz ekler  “Sait Elçi öldürme kararı” alma vs.) ezberletildi. “Saitleri diriltemeyiz öyleyse tek yol Barzani” dendi. Anlaşılmayan bizimkilerin bir taraftan Şıvan)’ı seviyoruz” derken öte yandan Şıvan’ın katil uzantılarıyla uzlaşmalar onların kalemiyle Dr.Şıvan’ı yazmaları…

          Çoğumuz dost bildiği, sevdiğin insanları doğru anlama pratiğinden yoksunuz. Zira bu çağda, biri birini anlamak kolay olmuyor. Ne var ki çoğu kez uzun anlatıyı gerektiren olayı kısa bir fabl anlaşılır kılabiliyor. Bir örnek fabl ile yazıya son vermekte yarar görüyorum.
          Bir ejderha bir ayıyı yakalar. Yiğidin birisi ejderhayı öldürür ayıyı kurtarır. Ayı kendisini kurtaran adama hizmet için peşine düşer. Adam hastalanır, ayı başında beklemeye başlar, adamın suratına konan sinekleri kovar. Sineklerle başa çıkmayan ayı ormana gider, ormandan  kocaman bir taş alır getirir adamın alnındaki sineğe indirir.  (Mevlana C.R.den)   

.                                                                          ****

Dr. ŞIVAN

taşı çatlatan çığlık
       dinmeyen sızı
             kanayan bir yara
                      kimliksiz bir halk
                                coğrafyasıyla paramparça
                                          yeşil /sarı / kırmızı
bedro-sülbüs koyağında
      açan karanfil
             (us)un gücü
                    inancın solmaz yüzü
                          umudun göz pınarında ki acı
                                                                        şıvan
munzur
’a atar üç taş
      biri umut
               biri özgürlük
                          biri kurtuluş
                               coşar dicle fırat
                                            mezopatamya
ana
                                                   mezopatamya avrat
kanayan yarayı / akan kanı durdurmak
      “soreş” uğruna / “sorek’e sadakat
                özgürleşemeyen bir irade / heyhat
                         aşiret ağası / inanç mollası / ulusal ebe
                                 aşiretine dek milliyetçi / işgalcisine gebe
haykırır Şıvan
     
“kafatasım duvar değil beynime
                 hain olmam
                     ilmik geçse de boynuma”
ölümüne cesur
      cesaretine yenik
              egemen ister
                       vurulur şıvan
sülbüs’ün tan yerinden
         bir yıkılmaz ar oldu
              yorgun /yalnız / üryan
                     yersiz / yurtsuz / hukuksuz
                                mezar taşından yoksun
                                            bir şeriat ilinde

***

Bariş Süreci ve Dr. Sait

13 Ocak 2014

BARIŞ  SÜRECİ”    ve   Dr. Sait  Kırmızıtoprak

           Dr. Sait (Şıvan) Kırmızıtoprak, “Kürt Sorunu”  ve çözümünü (manifestosunu ile)  ilk kez bilimsel olarak siyasi alanda tartışmaya açan  politikacıdır. Yaşadıkları ortak coğrafyada Türk ve Kürt halklarının birlikte kardeşçe yamalarını kaçınılmaz olduğunu savunduğu için de  “ Türk-Kürt erklerince öldürülmüştü (1971).
         Hükümetin bu gün kamuoyuna sunulan ve kabul gören “Kürt Sorunu”  yeni adıyla Çözüm Süreci,  Dr. Sait’in yarım asır önceki önerileriyle aynı, bire bir örtüşüyor: Özetle Dr. Sait Kırmızıtoprak “Kürt Sorunu” çözümünü,  ana hatlarıyla söyle açıklıyordu:  
          “Kürtler Kürt olmanın ötesinde yüzyıllardır beraber yaşadıkları Türk kardeşlerinden ayrılmayı asla düşünmüyorlar….. asıl olan ayrı ırktan gelmek, aynı anadile sahip olmak değil, yurdumuzun kalkınmasında insanlarının insanca yaşama düzeyine ulaştırılması çabasında aynı asil heyecanlara ve ülküye sahip olmaktır. İnsanların beraberliğini kan ve ırk kavramları üzerinde bina etmeye çalışanlar, sosyal kanunların tabii gelişimi karşısında ezilmişlerdir.  Biz doğulular bütün kuvvetimizle şunu istiyoruz: Halkçı demokratik, sosyal Türkiye insanının emek, bilgi ve çabasına dayanan bir organizasyon içerisinde Doğu kalkınması tahakkuk edebilir ancak. (YÖN dergisi  19 Eylül 1962 s. 14-15)
        “…Irkçıların, fasıştlerin ve tüm gericilerin gözünde Doğu Anadolu halkları düşman, tehlikeli kafaları ezilecek insanlar gibi gösterilmeye çalışılırken acaba Doğu ne haldedir?
         
Kaderini Türkiye insanlarının kaderine kopmaz bağlarla bağlamış, yurttaş olarak kendilerinden her isteneni vermiş bu bölgemiz, yürekler acısı sefalet bataklığında yüzmektedir. Yüzyıllardır mahrumiyet bölgesi, sürgün yeri durumundan kurtulamamıştır.”

          Tek çare sosyalizimdir   “….Hitler taslakları fırsat bulursa, kitle katliamlarına Doğudan başlayacaklardır. O halde en başta Doğuyu ve arkasından Türkiye’mizi, kardeş kanına boyayacak faşizm tehlikesini önleyecek tek çare, sosyalizmdir,  ilerici vatansever kuvvetlerin safında faşizme savaştır……”
      
“Köylü toprak reformu bu hamlelerin başında gelir. Köylü ancak sosyalist bir düzende, işlediği, teriyle suladığı toprağına kavuşabilecektir. Toprak reformu, sömürücülerin, çıkarcı politikacıların köylü üzerindeki ekonomik baskısını ortadan kaldıracaktır. Halkın oyları, bizzat halkı sömürenlerin cebine inmeyecek, demokrasinin şekilden çıkıp, gerçekten halkın malı  olması ancak bu yolla mümkün olabilecektir……. “
       
“Sosyalist bir düzen insan sevgisi üzerine kurulur. İnsan hayatı, haysiyeti, gerçek hürriyeti ön planda yer alır. Medeniyetin, insanca yaşamanın araçları küçük bir azınlığın değil, bütün halkın yararına planlanır. Parasız tedavi parasız eğitim, her kese insan gibi yaşayacağı bir mesken, çalışmak isteyen her insana iş, yapılan her işe göre hayat düzeyi ancak sosyalizmle sağlanır.
       
Kültür bakımından da durum aynıdır. Gerçek demokrasi ve sosyalist anlayış, hiç bir topluluğun kültür hakkını pazarlık konusu yapamaz, Kültürel kalkınmanın gerçekçi, insanca  ve bilimsel uygulanış metotları, sosyalizmin anlamında zaten mevcuttur…….
      
Tek kelimeyle sosyalizm, bölgeler arasındaki her türlü eşitsizliği kaldırmak suretiyle, adil ve sıhhatli bir Türkiye yaratarak, milli birliği en sağlam temeller üzerine oturtur.   (YÖN dergisi 14 Kasım 1962 s. 17)     

        Asimilasyon: Gerçekleri  olduğu gibi kabul edelim. Doğu Anadolu halkının büyük ekseriyeti Kürt aslından gelmektedir … Halkın aslen Kürt olması ve hala Kürtçe konuşmaları onların Türkiye birlik ve beraberliği konusundaki duygularını katiyen zedelememiştir. Bu yüzyılda önemli olan beraberce, bir arada kardeşçe yaşamak ortamını yaratabilmektir. Hangi metot ve amaçlarla uygulanırsa uygulansın asimilasyon hiçbir ülkede başarı sağlamamıştır. Hem sonra gereksiz ve faydasızdır böyle bir çaba. İnsanların beraberliğini kan ve ırk kavramları üzerinde bina etmeye çalışanlar, ezilmişlerdir.”
       “  Irkçı faşizm Doğu’nun ve Doğu  insanlarının baş düşmanıdır. O halde sosyal tabaka farkı gözetmeksizin bütün Doğulular faşizme ve faşist antidemokratik kanunlara karşı  mücadele eden, Türkiye demokratik kuvvetlerinin bu mücadelesini ellerinden geldiğince desteklemek zorundadırlar. Faşizm düşmanları arasında birlik ancak bu şekilde kurulabilir.”  (Dicle-Fırat dergisi 1 aralık 1962 sayı 2)

    “…O halde ırkçı faşizm;sömürücü sermayenin en saldırgan, en şovenist, en gerici unsurlarının açık terörist diktatörlüğüdür.  Halk kitlelerinin, milli azınlıkların, iler,ci aydınların, insaniyetçi ve demokratik müesseselerin en zalim düşmanıdır. ……”   
        
“İtalya Almanya İspanya gibi ülkelerdeki faşizmin uygulanış örnekleri henüz hatırlardadır. Kitle katliamları ve sürgünleri toplama kampları, demokrasiue, insan hak ve hürriyetine en ağır darbeler faşizmin günlük baskı sistemleri arasındadır. Doğulular;zulmün, baskının, katliam ve sürgünlerin. Ezilmenin, üvey evlat muamelesi görmenin en iyi en yeni, en canavarca tatbik örneklerine tecrube tahtası olmak istemiyorlarsa, bütün güçleriyle ırkçı faşizme karşı savaşmak; yurdumuzun demokrasiyi, insan hak ve haysiyetini  her şeyin üstünde tutan kuvvetleriyle  elbirliği yapmak zorundadırlar.( Dicle-Fırat 1 Şubat1963 sayı 2-8)

     “…bu mücadele az gelişmiş bir ülkede(Türkiyede) iktidarı ele geçirmiş bulunan, askeri cuntanın (açık ya da kapalı) kontrolündeki ırkçı-turancı (subay-aydın) politik elitler ve bu elitlerin Dahili Milli Çelişki icra organı olup, Türk milleti adına siyasi iktidarı  sürdürdüğünü iddia eden zorba hükümetlere karşı verilmektedir. Zira biçimsel seçim oyunlarına rağmen, silik şahsiyetler de perde arkası cunta gruplarının kontrolü altında bulunmaktadırlar.
         
 Türk halkının gerçek özlem ve çıkarları; asla Kürt halkının demokratik milli haklarının gaspını gerektirmez ve bu doğal haklarını kullanılmasıyla çelişmez. Bu nedenledir ki Kürt halkının;bir dile bir kültüre bir bölgeye bir millete tanınmış  imtiyazlara karşı verdiği mücadele;  Türk halkının gerçek demokratik mücadelesinden ayrılmaz.  Yani Kürt halkının temel demokratik milli haklarının istirdadını amaç edinen bir eylem birliği; bizatihi Türk halkının sosyal ve demokratik gerçek iktidarının önüne dikilen cunta iktidarı engellerini ve dolayısıyla Kemalist ideolojinin, uzun yıllardan beri Türk kamuoyunu şartlandırmış bulunan dar çemberini parçalayacaktır.
      
İşte Türkiye ırkçı-faşist hükümetleriyle, bu hükümetleri de kontrolünde tutabilen baskı kuvvetleri (cunta grupları) tarafından bir millet adına zorla sürdürülen milli ezme  tatbikatından doğan Dahili Milli Çelişki, kısaca budur. Yani Kürt halkının rızası hilafına ve kaba kuvvet yoluyla inkar etmekhorlamak, tahkir etmek, baskı altında tutmak ve de yok etmek. Yani Türkleştirmek…
      
Türk ve Kürt Halkının Gerçek Düşmanları: Faşist Cunta İktidarları ve Onların Hükümetletidir.
Oysa, başka bir deyişle, Kürt halkının temel milli damokratik haklarının tanınması; Türkiye’de gerçek ve demokratik bir halk iktidarının gerçekleşmesinde en büyük engeli teşkil eden ve yarım yüzyıldan beri ırkçı-Turancı şovenizmin hakim önyargılarıyla felce uğramım bulunan, Türkiye fikir ortamının donmuş taassubunu da yıkacaktır.
        
Bu nedenle , Partimizin  Mücadelesi; sadece milli varlığı ve milli demokratik hakları gasp edilmiş ve bu hakların istirdadı uğrunda savaşan Kürt halkının değil; daha insanca ve daha mutlu bir yaşama düzeyine, serbest iradesi ve gerçek iktidarlarıyla ulaşmak çabasında bulunan kardeş Türk halklarının da mücadelesidir.
         
YAŞASIN, HALKLARIN KADERLERİNİN SERBESTÇE TAYIN HAKKI…”
         
YAŞASIN, MİLLETLERİN TEMEL HAK EŞİTLİĞİ..HÜR YAŞAMA VE MUTLU OLMA HAKK ..
         
YAŞASIN.  TÜRK VE KÜRT  HALKLARININ KARDEŞLİĞİ VE BIRLİĞİ…”

 

 

Arama

ARŞİV

Ocak 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl   Mar »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Ziyaretçi Sayısı: