5. Bölüm – Saitler Komplosu

        SAİTLER KOMPLOSU

            Dr. Sait Kırmızıtoprak ve Sait Elçi’nin öldürülmesi, olaylarına girmeden önce, ‘38 kırımında kurşuna dizilen dede Bertal Efendi ve torun Sait Kırmızıtoprak’ın ölümü arasındaki sürecine göz atmakta yarar var.

         Civarik’li Bertal Efendi
         “Dersimli Memik Ağa” ve Haydar Iışık
           Civarik’li Bertal Efendi ile ilgili bilgi edinirken “Dersimli Memik Ağa” romanını inceleme olanağını buldum,
Kaş yapapım derken göz çıkaran, gerçekleri saptırıcı, yanlışlar yumağı bir çalışma ile karşılaştım.
Arelli (Areyiz) Aşireti Dersim’in Nazimiye ve Pülümür ilçelerinde çoğunlukla ve Tunceli politikasında da etkilidirler. TMBB’sine Hıdır Aydın, Hüseyin Erkan’lı Hüseyin Yenipınar’ı göndermiş. 12 Eylül generallarinin devşirmesi, Kamer Genç Arelli ve bugünkü “kirli” siyasetin içinde etkili bir isimdir.
         ‘38 kırımında, Arelli Aşiret Reisi Gerişli Yusuf Ağadır, Haydar  Işık kendi aşiret ağasına söz söyleme yürekliliğini göstermediği için halktan “Memik Ağa”yı mitolojiye aktadır. Onun kişiliğinde tüm Dersim Ağalarına “hain”, “köpek” yakıştırmasını yapar. Dersim’li Memik Ağa kitabını bir tümce ile özetlersek:
Ağaların Devlete birleşerek bölge halkını ve aşiretlerini yok etme hareketine karşın, Arelli Aşiretinin Xıdanlı kolu, Kürt Ulusal Cephesini oluşturur!
           Bizim “Xıdanlı”lara ve Memik Ağa fakirine bir sözümüz yok. İyi kötü asırlardır komşuyuz. Dostluklarımız var. Ancak bir Xıdanlı’nın yaşantısında olmayan bir düşünceyi yurt dışında edinmesi, üzerinde durulması gereken bir konu. Halkı içinde söyleyecek sözü, düşüncesi olmayan, yurt dışında kahraman kesilen, yalnız Haydar Işık değil, Burada gölgesinden kaçtıkları düşüncelere Avrupa’da sahiplenmeleri olumlu görünse de, doluyu boşa vurmaları, değer yargılarında yanlışı doğruya karıştırmaları, halk deyimi ile “çuvallamaları” insanı üzüyor. Haydar Işık’ın, Bertal Efendi kişiliğinde “Civarik’li Hormek Aşireti” için kullandığı tabirler, hakaretler yutulur gibi değil: “Su testisi su yolunda kırılır”, “hain”, “işbirlikçi”, “halkını arkadan vuran” yakıştırmasında bulunduğu Bertal Efendi’nin kim olduğunu bilmiyor. Araştırmaya da gerek görmüyor. Halkı içinde öldürülen birine “hain” diyor.
         Geçmişi veya aşireti tartışmak istemiyoruz. H.Işık’ın “Hota u Sera Usuvi Quruze” okumasını öneririm. Orada, “Yusuf Ağa Nazimiye kaymakamının dediğini yapıyordu. Adamlarını milis yapmış askerlerin önüne düşüyor, onların istediği yere götürüyorlardı. Haydaran, Demanan’lara çok kötülük etti, diye yazıyor.
            Bertal Efendi’nin öldürülmesini bugüne dek anlamıyanlar gölgede yaşayanlardır. Hiçbir gölge ak değil. H.Işık’ın bu rol değiştirme çabasını anlamak olası değil. Başkalarının öldürülmesine değil, Xıdanlı’ların öldürülmemesine sevinmeli
Henüz görgü tanıkları hayatta iken Nazimiye’de ‘37 yazında Bertal Efendi’nin Abdullah Paşa’ya verdiği yanıtı anımsatmakla yetineceğiz. Bertal Efendi Abdullah paşaya şöyle yakınır:
        “Devlet bize sahip çıkmıyor, Dersim fakirinin üzerine kaymakamı, nahiye müdürü, jandarması ve vergi yükü ile gidiyor. Halka keçi yavrusu kadar değer verilmiyor. Padişah gitti paşa geldi. Okul istedik, karakol-kışla yapıldı…”
           H.Işık gerçekleri saptırırken, bunun bilgisizliğe dayandığını sanmıyorum. 1950’li yıllardan yetişen, Dersimli aydınlarla el ele, halkının sorunlarına eğilen, düşünceleri etkinlikleri ile Dersim’de bir ekol olan “Civarikli gençler’i unutmuş görünüyor. Bir Mehmet Karatoprak, bir sait Kırmızıtoprak, bir Yusuf Kaçar güç yetişen bulunmaz değerler. H.Işık bu üçünü ve ardında yetişen coşkulu gençleri çok iyi bilir.

         Dr. Şıvan Reklam Aracı
         H. Işık bu kitabının ön sayfasına:  “Ağıtlar: Seyid Qaji” “Derleyen: Dr. Şıvan..” diye reklam yapar. Bu iki ünlü ismi kulanrak  kendi reklamını yapıyor.  Oysa ne ağıtı söyleyen Seyid Qaji ne de Derleyen Dr. Şıvandır. Dr. Sait’i “Dr. Şıvan” olarak kitabın başına alıyor ve içeriğinde de öz dedesi Bertal Efendi’ye ve Civarik’lilere “hain” diyor. Hakaret yağdırıyor. Ne için kimi niçin hedef  aldığı belirsiz.  Doğrusu bu az görülen bir pişkinlik… Bertal Efendi’nin “Delete iş yaptığı”nı belirtir, bu nedenle de “işbirlikçi”der. Kendi aşiret reisi Gerişli Yusuf Ağa, Bertal Efendi’nin Nazimiye’deki ortağıdır. Aynı işi Mamê Ağalardan Arelli Hıdır Aydın da yapmıştır. Bu ağalarının ismini anmaz. Bertal Efendi’yi “hainlikle” suçlar. H.Işık öte yandan: “Fırattan ötesi yok edilsin emri Ankaradan çıkmış… Kemal paşa alevidir, dergaha gidip Çelebiden hayır duası almış ve bu suretle Dersim köylüsünü Şeyh Sait hareketini bastırmakta kullandılar” diyebiliyor ve ilave ediyor:
Bertal Efendi, Hormek aşiretinin reisidir. Şimdiye dek bu aşiret devletten yana çıktı. Şeyh Sait İsyanında Kurolara darbe vurmuştur
           Burada sözü edilen Civarik’li Hormekler ve Bertal Efendi, tarihin hiçbir döneminde sözü edilen halkla karşılaşmamış ve çatışmamıştır. 300 küsur yıl önce Civarik’ten ayrılan, Bingöl, Muş, Varto da yerleşik 30-40 köy ve 10-15 ağası söz konusu ediliyorsa, aynı aşiretten olmaktan öte pek birliktelikleri olmamıştır. Bunların da tarihi gelişmesinde görülen etrafla çatışmaların %99’u inanç ayrımcılığına dayanır. Bilinen kadarı ile 1925 hareketinde Şeyh Sait Elazığ’a bir imam Sehy Şerif’i vali olarak atar. Müftüyü sevmeyen Alevi kesim, başta Karêrli Memet Efendi olmak üzere karşı çıkar. Tepkilerini dile getirirler. Müftüyü istemezler.
         İsyan bastırılınca da Karêrli Mehmet Efendi, babası, üç kardeşi Şeyh Sait’le birlikte İstiklal mahkemesinde yargılanır. Karêrli Memet Efendi, yüzbir yıla mahkum olur. 1937’de af kanunu ile serbest kalır. 1957 yılında ölür.
Karêrli Memet Efendi’nin Kürtçe dışında dil bilmeyen babasının ifadesini, tercüman aracılığıyla alan İstiklal Mahkemesi savcısı, Karêrli Mehmet Efendiye, “Türk müsün, Kürt müsün?” sorusuna, Karêrli Mehmet Efendi’nin yanıtı:
-”Ne dememi bekliyorsunuz? İşte babamın ifadesini Kürtçe tercümanla alıyorsunuz. Türkçe bilmediğini görüyorsunuz…” Bilmez  bu Karaeli Mehmet Efendinin ne denli dürüst ve yürekli olduğunu..

            Dededen Toruna
            Haydar Işık, Civarikli Hormek aşireti ve Bertal Efendi’yi suçlamada bilinçsiz bir aracı. Bu eskiyen suçlamanın Dr. Sait’in ölümünden de etkili olduğu yadsınamaz.
1957 yılı 6-7 Eylül olayı olduğu gün, Aziz Nesin yatağını yüklenir 1. şubeye gider:
-”Nasıl olsa eve gelip beni tutuklayacaksınız işte geldim…” der.
Ülkemizde hükümetler ne zaman bir bunalım eşiğine gelse ilk yaptırımlar, “Doğu ve Güneydoğu”da yeteri tutuklamalara gitmek olmuştur.  “Komünist-Kürtçü” suçlaması tek geçer akçe oluyor…
            Menderes Hükümeti’nin dara düşmesinde de aynı yola gidildi. 1959 yılında 50 kürt tutuklandı. Bunlardan biri ölünce mahkemelerce 49 kişi çıkarıldı ve 49’lar olayı olarak kamuoyuna mal oldu.
49’lar içinde iki Civarik’li var: Sait Kırmızıtoprak ve Yusuf Kaçar.
         Sait Kırımızıtoprak Harbiye’de tutukluyken Nişanlısına bir yazılı metin verir, çoğalmasını ister. Nişanlı denileni yapar, teksirciden çoğaltılanı alırken polis el kor: Bunun suç olduğunu, tutuklanacağını söyler. Baskı altında önceden hazırladıkları bir metni nişanlıya imzalatırır. Mahkemeye suç kanıtı olarak sunulan raporun içeriğini Sait Kırmızıtoprak’ın aleyhine kanıt olarak kullanılır.  Mahkemede dinlenen nişanlı bunun doğru olmadığını ve baskı altında imza ettiğini söyler. Durum anlaşılır. Tüm arkadaşları bunu bilir. Dr. Sait’in öldürülmesinde bu raporun içeriğinin genişletilerek kullanıldığını görüyoruz.

          Hormek Aşiretinin Günahı
          Aradan 5-6 yıl geçti. Diyarbakır’dayım. Dr. Sait Kırmızı-toprak devam eden bir yargılamasında savcının,
-Yedek subay üniforması ile mahkemeye geliyorsunuz. Bir yandanda “Kürdüm” diyorsunuz bunu nasıl değerlendirirsin? sorusuna,
-”Ben bu üniformayı isteyerek giyiyorum. Ben kürdüm ayrımcılık yapmıyorum bir kimliğim tanınması, eşit davranılmasını istiyorum” diye yanıtlar. Bu savunma bazı arkadaşlarınca acı şekilde eleştiriliriyordu. “Taviz” verildiğini söyleyenler bir yandan da Dr. Sait’i suçlıyor ve geçmişini araştırıyorlardı.  Bunlardan biri de o dönemde Diyarbakır’da Muhasebecilik yapan Sait Elçi idi.
Ben Sait Elçiye bu savunmanın taviz içermediğini, kardeş olan dedellerimizin bin yıldan bu yana Civarik’te yerleşik olduğunu söyledimse de “O bizi kullanıyor zengin olma peşinde” şeklinde sert bir tavırla karşılaşmıştım.
         1969 yılında eşimle Antalyada tatildeyim. Şu anda anımsadığım bir arkadaşımı ziyaret etmek üzere tutukevine gittim. Aynı tutukevinde Sait Elçi’de vardı. onu da ziyaret ettim ve görüştüm. Sait Elçi bana:
-”Bir kaç yıl önce seni üzmüş, doktoru eleştirmiştim. Bak Hüseyin, senden büyüğüm. Veremliyim.. Hepiniz bilirsiniz. Beni yanlış anlama. Allahtan başka kimseye mihnetim yok. Yusuf’ta bizden yana çıkınca ne bileyim işte… Bir sürü de duyumlar.. Neyse yanlış ve haksız bir değerlendirme yapmıştım…
Vicdan azabı içindeydim… İyi ki seni gördüm… Beni yanlış anlama.. Mecbur değilim anlatmaya… Ama yaptığım hatayı düzeltmek istiyorum… Şerefim dahil tüm inançlarım adına seni temin ederim… Bu memlekette eşek sürüsü kadar Kürt var.. Asimile olmuş… Dağılmış.. Unutulmuş olanı var.. Birde bunları savunanlar var… Bu savunanlar içinde ilk kendime inanıyorsam, ikinci Dr. Sait’tir. Yetişmiş.. Yetenekli… Kişilikli..Dava adamı.. İki göz nurum doktor.. Birkaç yıl önceki konuşmamdan dolayı utanıyorum.. Sen de, hoşgör.. Oh rahatladım
…”
           Sait Elçi bunları arka arkaya bir solukta söyledi, O’nu anlıyordum. Sait Elçi’nin, İnanç sahibi, namuslu, bildiğinde taviz vermeyen, özverili bir kişiliği vardı. Çok duygulandım. Bundan sonra da Sait Elçi’yi hiç görmedim. Bu iki canciğer kişinin ilişkilerinden uzun süre bilgim olmadı.

         “Sait’ler Olayı”nın Arkasındaki Gerçek
        Uzun süre, birlikte tutuklu kalan, çile çeken, aynı düşünce için güç birliği eden, bir iki dost insanın, bu söylentilere göre nasıl  karşı karşıya geldikleri veya getirildiklerini anlamak güç. Sözü ortak dostları Musa Anter’e bırakalım:
         “… Politik eller, cehalette birleşti ve Faik’i katlettiler. Faik’ten sonra Sait Elçi KDP’nin başına geçti. Sait Kızıltoprak yanına Dr. Faik Savaş’ı alarak Irak’a geçmişlerdi. Zaxo bölgesinde kendinlerine verilen kam aynı zamanda bir hastane idi. Kampın başkanı Dr. Sait Kızıltoprak (Şıvan) idi.
         ” Şıvan hem doktorluk yapıyor, hem de kültürel çalışmalarda bulunuyordu. Nitekim kendisi Dersim’li olduğu için Kurmanca lehçesini bilmiyordu. Ama üç sene sonra kendisini gördüğümde hani nerdeyse bana kurmanci dersi verecek kadar mükemmel öğrenmişti. Kamuran Bedirxan’la ortak çıkardığı eserler bu dönemin eserleridir.
Dr. Sait, Türkiye’de teşkilat kurmak istedi. T-KDP kendisine engel oluyordu. Böylece iki Sait’in arası iyice açılıyordu.
Dr. Sait, Sait Elçi’yi gericilik ve acemilikte, Sait Elçi de Sait Kırmızıtoprak’ı CIA ajanlığı ve MİT-CIA ortaklığı ile Barzani’yi vurmak için Irak’a gönderilmekle suçluyordu… Meğer Osman bu yazıları Barzani’ye iletmiyor Şıvan’a veriyormuş. İşte bu Osman Gazi’nin yanında, iki Sait bir araya gelir… Nihayet, Şıvan yanına aldığı Elçi ve Begê’yi bir yerde arabadan indirerek kurşuna diziyor ve oraya gömüyor
.”
          Bu dehşet verici tabloyu çizen Anter “ama görgü tanıdığı değilim, öğrendiklerimi yazıyorum” der ve devam eder. “O sıralar tutuklu iken “Diyarbakır MİT başkanı Hv. Al. Faik, Sait Elçiyi sordu bilmediğimi söyleyince bana, “Teşkilatımız gitti Elçi ile Begê’nin mezarını açtı ve fotoğraflarını çekti” dedi. Deneyimli Anter her nedense MİT’ten alınan bu bilgiyi “Politik eller cehalette birleşti Faik’i katlettiler” düşüncesini Sait’ler olayına uygulamıyor ve devam ediyor: “Barzani olaya çok kızmış. Şivan’La, Kulp’lu Çeko (Hikmet Buluttekin) adlı genci tutuklayıp meşhur şeriat mahkemesine veriyor. Olay sabit olunca, kısas yolu ile Sait Kırmızıtoprak ve Çeko aynı şekilde, kurşuna dizilerek şehit oluyorlar” diye rahatlık içinde “Barzani kızmış” sabit olunca “kurşuna dizilme”lerine karşın Barzani mahzur görülürken “kısas yolu” ile şeriatın kestiği parmak acıtılmıyor. O sıra Türkiyede’ki arkadaşları Mehmet Ali Güneş, Feqi Hüseyin Sağnıç v.b. Dr. Şıvan’ın arkadaşları olmaları nedeniyle ölümle tehdit ediliyorlar.
          Bütün bu düzmeceler oynanan oyunun birer halkaları. Musa Anter gibi deneyimli, değerli biri ve fikir birliği içinde hareket eden diğer arkadaşları nasıl oluyor da İdris Barzani’nin bu ilk tebliğine, araştırmadan çekingesiz uyuyorlar? Anter’in bu “öğrendik”lerinin kaynağı Irak-KDP bildirileridir. 1977 I-KDP geçici komitenin yayınladığı bildiri ile aynı olması. Bu çağda özgürlük peşinde sürüklenenlerin bir aşiret ağasına bu teslimiyetçi inanırlılığı olacak şey değil…
         Sait Kırmızıtoprak’la arkadaşlığı, dostluğuna ölçü biçilmeyen Kimsorlu komşu köylümüz Kazım Yıldız ve Dr. Faik Savaş’ın affı için toplanan imzalar ise başlık değiştirilerek sahtece aleyhine kullanılır. Bu çirkin yüz kızartıcı olaya şeriat şalı serilince hemen renk verir. Dikkati çeken bir diğer husus “kısasa kısas yolu ile” Sait Elçi ve M. Bego’ya karşı Dr. Şıvan ve Çeko gösterilmektedir. Oysa kurşına dizdikleri üçüncü kişi Brusk (Hasan Yıkmış’tan hiç söz edilmez.

           Sait Elçi Kaçırılıyor
          1971’de, Sait Elçi polisçe aranır. Bir partili arkadaşı “teslim olursan seni öldürürler” der. Bu nedenle götürür İstanbul’da bir Partilinin evinde saklar. Elçi bu durumdan hoşnut değildir. Arkadaşlarını arar. O sıralar iş takibi için İstanbul’a gelen Ali Güneş, ortak arkadaşı Medet Serhan’ın yazıhanesine gider. Sait Elçiyi arar, telefonla görüşür. Sait Elçi ısrarla buluşmak ister. Ali Güneş, Elçi’ye kaldığı otele gelmesini söyler, sözleşirken. Ali Güneş, Elçi’ye kaldığı otele gelmesini söyler, sözleşirler. Ali Güneş otele döner. Akşama dek bekler, Sait Elçi gel(e)mez. Verdiği telefonu Medet Serhat’ın biliyor olması vesilesiyle tekrar yazıhanesine gider ve durumu anlatır. İki üç gün boyunca Sait Elçi’yi ararlar. Ancak telefonu cevap vermez. Partili arkadaşlarına haber verilir. Tutuklandığına inanılır. Aradan on, onbeş gün geçer, partili arkadaşlarına bir telefon gelir. Burdan sonrasını Şakir Özdemir şöyle özetler: “Gelen telefon partili arkadaşımızdan Dervişê Sado’dan idi! “Dr. Şıvan, Elçiyi ve Bego’yu öldürdü”. İnanamadık. Arkadaşlarla yanyana geldik. Toplantıda durumu yerinde incelemek için beni ve başka bir partiliyi görevlendirirler. Suriye üzeri Zaxo’ya gittik. Duyumumuz iki Sait’i ‘Osman Gazi görüştürmüş’ şeklindeydi. Onun için ilk kez Osman Gazi’ye gittik. Sait Elçi’yi görmediğine Kürtlerin başı üzerine (bona sere Kurda) yemin etti. Irakta toplam 57 gün kaldık. Şıvan’la görüşmek istedim, “… aman seni öldürürler” dediler. Çekinmekle birlikte sonuçta gidip görüştüm. Bana “Sait Elçi gelecekti gelmedi… Görmedim…” dedi, soğuk davrandı. Partisine girmemi önerdi, ben de ondan uzak durmaya gayret ettim.
       Bu ara bizi Eshed Hoşevi ile görüştürdüler. Eshed orada görmediğini söyledi. Şıvan içinde “burada ben ona kefilim” dedi. Bir gün “hasta var” diye bir haber geldi ve Şıvan hemen gitti. İkinci gün bizi topladılar. Bir komutan yüksek sesle bize,
-”Sait Elçi’nin katillerini bulduk, Türkiye’den gelmiş iki eski eşkiya, Şıvan’nın emri ile vurdukları itiraf ettiler. Gömdükleri yerleri gösterdiler. Dr. Şıvan tutuklandı. Sizde başınızın çareine bakın” dedi. (Oysa  arkadaşları oradakilerin hepsinin tutuklandığını ve parti evrak ve mallarına el konulduğunu, sonradan tek tek bırakıldığını söyliyorlar(h.a)  İkinci gün beni İdris Barzani’ye götürdüler. Şıvan’ın partisinden olmadığımı söyledim. İdris bana direk şunları söyledi,
“1- Şıvan, ajandır
  2- Şıvan, Koministir
   3-Şıvan, Dinsizdir
    4-Şıvan, Melleyi vurmak için Türkiyeden gönderilmiş
.”
              Bu yönde raporunu yaz, seni bırakalım. Gittim uzun bir rapor yazdım. Raporumu okumuş. Ben de dediklerine iman getirmediğimi yazmıştı. Bu rapor nedeni ile beni özellikle tutukladı ve salmadılar. Sonra partili arkadaşlara haber salındı, Dervişê Sado geldi beni ve bir arkadaşımı çıkardı, sağ olsun sınıra kadar göndertti böylece ölümden kurtuldum” diyen Şakir Özdemir’in verdiği bilgiye göre, Sait Elçi Mayıs’ın ilk günü kaybolur. 17 Mayıs’ta Suriye 23 Mayıs’ta Irak’a geçer, 1 Haziran’da öldürülür. Eylül’de iki eşkiya (biri Tilki Selim)ın itirafı ile Şıvan tutuklanır. 26.11.1971 tarihinde Dr. Şıvan, Çeko ve Bırusk kurşuna dizilerek öldürülürler.

          Komplonun Yansıyan Sesi
         Dr. Şıvan tutuklanmadan son iki ay birlikte çalıştığı Necmettin Büyükkaya (Neco) “Kalemimden Sayfalar’da olaya şu açıklığı getirir,
         “Ben Irak’a gittiğimde Sait Elçi öldürülmüş bulunuyordu. Ben daha Türkiye’de iken bir partilinin evinde, konuşma sırasında Elçi’nin ismi geçtiğinde ev sahibi,
-”Sait Elçi’nin Irak’a gitmesi iyi olur. Oraya gider gitmez. Dr. Şıvan onun icabına bakar’ demişti. Ben bayağı tuhaf karşılamıştım. Fakat üstüne de düşmedim. Ev sahibinin konuştuğu kimse Sait Elçi’nin eski bir mensubu idi. Ve o sıra partimizde idi. Sonraları çok tutarsız ve karanlık bir kimse olduğu anlaşıldı (age.s.272)
“Dr. Şıvan, Çeko, Brusk gibi yiğit ve kararlı insanlarımızı Barzani yönetimi tutukluyor. Partinin Dışêsê’deki malına ve evrakına el koyuyor
” (age.11)   “… Bu Mit, CIA ve Kürt gerici güçleri ile işbirliği içinde tezgahlanan bir komplodur. (age.12)
           “Barzani’ye hareketi bıraktıran sebepler,
-Hareketin kendi yönetiminden çıkacağını düşünüyorlardı
-İç potansiyele, kendi halkının gücüne güvenleri yoktu
-11 Mart 1970 anlaşmasından sonra gitikçe ABD ile ilişkisini güçlendiren Barzani yönetimi, bize destek olmakla ABD ve bağlı devletleri gücendirmek istemiyordu.
-Bizim devrimciliğimiz ve sosyalistliğimiz öğrenilmişti. Eshat Xoşevi onlar, bizleri Ürdün’deki Filistin Devrimcileri, kendilerini Kral Hüseyin gibi görüyordu.
-Dr. Şıvan’nın köylüler ve peşmergeler tarafından sevilmesi, saygı duyulması, aylık almadan hizmet etmesi nedeniyle, birçok mevki sahibi O’nu çekemiyor, kendilerine indirilmiş bir darbe olarak görüyor ve ayağını kaydırmaya çalışıyordu.
-Türkiye’de Kürt sahte milliyetçi zedeganları sınıfsal ağırlıkları ve dalavereleri Barzani nezdinde Şıvan aleyhinde kullanıyordu. Mehmet Cemil Paşa, Oğlu Mustafa Cemil Paşa, Dr. Hüsnü Haco ve çevresi Ziya Şerefhanoğlu vs. gibi…” belirtikten sonra kitabına İsveç anılarıyla devam ediyor.
         “3 Temmuz1974 akşamı, hekimin yanına gittim. Şıvan’ın el yazısı ile yazılmış ifadesi ve İdris vasıtası ile Barzani’ye yazılan mektubun fotokoposini okudum, Doktor ifadesinde Parti’nin kurtulmasından söz ediyor. Sonra Sait’in parti ve kendilerine çürütmek istediklerini açıklıyor Polit Buro ve parti sekreterliği muhakemeden sonra üç partili tarafından hükmün yerine getirildiğinden söz ediyor. Yazıda büyük sinirlilik seziliyor. İfade de Mehmetê Beğê’nin, Ahmedê Husso’nun ve Derweşê Sado’nun ve bir tanesinin daha polis olduğunu belirtiyor. Said Elçi’nin bunlar tarafından kandırılmış, aldatılmış olduğuna dikkat çekiyor.
         Ben hekime, bu ifadenin baskı altında yazıldığını, gerçekleri yansıtmadığını, gerek bu öldürülenlerin ve hayatta olan bizlerin aleyhinde propaganda yaptıklarını söyledim” (age.1
75) Bu ifade Barzaniler tarafından da düzenlenmiş olabilir. Zira Molla Mustafa Barzani’ye gönderdiği son mektubunda durumu açıklıyor.

          Dr. Şıvan’ın, İdris Kanalıyla  Mustafa Barzani’ye Gönderilen Mektup
        “Dr. Şıvan Mektubunda, aylardan beri bir beton mezarda zincire vurulu olarak ölümle pençeleştiklerini belirtiyor. Türk polisleri için böyle bir muameleye maruz bırakılmalarına akıl erdirmediklerini söylüyor. Halbu ki, Partinin kuruluşunda Barzani”nin kendilerine verilmiş bir sözü olduğunu hatırlatıyor. Hiç olmazsa muhakeme edilmelerini talep ediyor. Haklarında gerçeğe dayanmayan dedikoduları duymuş olduğuna dikkat çekiyor. Fakat fırsat verilirse bu suçlamaların yalan, öldürenlerin Türkiye’den gelen Türk polisi olduğunu, bu gerçeği her an ispata hazır olduğunu belirtiyor. Barzani ailesinin tarihinde düşmanlarına bile böyle bir kötü muamele yapılmadığını söylüyor. İnançları, Kürt milleti ve Soreş (Devrim) uğruna yapılan hizmetleri anlatıyor.
Bütün yaptıklarından Barzani’ye ve Mektebê Siyasi’ye rapor verdiğini suçsuz olduklarını belirtiyor…” (Necmettin Büyükkaya Kaleminden Sayfalar Sf.175)

         Dr. Naci Kutlay ve Anıların ayıbı
        Dr. Naci Kutlay, üniversite yıllarında tanıdığım, esprituel, sempatik, uyumlu, Doğu sorunu ile yakından ilgili, sertlik yanı olmayan biri.
        Dr. Naci, Sait Kırımızıtoprak’ ile aynı meslektendir. İkisi de kamuoyunda bilinen 49’lar olayının sanıklarıdır. Siyasal olarak solda fikirbirliği içinde şeyi düşündüğünde inandığım iki eski dost.
Dr. Naci Kutay, 1998’de Avesta yayınları arasında çıkan anılarında Dr. Sait için, “Sait ceza alınca legal politika yapma olanağı ortadan kalktı. Oysa Sait güzel konuşan, yazan ve iyi ilişkiler kurabilen bir arkadaştı… Bir siyasi partide çalışsaydı Irak’a gitmeyecekti… Legal olmayınca illegal bir çizgiyi yeğledi. Gitmeden önce de Ağrı’ya geldi bana uğradı.” diyor.
          Bu değerlendirmeyi anlamak güç. O yıllardaki idamlıkların tekrar bakan, başbakan olduğu Türkiye’de bunun ne anlama getirilmek istendiğini sezmek olanaksız. “Maceracıydı” denmek mi isteniyor?
         1971 yılında Diyarbakır’da bulunan Sait Elçi, Dr. Naci’ye tutuklamaların olacağını, büyük ihtimalle çoklarının öldürüleceğini söyler ve Irak’a kaçmalarını önerir. Dr. Naci düşünmüş olacak ki korku ve kuşkusunu bugüne taşıyor ve anılarında, “Zaman zaman kendime sordum, bende Sait Elçi ile gitseydim ne tür durumla karşılayacaktım? Benim çok yakın bir arkadaşım olan, Dr. Sait’in Sait Elçiyi öldürmesine engel olabilecek miydim? Yoksa ben de onunla birlikte öldürülecek miydim? Bu gün bile bu iki olasılıktan bazen birine bazen diğerine takılıp kalıyorum.”
          Musa Anter anılarında “MİT yetkililerinin Sait Elçi’nin Mezarını açtıklarını ve resimlerinin kendisine gösterdiklerini söylüyor. Doğrusu olay karışık mı karışık” diyor. Ve aleyhlerinde dağıtılan bildirilerden sözederken de şunları yazar:
       “Solcu Kürtlerden Sait Kızıltoprak, Canip Yıldırım, Musa Anter, Tarik Ekinci’ye küfür ediyor .Kürt yurtseveri Sait Elçi’nin öldürülmesini kınıyor, “bizlerin arzusu” ile bunun gerçekleştiği söyleniyordu. Ancak MİT’in bu bildiriyi hazırladığı hemen seziliyor, içindeki bilgiler ve anlatım onları ele veriyor…” diyen Dr. Naci Kutlay “bu yakayı ele verme” nasıl siz dostlar için geçerli de, Dr. Sait için geçerliliği düşünülmüyor…? Tüm olup bitenlerden kuşkulanıp, “karışık”lılığı belirtirken, Dr. Sait söz konusu olunca peşin hükümlü davranışınızın sebebi ne?
           Burada şu gerçeği öncelikle belirtmekte yarar var, Dr. Sait, Dr. Naci Kutlay’ın deneyimi ile “illegal bir çizgiyi yeğledi” düşüncesinde çoğu eski arkadaşları (49’lar dahil) birlik. Ancak Onu ölüm tuzağında yalnız ve savunmasız bırakmakla yetinmediler, bilmeden komployla kamuoyunda sabit kıldılar.
Musa Anter, Naci Kutlay’ın yazdıklarıyla sözünü bildiriler, Barzani’den gelen eses uyarak, “belgesel” (!) oluştururken, pekçok olasılık ve gerçeği gözardı etmelerini anlamak çok güç.
         Sayın Kutlay’ın Nazmi Balkaş’tan “Sait Kırmızıtoprak çok zeki ve akıllı, ancak insanları tanımada yetersizdi. Herkese kolay güveniyor. Irak’lı (Kürt-y.n) yönecilerin oyununa geldi.. Sait’lerin öldürülmesine karşı birçok şey vardı bu belgelerin arasında. Kırmızıtoprak zaman zaman Zaho KDP temsilcilerin yanında Barzanilerin tutucu olduğunu, modern olmadıklarını söylerdi. O’nun söyledikleri Barzani’ye yetiştiriliyordu.” Nazım Balkaş’tan bu doğruları alırken önemlilerini almıyor. Örneğin bu konulara hiç dokunmıyorlar:
1-Derveşê Sado, Şereffettin Elçi, Av. M.Ali Birler’in Irak’a, Barzani’ye gittiklerini,
2-Aynı yerde tutuklu bulunan Dr. Şıvan ile görüşmek ve olayı bizzat kendisinden dinleme gereği duymadıkları,
3-Tutuklulardan ağa oğlu Ömer Çetini çıkardıkları, “suçsuz”  Hasan Yıkılmış (Brusk) ile takas edilerek serbest bıraktırdıkları bildikleri halde bu ayrımcı ve insanı olmayan bir vahşete suskun kalmakla katmaları.
4-Aynı hapishane de tutuklu bulunan Şakir Özdemir ve Nazmi Balkaş’ı rahat bir şekilde çıkarıp Türkiye’ye gönderdikleri ve Türkiye sınırında MİT yardımıyla içri sokulmaları 
5-Dr. Şıvan’ların öldürülmeleri için Türkiye’den imza kampanyası açtıkları, lehine toplanan imzaların da üst yazısını değiştirecek aleyhinde kullandıkları,
6-Türkiye’den Irak’a gitmiş kimi eski zedeganların dalgakavukların, Şıvan için “Bize verin biz öldürelim”, “kulluk” gösterilerden sözedilmiyor.
          Diğer yanda “…Dr. Sait, arkadaşlarının beklediği ekonomik yardımı yapmadı, dostları üzüldü” veya “Eski sosyalist görüşleri savunmuyordu. Kürt ağa şeyhlerine karşı olmanın yanlış olduğunu savuyordu.” deniliyor. Acaba Çok yakın dava arkadaşı olan Apo Mısa ve meslektaşı olan Dr. Naci’nin  bu tutumu niye? Çok sevilen bir diğer değerli
Sait öldü akıllı ol galipten yana görün” demişti bana.

           Faqi Hüseyin Sağnıç’ın Anlatımından
         “Burada, Dr. Şıvan’ın parti kurma olayına biraz değinerek girmek istiyorum. Ben, Mart-Nisan 1970 yılında Güney’e gitmiştim. Dr. Şıvan, “Kürt Millet Hareketleri ve Irak’ta Kürdistan İhtilali’ kitabını yazmış bitirmişti. Çeko daktiloya geçiyordu. Şıvan ise yeni kuracağı partinin tüzüğünü hazırlıyordu. Parti kurulma aşamasına getirilmiş olmasına rağmen, ben karşı çıktım. Sait Elçi ile görüşüp, Dr. Şıvan’ın bu girişiminden vazgeçmesi için ikna edebilir diye görüşmelerinde yarar gördüm. Bunun için Türkiye’ye geldim. Sait Elçi’yi gördüm, durumu ilettim. Sonra iki Sait görüşmüşler, ancak Elçi Şıvan’ı ikna edememiş. Şıvan’ın kurduğu parti kısa sürede gelişti. Tabanın 2/3’nü kazandı. Daha sonra Irak-KDP tabanına yöneldi. Kazanabiliz düşüncesinde idi. Hem Türkiye, hem Irak’ta partiyi geliştireceğine inanıyordu. Bağımsız gelişmeden yana idi.
          Dr. Şıvan’ın ayrı parti kurma gerekçelerinden bir ide “T-KDP”yi MİT sarmış yeni ve sağlıklı bir partiye ihtiyaç var’ diyordu. Dr. Şivan, bana Barzaniye güvenmediğini açıklamıştı. Kaldı ki, Dr. Şıvan, Güney’e gittikten bir ay sonra Barzani’ye tavır geliştirmişti.
           Barzani önce Dr. Şivan’ı direkt karşısına almak istemedi. T-KDP çevresinde bazı insanların kendisine tavır geliştirmesini tertipledi. Daha sonra da mevcut komplo düzenledi. Burada önemli olan komplonun boyutunu ortaya çıkarmaktır. Önce Barzani’nin istediği nedir. Sorusunu cevaplamak lazım,
          Barzani Irak’ta otonom bir Kürdistan kurmak istiyordu. Irak dışında da başka bir devleti karşısına almak istemiyordu. Bu açıdan da MİT ve İran’ın isteklerini dikkate alıyordu. Doğal olarak Dr. Şivan bu düşünceyi aşacak girişimler dayatıyordu.
          Belirtmeliyim ki, Musa Anter ve Naci Kutlay’ın bu olay ile ilgili yazdıkları tamamen yanlıştır. Hatıraları gerçeği yansıtmıyor. Ben, Barzani zarar görmesin diye bugüne kadar konu ile ilgili açıklamada bulunmadım. Ama boynumun borcudur, yazmam gerek. Yazmam içinde birkaç bilmediğim hususa açıklık getirmem gerek. Kafamda, Sait Elçi neden Zaho’ya gitti. Bunu çözmüş değilim. Çünkü biz birlikte 7-8 Mayıs’ta Suriye, Musul ve ardından Barzani’ye gidecektik. Kaldı ki, Sait Elçi, Zaho’ya gitmek istemiyordu. Bunun nedeni ise, İsê Suwar ve Eshed Xoşevi’den çekinmesiydi.
         Biz daha evvel Sait Kırımızıtoprak ile Tatvan’da görüşmüştük. Tüm çabamız ise partinin birliğini sağlayarak mücadeleyi sürdürmek idi. Kırgınlıkları gidermede konusunda ise bir yol aldığımız anlaşılıyor idi. Bu durumk üzerine de Sait Elçi özellikle Zaho’ya gitmek istemiyordu.
          O dönemde iki kez tutuklanmıştım. 25 Ağustos 1971’de Sait Elçi’nin öldürüldüğü kulağımıza geldi. OLayı duyar duymaz araştırmaya koyuldum. Üç-dört gün sonra Tatvan’a partili bir heyet geldi. Olayı doğruladı. Ancak ben inanmadım. Çünkü ben, Sait Elçi’nin Zaho’ya değil, Barzani’nin yanına gideceğine inanıyordum. Gelen partili heyet, Dr. Şıvan’ı nasıl kurtarabileceği üzerinde duruyordu. Daha sonra Çeko, Brusk ve Şıvan’ın Sait Elçi olayında “yeterli bulunmadığı” için salıverilerek, ardında da dışarıda vurulduğunu duydum
.”

          Unutulan Canlı Tanık
           Bursk (Hasan Yıkmış)’ın eşi Zekiye hanım anlatıyor:
         “Eşim Hasan, Sait Elçi öldürüldükten sonra Türkiye’ye bizi ve DR. Sait’in çocuklarını almak için geldi. Eşim Hasan ile birlikte Dr. Sait’in eşinin evine gittik. Eşim durumu anlattı. Özetle, Dr. Sait “evini satsın çocukları alıp gelsin” diyor. Ve Dr. Sait’in yazdığı mektup ile birlikte getirdiği yüzüğünü (kanıt olarak) verdi. Ancak Dr. Sait’in eşi, gelmeyeceğini ve bu istemlere uymayacağını söyledi… Ben çocuğumu da yanıma alarak eşimle Irak’a gittim. Kampa gittiğimizde Dr. Sait bizi bekliyordu. Eşinin gelmediğini öğrendi. Bize derhal bir yer hazırlattı. Bir yemekte birlikte olduk. Aradan on gün geçti geçmedi Dr. Sait’i tutukladılar. Dr. Sait’in tutuklu bulunduğu hapishane bizden uzak ve zaten görüştürmüyorlardı. Gelen peşmergelerden, zincire vurulu olduğu, sakalının uzadığı, “bana oyun oynandı” dediğini duyuyorduk. Kısa bir zaman sonra bir gece yarısı Hasan’ı da alıp götürdüler. Bir iki hafta geçmemişti ki, Dr. Sait’in, Çeko ve Eşimin (Hasan) ölüm haberini aldım. Bu ölüm sırasında Türkiye’den gelenler çoğaldı. Bana gelip seni “Türkiye’ye götürelim’ tekliflerini kabul etmedim. Sonra ise gitmediğime pişman oldum. Oğlumla birlikte aylarca aç-susuz kaldık. Dr. Sait’in arkadaşları birbirine düşmüş kimse bize bakmıyordu. Hiç unutmam bir gün oğlum yemek kırıntılarını toplarken, Ömer adında bir arkadaşı oğluma kovarak ‘piç’ dedi. Yanında bulunan diğer arkadaşları bu hakareti ayıpladılar. Silahlar çekildi. O anda oğlumu çekip kulübeme çekildim. Herkes bize ajan gözüyle bakıyordu. Resmen dilenmeye başlamıştım. Sonra sağolsun Nazmi Balkaç bizi Suriye’ye götürdü.”
         Sait Elçi öldürülür, Brusk Türkiye’ye gelip çocuklarını Irak’a götürüyor. Sonra Dr. Sait tutuklanır, bu arada Türkiye’den gidenler istedikleri tutukluları hapisten çıkarır, Türkiye’ye gönderir. Sait Elçi ve Bego’dan başka bir kuryenin (!) öldürüldüğü söylenir. Buna karşı bir kurban daha isteniyor. O da Sait Elçi’nin ölümüyle ilgisi olmayan yetkisiz, tek “suçu” Dr. Sait’e yakınlığı olan Brusk uygun görülür. Bu bir az değil bir nevi Dersim Katliamını anımsatıyor. Dr. Sait, Çeko ve Brusk’un muhakeme edilmeden öldürülmeleri arkasında bu ayıplar var. 30 yıla yakın susanların çoğu, anılarıyla bu kimi gerçekleri dışlayıp, Mollanın sesine  uyan, yazdıkları ile belge oluşturmaları, Brusk’un öldürülmesini “Ömer Çetin’i kurtarma operasyonunu”   gizleme çabası, Dersim için hükümetin ön gördüğü potansiyel suçluluğa diğer Kürtlrinde uyma talihsizliğidir.

          Irak-KDP Polit Büro Üyesi Dr. Mahmut Osman,
         Saitler Komplosunun İç Yüzünü Açıklıyor
         Sait’ler Olayını en iyi bilen Irak -KDP’nin politbüro üyesi, Dr. Mahmut Osman, olayın iç yüzünü şöyle açıklar:
Dr. Sait’in, Barzani’yle görüşme isteğini Barzani’ye ilk kez ben ilettim. Barzani’nin:
-Onlar kimdir nedir? sorusuna ben:
-Onlar bilinçli ve solcu bir kısımdır. Sait’in kendisi doktordur. İstiyorlarki devrime hizmet etsinler…
1961 yılında Barzani kendisi sınırda olduğu zaman Eshad için derki “Bu bir hayvandır. Türkiyeden para ve erzak almayı bile beceremiyor. Ben Türkiye hududunda bulunduğum zaman bol miktarda para ve erzak alırdım. Şimdi Eshad sınırlı bir miktarda ilaç ve erzak almaktadır. Eli Şengali zaten eşektir”
Eshad kendisi de “silah ve diğer yardımların esası Türkiyeden geliyordu” bunun içinde Molla Mustafa derdi ki” Biz asla Türkiye’nin gönlünü kırmamalıyız. Onlar bizden aciz oldukları anda Amerika’ya etkide bulunurak oradan da para ve silah yardımının kesilmesine vesile olurlar .  Onun inancına göre her şey Amerika’nın elindedir. Amerikasız Kürt sorunu asla çözülemez.
Barzani aslında başta Şıvan’ın çalışmasını istemedi. Ancak Şıvan ve arkadaşlarının çalışmasıyla yaratılan sıcak ortamın etkisi ile taktik olarak “olur” vermek durumunda kaldı. Bu bilinen bir taktiktir. Barzaniler önce çalıştırır, sonra da verdikleri olurun altını boşaltır. O dönem, Eshad’ın Şıvana ihtiyacı vardı. İstiyordu ki Şıvan kendisine Avrupa’ya gitmesi için yardım etsin, pasaport ayarlasın. Bu gerçekleştikten sonra Eshad’ın sergilediği tavırla, Şıvan’da ilişkilerinin çıkara dayalı olduğunu anlamıştı.
           İşin gerçeğinde Onlar (Sait’ler-ç.n) arasında bir sorun yoktu, Eshad ve İs (Isê Suwar-ç.n) belirttiğine göre, Sait Elçi bir sorun olduğunu belirtmiş. Bilindiği gibi, Selah Hamıdê Derveş ve Deham biliniyordu, problemleri vardı. Ancak Türkiye’dekilerin böyle bir isteği yoktu. Bu da açıkça gösteriyor ki oyun (Elçi’nin getirilmesi, Dr. Şivan ile görüştürme çabaları-yn) tertiptir. Tertibin içinde Barzaniler var.
İdris, Eshad’tan Sait Elçi’yi Türkiye’den getirip Şıvan ile birlikte Gılala’ya gönderilmesini istemişti. Sait Elçi dört kişi ile birlikte Musul’a geldiğinde iki kişi Gılala’ya gönderilir. Sait Elçi ve Muhamedê Begê’yi de Zaxo’ya gönderirler.
Zaxo’da Sait Elçi göz altına alınır (tutuklanır). Şıvan’a da bir mektup yollanır. Sait Elçi Zaxo’ya geldi kendisinin de gelmesi istenir.
-Neden Sait Elçi doğrudan Gılala’ya gönderilmiyor?
-Neden Şıvan’a Zaxo’ya gelmesi için haber gönderiliyor?
-Melle Mustafa Barzani’den habersiz Irak Kürdistan’ında insan öldürülebilinir mi?
Eshad, İs ve Türkiyenin ilişkileri açıktı. Şıvan’ın öldürülmesinde kesinlikle Barzani’nin emri vardı. Eshad bize (Polit Büroya-ç.n) “Sait bizim hapishanede tutuklu” demişti.
Şıvan ve arkadaşlarının tutuklu bulunduğu cezaevi Mesut’un emrinde idi. Mektebê Siyasi (Polit Büro)nın müdahale etmesinin olanakları yoktu. Kaç kez gidip Şıvan’ı görmek istedim, ancak bırakmadılar. Şıvan ve arkadaşları altı ay tutuklu kaldılar sonra da öldürüldüler.
Süleyman Muini, Melle Eware ve oniki arkadaşı
öldürülüp cesetleri İrana teslim edildikten üç ay sonra, Polit Büro öğrendi ki Şıvan da öldürülmüş. Silahsız, suçsuz, onüç komünis (İranlı Kürtleri kast ediyordu ç.n) sebepsiz yere öldürüldü. Onlar istiyorlardı ki, onurluca ve halka birlikte Irak Kürdistanında korunsunlar. Düşünceleri buydu.
Barzani’nin gayesi başkaydı, ABD’yi memnun etmek için işte “Biz komünistleri toprağımızda yaşatmıyoruz” mesajını vermekti. ABD’nin razı olmasının Türkiye ve İran’nın razı olmasından geçtiğini biliyordu. Amerikadan başka yol olmadığını düşünüyordu.
          Dr. Şıvan olayı ile Barzani’nin iki yüzlülüğü ve halkına ihanetleri ortaya çıkmış oluyor” (aktaran, Necmettin Büyükkaya Kaleminden Sayfalar syf. 283-4)
          İşte bütün bunlar en yakın, en emin, olayın sürecinde birlikte olan, çalışanların söylemi. 27 yıl geçtikten sonra vicdan hesaplaşmaları Sait’ler olayı, bugün bütün çıplaklığıyla Türkiye’deki hareketin sağ-sol guruplarının çatışması, “çatıştırılması” planı olarak karşımızda duruyor. Estirilen hava, Sait Elçi’nin öldürülmesinden sonra Dr. Sait’in arkadaşlarının ölümle tehdidi bugüne değin etkili olmuş ve kimse konuşmadığı gibi katilleri incitmemek için “özen” göstermekten de kusur etmemişlerdir. Sait Elçi’nin öldürülüşü, Türkiye’den götürülüş biçiminde saklıdır.
         Ortam, Türkiye ile Barzani’ler arasında mekik dokuyanların, bir Polit Büro üyesi bile, kendi hapishanelerinde bir tutukluyu ziyaret edemezken, Devreşê Sado ve arkadaşlarının elini kolunu sallayıp hapishanelerinde serbestisini sergileyen birkaç kişiye bırakılıyor.
        Dr. Şıvan üzerinde yaratılan kuşku, tutucu, gerici, çevrelerin görünen “kulluk”, Barzanilerin klasik güvenirliği, iki dudağı arasında çıkacak söze, koşulsuz kör bağımlılığa dayanır.
Barzani’nin etkinliği, soy çabalarını aşar. “Kul” olanların, yaşam ötesi soyut kavramlarla izahına götürür. Molla kendine bağlı olanların, “kör” inancını bilir. Bu nedenle, yöresini, partisini, aşiretini, liderliğini otoritesini aşan her hareketi yok etmek için “kominist” diye suçlaması ve şeriata sarılarak, yine bu gerici güçleri kullanmakta sakınmaz ve gecikmez.

            Düşünce farklılığı,
           Toplum kesimlerinde beliren düşünce farklılıklarını gözardı edemeyiz. “Akrep çaresiz kalınca kendini sokar”. Kürtler çarasiz ve başarısız olunca kendini sokmayı benimser. 
          Dr. Sait “her ne ararsan kendinde ara” felsefesine, kendine, özgüvenine yönelmiş, alevi gelenekleri ile büyümüş, üç yaşında iken öldürülen ailesinin (54 kişi) içinden güçlükle kurtulmuş, laik düşüncelerle beslenmiş, üniversite yıllarında Marksist-Leninist öğretiden etkilenmiş, sosyal kavramlarla insanların her yönüyle “eşit” ve “kardeşliğine” inanmış, siyasal yaşamında açık oynamayı prensip edinmiş teori ve pratiği birleştirme başarısını gösteren bir halk çocuğu. Bunlar her düşündüğünü açık söyler ve de uygular.
         Diğer yanda, Arap-İslam inançlarından beslenen, “Kürt hareketi’ni kendisiyle özdeşleştirmiş  yeniliğe kapalı,  halka dayalı insan haklarını saygılı  demokrasi ve sosyalizmi hedefleyen halk çocuklarını inanç bilinci yoluyla  politika dışında tutan ilkel aşiret milliyetçiliğini  yürüten bir feodallık.. Bunlar Osmanlı dubara ve  hile yollarını  başarının sırrı bilir ve de uygular.
             Bir de bu iki düşünce arasında ne yaptığını emin olamayan güvensiz aydın ve yazar  var. Bunlar daima güşlüden yana kaygan zeminde ikircikli davranış sergiler. Türkle  Türk, Kürtle Kürt, Dinci ile inançlı, dinsızle ateist, sağcı ile sağ  solsu ile  solcudur. Dostluğuna güvenilmez, kıskanç, çıkarı için her köşeyi dönmeye aday. 
         Dr. Şıvan’ı dini inanç ve ideolojik yönelimleri ile adeta içgüdüsel olarak kabul etmek  istemeyen feodal yasacılar, çıkarları gereği Amerika, Türkiye ve İran şahlığında alacakları bir yardım için düzenlenen senaryo ve komplolar.
İşte işin iç yüzü… İşte Dr. Şıvan ile arkadaşlarının ölüm nedeni…
          İşte Süleyman Muuni ve arkadaşlarının katledilişleri ve cesetlerini Şaha teslimine götüren çıkar yol arkadaşlarıdır. Şıvan Elçiyi öldürdü deniyor peki İranlı Süleyman Muni ve arkadaşları kimi öldürmüştü ki?
Dr Şıvanla Iraka giden yüze yakın yol arkadaşı  onu yalnız bıraktı.
        Ancak yaşadıkları ülkelerde zorunlu insani istemlerine yer bulamayanlar, kimi akımların ümitlerin canları ile Barzani dukalığı yolunda yitirmesi, bel bağlıyanların “kemerlerini yeniden kontrol’ etmesi ve ders almaları yönünde önem taşır.
          Dr. Mahmud Osman “Barzani verdiği yetkinin altını boşaltır”der. Nitekim Barzaniler Şıvan ve ekibine “gidin” demişler. Çokları geri dönmüş. Dr. Şıvan, işin nereye varacağını düşünmemiş olacak ki “Ben buraya gezmeye gelmedim” der. Bundan sonradır ki, Dr. Şıvan’ın arkadaşlarını birbirlerinden soğutmak, aralarında güvensizlik yaratarak tasfiye etmek için “Şıvan ajanıdır…, koministtir.. sizi öldürür” tehditleri ile karşı karşıya bıraktırılırlar.
Saitler ile birlikte yola koyulanların, bir kısmı kalaycı olduğu için ilk etapta kendilerinde koparlar. Bir kısmı üretken ve atılganlığa ayak uydurmadıkları için savrulurlar. Önemli bir kısmı, gerçeği bildikleri halde ilişkin susmayı tercih ederler. Sonuçta gerek ayrılanlar gerek savrulanlar ve gerekse birlikte olanların çoğu, sonrada, Irak-KDP’nin açıklama ve bildirilerine inanıp komployu araştırmaya girişmeden kabullenirler. Kabul ile de yetinmezler, sohbet, yazı ve anılarında Irak-KDP’yi kıble edinirler. Minareyi yapanın kılıfına yardımcı olurlar.

          Polisin ‘49’lar olayında Sait Kızıltoprak için
           Hazırladığı Rapor
           Barzani’ye, Sait Elçi tarafından gönderildiği söylenen 49’lar olayında Sait Kırmızıtoprak Harbiyede tutuklu iken polisin nişanlısı (sonra eşi)na imzalattığı ve içeriğinde, Sait Kırmızıtoprak’ı MİT, CIA ajanlığı, Irak asıllı gösterilen suçlama rapora ek olarak, aşiretinden, dedesinden ve Barzani’yi vurmak için Irak’a geldiğinden sözedilmesi, bunu Barzaniye gönderilmesi hazırlanan planın birer parçalarıdır.
          Nitekim Dr. M.Osman bunun Eshed, Idris ve Isê Suwar tarafından konu edildiğini belirtir ve şöyle der, “Dr. Şıvan olayıyla Barzanilerin iki yüzlülüğünü ve halkına ihanetleri ortaya çıkmış oluyor.”
Bu ihanette destek olanları, bu güne dek susanları tarih affetmez. Hayatta ki tek kızkardeşi ve birçok dostunun bilgisi dışında, kendisini sahiplenen bir kaç arkadaşının da ancak kendilerini kurtarabildikleri bir açmaz. Yalnızlık, kimsesizlik, ortamında, yargısız, şeriat ilkeleriyle ilkece kurşuna dizilmesi komplocuların yüz karası, insanlığın ayıbıdır. Üzülerek belirtelim ki bu ayıbı bir çok yol arkadaşı da yüklenmiş durumda..
          Sait Elçi’nin öldürüldüğü günlerde, Musa Anter Diyarbakır sorgusunda iken kendisine Sait Elçi’nin ölü fotoğrafları gösterilir (Bkz. Musa Anter-Hatıratı) Dr. Mahmud Osman “Barzani’nin haberi olmayan Irak Kürdistan’ında adam öldürülmez” der. Dr. Şıvan üç ay sonra tutuklanır. Bu sürede şayet Sait Elçiyi öldürmüş olsaydı, Brusk’u gönerip çocuklarını yayına götürmeyi düşünmezdi. Nitekim Barzani’ye gönderilen mektupta son istemi çocukları oluyor.

           Komplo Başı İdris Barzanidir
         İdris Barzani, Dr. Şıvan’ın ifadesi ile “itiraf” ettiğini müritlerine yayıyor. Öbür yanda “Dr. Şıvan’ın el yazısı” ile Barzani’ye gönderdiği mektubunda, “bu komploya akıl erdiremedik”lerini”, “bir mezarda zincire vurulu oldukları”nı, “Sait Elçi’yi vuranların Türkiye’den gelen aracı polisler (isim de veriyor) oldukları”nı, “suçsuz oldukları”nı “mahkeme edilmeleri halinde bunu ispatlayacaklarını” belirtir. Dr. Şıvan ve arkadaşlarının mahkeme edilmeden kurşuna dizildiğini yine Dr. M. Osman’dan öğreniyoruz. “Polit Büro Dr. Şıvan ve arkadaşlarının öldürüldükten üç ay sonra duyduğunu. “Ben bir kaç kez hapishaneye gittim Mesut görüştürmedi”ğini yazıyor. Oysa “Dervişê Sado” ve Şerafettin Elçi’nin aynı yargılanmadan hapishaneden iki-üç tutukluyu çıkarıp Türkiye’ye gönderdiklerini öğreniyoruz…
        1938’de Bertal Efendi 54 kişilik ailesi ile “devlet bana karışmaz” inancıyla sonuçta “sürgün” yolunda kurşuna dizilirler. 1971’de torunu Dr. Sait yine güven duyduklarının ihanetine uğrayarak öldürülür. Sonuç Kürtün ölümü olduktan sonra, Abdullah Paşa olmuş, Barzani olmuş ne fark eder…
         Uzun süre Kürt halkının kaderini ipoteği altına alan Barzaniler, halkının kurtuluşunu, Amerika Başkanları’nın “insafına”, İran Şah’ının “yardım sözüne” bırakan, kızdığı an şeriatı, fedal yasasını çalıştıran, bütün bunlardan önce aşiretini düşünen mollalıktan kim ne bekleyebilir? Yerine geçen oğul Mesut Barzani aynı ilkel düzenini devam ettirdiği, anlaşılmaz ittifaklarla halkının kanını akıttığı gün gibi açık değil mi?

           Sahtekarlığın İbret Belgesi
         Saitler Komplosu, zamanla PDK’yi ve Barzanileri zora sokar. Bu nedenle el altında bildiriler dağıtılır. Her sefereinde yeni bir yalan uydurulur, yazılıp müritlerine bildirilir. Bunların etkili olduğu bugüne değin kimsenin sesini çıkarmamasından da anlaşılıyor.
        Olaydan Altı yıl sonra, 1977 Kasım ayında, PDK-Geçici Komite adına genel bir bildiri dağıtılır. El altında “tabıya” dağıtılan bildiri, içerik bakımından hiçbir ciddiyeti yok “Zendo” ve (x) bilinmezliği içinde, isimsiz, kimin yazdığı belli olmayan, çeşitli güçlerin de yazabileceği bir bildiri. Ancak bu ibret belgesini “farz” kabul edip, susanlar, ahkam kesenler, anı yazanların bu mantıksızlığa tepki göstermemesi, bu ibret belgesinde sözetmemizi zorunlu kılıyor. Belgede:
           “… Türkiye’de faşist rejim, zulüm, işkence ile geniş bir tutuklamaya girişti. Bu da birçok insanın ülkesini terk etmesine neden oldu. Bunlardan biri de Sait Elçi idi. Birkaç Kürt ile birlikte Suriye’ye orandada Güney Kürdistan’a, Zaho’ya vardığında Zaho bölge Komitesinin misafiri oldu.
        Dr. Şıvan, Sait Elçi’nin Zaho’ya geldiğini duyunca kendi grubundaki sorumlularla bir toplantı yaptı. Bu toplantıda Dr. Şıvan, Çeko, Brusk, Zendo ve (x) hazır bulundu. Toplantı da uzun uzun Sait Elçi üzerine tartışıldı. Dr. Şıvan önerdi ki, “Bir kaç kişi Zaho’ya gitsin, Sait Elçi’yi alıp en yakın Türk kararolunda ki, jandarmaya teslim etsin. Öneri, toplantıyı yapanlarca büyük rahatsızlık yarattı. Hatta Zendo bu öneriden dolayı toplantıyı protesto edip terketti. Daha sonra dört oyla karar alındı” deniliyor.
Gerisini özetlersek, “Dr. Sait, Çeko, Brusk, Zaho’ya giderler. Komiteden Sait Elçi’yi kendilerine vermesini isterler. Komite, bu isteklerini kabul eder. Elçi’yi kendilerine verir. Onlar da Sait Elçi’yi öldürürler
.” denilmektedir. Bildiriden devam edelim.
       “… Bir süre sonra açığa çıktı. Elçi Zaho’da olduğu zaman Abdullatif Şavaş isminde biri de orada imiş ve Elçi’yi görmüş. Görgü tanığı olmasın diye onuda öldürmüşler.
          Böylece Zendo ve (x) Gılali’ye gönderdiler. Derin bir araştırma yapıldı! Zendo ve (x) suçsuz görülüp salıverildiler. İspat edildi ki, Dr. Şıvan, Çeko, Brusko, Elçi, Bego ve Savaşı öldürmüş. Hukuk, kanun ve Kuzey Kürdistan’lı kardeşlerimizin haberi dahilinde hüküm infaz edildi. Daha sonra açığa çıktı ki, bu siyasi ve fikri ikilik, çelişki ve rahatsızlık 1960 başlarından beri rahmetli Elçi ve Dr. Şıvan arasında varmış.

          KDP-Geçici Komite”
        
Bu bildiride, “Sait Elçi’nin en yakın Türk karakoluna teslim edilsin” önerisi iddasının mesnetsizliği bile başlı başına bu ibreti açıklamaya yeterli. Zira, Dr. Şıvan’ın mücadeleci kişiliği bu iftirayı ortaya koyacak nitelikte.
Partide Dr. Şıvan’dan sonra en yetkili ve bölgede bulunan Nazmi Balkaş (Soro) “Böyle bir toplantının kesinlikle olmadığını” ısrarla söylüyor.
         Barzanilerin Türkiye’yi kızdırmamak ve dost olmak için Kürt Savaşcılarını faşist rejime teslim eden ve o günden bugüne savunan, Türkiye’yi maddiyatının kaynağı olarak görenlerin “Türkiye’de faşist rejim, zulüm, işkence” vs.
değerlendirmelerine girmeyeceği açık olmasına rağmen, bildiri, kuzeydeki demokratik kamuoyunu yatıştırmak için ikiyüzlüce kaleme alınmıştır.
          Bildiride, Sait Elçi “bölge komitesine misafir oldu” deniliyor. Ancak, komite yetkilileri Gazi Osman ve Eshed Hoşevi, “Sait Elçi’yi görmedik”lerini çeşitli vesilerle açıklamışlardır.
Irak-KDP Polit büro üyesi, Dr. Mahmut Osman ise, “Sait Elçi Zaho’ya geldiğinde tutuklanır” demektedir.
Yine bildiride, “… Elçi Zaho’da olduğu zaman Abdullatif Savaş isminde biride ordaymış ve Elçi’yi görmüş… Dr. Şıvan’ın gurubu.. o şahit olmasın. Bu sebeple O’da onlar eliyle öldürüldü.” denir. Bütün bu çelişkili vaziyeti okurun sağduyusu ve değerlendirmesine bırakıyorum.
sahtekarlığın belgesi bildiride, “Devrimci ve adil bir komite tarafında hukuki yargılama”dan sözedilirken, bu mahkemede yer alanların ve tutuklananların kamuoyuna ve araştırmacılara açık tutulmamış olmasıda böylesi bir yargılanmanın olmadığını ortaya koyar.
          Başta da belirttiğimiz gibi, bildiri tümüyle üzerinde durmaya deymeyecek kadar uydurma olduğu her söylemiyle sırıtıyor..

Arama

ARŞİV

Şubat 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728  
Ziyaretçi Sayısı: