01- ÖNSÖZ (Dersim’den Portreler)

HÜSEYİN AKARImage-11111Image-11****

    
         ÖNSÖZ 

           Dersim
            Dersim, özgürlüğün arka bahçesi. Zulümden kaçanların, kılıçtan kurtulanların  barındığı, hainliğe, hile-hurdaya, korkaklığa, kalleşliğe yol vermeyen, gönüllerde insan sevgisi, beyinlerde sömürüsüz, sınıfsız ideallerin volta attığı  gül bahçesi. Bahçeyi kucaklayan dağları yüce , ırmakları coşkuludur.
             Dersim silah olur patlar, saz olur çalınır, öykü olur anlatılır, semah olur dönülür, cem olur tutulur. Şairi Dersimi şiirleştirir:
dersim
                   fırat
’ın ve murat’ın
mavi kolları ile kucakladığı doruk kent
taşı çatlatan bin yıllık bir çığlığın sesi
          duyulur her yöresinde
dağında taşında deresinde
bir uğuttu 
          bir çağıltı
çoğalır yütür
          dağılır durur
         dersim’in yüreği saniyede bin vurur”

          Dersim insanının baş eğmeyişi, Anadolu topluluğu içinde “dikbaşlı” “asi” görülmesi ; kartal kanatları arasında yükselen dorukların, doğayla özdeşleşen özgür yaşamına dayalı. Osmanlı ve de  cumhuriyet Türkiye’sine,  demokratik, özgürlükçü nitelik kazandırmada, insan olmanın eşitlik öğesini hür iradesiyle yaşama geçirme çabasında Dersim daima başı çekmiştir.
           Uzun süre Dersim (Tunceli) nin “ bir yarı kapalı cezaevine dönüştürülen il” oluşunun nedeni, yönetenlerin bu  özgürlük tutkusunu,  algılayamasından kaynaklanıyor.  Doğa ile özdeşleşen Dersim adamı direngendir. Şairi  diyor ki:

kafatasım duvar değil beynime
düşünürüm ilmik geçse de boynuma 
       bu toprağın tutkusu özgürlüktür
özgürlük denince erir munzur dağının karı
        kardelen kaldırır başını 
              keskin kokar kekik
                 çiğdem bükmez boynunu
suya türkülenir yarpuz
         pervelaşan yaralara em olur
bıre dostum
       düğün olur 
                 dernek olur 
                              saz olur”

           Dersim’linin büyük boyutta doğmadan uzak engin kültür yapısı içinde ki kapalı yaşamı, sazı sözü, cem-cemaatı, semahı ile tanrıyı insan varlığında kutsayan, inançlar soylar arasında ki uzaklığı sıfırlayan yönü ayrı bir güzelliğidir:

dağlarına uzanan yay
         geri telidir inancının
              titreşir 
                   türküleşir 
                        ayrılır sesler içinde “ 

             Tarihte Dersim olarak adlandırılan bölge  (Dersim Sancağı), bu günkü Tunceli il sınırından daha geniş bir alanı kapsıyordu. Erzincan ve  Bingöl’ün büyük bir kısmını kapsayan “Dersim Sancağı”, Doğuda Erzurum’a  uzar, Batıda Keban Arapkir ve Kemaliye’den de içeri giriyordu.
            Dersim’li, bu özgürlük tutkusu, özgün yaşam biçimi, soy-sop, Dımılı ana dilinden,  “yetmiş iki milleti bir bilen”, tanrıyı insanda kutsayan inancından dolayı;  hep  kınanmış, horlanmış, evinden barkından, baba ocağından uzaklaştırılmış, asimile edilmiş, katliama tabi tutulmuş yok edilmiştir. Dersim gibi “potansiyel suçlu” görülen, bir bölgeye daha rastlanmaz.  
           Dersim’in, Tunceli oluşu durumu kurtarmaya yetmedi. Bu gün köyüne gitmek isteyen biri, il sınırları içinde 10-12 yerde “kontrol” den geçmek zorunda. Yiyecegin jandarmaya bırakıldığı, bir biçim karneye bağlandığı dünyada tek ildir.
             Sosyalizmin gündemleştiği günlerde, yöreyi (ili)  vektörle yen yol levhalarında “Tünceli” karalanıp yerine “Moskova’ya gider” yazılıyordu. Oysa bu güne dek Rusya’ya sığınan bir Tunceli (Dersim’li) olmadı. Bu, Anadolu insanında kökleşen bağnazlığın bir göstergesidir. Dersim’li ile aynı dili konuşan Kürt çoğunluğunca da Dersimli horlanıyor.
             Bu gün bağnaz Kürt aydınının şeyh molla tutkunluğu (içte dışta teslimiyetçiliği) Tunceliler içinde de “Zaza” ayırımı e ayrılığını gündeme getirmiştir. Bu ulusallığın ötesinde birlikteliği  zorluyor. “Dersim katliamı”  bu  ayımdan sonra gerçekleştirildi.
            Değişen dünya koşulları içinde, gelişen çağdaş değerlere uzanan özgürlükçü hareketlerin çiçekleri, sayfalarımızı renklendiren “DERSİM’DEN PORTRELER’de uç verir. Bu açıdan Dersim’den Portreler’e  bakınca; harekette, düşüncede, renkte en uçta olan farklı siyasi oluşumlarda en önde yürüyenlerin “Dersim kökenli” olduklarını göreceksiniz.
             Dr. Abdullah Cevdat, Lutfi Fikri, Hüseyin Avni Ulaş gibi eğerler olmasaydı özgürlükçü hareket güçsüz ve öncüsüz kalırdı.   Seyit Rıza, Alişer,  Sey Qaji, Dr. Sait Kırmızıtoprak gibi değerler olmasaydı dürüstlük yiğit ve yiğitlik tarifsiz kalırdı. Dersim olmasaydı; Erzincan, Sıvas, Erzurum  ve güneyde ki geleneksel halk ozanları zinciri kopar, sazlar bu kadar güzel çalmazdı.
               “… ne güzel şey, dünyanın bir yerinde, hiç tanımadığımız birinin acısını acımız saymak diyen Yılmaz Güney tek başına bir bölük sanatçıdır. Şemşi Belli, Vecihi Timuroğlu  Kemal Burkay ve  Biz gözyaşlarımızı gizleyen insanlarız / Biz kahkahalarımızı da gizleriz / biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız” diyen Cemal Süreya ve daha nice genç şair yazar olmasaydı, Anadolu şiiri imgesiz, yazılar anlamsız kalırdı.
             “Dersimden Portreler”,  Anadolu kültürünün can damarının Dersim’de attığını gerçeğini göz önüne serecek.  Bu gün bir çok kişi, Dersim’li  olmayı “sakıncalı” görüyor. Tuncelilidir, amma  “Erzincan’lıyım, Elazığ’lıyım” der. Oysa bilenler için Dersimli olmak bir ayrıcalık, bir gururdur. Dersim, yaşatılan bu kirletilmişliği  hiç hak etmiyor.
              Dersim coğrafyası ve insanı üzerinde  oluşturulan bu “pusu” kaldırmak,  Dersim’in çok sesliliğini, insana ve düşünüşüne verdiği değeri,  hümanist, toplumsal hoş görüşünü yeniden toplumsal hafızaya yerleştirmek, başka bir söylemle “Dersim’liyi  tanıtmakla  gerçekleşir.
              Dersim’in  yetiştirdiği değerli kişilerini, önemli kültür verileriyle günışığına çıkarma, çok kimliliği, değişik düşünce ve kültürleri özgürlük potasında birleştiren düşünce birlikteliklerini  göz önüne sermede, bir arada yaşamada,  Dersim’in hoşgörü anlayışını  yaygınlaştırmaya katkıda bulunmak,  kitabı hazırlarken tek amacımız oldu. Dersim’den Portreler’in hazırlanışından soyu, inancı, cinsiyeti, politik anlayışı ne olursa olsun, kişileri kendi düşünce yapısıyla yansıtmaya çalıştım.
              Portreleri seçerken bir çok zorluklarla karşılaştım. Dersim kökenli bir  çok ünlü “Dersimli” olmayı sakıncalı gördü.  Buna karşın  eski yeni M.vekili, Dr. Doç. Prof. akademisyen, üst düzey yargı elemanı, mesleğinde başarılı olmuş çok para kazanmış sevilen sayılan bir çok kişinin talepleri karşısında kalınca aşağıdaki koşullara uyma zorunlu oldu:
1-Dersimde ün yapmış adını duyurmuş  elit kişilerden biri olma. 
2-Kendisi, babası yada dedesi Dersim’li olacak. (Örneğin Zamanımızın “Karacaoğlan’ı Aşık Masuni  2-3 asır önce Dersimden gitmiş, üzülerek alamadım.)
3- Yeni yetişen genç kabiliyetlere yer vermek için, yazar- sair- ressam için en az iki eseri, ses sanatçısı ise en az iki bestesinin olmasını zorunlu gördüm. Yoksaki tüm Desimliler  “değerli”,  bunları bir kitaba sığdırma olnaksız.   
              Kişileri seçişte toplumun değer yargılarına yansıyan ünlerini, kültür değerlerimize kazandırdıkları eserlerini “baz”  aldık. Ancak bir çok “değere” ulaşamadığımı da biliyorum.   Bir çok kişinin salt kısa tanımı ile yetindim. Bu çabanın bir başlangıç olası  umuduyla… Eksiklerim için bağışlanacağını umuyorum. Saygılarımla .
                                                                                                                                                             Hüseyin Akar      
                                                                                                                                                             Ekim 1990 Ankara

Arama

ARŞİV

Temmuz 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Ziyaretçi Sayısı: