78- Mesut Özcan

             Mesut Özcan, 1969 yılında Tunceli’nin merkez ilçeye bağlı Aktuluk (Tursmege -Türiüşmek) köyünün Melekbahçe (Baxçe Mele­ke) mezrasında doğdu.
            îlköğrenimine, Pülümür’ün Ünveren (Mukuf) köyünde öğretmen olan amcasının yanında başladı, sonra, Tunceli ve Ankara-Polath’da de­vam edip, tekrar Tunceli’de bitirdi.
           1992 yılında 2000’e Doğru dergisinin Tun­celi muhabirliğini yaptı. Bu yıllarda Dersim kültürüyle ilgilenmeye, derleyip toplamaya başladı. Aynı yıl, yani 1992 yılında, “Dersim (Zaza) Atasözleri” adlı ilk kitabı, Kaynak yayınları tarafından yayınlandı.
           “Dersim Aşk Türküleri“, Mesut Özcan’ın ikinci kitabı. 1995 yılında çıkan kitabın önsözü­nü yazan Vecihi Timuroğlu, “…koşukların ge­nel teması aşk . Ama bu aşk türkülerinde Alevi Dersim aşiretlerinin yaşantılarını, öbür Anado­lu Alevilerinden farklı inançlarını, beşeri ilişki­lerini tanıyacaksınız… Bu türkülerde, Der­sim’deki üretim ilişkilerine özgü ipuçlarına rastlıyoruz. Bu tür gereçler, toplumbilimcilerin yakından izleyecekleri, ele alıp inceleyecekleri niteliktedir.
         
Aşk teması işlenirken aşiret yaşantısının birçok özelliği de yansıtılıyor… Öylesi­ne durumlar var ki, beşeri bir dram olarak insanı sarsıyor.” der..
          Aynı zamanda öykü yazan da olan Mesut Özcan, 1996 yılında Gençlik Kitabevi’nin düzenlediği öykü yarışmasında mansiyon aldı. Bu öyküler, dereceye giren di­ğerleri ile birlikte kitaplaştırılarak yayınlandı. Yarışmaya katıldığı öykülerden biri olan “Sarı Bekir“de, öykünün bir yerinde şöyle bir motif çizer:
           “Güneş evin sol tarafına vurduğunda, Fadime elindeki süpürgeyi yere bıraktı. Fistanını, pijamasının önünden çıkardı. Sarı Bekir, hâlâ ona bakıyordu.
        
O, evin sol duvarına yaklaşıp bir süre yönünü güneşe döndü. Sonra, ellerini usul­ca duvara dayayıp üç kere öptü, öptüğü yere her keresinde alnını dayadı. ” Bu motif, bugün Dersim’de yaşayan Aleviler arasında vardır. Mesut Özcan’ın üçüncü kitabı olan “Zazaca-Türkçe Sözlük”, 1997 yılında yayınlandı.
         M. Bedri Gültekin’in Zaza grameri ile ilgili bir önçalışmasını, önsöz yerine koyduğu çalışmada, Gültekin, “Bütün diller konuşma dilinden, bilim, siyaset ve ede­biyat dili olma aşamasına geçerken, uluslaşma sürecine bağlı olarak bir yörenin di­lini esas almış ve o yörenin dilinin, o dili konuşan bütün herkes tarafından benim­senmesini süreç içinde sağlamışlardır…” der ve ekler: Zaza dili çalışmasında Der-sim’in merkez yöresi ağzının esas alınması gerektiğini düşünüyorum… Ayrıca, siya­sal, kültürel ve tarihi açıdan bu yörenin konumu gözönüne alındığında, bu yörenin yadsınamayacak bir ağırlığa sahip olduğunu görürüz…”
          
Zazaca-Türkçe Sözlük, geniş yankı uyandırdı. Yeni Yüzyıl gazetesinin, “ülkemi­zin kültürel mozayiğine katkıda önemli bir ilk adım” diye sözünü ettiği çalışmaya, yine Kürtler arasından büyük tepki geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri Özcan’ın sözlüğünde, 34 harf kullanmasıydı. Bu harfler, c ile z arası bir ses veren “c” ve ç ile s arası bir ses veren “ç” harfleriydi.
           Mesut Özcan’a göre, folklor çalışmaları kültürel çalışmalardır. Kültürel çalışma­lar ise dil ile ifadelerini bulurlar. Dil ise, ruhsal olayları insanın yaşantısı haline so­kan ve bütün insan kültürünün temelini oluşturan, insan topluluğunu yaratandır. Türkçedeki karşılığı halkbilim olan folklor ile tarih biliminin amacı ve görevi ayrı ayrıdır. Çünkü her ikisinin amacı farklıdır. Örneğin, tarih bilimi, bir olayı gerçeğe uymayan öğelerinden arıttığı ölçüde görevini başarmış olur. Halkbilim için ise, ta­rih bilimin tersine, bir olayın gerçekteki biçimi ne olursa olsun, gerçeğe uyan ya da uymayan bütün yönleri önemsenir. Eğer her dil bir ulus olsaydı, dünyada 3 binden fazla konuşulan dil vardır, o halde 3 bin ulus ya da ırkın olması gerekirdi. Oysa he­nüz ulus olmamış kimi halklar, dil ayrımlarına karşın çoğu kez ortak bir edebiyat ge­leneği taşımışlar, örneğin öncelikle ortaklaşa bir halk destanına sahip olmuşlardır. Bunun özellikle belirgin bir örneği, elliden fazla değişik dil konuşan Kuzey Kafkas halklarının bir tek ortak destanlar dizisini, yani  ‘Narten-Söylenceleri’ni benimseme­leridir. Dolayısıyla dil, tarih; dilbilimi de tarih bilimi değildir….
            Mesut Özcan, Papirüs dergisinde çıkan “Dersim Ağıtları Üzerineadlı yazısın­da, “Dersim ağıtlarının konusu ne olursa olsun, kutsal yerlere, evliyalara, inanç öğelerine bolca yer verilir diyerek, şöyle devam eder: “… Kaynağım Yunus’tan alan, onun etkisiyle doğan, ilk temsilcisi Kaygusuz Abdal olan ve XV.  yy’da meyda­na gelen Alevi Bektaşi Halk Edebiyatının özelliklerini taşırlar.”
         
Mesut Özcan’ın, Damar, Papirüs, Folklor/Edebiyat, Uzun Yürüyüş, Rewşen ve Dersim gibi dergilerde ve Roj, Siyah Beyaz gibi gazetelerde araştırma, inceleme, derle­me ve öyküleri yayınlandı.
             Yine 1999 yılı sonlarına doğru Kalan Yayınevi“ni  kuran Mesut Özcan, evli ve bir çocuk babasıdır.

Arama

ARŞİV

Eylül 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
Ziyaretçi Sayısı: