3. Bölüm – ’38 Kırımı ve Civarik

            Dersim ‘38 bütünü içinde Civarik küçük bir köy, Civarik kırımına geçmeden köyün önemli iki ağasından söz etmekten yarar var.

           Süleyman Ağa
         
1900 yılında Civarik Ağası Memê Alê, Maskan Aşiret Reisi Sılê Ruşti, ondört seçme adamları ile Derê Hewru’de çığ altında kalır.
          Babası Memê Alê’nın ölümünden sonra, Süleyman Civarik ağası olur. Süleyman Ağa, Harıklı Şıh Mamedan’lı bir kızla evlenir. Bu evlilikten çocukları Ali, Memık, Bertal, Ağçê, Sağe, Fatê dünyaya gelir. Süleyman Ağa’nın hanımı ölür. Balık’lı Melem’lerin kızı ile evlenir. Bu hanımdan çocukları olmaz.
Süleyman Ağa, ikinci hanımından ayrılınca Karsananlı dul bir hanımla evlenir. Bu hanımın Rus harbinde öldü bilinen kocası, bi yıl sonra çıkar gelir.
          Süleyman Ağa aşırı kuralcı, inaç sahibi. Karısının “iki nikahlı” olduğuna inanır. Bunu kendine yedirmez, adamlarını alır karısının ilk kocasının evine gider ve hanıının ilk kocasına ;
-”Ailen dahil herkes seni ölü bildi. Bu nedenle ben karınla nikah kıydım. Sen yaşadığına göre ben iki nikahlı sayılırım. Evine-ocağına geldim. Sen nikahını bana bağışla” der.  Aşiretine danışan adam, yüklü bir para karşılığı nikahından vazgeçer. Ağa rahatlar geri döner.
            Süleyman Ağa’nın ilk işi kardeşi Bertal ve oğlu Bertal’ı okutmak olur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da yeni yazı için Rüştiye mektebine gönderir. Okuyanlara “Efendi” denmesini sağlar. Bu nedenle kardeşi Bertal’e  “Büyük Bertal Efendi, oğlu Bertal’e de ” Küçük Bertal Efendi” denir.
          Süleyman Ağa 1915-17 Rus saldırısında Sevdin cephesinde 150-200 milisle yüzbaşı olarak katılır.
Süleyman Ağa “yol erkan” adamı.. Aşiretini güçlü aşiretler içinde yüceltir. Kimseye ezdirmez. Bir gün Balık’a giderken. yolu üzeinde Musandan Dursê Alê Areyiz’in Çê Esku’nun harmanından ölçekle pay aldığını görür. Atından iner, ölçeğe bir tekme vurur. Buğdayı yere döker ve şöyle haykırır.
-Siz Arelleri yiyip bitirdiniz. Bunları da bana bırakın (Erosima, Ereyizu wenê qednenê, nunuçi mire verdi!) diye çıkışır. Adam çeker gider. Bir daha da kimse gelip haraç almaz. Süleyman Ağa döneminde “hiç kimsenin burnunun kanatılmadığı” söylenir. Birlik dönemi olmuş. Arelli’ler bir kaç kez, Süleyman Ağa’yı vurmaya çalışmışsa da başarılı olamamışlar. Ancak Bertal Efendi’nin “Ağalığı”, Süleyman Ağadan almasında etken olmuşlardır. Bertal Ağa, rüştiyeyi okumuş okuması yazması olan, belagatı yerinde bir kişi.  Pir yolu ile “Ağalığı” Ağabeyi Süleymandan alır.
               1925’teki Şeyh Said haraketinden sonra dikkatler Dersim üzerinden yoğunlaşır. Köye gelen Vali Cemal Bardakçı da Betal Efendiyi destekler.  “Bize Türkçe konuşan gerekli” diyerek ağırlığını Bertal Efendiden yana kor.
             Vali Cemal Barakçı Civarik Ağalarını  “sürgünü” ikna (razı) eder.  “Gelin Merga Qemi de misafirim olun” der. Vali gider sözünü unutur. Bu beklenti içinde olan Ağa kardeşler yıllar sonra köye gelen birliğe, verilen bir sürgün sözü ile teslim olur. Bu teslimiyet altı kardeş ve ailelerinin sonu  olur.

                  Bertal Efendi
              Bertal Efendi Civarik’li Süleyman Ağanın küçük kardeşidir. Rüştiye’yi okumuş, eski ve yeni yazıyı bilir. Çok iyi konuşan, iyi bir hatip.
             1938 öncesi Abdullah Paşa’nın Nazimiye’de halk ile yaptığı konuşmalarda akla gelen tek sözcü. Nitekim ilk karşılaşmada Paşa’yı etkilemiş olacak ki, Paşa halka hitaben “bu adam beni bile kandırır, ona uymayın” uyarısında bulunur. Abdullah Paşa Bertal Efendiyi bir nevi göz hapsine bulundurmak için O’nu  Gerişli Yusuf Ağa’nın dükkanına ortak eder ve Nazimiyedeki akerlerin yiyecek teminin nakliye işlerini  bunlara verdirir.
            Bertal Efendi, yörede güzelliği ile dillere destan Yusuf ağanın kız kardeşini – aşiretler arası yumuşamayı da düşünerek – oğlu Ali’ye gelin eder. Bundan sonra Areller, Bertal Efendi’nin “Ağa” olmasını ister ve diretirler. Bu Civarik’lilerin bölünmesi, çatışmasının ilk adımı olur.
             Bertal Efendi, köyün çoğunluğu Süleyman Ağa’dan yana olmasına karşın, Süleyman Ağa’nın inanç düşkünlüğü de göz önüne alarak Pir getirir… “Ağa”lığı bir biçimde ağabeyinden “fetva” yoluyla alır. Köyde iki ağa olur.
           Ağalığın babasından alınmasını içine sindirmeyen Küçük Bertal Efendi  amcası ile önemli sürtüşmeler ve çatışmalar yaşar. Süleyman Ağa, bir olaya meydan vermemek için oğluna baskı yapar. Köylünün istemi ile Küçük Bertal Efendi Civarik’ten 10-11 aile ile (1930-31)Kiğı’ye göç eder.
            Memê Hem’in, akrabası ve komşusu Avdilê Sımı’nin karısını vurması, Avdilê Sımı’nin de aynı gün Memê Hem’in oniki yaşındaki oğlunu öldürmesi, Usê Xımê ve  Welê Çewri gibi bir çok ailenin yok olması, dağılması, göçetmesi, ayrıca Gemik, Balık ve köydeki arazi davaları ile köydeki sürtüşmeler, Bertal Efendi’nin etkin olduğu döneme rastlar.
Köy yönetiminin, deneyimsiz oğlu Ali ve Ali’nin eşine bırakılması, mezra ve köydeki birliği son bağlarını da koparır.
İşte ne olduysa bu ortamda oldu. Köylü ile tamamen ilişkilerin koptuğu, köyünden, aşiretinden değişik yollarla arındırılan Büyük Bertal Efendi son bir yıl içinde köyüne ancak 2-3 kez gelir.
                                                                                                               *

                 1938 Dersimli’nin Miladı
                 Anneme soruyorum,
-Anne ben ne zaman doğdum? Annem
;-Ben ne bileyim diye başlar. “Kırımdan 3-4 önce idi, amcan oğlu Ali, Ahmet Karakaya ile aynı yılın çocuklarınısız. Karlar yeni erimeye başlamıştı. İmam orucuydu. Baban bu evi yaptığında o yıl Şükrü doğdu
Gelde çık işin içinden. Önemli olan bu değil. Kime ne sorarsanız sorun “kırımdan önce”, “kırımdan sonra” diye yanıt alırsınız.  Peki nedir, ne biçim tarih neyin  başlangıcı bu  kırım?    Hocaya sormuşlar
-Kıyamet ne zaman kopacak?
-”Ben öldüğüm zaman” diye yanıtlamış.  Ateş düştüğü yeri yakar. Peki, Dersim’e düşen bu ateş neydi ki halen alev alev, sıcaklığını korumaya devam ediyor ?
                                                                                         **

              Anımsadıklarım
               Dört yaşımda kendimi kırım içinde buldum. Çocukluk anılarımı, korku, acı, kaçış, ızdırap süsler, boğa, asker, silah, süngü, barut kokusu, işkence, kan, ölüm…süsler. Hiçbir zaman kim kimi, niçin, neden dövüyor, neden işkence ediyor, neden öldürüyor anlayamamıştım.
            1938 yazında, Ağa yaylasında saklanbaç oynarken, yeşillikler içinde sıyrılmış, arkasında saklanmaya çalıştığım sarı boğa boynuzlamıştı beni. Dedem yaramı kızgın bıçak ucu ile dağlamış, kül başmıştı. Yayladan, anlayamadığım bir nedenle, vaktinden önce (asker zoruyla )köye dönmüştük…  Babam evde yoktu. Yaram yeni kabukonu  bağlamıştı abama gösterememiştim… Köyde aşinası olmadığımız gariplikler kuşkular seziliyordu. Ertesi sabah evimizin etrafını, aynı giyimli amcalar (!) sarmıştı. Hepsi tüfekli, kasa turalıydı.
             İçlerinden bir kaçı  evimizin önündeki bostana girmiş, salatalıkları bitkisi ile kökünden söküp yediklerinde, “babam gelirse bu adamlara ne yapmaz” diye onlar adına üzülmüştüm. 
             Öğlene doğru bizim ev ve yanındaki düzlük tümüyle tanıdık simalarla doldu. Gelenler köylülerdi. Davul zurna yoktu belli ki düğün-denek değil. Büyükler kendi aralarında fısıldıyarak konuşuyordu. Biz çocuklara hiç bir şey anlatılmıyordu ne yapacağımızi bilmez bir şaşlınlık içindeydik.  
            Sonra tüfekli amcalar hepimizi yandaki küçük vadiye topladılar. Bir anda etrafımız tüfekli toplu sarılmıştı. 
Sonra düzlük yerde  kurulan sehpalara  üş kişiyi ayrı ayrı ayaklarından asıp dövmeye başladılar. Ayaklarından kan geliyordu, kimse karşı koymuyordu. Adamlar bağırdıkça herkes çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Korkumdan anneme sarıldım, eteğinin altına saklandım. Anladım ki bu adamlar boğadan daha korkunçtu. Şin-şivan içinde korkumdan ayılmıştım. Uyandığımda yalnızdım. Ev yakındı koştum… O tüfekli adamları görünce geri geldim… Derenin en derin yerine yüzümü gizlediğimi,  bağırmak isteyip bağıramadığını dilimin tutulduğunu anımsıyorum.
          Sonra kaçış, Bedro Dağı eteklerinde saklanma, mağaralarda kalma, yılanla aynı tasta süt içme, geyiklerle geceleri aynı dehlizleri paylaştığımı kesit kesit anımsıyorum..

           Dersim  Potansiyel Suçlu 
            Osmanlının yalnız savaşta anımsadığı, derebeyler aracılığı ile savaşta, ölecek savaşçı ve vergi topladığı Dersim, Cumhuriyet döneminde raporlara konu olmuş bir belde.  Zamanın genel valisi Cemal Bardakçı “400 yıldan beri Dersim’e hükümet girmiş değil. Her Dersim’li hayatını, malını, muhafaza kaygısıyla silah kullanmak zorunda kalmış” der. (Uğur Mumcu Kürt Dosyası) ve yaptırımlar yönünde Maraşal Fevzi Çakmak “Dersim’in bugünkü durumu tehlikelidir. Dersim okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahelesi ile Dersim, önce koloni gibi ele alınmalı. Türk toplumu içinde Kürt’lük eritilmeli. Daha sonra Öz Türk hukuku uygulanmalı…”
            İsmet inönü (2.9.1935) “idama kadar infaz, ilbaylıkla bitirilecektir. Adliye usulu, basit, hususi ve kesin olacaktır. Kürt’lere o güne kadar Türkçe okuma yazma öğretmenin “resmi siyaset” olduğu rapordan anlaşılıyor. Bu aykırı siyasetin kaldırıldığını tebliğ etmeliyiz” diyor.
              İşte ‘1915-1917 yıllarında Çarlık İşgaline karşı ve istiklal savaşında “vatan için savaşan”, ölen, olanaklarını tüketen, aşiret, eşkiyalık düzeninde fakirliğe, ölüme, terk edilen Dersim’in, “koloni gibi ele alınması” açmazı…
Bütün bunlardan sonra “Tunceli Kanunu”, “kırım”… ve “iskan”…
              1936-’37 yılları, kırıma hazırlık  yıllarıdır.
              Dersim, Osmanlı’nın yalnız savaşlarında asker, vergi almak için anımsadığı bir bölge. 1917-’17 Rus saldırısında Dersimliler milis olarak karşı koymuş ve üstün başarılar sağlamışlar. Yurt savunmasına tüm güçleri ile katılmışlardır.
Savaşın tükettiği kaynaklar, alt yapısızlık, feodal yaşam, aşiret kavgaları bu kırsal bölgede;  açlık, sefalet, talan, mal kaçırma, anarşi vs. gibi eylemler kaçınılmaz olmuştur. Bu olumsuzlukların yanı sıra Dersim’in yönetimsizliğini ve aşiret sistemine dokunmayan yöneticilerin “isyan” “başkaldırma”ya da  “Cumhuriyete karşı” değerlendirmesi Dersim’e ağıra mal olmuş. Dersim’i “asimile etme” ve “koloni yönetimi”ni dayatma geçerli kılınmıştır.
           Uğur Mumcu son araştırması Kürt Dosyası’nda: “Bakan Şükrü Kaya ‘Dersim’in ıslahı’ iki aşamalır bir planla yapmıştır…
           Birinci yıl, silahlar toplanacaktı. Silah toplanması için önce çağrı yapılacak, silahını teslim edenlere herhangi bir yaptırım uygulanmayacak. Şükrü Kaya’nın Batı illerine sürülmelerini istediği ağalar belirlenmişti. Bu listede 347 ailenin adı yer almıştı. Bu 347 aile  3470 kişiden oluşuyordu. Bu sürgün listesine 300 bin TL ayrılmıştı”

            Bu listede Civarik ağalarına şöyle yer verilmiş “Civarikli Süleyman Ağa oğulları Bertal, Ali, Hasan, Süleyman Ağa’nın kardeşleri Bertal Efendi, Hüseyin Hasan, Süleyman ve Ali ağalar, Malkara’ya” sğrgün edilecekler.
          Genel Vali Cemal Bardakçı kızı ile Civarik’e gelir. Çadır kurar, 4 gün ağalara konuk olur. Onlara sürgün emrini tebliği eder. Kızına takılan beişibir yede hediye ile döner.
          İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın planı uygulanır. Önce silahlar toplanır. Nazimiye aşiretleri bir çatışmaya girmeden silahlarını teslim eder. Bunların içinde Civarik’te var.
           1937 yılında Abdullah Paşa Nazimiye’ye gelir. Halkı toplar. Silahlarını teslim ettikleri için kendilerini “teşekkür” eder. Halkın Cumhuriyet’ten beklentilerini saptamak ister… Dert dinler (!) Bundan sonrasını “Usıvê Quruzê” şöyle aktarır:
           “… toplantıda Hormek’li Bertal Efendi var. Tabii ki, okuyan, bilen, Türkçeyi çok güzel, etkili konuşan adamdı. Söz alır konuşur: Kaymakam, jandarma, tahsildarların halk üzerindeki baskılarını dile getirir. Nasıl oluyorsa, yakınında bir çepiç geçer, hemen atlar boynundan tutar getirir meydana… Paşa, bizden bunun vergisini istiyorlar. Halk bunun cevabını veremiyor… Bu keçi yavrusu kadar halka değer verilmiyor. Devletimizden hak, hukuk, adalet, fakirliğe, çare istiyoruz. Paşa keyfini sürer sorar.
-”Sen kimin adına konuşuyorsun Efendi”, der.
-”Halk adına” deyince kalabalığa dönen paşa:
-”Temsilciniz mi?” diye çıkışır. Ağalar susar, Arelli’lerden biri yaklaşır.
-”Hayır paşam” der. Bu fakir adamın sonradan inşaattan düşüp öldüğünü biliyorum!”
            Aradan bir yıl geçer, Abdullah Paşa bu kez kırk atlı ile Nazimiye’ye gelir. Bertal Efendiyi iş için gittiği Mazgirt’ten getirir. Sürgün kararını bildirir. Kendisi ile Elazığa gelmesini ailelerine trende vagon ayırmasını, ayrıca köydeki oğlu Aliye mektup yazmasını ister. Bertal Efendiye yazdırılan mektupta, “hepiniz Nazimiye’ye gelin sizi orada karşılarım.” diye belirtir. Mektup alındıktan sonra, kararın değiştiği ve nahiye müdür yetkilisi Subay Çetin’le köye gitmesi, trendeki yeri kendilerinin belirleyeceğini söylenir. Abdullah paşa Dersim’e döner. Görüşmeler uzun sürmüş gün batmak üzere Bertal Efendi ve Subay Çetin atlarına biner Civarik’e gitmek için yola koyulur.

              Beklenmiyen Ölüm Tuzağı
            Bertal Efeni ve Çetin Subayın ardından yola çıkarılan birlik Nazimiye çıkışında gidenlere yetişir. Beklenmedik bir şekilde Bertal Efendiyi arkadan vurur, ölüsünü yol kenarına atar. Birlik gece yarısı Civarik’e varıır. Oğlu Ali’ye Babasının mektubu ve ölüsünün parmağından çıkardıkları yüzük kanıt olarak verilir.
         Süleyman ağa dışında tüm kardeşler önceden tebliğ edilen sürgüne razı olur. Süleyman Ağa zorunlu katılır. İlerdeki listede belirtilecek, 28 çocuk, 12 kadın toplam 54 kişi Dereova’ya götürülür. “Tahsisat (yol nakil bedeli) gelmediği için bekletilme sorunu” yaşanır. Sonunda yeni gelen ekip, 54 kişiyi Dereova da teslim alır. Bir km sonra 
Ramazan köyü altında bir derede elleri ayakları bağlanır, üstüne gaz dökülerek yakılır  ve de süngülenir.  “Tahsisat sorunu” böylece çözülmüş olur!  Etraf aşiretler duymasın diye kurşun kullanılnaz.
          Bunun yetinilmez,  ikinci gün Civarik köyü çembere alınır. Civarik, Balık, Malkis, Gemikliler, Musan mahallesinde bir dere içinde birleştirilir. Köylüler üç yandan çapraz ateşe alınır.    Melkıs’tan gelenler gecikince Memo Derg, Usıve Saydır ve Muhtar Süleyman ayaklarından asılır. Falaka başlar, ayaklardan fışkıran kan, halkın çığlığı birliklerin işaret atışlarıyla karışır. Kendini “Devletin teminatı altında” gören halk, neye uğradığını anlayamaz.
        Olaylar tüm yörede şok etkisi yaratır, bir çok aşiret ileri geleni bundan (gençte olsa) dersler çıkarır, dağlara sığınır. Devletle çalışma durumunda olan Xıdê Ale İsme “Teslim olanları gördük, ben çatışarak öleceğim” der. Teslim olmayı rededen sonunda bir çokları gibi o da kurtulur.
          Civarik kırımı Dersim bütününde görülen zulmün küçük bir parşasıdır. Biz Civarik gerçeğinin bir kesitini canlı canlı tanıkların ağzından okuyucuya iletmeyi uygun görüyoruz.

             Canlı Tanıklar Anlatıyor
             1938’de Bertal Efendi Öldürüşü 

             Yazar Munzur Çem (Hüseyin Beysülen) Hatau Serrê Usuvê Quruze; adlı kitaptan (anlatan Usıvé Quruze):
            “Haber yayıldı Nazimiye’ye. Abdullah Paşa ve 40 atlı gelmiş. Kimi de Celal Bayar’ın geldiğini söyledi. Paşa o gece Nazimiye’de kaldı. Bertal Efendi yanına gitti. Konuştular. Birbirlerini iyi tanıyorlardı. Ertesi gün paşa gitti. Bertal Efendi’nin kısrağı bayrak direğine bağlı kaldı. Halk Efendi’nin tutuklandığını söylemeye başladı: çoğu halk “Olmaz” diyorlardı. Böyle okumuş, bilmiş cesur biri tutuklanamaz.”   Bir taraftan Bertal Efendi Mazgirt Moğundu’dan askeriyenin bütün ihale işini almış, O olmazsa kendilerini ve atlarını doyuramazlar deniliyordu.
          Kışla inşaatında çalışıyordum. Bir ayakkabı almıştım. Dardı. Çarşıya inip değiştirecektim ki Bertal Efendi ve Nahiye Müdürü Çetin Bey, atlarına atlayıp yola koyuldular. İki yüz metre arkadan bir grup atlı asker yola çıktı. Bazılarının heybelerinde kızma, kürek vardı.
           Efendiyi yola çıkaran Çetin subaydı, rütbesini anımsamıyorum. Ben ve arkadaşlarım aynı yolda peşlerinde yürüdük. Bava Memed Kenar, Bava oğlu Musa, Paga Samlı Usuv birde Holuklu Hasan Kot’un oğlu beraberdik. Güneş dağlara çıkmış batıyor. Gün kararmak üzere. Askerler  bizi onların  gittikleri yolda bırakmadı. Bizde zorunlu Azgiller yoluna saptık. Hızlı gidiyoruz. Kevl’de Efendi önlerinde, onlar arkada, zor görürüyoruz. Aniden ses düştü tüfeklere. Efendi atından düştü… Evet öldürüldü… 20-30 kişiydiler…
             Şaşırdık donduk kaldık.  Xoluk’a gitmeye korktuk. Azgiler’de kaldık. Sabah olur olmaz Nazimiye’ye döndük. Arkadaşımız Lolız’ın babası Hasan Kot, oğlu eve gitmeyince merak etmiş, Nazimiye’ye gelirken Bertal Efendinin yolda yarı gömülü cesedini görmüş.
           Bir sere sonra Bertê Memê Usenê Şixi geldi. Beni, yana çekti: “Usıv, Usıv Aliyê Gulavileri çoluk-çocuk büyük küçük 66 kişiyi Ramazan’da Hıra Gevre’de, Dursun Ağa’nın evinin yanında tümünü bu sabah öldürmüşler” dedi. Dondum kaldım… 
            Aynı gün İresk Kureyşanlılardan, Aliye Ağanın evini, Süleyman İbrahim’in evni i, Çır Deresin’de öldürüldüler haberi geldi…
            Usıvi Quruz, anlatımında Nahiye müdürü, Çetin Bey olduğunu söyler. Ancak Dereova Nahiye Müdürü’nün Timür olduğu söylenir. Anşalılan Usıvê Quruze’nin sözünü ettiği “Müdür Çetin Bey” Müdürlük yetkilerinin üstünde görevlendirilen bir subaydır. Bertal Efendiyi Mazgirt’ten çağırır: İaşe temini, nakliye bedel hesabını yapalım der. Sonra köyüne gidelim diye yola çıkar. Nazimiye de Kevl’de öldürtür.

          Devamını olayın tanığı Mustafayê Avas’ın oğlu Avdıle anlatıyor.
         “… Bertal Efendi Nazimiye’de Gerişli Yusuf ağa ile ortak askeriyenin iaşe işini yapıyorlardı. Babam, beni bu iş için katırımızın peşinde kervana katmıştı. Bazen haftalar sürerdi. Bıkmıştım. Bir gün Nazimiye’ye geldik. Yükleri indirdik. Ben köye kaçtım. Babama, “çarıklarım yırtıldı ayaklarım kanıyor” dedim. Gidip bana Çarekız’ın ayakkabısını emanet getirdi. Neyse ki dar geldi. Geri verdik.
           Arpalar biçiliyor. Buğday sararmıştı. Babam aza olduğu için iş yapmıyordu. O günlerde bir hareketlilik vardı. Askerler sık sık gelir, babam zorunlu onlarla gezerdi. Bir aza da Balık’tan İsmail’e Kurpi “reis”, muhtarda Çağıl’dan Sılemenê Apê idi. Sık sık emirler geliyordu. Bir gün tüm köyü, yayladan indirdiler. Başta birgün, “kimse köyden ayrılmasın… Kimse evini terk etmesin” diye emir geldi. Gece oldu baktık karşı dağda Gemik yaylasında ot yığınları yanıyor. Babam elini dizine koydu “bu ateş bizi saracak” dedi. Babamın üzüntüsü beni etkilemişti. Sanırım herkes yatmıştı. Ben yatağımda ‘gece dışarı çıkmamak ne demek, çoğunun tuvaleti dışarda’ diye düşünürken, dışarıdan atlıların nal sesleri geldi. Pencereden koştum. ATlı askerler… Babamı, uyandırdım… Dışarı çıkıcaktı annem tuttu, “Sen azasın emre uymazsan ne olmaz ki…? Durdu… Beş dakika geçmişti. İki asker, Şükrü ile evimize geldi. Askerler babamı alıp götürdü. Şükrü annesinden emanet alınan fıstanı istedi. Verdik. Birde döşek yüzü vardı onu almadı. “Bizi sürgün ediyorlar, o kalsın” dedi. Bende beraber evlerine gittim.
              Nahiye Müdürü babama, “Ali Efendi, Bertal Efendinin büyük oğlu sana amca diyor. Sende ailenle hazırlan” deyince babam beni yana çekti. Eve git annene durumu anlat. Fidan, çocukları alsın ekinlerin arasında saklansın. Seni de gördüler. Çare yok gideceğiz” sözü bitmemişti ki zabitle konuşan Ali Efendi “biz, bizden büyük olan herkese “amca”, “dayı” diyoruz. Uzaktan akrabamdır ona gelince köyün yarısını götürmek gerekir”, diye direndi. Zabit araya girdi.
-Peki söz, bunu bırakırım. Ancak sen bize  Süleyman, Veli, Ahmet, Bertal, Hüseyin, Hasan kardeşlerin tümü, aileleri, erkek ve kız çocuklarını, çocukları ile bir saat içinde burada topla. Sana yardımcı asker de vereyim” Buna canı sıkılan Ali sesini yükselterek.
-”Bu sürgün zaptında yoktu, yalnız bizim aile vardı. Bunların çoğu Maskan, Taru köylerinde. Bunların hepsi köyün yarısı kadar, buyrun iki gün konuğum olun, ben gidip getireyim” dedi. Zabit kızdı “peki yarım saat içinde hazırlanın gidiyoruz…  Geciktik…”
            Sertleşen tavır, “sürgün”e güç razı olan Süleyman Ağa’yı iyice üzdü. Yukarı, evine gitmek istedi. İki asker peşine taktılar. Biraz sonra, beyaz bir entari giymiş, postalları ellerinde geldi. Nahiye müdürü, “bu ne hal Süleyman Ağa” deyince
-Bu hak yoludur, pir yoludur, erenler yoludur, Kerbela yoludur, böyle gidilir.”
Süleyman Ağa sonra babama sarıldı.
-”Kimseyi göremedik. Konya nere bilmiyorum. Bir daha geri gelemem. Geçen sene rüyamda ‘yezidi’ görmüştüm. Hepiniz hakkınızı helal edin” dedi ve yola düştüler.
            Ali Efendi’de yola çıkmadan babamla helallaşırken,
-”Mustafa amca, istesem direnme gücüm var. Mektup, yüzük babamın, bu belimi kırdı. Bilmem ki, sürgüne evet demekle hata mı yaptım ne dersin?” sorusuna babam şaşkınlığından tek söz:
-”Sen bilirsin” diyebilmişti. O da babama sarıldı:
-Kimseyi göremedik. Hepsine selam söyle, yalnız Aliyê Qıla’yiye iki kez selam söyle: Katırını istedim vermedi.”
              Ayrıldılar tek tek. Yakın komşulardan, önemli eşyalarını yüklemek için katır temin edilmişti. Bu katırları geri getirmek içinde Memê Hiçi beraber gitti.”
             Yıl, 1938 yazı. Başaklar yeni yeni sarı olgunluğa erişmek üzere… Köyde, gece sokağa çıkma yasağı devam ediyordu. Bu 54 kişi dışında her kes bu yasağa uymuştu. İşte ağaların, çoluk-çocuk emzikteki yavruların, hamile gelinlerin, sakallı dedelerin “gece göçü” böyle başladı. 
             Bir gece vakti “sürgün” diye evlerinden alınıp yolda öldürülenlerin isimlerini Bertal Efendi’nin Kızı Ezime söyle anımsar,
1- Süleyman Tanrıverdi (Süleyman Ağa) (80)
Eşi: Fatoş
Çocukları: Dursun (22), Şükrü (18), Medine (14), Zarife (12),
Baki (10), Süleyman (8)
Gelin: Fadime, Güllü
Torun: Mehmet (7), Emine (14), Zarife (10), Hatice (8)
adı anımsamayan bir kız (4)
2- Veli Akbayır (75)
Eşi: Fatma
Çocukları: Süleyman, Mehmet
Gelin: Elif (18-sekiz aylık hamile) ve kardeşi Memo (15)
3-Ahmet Akbayır (72)
Eşi: Fadime
Çocukları: Mustafa (18), Hasan (16), Kaya (10)
4-Bartal Yurtsever (Efendi) (60)
Eşi: Fadime
Çocukları: Ali (38), Şükrü, Kazım, Aziz, Hatice, Fatma
Gelin: Hatice
Torun: Hasan (18), Şevket (10), İbrahim (8), Yusuf (6)
5- Hüseyin Yurtsever (58)
Eşi: Güllü
Çocukları: Güllü (22), Xezal (20), Sewe (18), Medine (16),
Alibinat (15)
Çocuk: 25
Kadın: 12
Erkek: 14
Toplam: 54 (Ellidört)
            Bu ölümler yaşanırken Dakê 110 yaşında olduğu için evde bırakılır. Oğulları Süleyman Ağa, Bertal Ağa ve kardeşleriyle tüm ailenin katledildiğini öğrenir. Bu katliam haberinden bir süre sonra o da eşikte asılı bulunur.

           İleri Gelenlerden Sonra, Ölüm Sırası Köylülerde
          Süleyman Ağa, Bertal Ağa ve kardeşlerinin öldürülmesinden sonra köye üç tabur gelir. Musan’de bir derenin içinde tüm köylüyü toplarlar. Bununla yetinilmez.. Balık Melkiş ve Gemik’lilerin gelmesi de istenir. Bu Melkis’ten 
             Memê Cem’in oğlu, Uşen şöyle anlatır:
            “Melkise haber geldi köy ve mezraları topluyorlar. Melkis’liler gelsin dendi. Büyükler bir duvarın dibinde toplandı. Aralarında tartışmaya başladılar. Kimi: ‘gidelim kanımız onlardan kırmızı değil’ diyordu. Diğer bir bölümü ‘bizi öldürecekler çocuklarımıza yazık. Biz gidelim, biri çocukları alsın dağlarda saklansın’. Neticede ikinci düşünce yerinde görüldü. Ben ve gençler çocukları aldık dağlara yöneldik. Bizimkiler istemeye, istemeye ağır aksak Civarik’e doğru yola koyuldu. Bu gecikme köyün kurtulmasını sağladı.”

             Melkisli İvê Çerxi Devam Eder
           “Köye haber gelince, babam aza olduğu için bir kısım Melkis’lilerle hemen Civarik’e hareket eder. Toplanan yere varmak üzereyken, aşağıdan gelen Maskanlı İmamê Civi ile karşılaşır.  İmamê Civi;  ‘Aman Usıv seni arıyorlar dön kendini kurtar’. diyor. Babam geri döner ve bir süre görünmedi. Sonra Kimsor’lu Mehmet Efendi, Alê Tırke’yi gönderdi Melkis’e “Nahiye müdürü para istiyor” dedi. İstediği para az değildi. Tam Otuz liraydı. Herkes can derdine düşmüştü. Soğsen’nin babası Ali, Civarik köyüne, ölüme giderken yolda bir taşın altına bir miktar para koymuş. Gidip onu getirdi. Alê Tırke verdiler. Babam böyle kurtuldu. Nitekim aftan sonra her mezradan bir iki kişi götürüp öldürülür. Civarik’ten Muhtar Süleyman, Balık’tan Seyidê Bozi, Usenê, Aslı, İsmailê Kurpi, Gemik’ten Memo Derg, Usıvê Seydiz değişik şekilde öldürdüler. Yalnız “Reis” İsmail para karşılığı ve Türkçe bilmesi ile kurtulur. Bunların Müdür, bostanda karpuz seçer gibi, Bertal Efendi’yi şikayet ettikleri için birçoğu keyfince öldürülür. Son gelen tabura Dursê Alê Areiz rehberlik ediyordu. Gemik’ten Memo Derg ve Usıvê Seydız ve birer küçük çocuklarını da Dursê Alê Areiz rehberliğinde götürdüler. İkisini de Bezik’te çocuklarıyla başlarını keserek öldürdüler. Bundan sonra Dursê Alê Areiz’i Gerişli Yusuf Ağa ihbar eder. Askerler Dursê Alê Areiz’i de alır, götürür ve kurşuna dizerler.

             Usıvê Quruz’e Aynı Olayı Şöyle Anlatır
             “Nasıl ki Çivraklı Bertal Efendi, ailesi ve diğer köylüler öldürüldü: Köy çok kısa bir süre için sessiz kaldı. Sonra bir tabur Çivrik’e gider. Orada karargah kurar. Tabii kötü bir niyet için geldiği kimsenin aklına gelmez. Tabur iyice yerleşir. Öldürülmeyen halkı, gözler tespit eder. Küçük, büyük hepsini bir derenin içinde toplar. Etrafını çapraz ateşe alacak şekilde, makineli tüfekleri mevzilendirir. Ateş emri af emri ile çakışır ve kırım durdurulur.
             Tabii Nahiye Müdürü taburun Civarik’lileri öldürmek için gittiğini biliyor. O kadar insanın öldürülmesini istemiyor. Çünkü O’nun Bertal Efendi ve çoğu köylü ile arası iyi idi. Efendi  önceleri Müdüre çok yardım etmiş. 
           Müdür af haberini alır almaz, iki jandarmayı yola salar. Ve derki:
-Ne şekilde giderseniz gidin. Çok acele Civarik’e yetişin. Tabur kumandanına af durumunu bildirin. Halkı kırmayı durdursun. Kimseyi öldürmesin.  Jandarmalar yola koyulur gider. Aşağı Kimsor’a varırlar.
          Kimsor’lu Usenê Top’i olanlara çok sonraları bana şöyle anlatmıştı.
-Ben katırıma buğday yükledim yola koyuldum. Bir dere vardı, onu geçtim, köye (Kimsor) gideceğim. Jandarma arkamdan seslendi:
-Katırın yükünü indir ben gelip bineceğim  demişti. Söyleneni duymamazlıktan geldim. Katırı daha hızlı sürdüm. Allah bilir ki katırımın alınmasını istemiyordum. Hep böyle yaparlardı. Başka bir bilgide vermedi. Binip nereye gideceğini ne zaman döneceğini de bilmiyordum. Ben hızlanınca asker olduğu yerde diz çöktü. Tüfeği nişanladı, mermiyi  sürdü ve bağırdı:
– O kadar insan ölecek, ben seni sağ bırakır mıyım? Dur, teprenme vururum…
           Ben katırın yükünü yol kenarına devirdim. Asker geldi katıra bindi. Çekti gitti. Katırıma binen asker Civarik’e yaklaşınca bir tepe var (Vilê Xezike) oradan köyü görünce işaret verir: Bir işaret mermisi atar. Bayrak sallar. Düdük çalar. Taburun askerleri bunu görür. Anlarlar ki bunda bir haber var. Asker gider tabur kumandanına durumu anlatır. Başlatılan ateş emri durdurulur. Civarik köylüsü bu şekilde kıl payı ölümden kurtulur. İstediklerini istediği yerde öldürüyorlardı.”

Arama

ARŞİV

Eylül 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
Ziyaretçi Sayısı: