Aralık, 2014

akıl tutulmaları

30 Aralık 2014

Akıl Tutulmaları
Akıl tutulması nedir; mevcut hukuk yasalarına, yöre-töre anane gibi toplumun ahlaki ve genel yaşam kurallarına, insanın evrensel değerlerine karşı çıkış, başka bir söylemle “akıl tutulması “ zalimlik, haksızlık , kendini ve haddini aşan şuursuzluk olarak tarif edilebilinir.
Konunun anlaşırlığı için başka yerde örnek aramaya gerek, “Civarik” ve Civarik’lilerin “gereksiz hallerini” örnekleme (dersler almamız yada öz eleştiri için ) yeterli olacaktır.
Bunu, 1938 Kırımı öncesi ve kırım sonrası “akıl tutulmaları” diye ikiye ayırabiliriz
Konuya girmeden bir noktaya açıklık getirmede yarar var. Osmanlı’nın ulaşamadığı, kendi haline bıraktığı Dersim yöresi aşiretler topluluğunu, Türk İslamcı cumhuriyet hükümetleri de ”Kürt- Kızılbaş “diye dışlamış. Bölge Genel valisi Cemal Bardakçı Dersim aşiretlerini dolaşır. Bir kısmını sürgüne göndererek dağıtma, ılımlı olan “Ağa-Bey” çocuklarını da asimile için “saray okuluna ” yönlendirir. Hükümetin “ böl parçala yok et politikasını” uygular (Civarik Ağalarını sürgüne razı eder) .
38 öncesi akıl tutulması:
Süleyman Ağa, kendisi okumadığı için kardeşi Bertal’ı Elaziğ’a, oğlu Bertalı Gümüşhane’ye gönderir okutur. Yörede okuyan ( Rüştiyeyi bitirene) “Efendi “ olur. Rüştiyeyi bitiren Süleyman Ağa’nın kardeşi Böyük Betal Efendi, oğlu Küçük Bertal Efendi olarak anılır. İki Bertal Efendi, çevikliği cesaretleri, nişancılığı ve girişimciliği, öğrendikleri “Türkçe” ile yöre halkı ve hükümet nezdinde sözü dinlenen saygı duyulan iki elit kişi .. O sıralar Civarik, Köyü, aşiretiyle namlı şanı bir güç..
B.Bertal Efendi , yörenin güçlü Arel Aşireti Reisinin kızını oğluna gelin eder. Areller, B.Bertal Efendinin “Ağa” olmasını ister. B. Bertal Efendi evine çağırdığı pir mürşit desturu ile kendisini okutan ağabeyi Süleyman Ağa’ya karşı Ağalığını ilan ettirir. Köylü, Süleyman ağadan yana çıkar. Köyde başıboşluk, iki başlılık güvensizlik dağınıklık yıkım.. İlk hedef Gemik olur. Gemiklilere “oturduğunuz yer ve arkanızdaki dağ benim” diye davalar açılır, hayvanları telef olur, otları yakılır, üretimlerine el konur. Sey Qaji, Haydaranlara sığınır dokuz yıl orada kalır. Köyün yönetiminin deneyimsiz oğlu Ali ve eşine bırakılması, mezra ve köydeki birliğin sonunu getirir.
Detaya girmeden bir örnekle yetiniyorum: 1915-16 Rus savaşında Mustafa Bey Balığ’a sığınır, Süleyman ağa ile Balığ’da milis savaşını yönetir. Atlarının otlatıldığı yere sonradan “Merga ağay “ dendiği için B.B. Efendi “ağa benim burası benim” diye dava açar. Oğlu Ali, keşif heyetiyle Balığ’a gelir. Heyetin, buraya ne denir sorusunu mülk sahibi “Merga Ağay” diye yanıtlar. Ali “Ağa benim babamdır mülk bizim” der. Otlak sahibi “hayır ağamız Süleyman “deyince Ali elindeki sopayı davalının başına indirir kanlar içinde yere serer. Balığ’lılar Ali’yi kovalar, Musan-Çağıl’lılar yolunu keser . Ali ve Mustafa Akbayır Melkıs altında Bedro Dağı eteklerinden güç bela evlerine kavuşurlar.
“Bir kelime için Türkçeye beş kuruş” ödendiği bu dönemde B.B. Efendi’nin devlet destekli gücü tüm köylü için zulme dönüşür. Köyde ki birçok araziye benim diye davalar açılır. Varlıklı olan Çi Simi ve Çé Cıvé Moşi ilk dilsiz-savunmasız mağdurları olur. Köyde birlik, lime lime. Balığ’lılara karşı WELE ÇEVRİ (Apdullah Kaçar’ın Balığlılara “Çé Mao Pil “demesi bundan), Melkıs’lilere karşı ÇI USE XIME nın yok edilmesi, hanımlara sarkıntı, tasallutlar cinayetlere neden olur. Köy halkından sonra aile içi kavgalar başlar: “Hıgayé Top buresi ” “burası benim biçemezsin” diye Bertal Efendiler birbirine orak-tırpanla girişir. Taru’da Karsan’lılar Kal’lara ezdirilir. Süleyman Ağa olayları önleyemeyince , oğlu Bertal’ı ailesiyle ile Kiği’ye gönderir. Feodal dayanışma düşmanlığa dönüşür. Son iki yılda B.B Efendi kendi köyüne ancak iki-üş kez gelebilmiş. Bu akıl tutulmasının arkasında Abdullah Paşa ve B.B. Efendi’nin kendine güveni olur. Köyün bölündüğünü gören A.H.Paşa bir gece vakti köyü kuşatır Ağa ailesini “SÜRGÜN” diye çıkarıldığı yolda el ve ayaklarını bağlar, üstüne gaz dökerek 54 masumu canlı canlı yakar.
Dr. Sait, “38 öncesi akıl tutulmaları” yıkımının bilincindeydi. Bu gün sergilenen “akıl tutulmaları”, geçmişimizden ders almadığımızın aynası. O kadar çok ki virüs oldu yayıldı. Dr. Sait yakınları ve ben (1-2) olarak yayınlama zorunda kaldım. Yinede anlatamıyorum.

38 sonrası Akıl Tutulmaları
1- Ateş kardeşler
Kendi oğluna Şıvan adı verecek kadar Dr. Sıvan’ı seven, “Şıvancı” S. Ateş, 1971 den sonra Dr. Şıvanı’ın “katili” bilinen I-KDP, Derweşe Sado’nun Bşknı, Şerafettin Elçinin etken olduğu T-KDP hizmetinde Barzaniye paralar taşır. Ateş kardeşler Dr. Şıvanın Sait Elçi’yi öldürdüğüne öyle kanı ki Şıvan’ı aklayan Bilirkişi Raporunu saklar yada özünü etmezler.
Daranın kendilerine verdiği Dr. Şıvan dokümanları içine sıkıştırılan bir sahta belgeyi S.Ateş Şıvan aleyhine kullandığını belgelediğim için Kitabım Köy Derneğinde tekmeletilir, beni düşman ilan ederler. M. Ali Şıvan dokümanları Şıvanı sevenler yerine katil zanlıları ile paylaşır, katillerin kalemiyle “Katil-Maktul kitabı “ dediğim Dr Şıvan ve Kürt Trafedesi” çıkarılır. M. Ali “teşekküre” laik görülür. Mikrofonunu tuttukları tv 1o dahil, hiçbir yede Dr. Şıvanın ölüm nedenini sorgulamadıkları gibi, dağda öldürülen amca oğluna sahiplenmezler. Bütün bunlar şaşırtıcı ne ki gerçek .
2- Yusuf Kaçar
Kaçar bilinçsizce işe girişti, ekmek teknesine i..di, tepti . Bana, idealine ihanet etti.
3- Selahattin Ali Arik
S. Ali Arik’in, yazmadığı kitabın “yazarı” riskini yüklemesi, “Maktül-Katil uzlaşı” eseri. “TEŞEKKÜR” de aileyi “ küçülten” katil yandaşları var. Kitabın son 4 sf. ( “zorunlu bir açıklama”) dışında hiçbir yazı S. Ali Arik’e ait değil. Dr. Sait’in onurlu mücadelesi yazılarına eklenen Şıvanı katil gösteren, itibarsızlaştıran yazıları için ben değil, Sait Aydoğmuş : “Şerafettin .. Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum” diyor.
4- Kazım Arik
Kazım Arık, Almanya’ya gidip Yol Tv canlı yayınında hırsızları korumakla; yeğeni “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” Koordinatörü Dicle Akar’a hakaretin ve arkadaşı bilim adamına “şerefsiz ..alçak. dedirten seviyesizliğin, ince ayarı olur. Her yönden kedilerinden üstünlüğü tartışılmaz bilimcilere hakaret, küfür, ne Dersim adamlığı, ne Alevi kültürü, ne de ilkel insani bir davranışla bağdaşır. Özür dilemesi caba!
5- Şıvanın oğlu Dara, Kardeşi Hasan ve Yeğeni Çayan
Diyarbakır’a gidip, katil zanlılarıyla uzlaşı, el öpme, cinayeti katile anlattırma örneği görülmeyen yaptırım. M. Ali, Dara, Hasan, Çayan ve akıl hocalarının Katil ve uzantıları Dr. Şıvan Kitabı, Dr. Şıvan Belgesili , Derweş Sado (Jirek ), Ömer Çetin gibi katil- ihanetçi gurubun “komplo aklama” yazı ve söylemleriyle doldurup yayınlamaları bir yılı geçti.
Bu ve yukarıdaki olumsuzlukları sosyal toplumda yasa töre anane gelenek başka bir söylemle Mantıkla bağdaşmadığı için “akıl tutulması” deme bir zorunluluk oluyor.
Ne ki “Dr. Şıvan Kitabı” ve “Dr. Şıvan Belseli’inde baş rol oyuncusu, “ikinci kurşunu sıktığımda” diyen Derwiş’in Şıvan katıli olduğunu Kürt Yazar Diyar’dan aktarıyorum. “Derweş öyle bir cellat ki 30 yıl sonra da Şıvan’a ikinci kurşunu nasıl sıktığınınn zevkini anlatacak kadar hasta ruhlu. Sait Elçi’nin yok edilmesiyle yetinmeyen bu cellat. Şıvanların infazınıda gerçekleştiriyor. ( Derweş, 2000 yıllarında hayatını anlatan bir CD hazırlar. Bu CD bir yerinde, “Dr. Şıvan’a ikinci kurşunu sıktığımda yere düşüp inlemesi, yaşamının en büyük sevinci” şeklinde beyanı var).
Bir yıl önce Mimar Dara kendi evinde “yol haritası belirleme” toplantısı düzenlemiş sonra, Dr. Şıvan Web sitesi ve Dr. Şıvan Belgeseli yayına konmuştu. Susmak, sessiz kalmak yetmez, algı herkesi kapsar. Özellikle listede olanların tümünü (Hüseyin Akar, Kazım Arık, Yusuf Karagül, Hasan Tanrıverdi , Seyit Ali Gündüz, Mehmet Ali Ateş, Kemal Yıldız, Rıza Gündüz, Süleyman Ateş, Salahattin Arik, Mehmet Kaçar, Ali Demirel, Dara Kırmızıtoprak, Ruken Mızraklı, İbrahim Demirel, Cemal doğan Çayan Demirel)
Çağrım, “bu ayıplı onur kırıcı duruma son verin” yeter artık. Başta “Ruh hastası” denen Derweş , Ömer olmak üzere tüm katil yandaşlarını çıkarın bu yapıtlardan yada Dr. Şıvan ve Kürt Trajedisi kitabı, Dr. Şıvan Belgeselini yayından kaldırılsın. Gittikçe kokuşuyor, pis koku yayıyorlar. Bunlarla Dr Sait’in (Şıvan’ın) onurlu mücadelesi karartılıyor.

Dersim “Faili Devlet”

29 Aralık 2014

DERSİM “FAİLİ DEVLET “

Dersim Aşiretlerinin gelenekçi, çoğulcu yaşam düzeni; Tanrıyı insanda kutsayan, ezilen yoksulun savunmasız yetimin “lokma hakkı” sadakati ile farklılıkların bir arada yaşamasına olanak sağlayan bir düzendir.
Osmanlı, “ Dersim seferlerini” “asker-vergi” toplama için düzenler. Bu seferlerle Dersim Aşiretlerini “böl- yok et” oyunu ters tepmiş. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya “Dersim bu gün 91 aşirettir. 1876’dan bu güne kadar Dersim üzerine 11 hareket yapılmıştır, Bunlar medeni hukuk, hatta ceza işlerini kendi arlarında görürler” diye de yakınır. Cumhuriyetin ulusalcı ırkçı erki; “Türk-İslam”la bağdaşlaştırmadığı Dersim halkını “hal etmek” için genel valilere, özel müfettişlere talimatlar verir, rapor üzerine rapor hazırlattırır.
Dersim’in, çoğulcu yapısını, gelenekçi yaşamını yerinde inceleyen Cemal Bardakçı: “400 yıldan beri Dersim hükümet nüfuzu girmemiş, ilmi anlam ve kapsamı ile bir otorite kurulmamıştır. Her Dersim’li hayatını ve malını korumak kaygısı ile silah kullanmak zorunda kalmıştır. Dersim’linin devlete karşı olan güvensizlik ortamını yok etmeyi önerir..
Fevzi Çakmak; “Dersim evvela bir koloni gibi ele alınmalı Türk camiası içinde “Kürtlük” eritilmeli”. İsmet Paşa Kürt Raporu. İle “Dersim’in, imhasını öngürür.
Halkın demokratik istemlerine karşı R. Peker, Türk demokrasisinin amacının, kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak” olduğunu açıklar. Devletin ırkçı erki, Dersim’in Zaza-Kızılbaşını “kolay yutulur lokma” bilerek Dersim’i “hal etme” hazırlığına 1935lerde başlar:
Osmanlı, “Ermeni kırımın’da suçları kesinleşenlerin büyük bir kısmını Malta Adasına sürer. Devlet, bu Ermeni “kırımı” suçlularını kaçırtır ve devletin üst makamlarına yerleştirir. Ermeni “Muhacirin ve Aşirin Müdürü”, Adana Halep Ermeni kırımı suçlusu Malta kaçağı Sükrü Kaya Dersim Katliamında İç İşleri Bakanı (24-38arası) olması rastlantı değil, Ermenilerden sonra Kürtleri “hal etme” planının bir parçası.
Akdoğan Paşa, Topal Osman Çetesi’yle, Koçkiri masum halkını, gece baskınlarıyla evlerinde avlayan, ırzlarına geçen, yakan, yıkan, öldüren, “(zo) diyenleri milletçe yok ettik, (lo) diyenleri de ben yok edeceğim” diyen, “Koçkiri katili” Nurettin Paşa’nın damadıdır
Abdullah Akdoğan’ı , “istediğini as istediği kes” akıl almaz yetkilerle “Dersim Hareketi’ başına getirilmeden Dersim bölgesine gönderilmiş oluru alındıktan sonra “Tunceli Kanunu” çıkarılmıştır. Başka bir söylemle Akdoğan Paşa, Dersimde ki 50-70 bin infazı “devlet ideolojisi” adına ırkçı erkin taşeronu olarak yapmıştır.
“Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil yok” tezli sözde bilim dalı altında binlerce akademisyen yetiştirildi. İşte bu gün bir çok tv. Kanalın da Dersim hakkında ahkam kesenler bu sanal “ideoloji” arttıklarıdır. “Dersimde katliam yapılmadı, belgesi yok. Genel Kurmayın verdiği 13 bin kişi bile şüpheli, Dersim İsyan etti” ezberi ile “Dersim Gerçeği” aydınlanmaz. Ben “Dersim Katliamı” mağduru, canlı tanığı ve tarihiyim. Ailemden 54 kişinin bu güne dek gizlenen serüveni Dersim Gerçeğini yeterince aydınlatacağına inanıyorum:
Dersim “bir coğrafya ki ezelden zulmün tetik eri
bir can ki doğmadan tüm suçluluğu belli
bir halk ki oku namluların ucunda gerili
bir inanç ki arap şeriatında yoktur yeri” (Dersim Çığlığı HA s.13)

CİVARİK KATLİAMI ( Devlet İnfazından bir kesit)
“1938 yazı, reçber ot biçmeyi bitirmiş sarı olgunluğa erişen ekinlere başlamıştı.. Ani bir emirle yaylalardaki halk köye indirildi. Gece yasağı devam ediyordu. o akşam dedem Süleyman Ağa ve altı kardeşinin evlerini “devriye” sardı. Evlerde ki; “25 çocuk 12 kadın toplam 54 canı “sürgün” diye gece yarısı yola çıkardı. Beş kilometre sonra tümü birbirine bağlar üstlerine gaz dökülerek (etraf aşiretleri ürkütmemek için) diri diri yaktılar ”.
Ben, bu inanılması güç vahşeti, 1989 de ad ve yaşlarıyla (“Dersim-Civarik İKİ UÇLU YAŞAM” s.110-120) yayınladım. İDGMahk.si kitabımı yasakladı ve beni “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozduğum” suçuyla yargılamaya aldı. .
Devlet kayıtlarında olayla ilgili bir bilgiye rastlanmadı. O zamanlar devlet, hayvan vergisi (kamçur) toplamak için kimin; kaç koyunu, kaç keçisi olduğu kaydı tutulmuş ama kaç çocuğu olduğunun kaydı tutulmamış, çocukların çoğu kayıtsızdı. Ondan sonra “hak” arayan önceleri; “asi, isyancı, şaki, çapulcu..” sonraları kominist Kürtçü bölücü suçlaması halen sürdürülüyor.
Tanık olarak onlarca kişi gösterdimse mahkeme hiç birini dinlemedi ve “yerinde keşfine” de gerek görmedi. Oysa devlet güçlerinin bu “yargısız infazı” yaptığını, naaşlarını da kurda-kuşa yem ettiklerini, benim gibi tüm yöre halkı biliyor. Bu akıl almaz toplu cinayetin, hapisteki tutuklu “ölüm” mahkümlarına “affı” karşılığında yaptırıldığı genel kanı olarak halen yaygın.
Aradan birkaç yıl geçti, sonra “tapu işlemi” için alınan bir yazı da; katıl” edilen dedemin ölüm nedeni: 01/01/1938 tarihinde sari bir hastalıktan ” yazıldığı ortaya çıktı. Haziran 1938 de yakılan dedem, altı ay öncesinde “sari bir hastalıktan” ölmüş gösteriliyordu.
“Dersim Katliamın’da Civarik Vahşeti devletin “akrep hareketi” tatbikatının ilk serüveni. “Kırım”, çemberden merkeze yok etmeyi planlar. Sülbus Dağı eteğindeki Civarik (şimdi Sarıyayla) Doğu Dersim’in uç Bingöl sınır köyü. Yargısız infaz buradan başlatılır.
Haydaran aşireti reisi Xıdé Alé İsme, bu katliam karşısında: “ İşte devletin sözüne güvenenlerin, silahını teslim edenlerin akıbetini görüyorsunuz. Ben kalleşçe öldürülme yerine dağda şanımla ölürüm daha iyi” der. Devlet bu aşireti hain isyancı” ilan eder. Böylece akıl hastası kaillerin kelle uçurma, zehirleme, hamile kadınları karnını deşme vs. zulüm böyle başlar.
“Burası Dersim”
Dersimde orman yakma, ev yıkma, tutuklama, tutukladığını yok etme, ana dil yasağı, gıda ambargosu, “teröristi” bulmak için eşinin cinsel organı aratma, seyahat gibi her türlü hürriyet kısıcı şiddet içeren ezici yaptırımlar yargıdan uzak bir mantığın koruması altında. Bu mantık Tünceli kanunu ile yaşama geçirildi ve zeka düzeyleri “bölücülük” yaygarasını aşamayan ırkçı ideologlarca halen sürdürülüyor:
Eski Başbakan (M.Y.) “Kürt kimliğini yok sayan ve yalnız şiddet kullanarak karşısındakini her türlü yolla ezmeyi ön gören yaklaşıma “Dersim Mantığı” denilir” diyor.
1990 larda “köylerini yakan yıkan” helikopterleri şikayete gelen Dersim heyetine dönemin Başbakanı (T.Ç.) “Muhtarlar o helikopterler bizim değil, onlar Rus, Afgan, Ermeni ve ya PKK helikopterleridir” demesi, bu mantığın devletçe benimsendiğinin bir kanıtı.
Üst yargı ve AİHM kararlarına karşı “Laik devletin ”DİBaşkanı, Alevilerin parasıyla milyonluk arabaya biner “Cemevi ibadet yeri değil”der din dersi zorunlu olur..
Ateş düştüğü yeri yakar, yanan yüreklerden biri benim. Bir-iki değil ailemden 1838 de 54 kişi toplu halde vahşice yok edildi. Siz buna; kırım, katliam, yargısız infaz, insan hakları ihlalı, insani gasp, insanlık suçu ne derseniz deyin. Haziran 1838 de öldürülen dedem; 01/01/ 1938 de sari bir hastalıktan öldü diye kayıt altına alınıyor. Bu giz “faili meçhul değil, “faili devlet’tir.
Bu vahşeti 1989 da isim ve yaşlarını belirterek açıkladım “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmakla” suçlandım. T.C. BMM dilekçe komisyonuna başvurdum yanıt alamadım. Siyaset dünyamız “Dersim Kırımını” birbirini karşı silah olarak kullanıyor.
Dersimli olarak acımızı taşıyamaz olduk, yazıp çizdiklerimiz gerisin geri üstümüze yeni suç olarak yükleniyor. Acımızı anlatamıyoruz demiyorum, Dersim benzeri halkı ötekileştiren zulüm eden ırkçı ideolojiyle yüzleşmeyi göze alma cesaretini gösteren birine rastlayamadık.
Ülkemin savcılar başta olmak üzere insan kakları savunucuları, bilim adamı, araştırmacı, yazar, tarihçi, namuslu siyaset adamı, hasılı empati sahibi, evrensel değerde buluşan tüm vatandaşlarımı yardıma çağırıyorum. Bu yargısız infazı ortaya çıkarmanın ve devleti tarihiyle yüzleşmesi, özür dilemesi gibi bir karşılığı olmalı diyorum.

Hüseyin Akar (www.huseyinakar.com ve www.huseyinakar.com)
([email protected])

Arama

ARŞİV

Aralık 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl   Şub »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Ziyaretçi Sayısı: