Eylül, 2015

CİVARİK 2

25 Eylül 2015

Dr. Sait Yakınları ve Ben (2)
AKIL TUTULMALARI

Yusuf Kaçar Kadersizliğim
Dost meclisinde konuşunca dinleyenleri kendine hayran bırakanların başında biri de Yusuf Kaçar. Dürüst, yerinde özverili söylemleri dinleyenleri kendine hayran bırakırdı. Bu idealist, imalı konuşmalarından dolayı polis peşimizden eksik olmadı…
Nitekim, arkadaşı (Ali Gültekin’e) yazdığı mektupta “Dersim Gecesinde açık artırmaya koymak için bir halı üzerine “ o konuştuğumuz malum haritayi “ işleyin .. tümcesi tutuklanmasına ve altı ay harbiye hücresine kalmasına neden oldu (49 lar olayı 1959). İlk ifadesinden sonra bırakılan iki kişiden biri oldu. Serbest bırakılınca Ankara da okuduğu tekniker okulundaki kaydını (gizli) Erzurum teknikere aldırtmıştı.
Yardım edeni yoktu Ben yedek subaydım. Çaresizdi, iki yıl ban yadım ettim. Teknikeri bitirdi, evlendiğimin ilk haftasında bana (Diyarbakıra)geldi.
Gelişiyle, düğünümde eşi ile bana beklenmez yardımda bulunan Balıkesirli bir subayın bana gece oturmasına gelmesi bir oldu. Subayla Kaçar’ın Aziz Nesin “muhabbeti” görülmeye değerdi. O sıralar Kaçar’ın yakalama emri çıkmıştı. Subayın niçin evime geldiğini anladım. Misafir gidince Kaçar’ı o gece apar topar Ankara’ya gönderdiğime eşim şaşırmıştı. .
Şafakla evimi polis bastı, … yatağımızın altını dahil dolaplar tek tek arandı. Eşim bir şey anlayamamıştı…. Teferuata girmiyorum burnumdan getirdiler. Neler çektiğimi …
Ankara’da ifadesi alınan Kaçar tekrar bana geldi. Parası pulu yoktu, uzun sure evimde kaldı, kazancımı paylaşıyorduk. Ona ve arkadaşı Hasan’a (Desimli Yusufanlı) iş buldum, Silvan’da çalıştılar,
İdealist dostumun benden başka sığınacağı yardın isteyeceği kimsesi yoktu. “Bir iş al ben çalışırım” diyordu. Mali gücüm sıfırdı. “Almak kolay hani para “ diyordum. “Sen al gerisi kolay ben çalışırım” diye diretiyordu. Bıkmıştım.
O ara “Dereova Köprüsü ihalesi ilanı çıkmıştı. Güç bela evraklarını hazırladığım, “memleket” diye girdiğim ihale bende kaldı. Kaçar istersen bana devr et dedi ancak koşulları yetmedi idare kabul etmedi devri. Ben pul para istemem karın tokluğuna çalışırım dedi. Kovamazdım. Ben, ortaksın ne kazanır- kaybedersek bölüşürüz dedim ve işe başlattım
Ankara da Delice Köprüsü bende kalmıştı. Tuncelide ki köprüler küçük bir işti. İşi yürütmesi için genel vekâletname verdim. Faizle para aradım buldum (A.K. ve M.O. iki tanıdıktan). “Banka teminat mektubu” almak için iki bankaya yatırdım. O bunu biliyordu, aramızda saklı-sır yada güvensizlik yoktu.
Şok Şok ..
Bürom Ankara’daydı, ilkbahar geldi Ankara’da ki işe malzeme almak için bankaya gittim. Paran çekilmiş dediler, ikinci bankaya gittim aynı cevabı aldım…Felç geçirmem hiçtendi, elim kolum tutmaz oldu, başıma sıcak sular döküldü, olduğum yeri yığılıp kaldım. Soğuk terler akıttım… Şoke olmuş, donup kalmıştım. Beni hastaneye kaldırmışlar. Kendi kendime “ben iflaz ettim, iş hayatım sona erdi, borcu kim öder” deyip durmuşum.. Borcu ödemek için yaşamaya mecburdum. Yaşarken ölmek sanırım buna derler…
Çekilen para altmış bin, Dereova- Ramazan iki köprü bedeli iki yüz elli bin, varın siz düşünün. Ben bu borcu nasıl ödeyeceğim. Hayatta dikili bir ağacım yok.
Acı olan bu olayı kimseye açıklamamak. Çekilen parayı vermediğimi ispat edemez, ikimize “Kürtçü” diye tutuklanacaktık. Can damarımdan vurulmuştum. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. Kimseye anlatamazdım (Bu olayı ilk kez dillendiriyorum). Kendime gelinceye kadar şantiyede kaldım. Zaten arayanımda yoktu. Zor olanda bu olayı eşim ve sırdaşım Y.K.ra anlatamamaktı. Onlar, “Kaçar bunu yapmaz” derdi.
Bir ay sonra kendisi geldi. “Ne yani milli bir dava için çektim, bara saza vermedim ya” birde beni ayıpladı. Hani idealimiz uğruna her şeyimizi vermeye hazırız diyoruz. Çok kızgındım sövüp sayacaktım. Harbiye zindanında çıkarken sergilediği tavır aklıma geldi. Onu erken bıraktılar ama o direnmiş “ben arkadaşlarımda çıkana dek çıkmam” diye diretiyordu. Onun samimi davranışına hayranlık duymuştum. O çağlarda çoğumuz ezilenlerin davası uğruma her şeyimizi vermeye hazırdık. Bu beni yumuşattı ve gevşetti ama beni kurban seçmesine razı olamıyordum. Beni batırdı şimdi nasıl ezilenlere nasıl yardım ederim diye sızlanıyordum “bari gitseydi hem idealine hem bana ihanet etti”. Özetle:
Irak’a gitmek için anlaştığı dört Kürtle Gaziantep’e gidip Irak’a götürmek için yirmi bin liraya bir pikap(jip) satın alıyorlar. Diyarbakır yakınlarından Pikap bozulur. “Bu pikap iyi” diyenle kavga ederek ayrılıyorlar. Bir sürücü tutup Jipi geri götürüyor, satan geri almıyor. Kervandan ayrı düşünce Irak’a gitmekten vazgeçiyor.
Kaçar için “Bekara karı boşamak kolay”dı. Dr. Sait’te verdiği sözden cayışı kalan paranın bir kısmını “K. Burkay’ın seçimine harcayışı şaşırtıcı oldu. Dr. Şıvan’ı destekleyen, ben ikinci ekipte gelirim diyen Kaçar Dr.Sait’i bir daha anmaz oldu. ” karısına saray alacağına bize verip para verseydi ya …şeklinde eleştirmesi beni derinden sarsmıştı.
Paranın bir kısmını Silvanlı (Keké Mahmut dediği) taşrona “kapara” olarak veriyor. Bana “sen karışma, ben bu işi yapar bitirim, paranı da veririm, bana bir fırsat ver” deyip özür yerine özür diledi namus sözü bir daha böyle bir şey yapmam diyordu. Tünceli’deki Pir Sultan gibi bir çok olaya ve K.Burkay seçimlerine işçilerini malzeme etmesi (ve kardeşi Mehmet, vurulan kardeşim Azizi bulaştırması) Burkay seçim malzemesi, kendisinin taksi bulup sıvışması (kardeşim Aziz’in vurulması) aklını başına getirmemişti.
Köprü işini bin bir rezalet büyük zararla güç bela bitirebildim. Bu darbeden sonra belimi doğrultamadım. Bankalardan kredi alamayınca belimi doğrultamadım.
Başka sansızlıklar da oldu. ( sonradan Denizli TRT verici binası bitimimde yandı..idare namus sözü verdi “yap zarını karşılarız” dedi sözünde durmadı).
Kaçar beni batırdığının bilincine geç vardı. Borcuna karşılık babasının arazisini vereyim dedi. Kızdım “rezil” dedim. Rahmetli söylemde inandırıcıydı, tatbikatı berbattı. Gizli işler yapmayı severdi. “Malatyalı” pasaport edindiğini öldüğünde ortaya çıktı.
Dr. Şıvan’ı gördüğümde; “beni niye batırdınız” dedim. O “ Kaçar beni aldattı. zora soktu. Kaçara olan güvenimi yitirdim alakamı kestim görüşmüyorum” demekle yetindi., Ona çok kırılmıştı bir daha de görüşmedi… Ben, niye bu kadarını yazdım biliyor musunuz?
Kardeşi M.K.rı severdim. İstanbul’da lüks bir daire almıştı, ufak bir hediye aldım. Rus eşimle ve yeğeni ile konuk oldum. Bir hafta önceden bildirmiştim. Bir “vize” sorunu vardı, otele gitmedik. Beni bir gecelik barındırmadı! Ağabeyi için dünyanın kahrını çeken biri için bunu sindirmek kolay mı? Değerler değişti vefa duygusu kanamalı dostlar dan kime el atsam “dökülüyor” be kardeşim. Bu bir dost akıl tutulması.
***

Kazım Arık (bir kadeh keyfi)
Kazım Arık Dr. Sait’le öz teyze oğlu. Yakın ilişkileri vardı. Kazım Hozat Orman Bölge Md.de Dersimi tanıma olanağını buldu. Dr.la Dersim Kürt ezikliğini paylaşıyordu. Dr. son gelişinde Onu götüreceğinden söz etmiş, ben karşı çıkmıştım. Sonuçta götürmedi.
Kazım, Dersim elitleri ile bürokratlığın keyfini çıkarırken içki dozunu kaçırır. Hakkını yemeyelim mezelerin piri içki sofralarının bu “şık” yorumcusun yerini bulan yorumları var, içki sofrası arkadaşlığına özenilir. Kazım’ın “gözdeleri” içki sofrası arkadaşlarıdır. O sözünü ettiği kişileri tanımıyorsan bu “gözdelerine” hayran kalır, hatta kendinizden sıkılırsınız. Elazığ barları sakini H.T, İstanbul’da Alişer, Teyze oğlu A.D. Av. A. Y, İ.B.Parklar.Md. CHP dostları gibi..
*
Kızım Dicle, Türkiye’den sonra Kanada da bir Üniversiteye devam etti ve öğretim görevlisi oldu. İki yıldan beride Almanya’da bir üniversite de öğretim görevlisi. Dicle 2010 yılında, üzerinde yoğunlaştığı “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesini” yaşama geçirmek için Avrupa Dersim Alevileri Federasyonu (ADDF) ile anlaşır. Federasyon Başkan Yaşar Kaya.
Dicle Akar ve Yaşar Kaya adına ortak bir hesap açılır. Yaşar Kaya, hesabın tümüne yakınını tek imza ile çeker. Dicle Akar, Yaşar Kaya’ya “hesabı görelim” der. Yaşar Kaya, hesap soran Dicle’yi ; “sana öyle bir şey yaparım ki, bir daha kimseye görünmeye yüzün kalmaz” der ve karalamaya başlar. Örneğin:
-“Dicle Akar, Kanada’da kısa zamanda oturum almış, üç yıl Kanada Alevi derneği başkanlığını yapmış, Deneği mülk sahibi yapmış kimdir necidir bu hanım ?
-Şimdi geldiği Almanya’da 1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi Koordinatörü oldu, Dersimce bilmiyor bu kadın “ajan”dır.
– Frof. Taner Akçam, “Ermeni çıkarları için bu işi yapıyor ” denir. Bütün bu karalamalar K. Arık’ın huzurunda ve rakı sofralarında da sürdürülüyor Kazım çok iyi tanıdığı ve çocuklarına örnek gösterdiği öz yeğenini tanımazlıktan geliyor.
Yaşar Kaya hesabını veremediği bu para için Tunceli dernek ve vakıf başkanlarını Almanya’ya davet eder. Yalnız babasının içki arkadaşı Kazım Arık gider.
Ben haber alınca Kazım’ı gitmeden aradım ve durumu anlattım. Oda “Olur mu ağabey ben gider gitmez Akarları bulur durumu öğrenir Dicle’ye tanımaz mıyım demişti:
“ Tarih 18 Mayıs 2011,Yol tv de “Munzur Tanıktır” programını izliyorum. Ekranda Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Bşk. Yaşar Kaya Kazım Arık eşliğinde açmış ağzını, yummuş gözlerini “1937-38 Dersim Sözlü Tarih Projesi” Koordinatörü Dicle Akar’a “veryansın” hakaretler ediyor. ..yüzü kızarıyor, başı önüne düşüyor, kendine gelince; “vah ben hırsız mıyım? İntihar ederim valla” diye inliyordu. Kazım Arık, salt eski içki masası arkadaşı Yaşar’ın babasını ve Yaşarı övmekle yetindi. Dicle ve babasını (beni) tanımaz oldu. Hatta benden alıntı Bertal Efendi ile ilgili bir olayı başkasına mal etti. Utandım, sıkıldım Ulaştığımda “Bertal deden böyle yalakalık etmedi ölüm karşısında” diyebildim. Bu güne dek ne Dicle ne de benden özür diledi.
Dara bana, “Diyarbakır’a katil eli öpmeye” Kazım Arık’ı kırmamak için gittim” demişti. Oysa Kazım, Ömer Çetin’in itirafçı olduğunu, kendini kurtarmak için lideri Dr. Şıvan ve arkadaşı Brusk’ı kurban seçtiğini biliyor. Irak’a gidenlere yüreklendiren söz veren Kazım şimdi katil-Maktul uzlaşı rehberi. Mert cesur halkına yaşamını adayan öz teyze oğlu Dr. Şıvan’a sadakati bu mu olmalıydı! Buna akıl tutulması değil de ne dersiniz?
*
İlk Cıvrak Gecesi
2003te İstanbul Cıvrak Köyü Derneği yemekli bir gece tertip etmişti. Davet üzerine Bodrum’dan gelip geceye katıldım. M. Ali Ateş Benim Şıvan’ı anacağımı düşünür. Civariklilerin“Kürt” sakıncasını bildiği için “geceye siyaset sokmayalım” diye gecede “kimseye söz vermemeye” diye ikna eder. Söz istedim vermediler, Kamer Genç’e söz verilince geceyi terk ediyordum, S.G. aracılığıyla beş dakika konuşabildim.
Ben “Civarikli Gençler İmajı” adına, tarihin karanlığında sesi sedası kesilmiş unutulan kaybolmak üzereyken Dersim Civarik İki Uçlu Yaşam, Dersimden Portreler’ kitap ve makalelerimle kamuya sunduğum “acılı ağıtlar ustası Sey Qaji, aşkın kemiksiz dili Sey Can, Apo Usen, Mehmet Karatoprak, Sait Kıramızıtoprak ve Yusuf Kaçar’ı anmamı engellediler.
Bu ve benzeri değerleri gecelerinde anmamak Civarikliler için bir akıl tutulması olur.

Not:
Mehmet Ali Ateş, Köln Cıvrak Köy Derneği başkanı. İstanbul da Cıvrak Köy Derneği kurulmuş. Garip olan, bu iki derneğin birleşmemesi. Birinin merkez diğerinin sube olmaması. Bu bir oyundu. İstanbul’daki dernek bin kişilik yemek verebiliyor, üyesi çok. Kitleleri arkasında sürükler görünümde. Köln’deki derneğin on, on beş üyesi var. M. Ali her iki tarafı idare ediyor. İstanbul’daki aktiveyi Almanlara gösterip sosyal yardım alabilir! Kardeşi 1971 den sonra Dr. Şıvan katilin iki üç kez para taşıdı. . İstanbul’daki Köy Derneğine bol vaatlerde bulundu sanırım tümü ( “müze” gibi) sözde kaldı!.
*
“ Şöför Hüseyin” ve oğulları
Köylümüz araba nedir bilmezken “Şöför Hüseyin” köyümüzde sürücü belgesi olan iki kişiden biriydi. Diğeri Aziz Gül’dü. İstanbul’a gidenlerimiz “Şöför (Aziz- Hüseyin) taksisi ile Kazlıçeşme’ye ulaşırdı. O zamanlar İstanbul gecekondusu yaşamında birliğimiz tamdı. Bu iki sürücü durumu itibarıyla politik tutumuzda etken ve siyasi rotamızın belirleyicisiydi.
Araya yıllar girdi. Bu dostluluk ve birliğimiz hep devem etti. T a ki benim, S. Ateş’in Dr. Şıvan aleyhinde kullandığı bir sahta belgeyi “Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği kitabıma alana kadar. “Tarlasının sınırına girmiş” olacağım ki Derneğe gönderdiğim Dr. Şıvan’ı aklayan kitapları şöför Hüseyin tekmeler, kimseye okutmadan geri göndertir. Bunu, Hüseyin Ateş’e yakıştıramadım. Kitabımı tekmelemeyi, arabasına her bineni taşıyan “Şöför Hüseyin” imajıma bağışladım. Anlaşılan öne bakması gereken yerde aklı geride yani dikiz aynasına takılı kalmış yada babalık içgüdüsü, ne derseniz deyin içte.
Kırımdan sonra 1950 de okuma olanağını bulan gençler bir grup oluşturmuştuk.
Okumayı teşvik, çocukları okula yazdırma, işini bitirmeyene imece usulü ile yardım, ayrım gütmeme vs. ye ön ayak olan “Civarik Gençler İmajı” oluşmuştu. Gençlerin bu imajı Kızılkilise, Kalan’a ulaşmış örnek gösteriliyordu. Bu imaja karşı tüm köylüler okuyanlara kapılarını açmak için adeta yarışıyordu. Zira gidilen ev de köy sorunları tartışılır, köy halkı bilgilendirilir sorunlara çare aranır karar alınırdı. Şairler dinlenilir evler şenlendirilirdi. Buna bir nevi “okuyan gençlerin büyükleri bilgilendirmesi” denebilir. Köylülerde okuyanları “evlatları” bilir buna göre davranırdı. Şöför Hüseyin bunlardan biriydi.
“Şöför Hüseyin” genç yaşta kendi köy halkından 60 kişinin kırımına tanık. Şöför Hüseyin’in ömrü boyunca kendi halkını (Kürtleri) “katl” “eden partinin militanlığını tek düzeyde sürdürmesi bir geri vites alışkanlığı. Keşke geri vitese eli hiç gitmese, dikiz aynasına takılı kalmasaydı.
İnancım, Söför Hüseyin’in Dr. Sait’i en az çocukları kadar sevdiği, Onların Sait aleyhinde ki çabalarının farkında olmadığı yönündedir. Yazılanı okumadan, bilmeden Dr. Sait için yazılan bir kitabı tekmeleme şuursuzluğu göstermeseydi diyorum.
Ama çocukları mürekkep yalamış, Avrupa görmüş onların “hatalarını” anımsatan ve aynı kaderi paylaşan bir ağabeylerine karşı, yüzleşme yerine bunu, bir küslüğe, bir kine, inada dönüştürmeleri en azından evrensel kriterleri zorlar.
Konuşmacı olarak katıldığım AB parlamento salondaki bir panelde M. Ali dinleyiciydi. Yanıma gelmedi. Arada, ben yanına gittim, merhabamı almadı uzattığım eli itti, Evine gidecektim istemedi..
Bunu, Almanya’da yaşayan bir yeğenine anlattım. Yeğeni bana “Amca bizim dede çift sürerken bir boğaya küsmüş 7 yıl ona küs kalmış ona “ho” bile dememiş , siz birkaç yıl daha bekleyin” diye teselli ederken “ağlanması gereken halimize” güldürmüştü beni.
S. Ateş bana yazdığı mektupta Irak’a giderken tutuklandığından söz etmiş ama nasıl kimin tarafından kurtarıldığından söz etmeyince ben katile bu hizmetin bir zorunluluktan kaynaklandığını düşünmüş ve halen aynı kanattayım. Zira zor ve hile günün kurtarıcısı…
Ateş kardeşlerin Akıl Tutulması
Ben değil araştırmacı Kürt yazar Diyar Nezan yazıyor: Derweşe Sado, Şerafettin Elçi cellat rollerini oynamış ve Türk devletiyle karanlık ilişkileri yandaşları tarafından kabul görmüş kişilikler. Derweş öyle bir cellat ki 30 yıl sonra da Şıvan’a ikinci kurşunu nasıl sıktığınınn zevkini anlatacak kadar hasta ruhlu. Sait Elçi’nin yok edilmesiyle yetinmeyen bu cellat. Şıvanların infazınıda gerçekleştiriyor. (…Dr. Şıvan ve Bazani Kürt liderliği) s.1I1)
Biliyorum tekrar, ama anlatamıyorum. Ateş Kardeşlerin bu katillerle el ele vermesi uzlaşıp Dr. Şıvan Kitabı ile Şıvanı katil gösterme nedeni “yanılgılı” inançları oluyor. Serwan Büyükkaya bana “Dr.Şıvan eşyalarını kime vereyim” diye sormuş bende Oğlu Dara’nın adresini vermiştim. Dara bu eşyaları sakıncalı bulur Ateş Kardeşlere bırakır.
a-) S.Ateş’in bunlar içinde bulduğu bir sahte yazıyı anında Şıvan aleyhinde kullanır.
b-) Kendi oğluna Şıvan adı verecek kadar Dr. Sıvan seveni S. Ateş, 1971 den sonra Dr. Şıvanın katili (I-KDP ve Derweşe Sado’nun Bşk. olduğu T-KDP ) hizmet eder.
c-) M. Ali’ Dr. Sait yazılarını (kalıntılarını) sevenleri yerine katil zanlılarıyla paylaşır.
d-) Ateş kardeşler dağda öldürülen öz amca oğlu naşına sahiplenmez, dağda bırakır.
e-) Ateş kardeşler hiçbir yede ( tv10 mikrofon tutuşları dahil) Saitler Komplosunu sorgulamadı. Dr. Şıvan katilleriyle uzlaşıları Şaşırtıcı ama gerçek.

***
Bolu Hava Tugayı
1900 yıllarında Civarik’e Bolu hava tugayı gelir. Köylüyü okul binasının önünde toplar. İçlerinden üç kişiyi işkenceye alır (Birini anadan doğma soyar, cinsel organına bağladığı ipin öbür ucunu eşinin eline verir halkın önünde okulun etrafında tur yaptırılır). Diğer ikisini ölesiye döverler. Köylülerden de “vukuat” olmadı şeklinde imza alır giderler.
İkinci gün köye sağlık ekibi gelir. Köyü dolaşır.”Dün gelenlerin zülüm ettiğini duyduk çok üzüldük bir ihtiyacınız var mı diye sormaya geldik. Dövülenlerin acıklı durumunu görünce de “.. vay vicdansız namusuzlar, vatandaşa bu muamele yapılır mı bunlar asker içine sinmiş hainlerdir. “ah vah” eder iki komalık mağduru tedavi eder döner.
Devletin, “potansiyel suçlu” gördüğü Dersim’liye reva gördüğü bu yaptırımın 1938 katliamının bir rutini. İşlenen, ahlaki değerleri ayak altına alma, onur kırıcı bir insanlık suçudur. Bu gün Dr. Şıvan’nın katillerine biat edenler, başta Cıvrak Köy Dernekleri olmak üzere okumuş meslek edinmiş dimağların, iş adamların bu onur kırıcı olay karışışında suskunlukları, bir direnişte bulunmamaları bir sonraki onursuzluk zulmüne bir davetiyedir.
Bir tutam ot için Sey Qaji yi baba ocağından kovan eski bir zihniyetle karşı karşıyayız. Üstelik bunların geçmişinde “Çivarikli Gençler İmajı” gibi örnek olması gereken bir deneyimleri var. Susmak, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demekle ya da katillerine biat, uzlaşmakla zalimin zulmü durmaz.
a) 1938 de Katliamı’nda oluşan “iki başlılık” dağınıklık, kişisel keyfiliğin bedeli; salt Ağa ailesinden “54 canın diri diri yakılması” ödendi. Kemikleri kurt- kuşa yem edildi. .
b) 1971 de Devlet-Barzani-Kürtler hain bir komplo ile Dr. Şıvan’ı “şeriata” kurban etti. Yine sahipleneni olmadı. Dr. Şıvan’ı aklayan kitap Köy derneğin tekmelenirken gıkı çıkmayanlar Dr. Şıvan Kitabı, ve Dr. Şıvan Belgeseli’ni katil ve yandaşlarıyla uzlaşı içinde birlikte yapıyor. Üzücü olan, Dr. Sait yakınlarının bu rezaleti paylaşası onanamaz.…..
c) 1994 yılında köy halkının onuru ayaklar altına alındı kimsenin gıkı çıkmıyor. Aynı oluşumu Mardinliler AİHM götürdü ve kazandı. Cıvrak Köy Dernekleri hala suskun.. Ne oluyor Allah aşkına bu aykırılık. 38 katliamı devam ettiriliyor. Gel de Sey Qaji’yi anma:
“Çevreç çé Xormekçıkan
Péro veziyé seré bonan
Mı ven da “lao huyu bızeré bırı”
Bını çığde mendé dı bray zu zama”
Mıke hen va, pérune veré xo çarna
Şi keyti zere, çever xoser çip da ca”

**
Çayan Demirel
“Dersim 38 Belgeselini” yaptı. Dr. Sait ve bana yeğen. Civarikli Gençler imajı ardılı. Çocukluğu İstanbul geçtiği için yakın ilişkimiz olmadı. Ne ki birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bir karşılamamızda kendisine takılmış “ Dersim 38 Belgeselini yapmışın benim elimde bu belgesel ile çok önemli doneler vardı yararlanabilirdin. İzleme olanağını bulamadım yine de seni kutlarım” diye takılmıştım. O da “size belgeseli gönderirim” demişti halen gönderecek!
Asıl üzerinde durduğum bu değil. Rahatlıkla söyleyebilirim ki; Dersim 38 ile ilgili araştırması, birikimi ve eserleri olan önemli bir iki yazardan biriyim. Üstelik Çayan’la aynı köylü, özel dostluğu olan iki yakın akraba aileyiz, fazlası Dersim 38 de katledilen ailemizden 54 kişiyi ad ve yaşlarıyla, çeyrek asır önce kitaplaştıran, bunun için yargılanan tek kişiyim. Çayan’ın, benim mağduru ve tanığı olduğumu bildiği bu katliam bilgilerini benden değil de ikinci üçüncü elden almasının, benden uzak durmanın nedenini ancak şimdi anlıyorum!
Çayan, iki yıl önce bana Dr. Şıvan Belgeseli için geldi. Çok sevinmiştim. O sıralar hasta olduğum için çekime gereken ilgiyi belki gereği şekilde gösteremedim. .
Ayrıca Çayan, Dr. Sait’ın ölümünü vurgulayan, sorgulayan sorular sormaması tuhaftı. Dr. Sait’in en iyi tanıyan yakını, dostu, fikirdaşı ve Onunla ilgili üç eseri olan, 30-35 yıl “Saitler Komlosu’nu” araştırdığımı bildiği halde Dr. Şıvan Belgeseli için benden bir öneri isteme yada danışma diye bir derdinin olmadığını sezmem beni şaşırtmıştı. Gidince de “size en kısa zamanda çekimi netleştirir olurunuzu almadan yayınlamayız” diye söz vermişti. Bir yıl geçti tekrar aradım “daha bitmedi” dendi.” Tam o sıralar Dr. Şıvan Belgeseli internette yayınlanınca şok oldum. Sanırım elinde değildi O bir görev yürütüyordu!. Ben Çayan’ı anlıyorum ne ki kendini böylesine kullandırılmasına katılmıyorum. Güvenirliğini yitirir, geleceğini karartır. Diyeceğim, kahr olsun parasızlık ve bağımlılık..
**

Bir anımsatma
Yer Civarik yıl 1938,
Akşamki sürgün göçünün karargahı bizim evin önüne kurulmuştu. Bu nedenle çok iyi anımsıyorum. Yaşamımda ilk kez böylesine aynı elbise, ayaklarında aynı postal, belinde aynı hançer (kasatura) ve aynı tüfeği omuzlayan, bizim dili bilmeyen, konuşmayan amcalar (adamlar) görüyordum. Bizimkiler bunları “esker” diyordu.
Bu “esker”lerden bir kaç kişi bizim evin önündeki bostana girmiş babamın ektiği salatalıkları bitkisiyle kökünden söküp getirmiş üstündeki salatalıkları yolup yiyince ben kendi kendime , “eyvah babam gelirse bu eskerlere ne yapmaz ki” diye onlara üzülmüştüm. Ne ki Amcam görüyor sesini çıkarmıyordu. Biz böyle yapsak bizi bir daha eve sokmazdı.
Ortalıkta garip anlamadığım şeyler oluyordu. Evin dışındaki düzlük üzerinde (Mehmet Gök amcamın şimdiki evinin arsası) otlardan temizleniyor “kürsü”ler elden ele dolaşılıyor, sipi denen yayık yayma üçgenlerine yer aranıyordu. Benim bildiğim “düğün- dernek” için önce davul zurna gelirdi. Diğer yandan “Akın akın” gelen köy halkı bizim evle “Şuya Geyre” (gırı sırt) arasındaki vadide toplanıyordu. Oysa bu vadide ayakta durulacak yer yoktu, bayırdı. Bu telaşa nedenini ne kimse biliyor nede bize anlatıyordu. Görünürde bizim evin önünde, “Şuya gevre” üzerinde ve üstte mezarlıkta üç yerde tüfekler küme küme çatılmış, asker hazırlığı göze çarpıyordu. Askerlik yapanlar bunun bir askeri hazırlık olduğunu, hepimizi öldüreceklerini söylüyordu. Zaten erlerden bazıları “kaçın sizi öldürecekler” demişlerdi.
Civarik Köyü, Doğu Dersimde Bingöl ile sınır. Halk tüm yaşamını Ceği (Kiği) üzerinde yürütüyordu. Bu nedenle bir çoğu Ermenilerden boşalan yerlere gereksinim duymuş oralara göçmüştü. Civarik ağası Süleyman ağanın oğlu Küçük Bertal Efendi (öz dayım) köyden beş on aile ile Ceği’ye (Kiği’ye) birkaç yıl önce göçme zorunda kalmıştı.
Gemik, Melkis, Balık mezre sakinleri dahil Civarikliler kaçmayı asla düşünmüyor, bir tek duyum üzerine “ölüm de kalım da beraber” diye bu “ölüm vadisine” geliyordu. Asker gitmemiş mezreler bir haber üzerine kendileri akın akın geliyordu.
Melkis’liler, Sulbus Dağı’nın yüksek rakımı (bol oksijeni) ile olacak ki 10-15 yaş erkek çocukları dağa bırakıp gelmişti. Anımsadığım kadarıyla mahallemizde hayvan gütme sırası Musa Akbaş’taydı. O hayvanları bayırda bırakmış ölüm vadisine gelmişti. Musa amcayı askerlerin zorla hayvanların başına gönderdiğini biliyorum. “Malan, Musan, Çağıl, mahalleri hayvan güdenleri de gelmiş ancak asker bunları da geri göndermişti.
Bizim evin yanındaki Baş karargah ta üç-dört darağacı kurulmuştu. Birine köy Muhtarı diğerlerine, her yerleşim yerinden bir kişi baş aşağı asılmıştı. Ben içlerinden yalnız babamın arkadaşı Gemikli Memo Derg’ı (uzun Mehmet) tanıyordum. Boyu uzun olduğu için başı yerden sürünüyordu. Annem en çok ona ağlıyordu. Ayaklarında asılmış her bir tarafı kanlar içindeydi. Her darbe inişte ölüm vadisinden çıkan toplu bağrışmalar arşa yükseliyordu. Kurulan mevzilerden aralıklı atılan kurşunlar kırımın başlayacağının işaretiydi. Kurşunlar üstümüzden geçtikçe toplu bağrışmalar “sin sivan” arşa yükselirken güneşte bir türlü batmak bilmiyordu. Yaşarken ölmek denen şey sanırım buydu. Acı olanı suçunu bilmemek, onun için ne kaçıyor ne karşılık veriyor ne direniyor nede tanrıya yalvarış para ediyordu. Annem bir önceki gecede sürgün diye yola çıkarılan babası dahil 54 kişinin diri diri yakıldığı vahşetinden bihaber arada bir “iyi onları kurtardın” diye tanrıya şükürler ediyordu.
Evimizin yanındaki karargahta kurulan darağaçlarındaki işkenceler devam ediliyordu. Ben bu cehennem azabından annemim eteği altına girmiş bayılı kalmışım. Uyandığımda etrafta kimseyi görmeyince korkudan çıktığım koyağa saklandım. Ne yapacağı bilemiyordum Ev yakındı eve doğru yürüdüm tekrar o askerleri görünce gerileyip ölüm vadisine sığındığımı anımsıyorum. Eve giden amcam beni görmeyince gelip beni ölüm vadisinden eve götürmüş.
Ondan sonra aylarca dağ kovuklarındaki yılan, akrep, çıyan ve dağ keçileriyle birlik dağ koyaklarında süren acılı yaşam başlar..
Bir ay dilim tutulmuş konuşamamışım. Halen Dersim Kırımında söz edildiğinde Momo derg’ın yerde sürünen kanlı başı gözümün önüne gelir, ağzım boğazım kurur bir süre dilim tutulur konuşamaz oluyorum..
Sonra ne oldu derseniz!. Darağacındakilere ve ölüm vadisi seyircilerine gün boyu işkence “Kırım” “oyunu oynatılır, halka zulüm yaşatılır. Sonra sözde “hükümet af etti” denir sözde kırım durdurulur. Oysa halkın bir suçu yok ki af edilsin. Dersim 38 Kırımının canlı tanığıyım. Tarih ne yazarsa yazsın Dersim isyan etmemiştir..
**

Köylü Efendimiz
1959 yılı 49 lar davasında, Sait Kırmızıtoprak ve Yusuf Kaçar tutuklanmıştı. İstanbul’a gelen Süleyman Sarigül amca Kazlıda beni gördüğünde; ero uso havalé to kotıyé (arkadaşların nerde ) diye bana sormuş bende “apo hukumati kerdézere ( hükümet tutukladı ) deyince bana döndü “ero tı nıskına dé soploru pırodé (sen becermedin mi iki şamar yapıştıraydın? İşte Cumhuriyetin “efendisi” köylümüz!. Buraya kadar eleştirdiğim hep okuyanlarımız oldu. Birde “Milletin Efendisi” (köylüye) bir göz gezdirelim.
12 Eylülden sonra birçok parti veto edildi, seçime sokulmadı. Bunlardan birisi de SODEP ti. SODEP Ankara il teşkilatı yer bulamayınca Partiye karşılıksız kendi iş yerimi verdim 5-6 ay kullandılar. Bu arada seçim için aday gösteriliyordu. Ankara il başkanı Suphi Karaman (12 Eylül ihtilal Komitesi üyesi) beni Tunceli için aday göstermişti. Sonra Erdal İnönü ve birçok kişi veto edildi. Ön seçim sistemi getirildi. Ben Tunceli’ye gidemedim.
Anlatmak istediğim seçim değil, benim adım listede kaldı ve soyadına göre de liste başı. Tunceli’de ön seçim yapılıyor. Bizim köyden 12 kişi Nazimiye’ye gelip oy kullanıyor. Tümü ismimi siliyor yerine kendilerini Nazimiye taşıyan Kamer genç’i yazıyor. Her birinin iki kişiye oy verme hakkı var, bundan biri bana verilmiyor. Üstelik en yakınlarım: Ahmet Akar, Mustafa Akar, Sait Güneri, Mehmet Karagül diğerlerini yazmayayım tümü bu günkü emekli aylığını işimden elde eden can ciğer kişiler. Hormekli diye Mazgirtte iki yüz elliye yakın oy çıktı bana Oysa M. Karagül, K.Bulut ve S.Toptaş “efendilerimiz” bizi görünce ne yabancılaşmamız ne kansızlığımız kalırdı. Biz okumuşlara; “Sıma ne zeveziyé, sıma siye mérdu.(siz evlenmemiş kocaya varmışsınız) diyorlardı. Pe ki bu dökülme niye ki?
Bu tutarsızlıkları kulağıma küpe oldu, halende o küpeyi taşıyorum. Güvenim sarsıldı bunlarla bir yere varılmaz diye düşündüm ona göre davranışımı ayarlamaya çalıştım. Köylünün aklı tarlasının sınırına kadar “ demiş Lenin. Oysa bana bir oy vermekle tarlasının sınırını aşılmazdı ki! İşine gelince cin kesilenler adamını harcamakta sakınca görmüyor. Demek ki işin mayasında bir tutarsızlık bir yıkılma, bir dağılma bir parçalanma vardır!.
***
Yakınlara seslenişler

Sevgili dostumun kardeşi Hasan
Sevgili dostumun oğlu Dara

Bir kadersizliktir devem ediyor. Üçümüz aynı acının eş mağdurlarıyız. Birimizin sevgili babası, birimizin ağabeyi, birimizin can dostu olan Dr. Sait’in (bir hain komployla) yok edilişi yarım asır oldu. Bu zaman içinde Dr. Sait’e inanan ve sevenler, 0’nun anılarına ve becerilerine sahiplenseydi birçok kayıplar yanında bu acı da yaşanmazdı. Ne ki çoğunun Dr. Sait’in hayatını adadığı Kürt halkı ezilmişliğinin insani bir sorun olduğu bilincinde değildi.
Dr. Sait’in mücadelesi, Türk “kafatası ırkçılığı” gibi ayırımcı bir ırkçılığın, yada ilkel bir feodal aşiret ırkçığı mücadelesi değildi. Dilinden, inancından dolayı ezilen horlanan Kürt halkı yanında, sömürülen emekçi kitlelerin (sermaye-emek çelişkisi), topraksız ırgatın toprağa kavuşturulması, haklarının birlikte ele alınması eşitlikçi düzenin olmazsa olmazı diyor, Anadolu da “Türk-Kürt kardeşliği” bin yıllık bir birlikteliğin sonucu görüyordu.
Dr. Sait’in bu sosyal-toplumsal düşünceleri, özellikle bağnaz Kürt feodallerince kınanıyordu. Harbiye Tutukluluk döneminde Sait’i “bilgiçlik taslamak” ve “revizyonist” olmakla suçlayanlar sonraları Ona, Bolşevik Komünist Leninci dediler bu da yetmedi Dersim Kızılbaşı ,ajan “ aşireti devlet yanlısı” suçlamasıyla karalamaya başladılar Çünkü Sait atılganlığı, kıvrak zekası, kişileri ikna kabiliyeti yanında yazar çizerliğiyle de medyanın gündemdeydi. O Kürt sonu yanında ezilen tüm kitlelerin, geri bırakılmışlığı nedenleri üzerinde duruyordu. Türk-Kürt kardeşliğini savunması Kürt aydınlarının hoşuna gitmiyordu.
Bu gün uluslar arası bir sorun haline gelen “Kürt Sorunu” konusunda Türkiye, tüm Kürtleri “terörist” olarak algıladığı içindir ki kalkınmasında ve demokrasisinde yıkımlar yaşıyor. Türkiye’yi yönetenler komşusu Suriye’de ki çatışma ve kayıpları bir vahşet olarak kınarken ülkesindeki kardeş kavgasında yaşanan onlarca ölümü göremiyor. Kıbrıs’ta yüz bin Türk için devlet kuranlar ülkesinde ki yirmi milyon Kürt anadili ile eğitimini “hak” görmüyor, On beş yirmi milyon Alevi inançlı vatandaş (zorla)asimle yoluyla Sunileştiriliyor. Yargı kararları uygulanmayarak Alevilere din dersi zorunlu kılınıyor.
Oysa Dr. Sait yarım asır önce Kürt halkı için ön gördüğü ana diliyle eğitimin sağlanmasının bir lütuf olmadığı, insanı hak olduğunu, bunun Türk Kürt birliği ve beraberliği için ileri sürdüğü savları Türk kamuoyu ancak bu gün tartışır oldu.
Sevgili Dara
Baban, anti özgürlükçülerce kalleş bir komplo ile öldürüldüğünde sen daha çocuktun. Bu nedenle, o yaşta senin babana sahiplenmeni kimse beklemedi. Ama aradan kırk küsur yıl geçti. Sen yeteri derecede büyüdün, okudun, mal mülk de edindin darda da değilsin.
Bu arada babanın elit bir kişi olduğu, sosyal, toplumsal edinim ve becerisi ile kendi başına siyasi bir oluşumu yaşama geçiren, gözünü budaktan sakınmayacak kadar cesur, atak kıvrak zekası, cesaret ve becerisiyle kamuya mal olan bir değer olduğunu da öğrendin.
İlgi alanın olmadığı için “ölümünde” etken olan birkaç satırbaşına değinmem iyi olur.
Kürt Coğrafyasını bölüşen devletler (Türkiye, Irak, İran, Suriye), 1945 Kürt hareketinden sonra Barzaniler ile, karşılıklı bir çıkar anlaşması içindedirler.
Bu dört devlet, Kürt Liderliğini Barzanilerin ipoteğinde tutmalarına karşı, her devletin içinde kurulacak legal, illegal Kürt teşkilatı (partilerin) kurucu üyesinden bir ikisinin (Kürt halk hareketlerini kontrollerinde tutmak için) Barzani’ye bağlı Kürt (ajan) olmasını isterler. . Örneğin Türküye Kürt demokrat partisi (TKDP) sini beş kurucusunda ikisi Barzani yanlısı. Şerafettin Elçi ve Derweşe Sado’i bilmeyen Kürt yok. Şerafettin Elçi Sait Elçi’nin ölümünden önce Dr. Sait’i savcıya ihbar eder. Yine M. Barzani’nin bir partili arkadaşımız yaptığı araştırma da öğrendi ki, Dr şıvan Sait Elçi’yi öldürmüş dediği “partili arkadaş” Deweşe Sado’dan başkası değildir.
TKDP lideri Av. Faik Bucak öldürülünce bu parti başkanlığı Dr. Sait’te teklif edildi. Ancak Dr. Sait bu teklıfi kabul etmediğinin canlı tanığıyım..
Sonra Dr. Sait’in arkadaşları ile kurduğu Türkiye de Kürt Demokrat Partisi (T de KDP) altı yedi ay gibi kısa süre içinde halkla bütünleşir ve umulmayan bir başarı sağlar. TKDP tüm üyeleri TdeKDP yani Şıvanın partisine kayar. Dr Şıvan efsanevi, aranan bir kişi olur. Bundan sonra “çanlar Dr. Şıvan için çalmaya başlar”
TKDP, Barzani’ye bağlı Serafettin Elçi ve Derweşe Sado, Barazani-MİT arasında mekik dokur. Barzani’nin TKDP olağan üstü kongresi dediği toplantıya, Kürt mütegalibesi ağa bey şeyh peşinde beş bin kişi kongreyi mitinge dönüştürür. Kuzey Irakta bir miting düzenlenir. TKDP adına katılan Ş.Elçi, Dr. Şıvan aleyhtarı binlerce sahte dosya mitinge taşır. Dersim kızılbaşı, koministi Dr. şıvan adamımızı öldürdü verin linç edelim gebertelim yoksa sorumlusu liderlik olur diye sloganlar atarlar. Bu mitingden sonra Dr. Şıvan ve arkadaşları “Sait Elçi’yi öldürmekten” tutuklanır. Sonra olanları bilirsin:
-Babandan kalan eşyaları İsveç’ten aldın Ateş kardeşlere verdin. İyi güzel, belki de değerlendireceklerini düşündün. Onlar, içinden baban aleyhine bir sahte belgeyi başkalarına servis ettiler (SAİTLER KOMPLOSU s.232). Tavrın susmak oldu.
-M. A . Ateş, kendisine verdiğin dokümanları getirip komplo uzantıları “kek” lerle paylaştı ve sermayesi senden hep birlikte babanın “katiliğini” sürdüren bir kitap bastınız. Oysa Dr. Şıvanı aklayan kitabım dernekte tekmelendi ve kimseye okutulmadan geri gönderildi. Yayıncısı Ahmet üzerime salındı hakaret etti vs vs. Ben bunları önceleri anlayamamış senin özel gücüne dayandığını anlamamıştım. Mimari karıyer edinmek sevdasına katillerle bir olacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. Ahmedin ne haddine Dr. Saite sahiplendiğim için (ki aynı düşünüyorduk) bana hakaret etsin. M.Ali niye dökümanları katillerle paylaşsın, 30 yıl sonra ikinci kurşunun zevkini klip yapan bir katilin Dr. Şıvan ve Kürt trajedisi ve Dr. Şıvan Belgeselinde yer almasını kim sağlıyor işi ne? İşte senin “randevu” için düştüğün acil durum bunu anlamamı sağladı. Ben dostuma olduğum gibi oğluna karşıda dürüstüm. Dara, Sen istemesen de biz bir aileyiz. Seninde bu ailenin onurundan sorumlusun.
– Ömer Çetinin elini öpmen hain katil ve uzantıları keklere biattir. Dr. Sait, Sait Elçi’yi öldürmedi. Bu iftira komployu karartmaya yönelik. 30-35 yıl araştırdım. Yazdığım iki üç kitap değişik sitelere gönderdiğim belgeden sonra Bilirkişi Raporu ile “SAİTLER KOMPLOSU DR. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği” kitabını yayınlamam Komplo aklayıcı hainlerin kimyasını bozdu. Yarım asır önce, kalleşçe öldürdükleri Dr.Sait’in “kemikleri nerde diye sorgulama yürekliliğini göstermeyenler“ Dr. Sait’ katildir” yazdırtıyor. Aileye hakaret ediyor ve siz bu kitabın finansörü oluyorsunuz. Bence bu ayıbın altında kalkamazsın.

Sevgili dostumun oğlu-kardeşi
Ben ve Sait 38 katliamında 54 aile ferdinin yakılmasına tanık olmuş iki arkadaştık. Ardında bir yıl arayla babamızı yitirdik. Dostluğumuz 1950 de Civarik İlkokulunda başladı, üniversite yıllarında bilinçli pekişti. Biz akrabalıktan çok düşünce de özdeştik. Bilirsin Sait’in ilk tutuklama nedenlerinden biri bana yazdığı mektup oldu. Dersim Kültür derneği, Ceride-i Dersim, Tunceli Mili folklor ekibini, 1950 Civarikli Gençler imajcısı önde gelenlerindendik. İstanbul’da Kazlı Balat vs. sıklıkla uğradığımız yerlerdi.
Dr. Sait son yıl her gelişinde beni mutlaka arar bulurdu. Son gelişinde yılgın, sarsıktı. Liderin ilkelliğinden, kimi yakın arkadaşının “verdiği sözden” caydığından yakınıyordu. Öldürüldüğünde oğlu, kızı, küçüktünüz. Sait’i savunmak direk “vatan hainliği” sayılırdı. İlk kitabım çıktığında “ne gerek var başını belaya sokmaya” deniyordu bana. Yazdıklarıma hiçbir Civarikli (okumuş) destek olmadı. İDGM. de yargılandım. Her kes kabuğuna çekilmişti. Neyse ki Erbakan için çıkarılan bir yasa sayesinde yargılanmamız ertelendi…
Dayı oğlu, biz bir aileyiz. Aile, dayanışmayı gerektirir. Bu dayanışma geçmişten ders çıkarmayı ( Ağa kardeşlerin tüm çocuklarını) kapsar. Geçmişe bakarsak: Zeka ve cesaretini (Dr. Sait’le özdeş gördüğüm) B. Bertal Efendi, kendisini Elazığlara kadar gönderip okutan ağabeyi Süleyman Ağa’ya karşı bayrak açar. Pir mürşit gücü ile “ağalığı” ağabeyinden alır,”ben ağayım” der. Bunun detaylarını bir kenara bırakıyorum. Areller kışkırtmış, şu bu vs. tatsızlıklar.. yani bir dağılma başıboşluk dönemine girmişler.
Sonra olanları bilirsin, Buyük Betral Efendi babanla dalaşınca Süleymen ağa oğlunu Kiğiye göndertir. köy birliği bozulur, akraba, mezreler arası nizalar başlar, Gemik saldırısı, Balıklıyı dövme, bir tadımlık ot için bir birini öldürmeye kalkma, bir iki cinayet derken eş-dosttan olunur. Toplumsal dayanışmadan uzaklaşırlar.
Bu dağılış ve bozgunu sezen devlet güçleri bir gece vakti köye gelir, tereyağından kıl çeker gibi aileden 54 kişiyi alır götürür, el-ayakları bağlar yolda yakılır.. Xıdé Alé İsme” cahili teslim olmaz, kurtulur) Birlik olsaydı değil ağayı, bir köylüyü götürme olanakları olmazdı. Süleyman dede ve kardeşlerine (54 canın naaşına de) sahiplenen biri olmamıştır.
Sevgili dayı oğlu
Canlısına sahiplenmeyen ölüsüne hiç sahiplenemez. “54 kişinin cesetler ne oldu? Ben bir yanıt bulamadım. “cesetler kül oldu,… O koşullarda ne gömüldü ne de kül oldu, kurt-kuşa yem oldu. B. Bertal Efendi’nin cesedini bir yabancı, bir hafta sonra çuvala kor Memo Hiçle köye göndertir. Kolay olduğunu söylemiyorum ama vefasızlık çürümüşlük. Yiğitliğin korkuya dönüşümü söz konusudur. Bu günde bu çürümüşlüğün daha acısı, kişiliksizliği sergileniyor.
Sey Qaji’ “zengeno bé dım mevi” diyor. Şimdi her sapsız kazmayı ele geçiren önlerini kazıyor. Bertal Efendi’nin cesareti, Süleyman Ağanın dürüstlüğü, Dr. Sait’in niteliliği ile övünme hüner değil, zavallılıktır. Hüner, onlara sahiplenmek onların sosyal toplumsal niteliklerini gün ışığına çıkarmayı değerlendirmeyi gerektirir.
Dr. Sait Hareketi, 38 deki bu insanlık dışı katliamlara karşı bir direniştir O Dersim Kürtlerini evrensel değerler üzerinde ele alıyordu. Sonra ne oldu; Ağa dedelerini, Aptullah Paşa, torun Şıvan’ı, Türk-Kürt (MİT-Barzani bırakırınlığı) katledeken de; dedelerini “asi” Dr. Sait’i katil gösterdiler. Gösteren, Katil-Maktul uzlaşı kitabı!
1959 yılında Sait ve Kaçar tutuklandığında Sılemanı Gulavi, Kazlıda beni görünce “ero flankes havalé to kotiyé .. to nıskına ke zu suplore prodéne (arkadaşların nerde .. sen yüzlerine bir şamar indirmeyi becermedin mi? ). Amcam kendi dünyasını anlatıyordu. Lazı maa mı, lazı maa Sayidı (Aziz ve Sen) aynı dünyada kaldı sınıfı geçemediniz. Bu da bir tercih!
Hasan bey
Ben Dr. Sait’in en yakın arkadaşı ve iki Sait’i tanıyan bir dostu olarak 30-35 yıl didindim. Onunla ilgili üç kitap ve yüzlerce makale yazdım Binlerce site ile ilişki kurdum ve yazılanları araştırdım. Tek kanıtları olan dört sayfalık “Dr. Şıvan’ın el yazısı ile itirafı ve ifadesi” denen belgenin sahte olduğu yani Dr. Sait’in yazısı olmadığı Bilirkişi Raporuyla kesinleşince “SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği “ kitabım çıkardım ve sustum. Sonra neler oldu birlikte bakalım:
a-) Bu kitabı dostları okusun diye parasız 3-4 koli Köy derneğine gönderdim. Kitap dernekte tekmelenerek dışarı atıldı. Karun Dara ve ağa ailesi istemese kimin haddine kitabı tekmelemek!
b- Dr. Sait’in eşyaları alındı, bu konuda tek uğraş veren bana, Fethi yada sana verilmedi. Dr. Sait’in anı, yazımları ( ki çoğu değiştirilmiş ilaveler yapılmış) katillerle uzlaşı diye paylaşıldı.
c)- Dr. Sait’in tüme yakın yazılarını içeren bir kitap hazırlanıyor (çok iyi). Sonra Bilirkişi Raporu göz ardı edilerek Dr. Sait’in katil olabileceğini ima eden, katil ve komplolarını karartmaya yönelik Kürt Trajidisi yalanları ekleniyor. Bununla Dr. Şıvan’ın Kürt mücadelesi yok sandınız!
. Ben değil, Sait Aydoğmuş diyor ki: “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum”.
Dedelerimizi katleden devlet, “sarih bir hastalıktan öldüler” diye kayıtlara geçer. Bilirkişi raporu ile kesinleşen Dr.Sait’in katil olmadığını gerçeğini siz katilleri konuşturarak küllüyorsunuz. Bakın görün defalarca yazdım tekrarlıyorum çünkü yüreğim parçalanıyor. Sizin bu kitabın baş kahramanı Derveş yani Jirek canisi, Dr. Şıvanı ben vurdum diyor. Kürt araştırmacı yazar yazıyor : Derweş öyle bir cellat ki 30 yıl sonra da Şıvan’a ikinci kurşunu nasıl sıktığınınn zevkini anlatacak kadar hasta ruhlu. Sait Elçi’nin yok edilmesiyle yetinmeyen bu cellat. Şıvanların infazınıda gerçekleştiriyor.
Bu kitabın “sanal” yazarlığını Ahmet, M. Ali, sen Dara değil de, bir deneyimsiz yeğene yüklenmesi önceden planlanmış bir komplo olduğu ayırtında olamıyorsunuz. Bu, “işte yeğeni de Dr. Şıvan, Sait Elçiyi öldürdü diyor” demek içindir. Bunu kimlerin yaptığını çok iyi biliyorum. Petrol paraları beklentisi olanlar Dara’yı Mimarı kariyeri zaafını bildikleri için onu kullanıyorlar. Ben can derdinde sizi kullananlar et-post derdinde. Senin bunu anlamanı istiyorum. Dara Diyarbakır’a gidip Ömer Çetin’in elini senin için öpmez. M. Ali, Ömer’in Dr. Sait ve Hasan katili olduğunu, koşullu salındığını bilir. Ama siyasi görüşü kardeş öldüren (Bırakırın) Kürtlerden yana onlar de kandırıldı!
Benim Ateşlerle hiçbir sorunum yok, tek sorun, başından beri onlar “Sait Elçiyi Dr. öldürmüş” düşüncesinde. “Elinizde belge varsa açıklayın bende ikna olayım” dedim tınmadılar. Bilirkişi raporunu ellerinde görmemezlikten geliyorlar. Onları etkileyen de Burkay’dır.
Hep birlikte yazık ettiniz, itibarsız kıldınız benim dostumu. “Saitler öldü diriltemezsin öyleyse tek yol Barzani kervanına sizde katıldınız, Lakin bu gün çocuklarınız susar ama yarın torunlarınıza anlatamazsınız. Oysa ben yargılama yolunu arıyordum. Elim kolumu bağladınız. Gidip katilin elinin öpülmesi ailenin itibarsız kılınması olacak şey değil..Dr. Sait’in kemiklerini sızlattınız.
Hasan , Seninle bu güne karar hiç ters düşmedik, hiç çatışmadık, benden hep kaçtın. Yalnız Sait için değil 54 ailemiz ferdi için tavrım aynı oldu. B.M. lere bile başvurdum. Sait değil başka birinizde olsaydı de hainliğe karşı tepkim aynı olurdu. Dr. Sait’in katil olmadığı çabam, katil yandaşlarından başka kimseyi karşıma çıkarmaz sanıyordum. “Vefasızlığı” unutmuşum. Senin bu işe girişmeden, Sait için her tehlikeyi göze alıp emek, uğraş veren H akar’a. danışman gerekirdi. Bu işin içinde olmaman aile birliği için kaçınılmazdı.
Bir başka yeğen Facebook ta sayfalarca (kitabımdan) alıntı yapıyor. ben “hiç olmazsa kaynağını belirt” deyince O; “ya mecburmuyum kitabının reklamını yapmaya.” Bir diğeri de bir sahtekarı aklamak için YOL tv.canlı yayında kızım ve eşini rezil ediyor. Allah aşkına ne oluyor. Aile birliğimizi hiçe almak yakışır mı? Aslında sarılan DR. Şıvandır. Hz. Ali” haksızlığa karşı sessiz kalmayın, hakkınızı kaybettiğiniz gibi şerefinizide kaybedesiniz” der. Gidişat 38 den de beter.
“Süleyman ağa’nın ağalığı; aileyi, eş dostu bilme, değer verme, danışma, kim olduğuna bakmadan haktan yana, insancıl ve birleştirici üzerinde sürdürüyordu.
Bak, bir belgesel yapılıyor. Bu güne dek hiç biri bu “konuyu araştıran bilen” bana “kiminle görüşelim kim doğruları bilir” diye sormadı. Bu gidişatla Dr. Sait’i itibarsız kılındığına tanık oluyorum. “Dr. Çok iyi” övgüsü dışında niçin “kim nasıl, niçin işkence yaptı, komplo ne ve karalamaları, ne biçim iftiralar yapıldı kimler niçin yargısız kurşunladı, ” diye sormuyor. Bu nedenle benimle yapılan röportajın “yok sayılmasını” istedim. Bunu özellikle senin ve her kesin bilmesini istiyorum. Sait dostumun bu itibarsızlaştırma çabasına malzeme olmak istemiyorum. Dara bir davette bulundu sonra beni bu toplantıdan dışladı. Sen davetli oldun için nasıllını bilisin!

mıke niya va, aşire çı lazdé aména péser
nézon çı qeseykené, çı vato seveta mı ser
laz vano ke “mı Usené Eskora vat, o néno
sıma çı vané mıré vazı, O raya xoser sono
vato zui kıtavé dey paskul kerdo, o coka qariyo
nézone ke O havalé xo Seidi İviş ser zof bariyo
lao sari piyé mı kişto, sari ra çı, mısletiye ez ken
ez mimaru sıma mı dımra biré, ez işo xo zonen

Dr. Sait Kırmızıtorak yani Dr. Şıvan ailesinin Diyarbakır’a gidip katillerin elini öpmesi, uzlaşıya paralel, katillerin anlatımıyla Dr. Şıvan’ı arkadaş katili gösteren kitabı yazmaları, Dr. Şıvan Belgeselini katiller anlatımıyla çıkarmaları kabul edilemez. Bu Dr. Sait’in kemiklerini sızlatır. Adate , geleneğe evrenselliğe uymayan bu akıl tutulmasını 38 Civarik derbederliği ile örtüşüyor. Aynı kaderi paylaştığım Ünlü Dersim ozanı Sey Qaji benim gibi iniliyor:

“ Çevreç çé Xormekçıkan (Hormeklilerin kırk evindekiler )
Péro veziyé seré bonan (Bütünü çıkmış dam üstündeler )
Mı veng da “lao huyu bızeré bırı” (Ben çağırdım “hey küreği kapın gelin”)
Bını çığde mendé dı bray zu zama” (Çığ altında kaldı iki kardeş bir damat)
Mıke hen va, pérune veré xo çarna (Benki öyle dedim tümü arkasını döndü)
Şi keyti zere, çever xoser çip da ca” (İçeri girip kapıyı arkadan sıkı kilitledi )

Sey Qaji ev-barkını terk eder, Haydaran Aşiretine sığınır. Çileli yaşamı dokuz yıl sürer orada ölür. Şey Qaji nin kemikleri 75 yıl sonra baba ocağına getirilir defin edilir. Dernek başkanı beni davet ama toplantıda adımı anmadı. Bu şenliği organize eden Gemikli Cemal, binlerce davetli arasında, Sey Qaji’yi araştıran, deyiş ve ağıt çevirileriyle ilk kez kamuya mal eden “Dünya Kürt Edebiyat Tarihi’ne” geçiren kişiyi ne davet nede toplantıda adını anar. Ne de kendisine gönderilen beyanatın bir tek satırından söz eder.
Üzüm üzüme bakarak kararırmış vefa, genel hafıza, toplumsal uzlaşı da öyle. Vefa duyguları kanamalı insanlar yaşayandan ve güçten yana olur. “Sermayenin gölgesini satamadığı ağacı kesmesi” bundandır. Dr. Sait Dostum yanında olduğum için mutluyum. Sevgiler

aradan asırlar geçti

24 Eylül 2015

Arama

ARŞİV

Eylül 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« May   Kas »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  
Ziyaretçi Sayısı: