18- Sey Can

             SEY CAN    (ŞAH HAYDAR)
             (Sevdanın kemiksiz dili )

               Asıl adı Haydar. Ona sonradan Şah Haydar da denmiş. Sey Can, Haydar’ın sevda şiirlerindeki takma adıdır. Sah Hayder’i bize tanıtan yazılı bir belge, bir eser yok. Bütün söylemleri, şiirleri Dimili (Dersim) dilinde, saz ve sözlerdedir. Yaşamı ile ilgili kimi kesitleri, bilgileri Civarik Gençleri imajcılarından Hüseyin Akar ilk kez  “Dersim-Civarik, İki Yaşam” adlı itabında “iki uçlu yaşamın” sevda ucuna örnek olarak Sey Çan’ı (Haydar’ı) göstermekte ve şöyle tanıtmaktadır.
            “Haydar, Pülümür’ın Kırmızıköprü Beldesi Galia Mıku Köyü’nün ‘Goma Seydu’ mezrasından. Aile adı, Çe.Avasi Meşi’ olarak anılır. Kureyşanlı seyittir. Pir olması, ‘Şah”deyişlerini söylemesi, O’na Şah Haydar veya Sa Hayder denmesine yol açar. Ancak kendisi, bu isimleri benimsemez: .
‘Güzelliğine dizeler dizdi / Şah Hayder oğlu Sey Can’ dizelerinde, Şah Haydar, Pir Sultan’m yoluna asıldığı Şah’tır. Bu ismin Hz. Ali’nin diğer bir adı olduğunu bilmeyen Alevi yoktur. Bu nedenle olacak ki, halk yakıştırması ‘Sa Hayder’, sevda türkülerinde ‘Sey Can’ olarak anılır.
             Sah  Hayder, uzun süre Civarik Köyü Gemik mezrasında kalır. Dersim’in ünlü halk ozanı Sey Qaji’den saz çalmayı öğrenir. Sey Qaji’nin kardeşinin kızı Xece ile evlenir. Hatta bu nedenle bazıları onu, Civarikli bilir. Gemik’te, Memo Derg’ın oğlu Seydali onu anlatırken; ‘O, asla Dedem Sey Qaji’nin yanında aşk türkülerini söylemezdi, utanır¬dı’ der. Sa Hayder’ın doğum tarihi tam olarak bilinmiyor. Ancak Onun çok genç yaşta (30-35 yaşlarında), 1916 yılında Ruslar’a karşı yiğitçe savaşırken, ‘Sevdin’ cephesinde yaralandığı bilinir.
           Yaralı durumda Hardife, oradan da Civarik’e (Balık mezrasına) getirilirken hâlâ inliyor.. Annesi ağır yararlı oğluna inlemesinin “eşe dosta karşı ayıp olmasın” diye yaralı oğluna sarılır ve kulağına; ‘Yerine ben ölem oğlum, dayan ama inleme. Koçum aşiretler dizilmiş tümü seninle. Yavrum el alem içinde inliyorsan sessiz inle’ diye fısıldar. Can çekişmekte olan Sey Can annesine döner: “ Ben ne yapayım anne kurşun kaya çatlağında sekti geldi şal altında böğrüme saplandı gelde inleme anne” . Ustası Sey Qaji  deyişlerinde

Mayé vana :        “Tavuta Sey Can’ı kerdo posti
                                 Arda Balığde Béné şiya viala
                                  Buko dırveta to ser aşiri resté pé
                                   Xoverd de saro pıse esto hıdi bınale”
Sey Can vano    “ Dayé qurşune gınaro qişé kemere
                                   uzara amé keyte lifé şale, bé né mınale

“Sevdin” aslında uzun bir destandır. Sey Qaji Sey can’ın ölümü üzerine saza dökmüş “(Bu dizelerin Sey Can’a ait olduğu, Sey Qajinin derlediği de  söylenir) :

SEVDİN
“…………………………………
Ya bıra Sevdino miret Sevdino
Rus’,i Paşayura gureto Sevdino
De Şahheyder tı lerze make
eskeré Rus’ı zofo néqedino
Dursun vano pırode prodime
İsmail ağayı sukede vato
Devletra milisuré aylık vezino
Lao aylığı devlete fincané ağuyo
Bıra ne verino ne çi qedino.
……………………………..”

SEVDİN
Kardeş Sevdin batası Sevdin
Ruslar Paşamızdan aldılar
Şah Haydar diyor ace etmeyin
vurmakla tukenmez Rus çoktu
Dursun Diyor vurun Vurallım
İsmail Bey Kiğiden söylemiş
Milise devlet aylık bağlıyor
Devlet aylığı bir kadeh zehir
Kardeş ne yenir ne de tükenir
         ( H. Akar İki uçlu yaşam s.83-91)

            Sey Qaji Dersim’in ne denli önde gelen güçlü kavga adamı, acılı ağıt ustası ise, Sa Haydar (Sey Can) de yaşamın kaçınılmaz sevgi ve sevda ustasıdır.
           Yaşamı sevgide, sevgiyi kadında arayan bir sevda adamı, kadına susamışlığın kemiksiz dilidir. Sey Can, sevdayı iki can arasındaki iletişim olarak algılar; ‘can’, ‘camın ‘, ‘canım’, ‘canımın canı’, ‘can-cana’ der. Kendisi de, ‘Sey Can’ olur. İlk kez (1900den önce) sevgilisini ‘kardelen’ çiçeğiyle özdeşleştiren, sevecenliğe, sevdaya, aşka doğanın gözesine ulaşan Sey Can ‘dir. ‘Oy canım canım / Sen Sey Can ‘ın canı’ güzellemesi, kendi başına bir sevda selidir. ‘Yedi kavmin gelini / Yedi kardeşin bacısı / Çarşıların tatlısı / Konakların çerezi / On iki gün / Aşure çorbası’ dizeleri çok özgün imgeler içermektedir. Âşık için kadın, yaşamın tadı, tanrısal inançtır.
            Halk severleri (âşıkları) geleneğinde sevdanın adresi kadındır. Kadın, varılması güç bir uzaklık, doyumsuz bir güzelliktir. Kadın, ‘seken keklik’, ‘kaçan ceylan’dır. Kadın, naz ile uzaklaştıkça, âşık peşinden emekledikçe teller gerilir, sazlar sevgi yüklenir. Neye yarar ‘sevgiye ve kurşuna açılmayan yürek.’ Sevgi, emek işidir.
             Sevdalının yüreğini aydınlatan çıra yandıkça, sevda ateşi yüreğini yakar. Kavuşma, bir karşı ayaklanmadır.
             Doğu kültüründe sevgi odağı kadın, doğanın gülü, kokusu, rengi, teni ve tadıdır. Sevenin kadını burçlarda bayrak,    kıtalarda ülke, evrende dünyadır
              Sey Can, genç yaşta sevda tutsağı olur. Dağları, bayırları aşar. Özlemini doğa¬nın katılıklarında yoğuran uçarı aşık, para kazanmak için İstanbul’a gitmeye zorla¬nırken, bir ayağınında sektiğini görüyoruz:
“Gidip para kazanır avukat tutacağım
Gönül adına sana karşı “aşkı ” savunacağım’
       diye sevgiliye sitemde bulunur. .

      Aşık,  Dersim’den Erzincan üzeri Trabzon’a gider. Zigana Geçidi’nden, Zigana Hanı’ndan söz eder. Sevda ateşi ile vadilerin çamını yakar!.. Üç gün, üç gece sonra vapurla İstanbul’a varır.
           Dönüşünde ilk işi, sevgilisini aramak olur. Bildiği tüm yerleri arar bulamaz:

Eré Cani cani
Eré Canı cani / Tı canana né canı
Feké to qutıya / Dızoné to mırcanı
Çımé to şayé / Sera buri qeytani
Pırnıka to bariya / qelema Murşudé Erzingani
Lıska to visena / Zé soa deré Gımışxani
Şéne to şişkeno Ji ipeğé suka Vani
To çıra ez kerdu / Wairé derdé gırani
Gozağa ser şini rake / Ez lewé pırani
Tok e lewé nıda mı / Ez benu wairé derdé gırani
…………………………………………………….
……………………………………………. (iki uçlu yaşam s 90-93)

Ey canım canım
Sen canım canım / Sen canımın cananı
Ağzın kutu gibi / Dişlerin mercan
Gözlerin karadır / Üstünde kaşlar kaytan
Burnun ince / Erzincan mürşidinin kalemi
Yanakların al al / Gümüşhane deresinin elması
Koynunda oynar memeler / Bir çift afacan
Göğsün ışıldıyor / Van ipeği sanki
Sen beni ettin / Ağır dert sahibi
Aç göğsün düğmesini / Bir öpücük için
Vermezsen Öpücük / Olursun dert sahibi

Sensin sensin / Gülüm sensin
Kardelen çiçeği / Yeni gelinsin
Al mor bezenmiş / Kınalı kekliksin
Göz körlük etme / Dört günün tazecisin
Gidiyorum dedim / Benimle iki adım atmadın
Sarılacaktım sana / Niçin bırakmadın?
Oldun Frenk hançeri / Böğrüme saplandın
Kalktım uzaklaştım /Dünya malı istemin
Tutacağım avukat / Gönül davamı savunsun
Oy benim benim / Sana hayran
Şah Haydar oğlu / Aşıkın Sey Can
Halin bu hal ise / Ne yaparım ben?
Gemiye bindim / Dümende sen
Korkum o ki / Peşinde olacağım deli
Sarı saçlarından / Versen tek teli
Sevdan tutar beni / Okşasam onunla seni
Senin için yollara düştüm / Yolların kestirme neferi
Sılacılarla gitmeliyim / Bekliyor denizde gemi
Senden âlâ çiçek görmedi /İstanbul’da Yıldız Bağı
Bana derdini söyle / Derdi sevenin halletmeli
Lazlar vadisine vardım /Trabzon’da gemi
Üç gün üç gece / Sevdan ısıttı beni
Gönül ateşten kor / Yaktı vadilerin çamını
İkimizin ayrılık ateşi / Başımda dorukların dumanı
Çöktü üstüme jivan Hanı / Sen Sey Can’ın tek ışığı
Döneceğim suna bekle / Sen uzak diyarın kadını
Demişsin ‘Neylerim dünya malını / İsterim Sey Çan’ı’
Çiçeğe gübre verir sularlar / Tanrı yaratmış seni
Senden haber almak için / Gittim Tophane ‘ye
Denizi yarıp geldi / Trabzon gemisi
Seni tanıyan yoktu / Hepsi Tercanlı
Gözyaşlarım dinmiyor / Ayrılışımdan beri

Sizin eve geldim / Güzelim yok evde
Komşulara sordum / Yavuklum nerde?’
Dediler: ‘Kadınlar ziyarete gitti / O birlikte
‘Niyaz’ götürdü/Sana dua etmek için’
Gittim fareli kulübeye / Başım döndü düşecektim
Ocak köşe taşına / Yüzümü sürdüm eğildim öptüm
Senin niyetine / ‘Elin değmiş’ diye düşündüm
Gözlerim kamaştı / Karanlıkta göremedim
Bir dişim kırıldı / Bir dişim oynadı yerinden
Kapıya yöneldim / Topal dananın yularına dolandım
Düştüm otuz iki dişim / Döküldü ağzıma
Kadıya şikâyete gittim / ‘Kanımın bedeli ne?’ dedim
Dedi: ‘Kadın yolunda ölenin / Kan bedeli olmaz’
Dedim: ‘Lanet olsun sana /Adaletin az mı az
Ulan Kadı namludaki kurşun / Olsun ölü yemeğin’
Dedi: ‘Kitabı indirin / Bu aşıkın kan bedeli neresinde?’
Ve yapraklı kitabı indirdi / Yaprakları üst üste devirdi
Elimi attım cebime / Elime bir sarı mecidiye geldi
Verdim Kadı ‘ya / Dudak altında güldü
Dedi: ‘Git temiz giyin / Kan bedelin el kızı sevgili’
Hopladım zıpladım / ‘Bana artık ölüm yok’ gibi

İyisin, sıcaksın, hoşsun / Kadınların en güzeli
Yedi kavmin gelini /Yedi kardeşin bacısı
Çarşıların tatlısı / Konakların çerezi
On iki öğün / Aşure çorbası
Tanrı yanılmış / Yeryüzünün tüm rengi
Ağladım ağlamadım / Yaralarım dinmedi
Haydi söyle söyle / Doğru sözü söyle
Tanrıya bağışla / Vazgeç huyundan
Hoşnut değilsen benden / Ufala sobaya at
Dedikodulara aldırma / Gençliğimi ateşte yak
Herkes bizimle / Borçluyuz sevdaya
Tanrıya hoş gelecek / İkimizin birliği
Ömrü fazla olanın / Bölmüş aramızda
Sevmek işimiz / Mutluluk beklentimiz
Üstüne dizdi /Şah Haydar oğlu Sey Can
Üç yüz. altmış altı dize /Kaidesi ile tamam
Üç eksiği var / Seni yaptım başta püskül
Bahar geldi / Celepler dolaşıyor bir yanda
Tanrı bir gül yaratmış / Dersim dağlarında ot arasında
Gözlerin ışıldıyor / Beşiktaş elektriği sanki
Son sözünü söyle / Canımdan bıktırdın beni
Beni dara düşürdün / Hasta adamın hali
Yola gel artık / Keşişin kızı hanım!
Gümüş tabakayı ver / Bir sigara sarayım
Kemanı alıp / Yanına oturayım
Ak göğsün üstüne / Başımı koyayım
Oy oy oy / Her kesin gözü malda mülkte
Ben seni istiyorum / Yorgan altında tek yastıkta              (T.ye çeviri H.Akar)

Arama

ARŞİV

Nisan 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  
Ziyaretçi Sayısı: