Paşavenkli Paşa

Pertek’in güneyinde “Paşavenk”  adında bir köy vardır. Bu köyde  ünlü bir paşa yaşar; “Yalnız bu köyün değil, bütün Dersim’in kalbur üstü eşrafından Hacı İshak Paşa;, Otoritesi ve zenginliği kadar zalimliği ile  de dillere destan. Bu yörede adını şanını duymayan, duyup ta çekinmeyen yok. Öylesine zengin ki ; “Muhteşem” konağına, giren çıkanın haddi var hesabı yok. Konuklarından her gün on beşi gider, yirmisi gelir; kuzular, koyunlar, koçlar danalar kesilir.  Konağın haremi, özel hocası,  eğiticisi çalışanı, hizmetçileri hesapsız..
Paşa, konağında  konuk bulunmadığı günlerde haremde eğleşir, ancak saat ikiye doğru selamlığa çıkar.  Paşanın harem dairesinden  selamlığa gelmesi özel merasime tabidir: Önce, paşanın özel hizmetçileri ortalığı temizler, yastıklarını, sergilerini yerli yerine kor, düzeltir. Sonra  paşanın kehribarlı, uzun yasemin sigara çubuğu el üstünde büyük bir  itina ile getirilir, köşeye yavaşça konur. Odadaki cemaat; paşanın çubuğu geldi diye hep birden ayağa kalkarlar. Çubuğu getiren hizmetçi hürmette hata etmeyerek arka arka geri çekilir. Paşanın  tütün tablası gene aynı saygı, hürmetle  el üstünde getirilerek çubuğun yanına konurken cemaat bir kez daha ayağa kalkar. Paşanın kış ise kürkü, yaz ise ipek abası atlas bir bohça içinde getirilir. Dördüncü olarak  mendili aynı merasimle getirilir, yerine konurken,  cemaatın hep birlikte  ayağa kalkması asla ihmal edilmez. Bütün bu hazırlıktan biter, ardında  paşa hazretleri  öksürerek geldiğini belirtir,  harem dairesinden selamlığa gelir, ve  odakiler tekrar ayağa kalkar, konuk dışında tümü dışarı fırlar,  konuklara  oturmaları için müsaade edilir ve öyle otururlar.Paşa, otoritesi sarsılmasın diye her önüne gelenle  konuşmaz ve kimseyi dinlemez.
-Paşa bir gün berberde tıraş olur, berberin  işi biter. Paşanın  gözü iki kıla takılır, Paşa yanında el pençe duran adamına ; “berbere söyle yandaki şu iki teli alsın” diye emir verir.
*
-Paşa ,komşularından bir ermeni köylüsünün  kendi köyünde ki üzüm bağına göz koyar,  Ermeni’ye, bağın “paşa-ağa” malına katmasını, vermesini ister, vermeyince de el koyar.
İkinci Meşrutiyet ilan edilince, Ermeni mahkemeye başvurur  paşanın zaptettiği bağın kendisine geri verilmesini, adaletsizliğin giderilmesini ister. Mahkeme başvuruyu Hacı İshak Paşa’ya  durur ve keşfe geleceğini belirtir. Paşa daha da geç gelinme isteğini mahkemeye iletir, mahkeme gecikmeyi kabulle keşfi sonraki  bir tarihe atar.
Paşa bu gecikmeden yararlanır, bütün adamlarını işbaşı yaparak üzüm bağını tamamen söktürür ve yerine arpa ektirir.  Arpa yeşerince keşif heyetine işinin bittiğini haberini  salar. Keşif heyeti ve beraberinde köşke gelen konuklar fevkalade ağırlanır ve eğlendirilir. Sabah erken keşfin icrası için de dilekçe sahibi ermeni çağrılır. Hep birlikte konaktan hareket eder, bağ yerine gider.
Bakılır  ki “Üzüm bağı” olduğu  ileri sürülen  yer,  arpa yeşermiş bir tarla. Bu hali gören ermeni neye uğradığını şaşırır ve halka dönerek: “Ey komşular ben turam siz söyleyin burası bağ mıydı tarla mıydı? Paşa atılır;  “Komşular burası benim tarlam değil mi? Köylüler hep bir ağızdan; Biz dinimizi imanımızı karalamayız Allah için söylemek lazımsa, biz bizi bileli burası bağ değil tarladır ve de Paşa hazretlerinindir..” Diye tanıklık edilir. Yerin bağ olmadığı, tarla olduğu tespit ederek konağa dönülür.
*
-Paşa  tazılarıyla bir kış günü Pertek’e tavşan avına gelir.. Perteklilerin tazıları hiç sektirmeden gördükleri tavşanları yakalar.  Daha besili, bakımlı  olan Paşa tazıları hiçbir tavşan yakalayamaz .Buna karşın Pertek halkı ; “Paşanın ala tazısı”, “ büyük boncuk yakaladı” şeklinde komplimanda bulunur. Bunu gören Hacı İhsak Paşa, akşam  sohbetinde halkta sorar:” Aziz komşularım bu gün yapılan avda benim tazılardan hiçbirisi bir av peşinden gitmedi, ara sıra koşanlar da avlarını kaçırdı. Bütün tavşanları, sizin ufak tefek tazılarınız tuttu. Oysa sizler Paşanın tazıları tuttu deyip benim tazıları alkışladınız, ben bunu  anlayamadım” der..
Perteklilerden Küçük Mehmet Efendi  adında vergi katibi;  “Paşam sizin tazılar Allah  emanet  aslan gibidirler, bunları gören tavşanlar yakalanmamak için can havlıyla  koşmak değil uçmaktadır. Bizim tazılar ise ufak- tefek, cüce- büce enikler, bunları gören tavşanlar, fazla koşmağı gerek görmüyor. Enikler bu fırsattan   faydalanarak tavşanları  yakalıyorlar.
İkincisi, sizin tazılarda merhamet var, dağda kendi halinde gezen hayvanların kanlarına girmek istemiyorlar da ondan ötürü av yapmıyorlar” diye yanıtlar.
*
-Paşa’nın otlaktaki sürülerinden biri, bir gün çobanın gözü önünde kaçırılmak istenmiş. Çobanın tepki göstermediğini gören haydutlar, çobana; “ hey sürünü kaçırıyoruz, umurunda değil, ne köpeğin, ne de bir  telaşın var,  böyle olunca biz heyecan duymuyor işin zevkine varamıyoruz. Soluğun  kesildiyse  korkma,  bize çoban değil koyun gerek, ” diye çobana sesleniyorlar.  Çoban oturduğu yerden; “Siz kim Paşavenkli Paşanın sürüsünü  kaçırmak kim” deyince haydutlar sürüyü bırakır  kaçarlar. Bunun üzerine çoban:
“Kurban olayım O köpeğe ki kendisi Paşavenk’te yatar daha ürümeden dağdaki kurtlar sürüyü bırakıp Kaçar” der.
*

Bu Makale Yoruma Kapalı.

Arama

ARŞİV

Haziran 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  
Ziyaretçi Sayısı: