Yargısız infaz

DERSİM “FAİLİ DEVLET “

Dersim Aşiretlerinin gelenekçi, çoğulcu yaşam düzeni; Tanrıyı insanda kutsayan, ezilen yoksulun savunmasız yetimin “lokma hakkı” sadakati ile farklılıkların bir arada yaşamasına olanak sağlayan bir düzendir.
Osmanlı, “ Dersim seferlerini” “asker-vergi” toplama için düzenler. Bu seferlerle Dersim Aşiretlerini “böl- yok et” oyunu ters tepmiş. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya “Dersim bu gün 91 aşirettir. 1876’dan bu güne kadar Dersim üzerine 11 hareket yapılmıştır, Bunlar medeni hukuk, hatta ceza işlerini kendi arlarında görürler” diye de yakınır. Cumhuriyetin ulusalcı ırkçı erki; “Türk-İslam”la bağdaşlaştırmadığı Dersim halkını “hal etmek” için genel valilere, özel müfettişlere talimatlar verir, rapor üzerine rapor hazırlattırır.
Dersim’in, çoğulcu yapısını, gelenekçi yaşamını yerinde inceleyen Cemal Bardakçı: “400 yıldan beri Dersim hükümet nüfuzu girmemiş, ilmi anlam ve kapsamı ile bir otorite kurulmamıştır. Her Dersim’li hayatını ve malını korumak kaygısı ile silah kullanmak zorunda kalmıştır. Dersim’linin devlete karşı olan güvensizlik ortamını yok etmeyi önerir..
Fevzi Çakmak; “Dersim evvela bir koloni gibi ele alınmalı Türk camiası içinde “Kürtlük” eritilmeli”. İsmet Paşa Kürt Raporu. İle “Dersim’in, imhasını öngürür.
Halkın demokratik istemlerine karşı R. Peker, Türk demokrasisinin amacının, kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak” olduğunu açıklar. Devletin ırkçı erki, Dersim’in Zaza-Kızılbaşını “kolay yutulur lokma” bilerek Dersim’i “hal etme” hazırlığına 1935lerde başlar:
Osmanlı, “Ermeni kırımın’da suçları kesinleşenlerin büyük bir kısmını Malta Adasına sürer. Devlet, bu Ermeni “kırımı” suçlularını kaçırtır ve devletin üst makamlarına yerleştirir. Ermeni “Muhacirin ve Aşirin Müdürü”, Adana Halep Ermeni kırımı suçlusu Malta kaçağı Sükrü Kaya Dersim Katliamında İç İşleri Bakanı (24-38arası) olması rastlantı değil, Ermenilerden sonra Kürtleri “hal etme” planının bir parçası.
Akdoğan Paşa, Topal Osman Çetesi’yle, Koçkiri masum halkını, gece baskınlarıyla evlerinde avlayan, ırzlarına geçen, yakan, yıkan, öldüren, “(zo) diyenleri milletçe yok ettik, (lo) diyenleri de ben yok edeceğim” diyen, “Koçkiri katili” Nurettin Paşa’nın damadıdır
Abdullah Akdoğan’ı , “istediğini as istediği kes” akıl almaz yetkilerle “Dersim Hareketi’ başına getirilmeden Dersim bölgesine gönderilmiş oluru alındıktan sonra “Tunceli Kanunu” çıkarılmıştır. Başka bir söylemle Akdoğan Paşa, Dersimde ki 50-70 bin infazı “devlet ideolojisi” adına ırkçı erkin taşeronu olarak yapmıştır.
“Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil yok” tezli sözde bilim dalı altında binlerce akademisyen yetiştirildi. İşte bu gün bir çok tv. Kanalın da Dersim hakkında ahkam kesenler bu sanal “ideoloji” arttıklarıdır. “Dersimde katliam yapılmadı, belgesi yok. Genel Kurmayın verdiği 13 bin kişi bile şüpheli, Dersim İsyan etti” ezberi ile “Dersim Gerçeği” aydınlanmaz. Ben “Dersim Katliamı” mağduru, canlı tanığı ve tarihiyim. Ailemden 54 kişinin bu güne dek gizlenen serüveni Dersim Gerçeğini yeterince aydınlatacağına inanıyorum:
Dersim “bir coğrafya ki ezelden zulmün tetik eri
bir can ki doğmadan tüm suçluluğu belli
bir halk ki oku namluların ucunda gerili
bir inanç ki arap şeriatında yoktur yeri” (Dersim Çığlığı HA s.13)

“Dersim Katliamı” ( Devlet İnfazından) bir kesit
“1938 yazı, reçber ot biçmeyi bitirmiş sarı olgunluğa erişen ekinlere başlamıştı.. Ani bir emirle yaylalardaki halk köye indirildi. Gece yasağı devam ediyordu. o akşam dedem Süleyman Ağa ve altı kardeşinin evlerini “devriye” sardı. Evlerde ki; “25 çocuk 12 kadın toplam 54 canı “sürgün” diye gece yarısı yola çıkardı. Beş kilometre sonra tümü birbirine bağlar üstlerine gaz dökülerek (etraf aşiretleri ürkütmemek için) diri diri yaktılar ”.
Ben, bu inanılması güç vahşeti, 1989 de ad ve yaşlarıyla (“Dersim-Civarik İKİ UÇLU YAŞAM” s.110-120) yayınladım. İDGMahk.si kitabımı yasakladı ve beni “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozduğum” suçuyla yargılamaya aldı. .
Devlet kayıtlarında olayla ilgili bir bilgiye rastlanmadı. O zamanlar devlet, hayvan vergisi (kamçur) toplamak için kimin; kaç koyunu, kaç keçisi olduğu kaydı tutulmuş ama kaç çocuğu olduğunun kaydı tutulmamış, çocukların çoğu kayıtsızdı. Ondan sonra “hak” arayan önceleri; “asi, isyancı, şaki, çapulcu..” sonraları kominist Kürtçü bölücü suçlaması halen sürdürülüyor.
Tanık olarak onlarca kişi gösterdimse mahkeme hiç birini dinlemedi ve “yerinde keşfine de gerek görmedi. Oysa devlet güçlerinin bu “yargısız infazı” yaptığını, naaşlarını da kurda-kuşa yem ettiklerini, benim gibi tüm yöre halkı biliyor. Bu akıl almaz toplu cinayetin, hapisteki tutuklu “ölüm” mahkümlarına “affı” karşılığında yaptırıldığı genel kanı olarak halen yaygın.
Aradan birkaç yıl geçti, sonra “tapu işlemi” için alınan bir yazı da; katıl” edilen dedemin ölüm nedeni: 01/01/1938 tarihinde sari bir hastalıktan ” yazıldığı ortaya çıktı. Haziran 1938 de yakılan dedem, altı ay öncesinde “sari bir hastalıktan” ölmüş gösteriliyordu.
“Dersim Katliamın’da Civarik Vahşeti devletin “akrep hareketi” tatbikatının ilk serüveni. “Kırım”, çemberden merkeze yok etmeyi planlar. Sülbus Dağı eteğindeki Civarik (şimdi Sarıyayla) Doğu Dersim’in uç Bingöl sınır köyü. Yargısız infaz buradan başlatılır.
Haydaran aşireti reisi Xıdé Alé İsme, bu katliam karşısında: “ İşte devletin sözüne güvenenlerin, silahını teslim edenlerin akıbetini görüyorsunuz. Ben kalleşçe öldürülme yerine dağda şanımla ölürüm daha iyi” der. Devlet bu aşireti hain isyancı” ilan eder. Böylece akıl hastası kaillerin kelle uçurma, zehirleme, hamile kadınları karnını deşme vs. zulüm böyle başlar.
“Burası Dersim”
Dersimde orman yakma, ev yıkma, tutuklama, tutukladığını yok etme, ana dil yasağı, gıda ambargosu, “teröristi” bulmak için eşinin cinsel organı aratma, seyahat gibi her türlü hürriyet kısıcı şiddet içeren ezici yaptırımlar yargıdan uzak bir mantığın koruması altında. Bu mantık Tünceli kanunu ile yaşama geçirildi ve zeka düzeyleri “bölücülük” yaygarasını aşamayan ırkçı ideologlarca halen sürdürülüyor:
Eski Başbakan (M.Y.) “Kürt kimliğini yok sayan ve yalnız şiddet kullanarak karşısındakini her türlü yolla ezmeyi ön gören yaklaşıma “Dersim Mantığı” denilir” diyor.
1990 larda “köylerini yakan yıkan” helikopterleri şikayete gelen Dersim heyetine dönemin Başbakanı (T.Ç.) “Muhtarlar o helikopterler bizim değil, onlar Rus, Afgan, Ermeni ve ya PKK helikopterleridir” demesi, bu mantığın devletçe benimsendiğinin bir kanıtı.
Üst yargı ve AİHM kararlarına karşı “Laik devletin ”DİBaşkanı, Alevilerin parasıyla milyonluk arabaya biner “Cemevi ibadet yeri değil”der din dersi zorunlu olur..
Ateş düştüğü yeri yakar, yanan yüreklerden biri benim. Bir-iki değil ailemden 1838 de 54 kişi toplu halde vahşice yok edildi. Siz buna; kırım, katliam, yargısız infaz, insan hakları ihlalı, insani gasp, insanlık suçu ne derseniz deyin. Haziran 1838 de öldürülen dedem; 0/0/ 1938 de sari bir hastalıktan öldü diye kayıt altına alınıyor. Bu giz “faili meçhul değil, “faili devlet’tir.
Bu vahşeti 1989 da isim ve yaşlarını belirterek açıkladım “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmakla” suçlandım. T.C. BMM dilekçe komisyonuna başvurdum yanıt alamadım. Siyaset dünyamız “Dersim Kırımını” birbirini karşı silah olarak kullanıyor.
Dersimli olarak acımızı taşıyamaz olduk, yazıp çizdiklerimiz gerisin geri üstümüze yeni suç olarak yükleniyor. Acımızı anlatamıyoruz demiyorum, Dersim benzeri halkı ötekileştiren zulüm eden ırkçı ideolojiyle yüzleşmeyi göze alma cesaretini gösteren birine rastlayamadık.
Ülkemin savcılar başta olmak üzere insan kakları savunucuları, bilim adamı, araştırmacı, yazar, tarihçi, namuslu siyaset adamı, hasılı empati sahibi, evrensel değerde buluşan tüm vatandaşlarımı yardıma çağırıyorum. Bu yargısız infazı ortaya çıkarmanın ve devleti tarihiyle yüzleşmesi, özür dilemesi gibi bir karşılığı olmalı diyorum.

Hüseyin Akar ([email protected])

Bu Makale Yoruma Kapalı.

Arama

ARŞİV

Şubat 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728  
Ziyaretçi Sayısı: