VI. Bölüm

“SAİTLER KOMPLOSU” BELİRLENDİ

             KÜRT AŞİRET ÖNDERLERİ
              Ülkemizdeki aşiret yapısı, devletin ırkçı erki koruması altında. Kürt kimliğini inkâr, eğitimsizlik, aşiretçilik yararına geliştiriliyor. Kürt halkının bilinci, inanç bilinci altında tutulunca etken; düzen uyumlusu aşiret-inanç liderleri oluyor. Türkiye’de ırkçı egemen erk halkı devletten uzak tutmak için bu yapısal sistemin liderlerini korudu, çoğunu siyasi alanda peşlerine taktı, yandaşlarına görevler verdi, Türkleştirdi. Uyumsuzları her on yılda bir sürgünlerle uysallaştırarak sistemle bütünleştirdi Yaşar kemal; “Türk devletinde yöneticiliğe bulaşmış Kürtlerin topuda Kürtlüklerini yadsınmışlardır” der.
         Dikkat edilir incelenirse, ülkemizde ne kadar antidemokratik, Kürtleri yadsıyan, yasa varsa hepsinde Kürt Milletvekillerinin katkısı var. Hatta “Kürtçe yemin” istiyor diye, halk temsilcilerini TBMM salonlarından alınıp tutukevine gönderen güç birliği içinde, Kürt liderlerin katkısı azımsanamaz. Olayda belirgin bir tepkileri olmadı. Esnek ve düzen uyumlusudurlar.
          Yaşamının büyük bir bölümünü, parlamenter olarak geçiren, deneyimli, dönemin yetkin bir tanığı Sayın A. Melik Fırat, Uğur Mumcu ile yaptığı söyleşide; “25 Hadisesi, Piran olayıdır. Şeyh Sait, müktesebatı ve ailesinin yapısı nedeniyle, İslami bir düşüncenin dışında, ümmet fikrinin dışında herhangi bir beşeri sisteme inanması, ya da o yolda hareket etmesi mümkün değil. Nasyonalist bir düşüncesi olamaz diyorum… (Kürt ayaklanması, s.174) diye pekiştiriyor.
           Başka bir gazetecinin: “1938 de komşu Kürtler niye Dersime destek olmadı, sorusuna Sn Fırat  yanıtı ise; “Şeyh Sait ailesi o sıra sürgündeydi” diye yanıtlar.  Ayrıca Alevileri seviyoruz çünkü Alevilerin dedeme çok hizmeti olmuş (Dersim dergisi, Ocak 2000) gibi politik, “nabza göre şerbetli” yanıtlarını; Kürt’le “Kürt”, Türk’le “Türk”, Acem’le “Acem”, Arap’la “Arap” olma esnekliğini bir halk çocuğu gösteremez. Seylein bunu, sindirdikleri görülüyor.
            20 milyon Kürdü, Şeyh Sait ailesinin türevi, görme alışkanlığı bir üst kimlik ezberdir. Kürt mütegalibe sınıfın kendini halktan soyutlayan, sağ bir idrak kavramıdır. “Ömer’i kurtarma operasyonu” bu kavrama dayandırılıyor. Sn A.Melik Fırat’ı örnekleme de amaç, yermek değil, yerleşik bir düzenin, en gözde bilgesi, uleması, deneyimleri ile saygı değer, ancak insani zaafları da olabilen, bir Kürt olduğu için örnekledim. Bu olayda, ne “teslimiyetçi” ne de “Ortadoğu Kürt Gölü”nü kirletenliğini ima ediyorum, bu ayrı…
             Bütün bu gerici, aşiretçi, şer güçlerin; kendi halkına karşı, almış-yetmiş bin kişilik silahlı güç (korucu) yapılandırmasının dünyada bir örneği daha yoktur. Sınır ötesi çağrılarla, kendi halkının akıtılan kanı, daha hafızadan silinmeden, Türkiye’deki 20 milyon Kürdü Irak’taki bir küçük aşiretin “Molla ağası” peşine takmaya çalışmanın, “teslimiyetçilikten” ten öte bir izahı da olamaz. 
              Kürt coğrafyasını bölüşen ve Ortadoğu da çıkar arayan devletler, Kürt liderliğini üç çeyrek asırdır. Molla ipoteğinde tutuyorlar. Kürtleri ezen, horlayan yok sayan bu ülkelerin gizli şer güçleri yoluyla sağladıkları bu destek ve korumanın bedeli: Ülkelerinde kurulan tüm Kürt partilerine adamlarını sokma, yönetimi elde tutma, işine gelmeyenleri birbirine düşürme, öldürtme gibi illegal oyunlarla “Kürdü yok etme” politikasını Barzani’nin onayından geçirerek, rahatlıkla sürdürüyorlar. Av. Faik Bucak, Dr. Şıvan ve iki arkadaşı, Sait Elçi, Bego bu olayda ilk akla gelendir.
             TKDP’ye yerleştirilen Kürt asılı bir kişinin: Türkiye Kürtleri teslim alması; istediği ülkeye, istediği kişilerle girip çıkması, sağ-sol, Alevi-Sünni grupları arasında nifak sokması, bir birine öldürtmesi, istediği komployu hazırlaması, istediği parti ve liderini yok ettirmesi, Barzani Kürt bölgesinden tutuklu değiştirmesi, liderliğe kendi soydaşlarını öldürtmesi, suçtan suça sürüklemesi, istediğini tutuklatması, bırakması, Kürt Lideriyle “kedi fare oyunu” oynaması, kısaca Kürtleri ve Kürt Ulusal Hareketini “hallaç pamuğuna çevirmesinin” tek nedeni, O liderin teslimiyetçiliğidir.    
           Bu kişinin işlevini, Barzani yada Hasan Cuni’nin dediği gibi Barzani’nin Türkiye temsilcisi TKDP kurucu arkadaşı Şerafettin Elçi bilmez mi? Bilirde yüklendikleri görev bunu gerektiriyor. Ancak bunun “Kürt liderliğini “ bu çirkin ilişkilere sürüklemede,  yarınını kararttığının ayrımında değiller. Şerafettin Elçi Barzaninin Türkiye temsilcisi olduğunu saklamıyor. Görevini gizlemiyor. TKDP Barzani hareketine yardımcı olma milli görev”  diyor.
          Bu işten başkalarının (Türk, Arap, Acem, ABD’nin, yada başka bir emperyalistin) bir kaybı yok. Onun için onlar ceyirci. Ölen, öldüren de Kürt olunca, Kürt kendi soyunun düşmanı, haini, canisi, celladı oluyor.. Bu hain cinayetler, akıtılan kanlarla, “Ortadoğu Kürt Gölü” pislik, çürümüşlük kokuyor. Bu göle yeni, temiz su akıtılmadıkça bu çürümüşlük devam edeceğe benziyor. Barzanilerin ilkel milliyetçilik anlayışı, halkından önce, kendi  aşiret çıkarı ezberi değişmedikçe bu göl devamlı kirli kalacaktır.
            İşte bu nedenlerle, Kürt ulusal hareketi” için yola çıkan, “serok” için savaşan, kısa surede büyük bir halk kitlesinin güçlü desteğine ulaşan; mert, cesur, yetenekli olduğu kadar halkın sosyal gereksinmelerini yerinde edinme pratiğini edinen, teslimiyetçiliği, ret  eden,   halkına  yakıştırmayan, böylesi bir Kürt ulusal savaşçısı ve iki arkadaşının, yargılanmadan kurşuna dizilmesi, Kürtlerin kurtuluşunu uzun bir sure daha riske etmiştir.  Sait Elçi, bir yem olarak kullanıldı. Bu, ne Kürtlük, ne insanlık ne şeriat, ne de Kürt önderliğiyle bağdaşır. Kürtlük kazanmadı Ama Barzani ve aveneleri kazandığını sanıyorlar ki yoluna devam ediyorlar. Kaybeden her zaman olduğu gibi yine Kürt halkı oldu.
              Bu cinayetler, salt ülkemiz halkına özel değil; aralarındaki geçimsizliğe karşın, sorun “Kürt yok sanması” olunca birleşmekte sakınca görmeyen İran, Suriye ve Irak’ta yaşayan Kürtler içinde geçerliliğini koruyor. Aynı tarihte İranlı 12 Kürt devrimcinin, kanı emilen cansız bedenleri, Şaha teslim edilerek İran sokaklarında dolaştırılmıştı.
             Barzani’nin bu kıyımları, Mollalığını kullanarak “şeriat hükmü” diye ilahi bir nitelik kazandırdıktan sonra; “Türkiye KDP sine teslim ettik” veya “kritik dönemdi” diyerek ABD ile yapılan “Sol düşünceyi yok etme”, antlaşmaya “uydum” iması ile Kürt insanının kanı ile beslenen liderliğini “teslimiyetçilikgerçeğinde soyutlayamaz. Çünkü değil ilkel aşiret sisteminde, insanlık tarihinde bile böylesi bir iç ihanet (“Dr. Şıvan’ın kendi el yazı ile itiraf belgesi ve ifadesi”) sahtekârlığının benzer örneği yok.
                                                                                                             ***

              BARZANİLER ve AŞİRETİ  İÇİN KÜRT AYDINI NE DİYOR

              Barzani Aşireti
             Barzani aşireti Yüzyılın ortalarında ortaya çıktı. Küçük bir aşiretti ama gerek savaşçılıktan gerekse İslam dünyasında büyük etkinliği olan Nakşibendî Tarikatının liderliğini yapmaları onlara büyük prestij sağlıyordu.
              19. Yüzyılın başında Şeyh Abdülsselam, Osmanlıya karşı ayaklanmış ve önemli bir başarı sağlamıştı… Ama sonunda yenilmiş ve Musul’da asılmıştı. Bundan sonra aşiretin liderliğini kardeşi Şeyh Ahmet dinsel ve politik liderliğini sürdürürken, kardeşi Molla Mustafa askeri meselelere çözüm arıyordu.
              1932 yılında İngiliz uçakları Barzani bölgesini bombalamaya başlayınca Şeyh Ahmet Türkiye’ye geçti. Direnme yenilmişti. Şeyh Ahmet TC tarafından Irak’a geri verildi Teslim olan Molla Mustafa ile Süleymaniye’de mecburi iskâna tabii tutulup geçinmeleri için maaşa bağlandılar. Barzani kardeşlerin asılmamalarının ana nedeni o dönemde Irak devleti içinde Kürtlerin önemli bir yer tutmaları ve Barzani’lere sahip çıkmasıydı.
             1943 yılında Molla Mustafa Süleymaniye’den kaçarak tekrar Barzani bölgesine geçti ve hemen bir ayaklanma başlattı…
             1945 sonunda sınırı geçen Barzani aşireti doğruca Mahabad’a gider. İki binden fazla bir gücü olan Barzaniler, güçlerini cumhuriyete verirler. Onların katılmasıyla Mahabad’ın silahlı savaş gücü on üç bine varır. Otuza kadar aşiret ve kabile veya kişilere ait bu silahlı güçler içinde Barzaniler büyük bir yer tutar. Bu tarihe kadar Barzanilerde bağımsızlığa ulusal birliğe dönük perspektif ve çaba görülmemektedir. Daha çok kendi aşiret egemenliğini korumaya dönük bir çizgileri olmuştur.
              Mahabad Kürt Cumhuriyetini kuranların sıradan bir aşiret kafasını geçmediği, ilkel bir milliyetçiliğe saplandığı, zoru görünce de çok kolayca teslimiyetçiliği seçtiği bir gerçektir… Ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Kadı Muhammed… Muhammed Hüseyin Seyfi ve Sadi Kadı isimli amca çocukları yalnız başına idam ipini boğazına taktı…
             Molla Mustafa Irak’ta barınamayacağını anlayınca 14 günlük bir yürüyüşle 300 km yolu aşıp Sovyetler Birliğine sığındı.
            Muhabbad’ın çöküşüne kadar olan sürede Molla Mustafa’nın hükümetten bağımsız geliştirdiği birtakım ilişkiler mevcuttur.
            1967 kışında başlayan gerilla mücadelesi 18 ay sürdü. İran ve Barzani kuvvetleri arasında sıkışan ve İran-KDP ye mensup 700 civarında peşmerge Barzani kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen bir katliamda öldürüldüler.
            1968 baharında Süleymen Muini İran sınırını geçmeye çalışırken Barzani’nin emriyle tutuklandı ve idam edildi… 40’tan fazla İran–KDP militanı Barzani’nin adamları tarafından öldürüldü… (Kasımlo, İran Kürdistanı, s. 42-44).
            1968 den 1970 e kadar süren Barzani terörü sonucu İran-KDP’nin beli kırıldı. 20 yıldan fazla süren bir emek ve çaba sonucu ortaya çıkartılabilen yurtsever bir direnişçi hareket Molla Mustafa Barzani tarafından, hem de faşist Şah adına katliamdan geçirildi.
           Barzani ilişkileri hiçbir zaman devletler düzeyinde meşru bir kabul görmemiş, her zaman devletlerin pis işlerini gören karanlık işlerini yürüten gizli örgütleri düzeyinden yukarı çıkmamıştır. İran’la ilişkisi kanlı terör şubesi ŞAVAK, İsrail’le ilişkisi MOSSAD, Türkiye ile ilişkisi MİT, Sovyetlerde ilişkisi KGB, Suriye ile ilişkisi EL MUHABBED, Amerika ile ilişkisi CIA eliyle kurulmuştur…
          Molla Mustafa Barzani, bu kirli, kanlı terör örgütleri ile çok yönlü ilişkilere girerken yurtsever olan, birazda direnişçilik yapmak isteyen her Kürt hareketine veya kişisine istisnasız saldırmış, katletmiş yaşam alanı bırakmamıştır. Bunlardan çok çarpıcı son bir örnekte “Saitler Komplosu”dur
         1964 de Molla Mustafa Barzani Kuzeybatı Kürdistan’da KDP’nin bir kolunu oluşturmak için girişimde bulundu. O dönem Kuzeydeki Kürt Hareketinin önde gelenlerinden Faik Bucak’ın Urfada katledişiyle Sait Elçi Onun yerine Genel Sekreterliğe getirildi…
          Sait Kırmızıtoprak ve grubu ise T-KDP’nin sağcı ve pasif olduğunu ileri sürerek yeni bir KDP (Tde KDP) kurdu. Bu örgütlenmenin başını çeken, diğer adıyla Dr. Şıvan’ın çıkışından rahatsız olan Molla M. Barzani, denetimden çıkmaya başlayan Kuzeydeki Kürt hareketini önlemenin yolunu bir komplo düzenlemekte buldu.
          1970de Irak yönetimiyle KDP arasında varılan özerklik anlaşmasından sonra karargâhını Zaxo’da kuran Doktor Şıvan çok kısa sürede örgütlemesini genişletti. Bu durum Sait Elçinin KDP’sinin etki alanını, dolayısıyla Barzani’nin etki alanını daraltıyordu. Barzani komployu bu noktada kurdu. Bu olayın komplo olduğu ve MİT-Barzani tarafından düzenlendiği bilinmektedir.
          
Utanç Belgeleri
         
Niye yapıyor bunları Molla ve çetesi? Yanıtı hem çok basit hem de karışıktır. Basittir, çünkü halkından utanır ve onu yalnızca sömürecek bir nesne gibi görür. Karmaşıktır, efendilerine öylesine bağlanmıştır ki onların sözünden bir santim dışarı çıkmaz, onların kölesidir. Bu konuda ABD Başkanı Jimmy Carter’e yazdığı mektuplar birer utanç belgesidir.
           1931 Yılından bu yana Kürdistan da sürekli adından söz ettiren bu harekete geriye dönüp bakıldığında yüz binlerce insanımızın kanını dökmesine rağmen sahip çıkacak, temel alınacak, sonuna kadar savunulacak bir tek değer yaratmamıştır… İlkel milliyetçiliğin Barzani pratiğinde ortaya çıkan sonucu ihanetçi bir tutum ve direnmeden uzaklaşan bir pratik olmuştur… ABD ne” 51. Eyaletiniz olmak istiyoruz” diye mektuplar yazan; her gün elini direnişçi kanına batıran, Melle Abdurrahman’ın deyimiyle “yurtseverlik kokan her insanın başını kesen” bir önderliğe halen vb. sıfatlar yakıştırmak; ya suç ortağı ya da derin bir gaflettir. (Nimet Sevim-Ahmet Çapan-Bekir Meriç, Serxwebun, Aralık 1993, s.15-18).
                                                                                                  *
         
“Barzaniler Kürtleri çok iyi sattılar. Bu konuda bizim çok gerçekçi saptamalarımız vardır. Barzani ailesi bir damla kanını akıtmamıştır. Son 40-50 Yılda Kürt halkının yurtsever özlemlerini haraç-mezat satmaktan öteye bir şey yapmamıştır. Yalan söylüyorlar. Kürtler için ilk silah patlatma… Barzani ailesinin bir tek ferdi silahlı mücadele içinde değildir. Kürdistan’ın büyük potansiyelini ABD’nin, şunun bunun, bu bölge devletinin uyduluğu biçiminde, uzun sure İran şahlığı, yeni dönemlerde açığa çıkıyor, İranlı Kürt yurtseverleri katletmede, Türkiye Kürdistan’ından Sait Elçi, Sait Kırmızıtoprak gibilerini katletmede, kendi içinde binlerce aydını katletmede bu konuda belgelerini açıklayacağız, binlerce yurtseveri katletmede, silah olarak kullanmışlardır. Radikal Kürt yurtseverliği, Kürt demokratlığı için silah patlatmak şöyle dursun, bunların tasfiyesinde düşmanları ile birleşerek hareket etmişlerdir. ABD istemiştir, İran Şahı istemiştir, Türkiye istemiştir, bu katliamları yapmışlardır…
         Ama Barzaniciliği, ABD desteği ile İran, Türkiye isteği ile Kürtlerin üzerine oturtmam, ihanettir… (A.Ö. Rafet Ballı, Kürt Dosyası, s.224-25  
                                                                                                   *

             Naylon Parti
           
“Hainlik”,  kendi toplumsal ve milli güçlerine ve onu işgal etmeye, bastırmaya sömürmeye, imha ve tasfiye etmeye yönelen, düşman diye, düşman diye tabir edilen güce itaat etmek üzere kendi gerçekliğinden kopan, ona ters düşen, ona karşı savaşanlara verilen ad oluyor. Hain ise bunu temsil eden kişiye deniliyor.
           Kürt halkının başına musallat olan KDP’ yaptıklarını da bu mihenk taşına vurursak KDP bunu birçok kez tekrarladı.
          1982’de İran rejimi ile birleşerek, İran’daki Kürtlere karşı bir imha hareketi gerçekleştirdi İki bin civarında ki İran-KDP peşmergesini katletti. İran-KDP si aldığı bu darbe ile adeta tasfiye oldu.
           1996’da Talabani’ye karşı Saddam rejimi ile anlaşarak, özellikle YNK taraftarlarını katliamdan geçirdi.
           1992 ye kadar TC ile yürütülen gizli ittifak 1992 savaşı ile birlikte resmen açığa çıktı. KDP bu tarihten sonra onlarca kez Türk ordusunu Güney’e davet ederek birçok kürdün ölümüne neden oldu.
            Bu çerçevede KDP ye bakıldığında ulusal ve yurtsever bir güç olmaktan uzak olup tam tersine ulusal güçlere sürekli düşmanlık yapan ve ihaneti bir gelenek haline getiren bir çete örgütlemesi olarak karşımıza çıkıyor.
           Ağa, şeyh, tüccar ve Barzani ailesinden oluşan bu çete, soygun, talan, komplo, katliam ve ihanetlerine bir siyasi kılıf geçirmek için KDP adı altında hareket etti. Bu kisve altında Kürt halkını hep yanılttı.
            Kürt aydınlarının bir eksiği olarak kabul etmek gerekir ki KDP hakkında şimdiye kadar ciddi bir inceleme yapılmadı. Yapılanları çoğu ise, tek yanlı olduğu için, KDP’nin çirkin yüzü halktan hep gizlendi. Son günlere kadar bu hep yapıldı. Maalesef hala bazı partiler ve aydınlar( ne kadar aydınlarsa) ellerinden düşürmedikleri cila kutuları ile KDP’nin çirkin yüzünü gizleme gayretlerini sürdürüyorlar Ama yaptıkları nafile, KDP’nin yüzü o kadar kirlenmiş ki artık cila tutmuyor.
        Modern ulusal kuruluşçuğu isteyen herkesi düşman bilen bu zihniyet, dış güçlerin emrinde, ulusal kurtuluş mücadelesinin önüne konmuş bir emniyet sibobudur” (Özgür Politika, M.Ö.).
                                                                                                                          *

           BARZANİ KÜRT LİDERLİĞİ
           20. Asır, halkların bağımsızlık ve kurtuluşlarının gerçekleştirildiği asırdır. Salt Osmanlı İmparatorluğu üzeride birçok ulus devletleşti, cumhuriyetler kuruldu, sayısız halklar kendi başına veya birlikte bağımsızlığını elde etti. İdareler ve yaşam sistemleri değişti. Feodaliteden burjuva, makineleşmeden senayı gelişimine, cumhuriyet idarelerine, insan hakları, toplumsal gereksinmelere, sosyal devrimler, sosyalleşme, demokrasi ve toplumsal patlamalar, devrimler yaşandı. Bu süreçlerde ilkel milliyetçilik ve aşiret sistemini aşamayan, inatla bağnazlığa asılı kalan, bu nedenle de kimliğini elde edemeyen ender halklardan biri Kürtlerdir.
          Asırlardır ezilen, horlanan, yok sayılan bu halk kurtuluş umuduyla Barzani liderliğinde ki her türden olumsuzluğu katlanmanın neticesi, hep hüsran olmuştur. Yukarıda belirtildiği gibi “İlkel milliyetçiliğin Barzani pratiğinde ortaya çıkan sonucu ihanetçi bir tutum ve direnmeden uzaklaşan bir pratik olmuştur”.
           
Barzaniler şimdi Kürtleri kurtarmak şöyle dursun, yurtseverlik kokan her insanın başını kesen” bir giyotin durumundadır. Bu tablo korkunçtur.
            Barzanilerin bu güne dek sürdürdüğü mücadele; Kürtlerin birliği sağlamak, Kürtleri esaretten kurtaracağı doğrultusundaydı veya beklenen oydu. Oysa bu gün gelinen noktada; kendisine destek olan, toplumsal yararı, halkının sosyal gelişim gereksinmelerine ve birlikte yaşadıkları diğer halkların da uluslararası genel çıkarlarını gözeten politika esaslı, devrimci nitelikli, işbirlikçi ortak yaklaşımı içeren, feodal yapıdaki ilkel aşiret sistemi aşan yeni bir ekonomik yapıya kavuşma gibi devrimci çizgideki her hareketim kıyımcısı ve girişimci Kürtlerin korkulu rüyası durumundadır. Tam tersine halkını, dünyada gelişen modern teknik ilerlemelerden uzak tutan, ilkel aşiret sistemi içinde tutmayı sürdürürken de Mollalığın gereği, halkın bilincini inanç bilincine mahkûm etmeyi göz ardı etmediği görülüyor.
           Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerarasında bu dağdan öbür dağa, vur-kaçlarla çete reisliği görümünü sergileyen Barzaniler, idari sistemi ve ekonomi politikaları günbegün değişen, gelişen devletlerle ilişki kuracak düzeyde kabul göremeyince, bu devletlerin şer güçleri ile salt Liderliği korunması amaçlı işbirliği, Onları, “Kürt” halkına karşı eli kanlı durumuna sokmuştur. Barzaniler, yasal olmayan, devletlerin pis işlerini yürüten, karşıyı zora sokan bu örgütlerin istemleri karşısında, Kürt yurtseverlerin cellâdı, korkunç rüyası olmayı sürdürüyor.
            Bu politikanın devamının Kürtlere getirdiği teslimiyetçiliktir. Bu da Kürtlere kimlik yerine, esaretin, sefaletin, hainliğin, çatışmanın kapılarını açıyor. Ölen ve öldürülen de salt Kürtler oluyor.
           “Kürtlerin bağımsızlık hareketini savaş nedeni sayan” ülkelerin gizli örgütleri; Şu Kürt partisini adamlarıyla yok et, bu sol teşkilatı çökert, onu öldür, bunu öldür, Kürt Harp Okulunu biz kuralım, demekten öte, Kürtlerle ilerleme yolunda bir işbirliği yaptığı görülmemiştir.
          Varılan noktada artık Barzaniler “Kürt Ulusallığı” veya Kürt halkını “yok sanmasına” karşı çıkmak yerine, zorunlu “Kürtlük” kozunu kullanarak “Barzani Aşiretine” dolayısıyla Kürt liderliğin devamına oynuyor. Kürtleri yok sayanlarla kurdukları ilişkiye bakılırsa Kürtler aleyhinde gelişecek her türden yaptırıma kucak açacak, evet diyecek durumda.
            Barzanilerin bu düşük seviyede politika sürdürmesi, devletler yerine onların derin örgütleri ile antlaşması, karşıdan gelen her türden yaptırım önerisine kolayca “evet” demesi, onaylaması, yurtsever olan her Kürt Hareketine ve kişisine saldırması, yetenekli halk çocuklarının başarılarını engellemesi hatta yok etmesinin tek nedeni korkudur. Çünkü halkından korkuyor. Onların yetenekli, saf, temiz, art niyetsiz yurtsever yürekli çağdaş, bilgili çocuklarından Aşiretini ve “liderliğini” koruma telaşı sarmış.
         “Balık baştan kokar”, Kürtlerin en büyük sansızlığı 1930 yıllardan sonra bu güne nüfusunun yoğun olduğu Ortadoğu Kürt Liderliğinin, ilkel aşiretçiliği aşamayan Barzanilerin elinde olması. Barzani, “Barzani Aşireti” dışında varlık tanımaz! Talabani’yi kerhen anlaştı, halen Talabani’ye alıştı denilemez! Mollalık ve Kürtlükleri amaç değil, liderliği sürdürme aracıdır.
            Görüldüğü gibi Kürt coğrafyasını bölüşen tüm devletlerde, Kürtler için durum aynı. Lider kim olursa olsun diğer devletlerin emrine girmekte geri kalmıyorlar. Barzani için durum ne ise Talabani ve ya diğer bir lider için bunun değişmediği ortada. Anlaşılan, ilkel aşiret politikası devam ettirildikçe bu durum değişmez.
          Kürt Halkının yıllarca toz kondurmadığı “doğal lider” saydıkları Barzanilerin, her türlü hukuk dışı, yaptırımlarını, bir “hikmete” yorup yılların birikimini içlerine sindirenler, somutlaşan bu “çirkin yüz” karşısında artık, “bıçak kemiğe dayanmış” gibi! Kürt aydınlarının birçoğu, şimdi aksırarak değil, sümkürerek bu kokmuş umursamazlığını dışarı atıyorlar:
             “…çok değer verdiğimiz Kürtlük vadisinde (…) düzenbaz cahil komplocuları, ihanetçileri teşhir etmek vadiden söküp atmak… Göldeki durgun suların kokmasının sebebi çıkış yollarının olmayışıdır…” (Özgür Politika, Y.K.).
           Tekniğin gelişmesi, halkın uyanması, insanların hak hukuk mücadelesi dünyadaki sömürgeciliğin, Kürtlerde feodal sistemin gerileyişine, hatta çöküşüne neden oldu. Bu değişime katlanamayan, ayak uyduramayan, kendi halkını istismar ve sömürme alışkanlığını bir yaşam biçimi olarak görenlerin çoğu bulunduğu ülkelerin düzen uyumcuları birleşti ve esnekleşerek Türk’le Türk, Arap’la Arap, Acemle Acem oldu…
             Sığındıkları ülkelerin “düzen uyumcuları” kimi Kürt feodal artığı (ağa, bey, şeyh, seyit vs.) kaybolan aile itibarını tekrar kazanmak için, yine bu devletlerin pis işlerini gören şer güçleri ve gizli örgütleri ile anlaşması olan Barzanilerin etekleri altında yer edinme yarışındalar.
                                                                                                                 *

Arama

ARŞİV

Temmuz 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Ziyaretçi Sayısı: