Ağustos, 2014

Demirtaş

6 Ağustos 2014

Demirtaş’ın yüklendiği ilkeler
Demokrasinin olmazsa olmazı
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkemiz halkları, ırkçı faşizan bir baskı altında. Bütün yasalar bu ırkçı ayırımcı ötekileştiren faşizan uygulamaya göre ayarlanmış.
Devleti yönetenler her çıkmazında demokrasinin; sosyal, ekonomik, evrensel kriterleri uygulama yerine, özgürlük hak isteminde bulun yada kendileri gibi düşünmeyenlere ağır ithamla bulunup ayrımcılıkla suçlamayı (kominist, Kürt, alevi terörist vs ) başka bir söylemle “ötekileştirdikleri” azınlıkları “şamar oğlanı” yapmayı hüner sanmıştır. Bu gün gelinen nokta toplumun; yaşam, inanç, cinsel vs. kimlikleri kuşatılmış durumda.
Güç birliğiyle % 50 ye yakın oyla iktidar olduktan sonra diğer %50ye kumpas kuran, zülüm edenler, yıllar sonra rant virajında birinin diğerini “devletin paraleli “ diye ; terörist, casus, vatan haini ..vs olmakla suçluyor. Dış politikamızın olumsuzlukları yetmezmiş gibi ülke şimdi bu çirkin çatışmayla bir karanlığa hızla kayıyor.
İktidar partisi, halkın kendisine verdiği devleti yönetme yetkisi tek kişi ipoteğinde, daha açık bir söylemle; yasalar hak hukuk bir tek kişinin insafına terk edilmiş durumda..
Ülkemiz bu koşullarda Cumhurbaşkanı seçimlerine giriyor.
İktidar partisi adayı ve CHP-MHP adayının hedefindeki klasik bıktırıcılığı bir yana bırakırsak, HDP nin adayı Selahattin Demirtaş’ın ülke sorunlarının manifestosu niteliğindeki “yeni bir yaşam” önerisi ülkemiz için büyük bir şans ve fırsattır.
Demirtaş diyor ki:
-Türkiye’ye yeniden yeni bir cumhurbaşkanı değil, yeni bir yaşam öneriyoruz. Bu öneri, yıpranan kardeşliğin eşit temeller üzerinde yeniden tesisi içindir.
-Toplumun üzerinde yükselen otoriter, antidemokratik, bürokratik ve cinsiyetçi devlet anlayışı var. Yeni yaşam da, Türkiye’deki bütün halkların ve inançların birlikte birbirine benzemeden, birbirini benzetmeden, özgürce, yepyeni bir yaşam inşa etmeliler.
-Yeni yaşam; etnik, dinsel, cinsel ve sınıfsal ayrımcılığın karşısında sesi duyulmayanın, iktidar sahibi olmayanın, güçsüz kılınanın yanında yeşerecektir.
-“Yeni yaşam; tek tipçi dayatmalara karşı çoğul, farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal varoluşu, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye’nin mümkün olduğuna yürekten inanıyoruz.
-Türkiye artık bir yol ayrımında. Ya devlet otoritesini daha da pekiştirecek ya da bütün ezilenlerin onurlu yaşam özlemlerini gerçekleştirecek radikal demokratik adımlarla, köklü değişim yoluna girecek.
-Bu yaşamla, halkın doğrudan kendini yönettiği, farklılıklarını özgürce ve gururla ifade ettiği, geleceği hakkında söz üretip karar sahibi olduğu bir dünyayı ifade ediyor.
-Bu yaşamla, beraber yönetmek, yönetimi ortaklaştırmaktır. Yönetilmeyi değil, beraber eylemeyi gerçek kılacak bu irade, kişilere değil, halklara kazandıracaktır.
-Bu yaşamla, Neoliberal, antidemokratik düzen içinde, tekçi-mezhepçi veya ulusalcı anlayışlar arasında bir tercihe zorlanmayı reddediyoruz.
-Bu yaşamla, “En iyi hükümet en az hükmedendir” şiarına inanıyor, devletin küçüldüğü, yurttaşın ve demokrasinin büyüdüğü bir sistemi hedefliyoruz. Devleti korumak ve devlete hizmet üzerine kurgulanmış, kutsallaştırılmış hantal yapıyı araçsal, işlevsel ve hizmetkar bir devlet sistemine dönüştürmeyi öneriyoruz.
-Bu yaşamda, kadın, gençlik, engelliler, inanç grupları, farklı kimlik ve kültür grupları, çifti, işçi ve emekçi meclisleri olacak. Böylece yetkileri artırılmış bir makam yerine, halkın yetkisinin artırıldığı bir devlet yönetiminin güvencesi olan cumhurbaşkanlığı dönemi Devlet, tek bir kişinin ve onun etrafındaki hiyerarşik zümrenin belirlediği esaslarla artık yönetilmeyecek. Cumhur Meclisleri ile halkın devlet yönetimine doğrudan katılımı ile gerçekleştirilmeye başlayacak.
-Türkiye, Milli Güvenlik Kurulu gibi vesayetçi, darbe ürünü yapılarla değil, demokratik kurullarla, güçlendirilmiş yerel yönetimlerle yönetilecek.
-Devleti, devletin değil, halkın denetimine açacağız. Devlet Denetleme değil, Halk Denetleme Kurulu olacak. Açık ve şeffaf devlet, demokratik devlet olmanın temel koşuludur.
-Türkler, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Ezidiler, Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Pomaklar, Romanlar, hep birlikte demokratik ulusu oluşturmaktadır. Her türlü tekçilik son bulacak, yerine çoğulculuk esasına dayalı bir anlayış egemen kılınacaktır.
-Devletin kutsandığı, halkların, dillerin, inançların ve kültürlerin yok sayıldığı mevcut anayasanın topyekün değiştirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.
-Türkiye toplumunun çok etnisiteli, çok kültürlü ve çok inançlı yapılardan oluşan ‘çok kimlikli’ realitesi temel alınarak cinsiyetçi olmayan, ekolojik, eşitlikçi, sosyal ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı vardır.
-Devletin kutsadığı, halkların, dillerin inançların ve kültürlerin yok sayıldığı bu anayasanın topyekün değiştirilmesi artık ertelenmez bir zorunluluktur.
-Anadilinde ibadet hakkı sağlanmalı, bugüne kadar devletin resmi din anlayışına hizmet eden Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Cemevleri ve farklı din ve inançlara ait tüm mekanlar yasal statüye kavuşturulmalı.
-Eğitim sistemi; milliyetçi ve cins ayrımcı öğelerden arındırılmalı, her yurttaşın özgür ve eşit faydalanacağı, ezbercilikten uzak, bireyin yaratıcılığını geliştiren, yeteneklerine göre yönlendiren, bilimsel, demokratik, laik ve nitelikli bir eğitim hizmeti sunulmalıdır. Laik bir sisteme yakışmayan zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Eğitim sınav merkezi olmaktan çıkartılmalı, YÖK kaldırılmalı, üniversitelerin akademik ve idari özerklikleri genişletilmelidir……”
Bu söylemler bir çok politikacının düşünüp “oy kabı” endişeşi ile halktan gizlediği gerçekler. Hiçbir yoruma gerek duymayacak kadar açık olan bu “yeni yaşam çağrısı” Devleti yönetenlerin dışladığı demokrasisi ve bir tek otoriteye bağlanmak istenen yönetim için yaşamın olmazsa olmazları. Halklara kimliklere karşı açık olmanın, köhneleştirilen siyasetimiz için bir devrim niteliğini taşır.
Demirtaş’ın kısa yaşam öyküsü, mücadelesi, geldiği yer, izlediği yol, iç barıştaki sabrı, başarısı göz önüne alındığında söylediğini pratiğe geçiren, bilimi pratikle bütünleştirdiği görülür. Türkiye’ye benimsettikleri “Eş Başkanlık sistemi” kendi başına kadın haklarının güvenilir teminatıdır.
Demirtaş, Cumhurbaşkanı seçilsin ya da seçilmesin, önemli olan bu değil. Önemli olan bu “yeni yaşam çağrısının” karşılık bulmasıdır. Bu karşılığın Türkiye’de birçok dengeyi değiştireceğini halkların, kimliklerin birlikte yaşamın güçlü sesi olacağını umuyorum.

([email protected])

Arama

ARŞİV

Ağustos 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem   Eyl »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Ziyaretçi Sayısı: