49- Ali H. Veziroğlu

ALİ HAYDAR VEZİROĞLU            ALİ  HAYDAR  VEZİROĞLU
           1946 Tunceli-Ovacık doğumlu. Dersim’in etkin bir aşiretinden, etkin bir ailenin çocuğu.
Çocukluğu alabildiğince serbest, coşkulu bir yaşam içinde geçti. Genç yaşında, Dersim’in temel karakteristik özelliğini taşıyan “farklı olma”,”farklı düşünme”, “baş eğmeme” katılığını her haliyle gösteriyordu. Bulunduğu yöre koşulları­nın katı aşiret sistemi içinde “çok şey” edinme­nin, huzurlu bir yaşamı sağlamada yetersiz kala­cağının bilincindeydi.
            Başlangıçta, ideallerini gerçekleştirmeyi, zen­gin olmaya bağlıyordu. Bunun için de, “sıfırdan zengin olan” kişilerin hayatı hakkında bilgiler edinmeye başladı. Ünlü Yunanlı Onasis’in hayat hikâyesini çok ilginç buldu ki, yanından ayırma­dı. O zamanlar,_Veziroğlu; “Zengin ve saygın ol­mak bir sınıf sorunudur. Üçüncü sınıf bir tren yolculuğunda, bir şans elde etmek olanaksız, an­cak, birinci mevkide yolculuk yapan biri için, bu söylenemez. Gecekonduda oturan yoksul biri, zengin olma şansını yitirmiş sayılır. Zengin ol­mak, ancak o sınıfın koşullarına bürünmekle olur” diyordu.
               Veziroğlu, Gediz Depremi’nde üstenci olarak inşaat yapma olanağını elde ettikten sonra düşün­celerini yaşama geçirmeye başladı; çevre ve yer değiştirme ile işe koyuldu.”Güder” soyadını, “Veziroğlu” olarak değiştirdi. Atak ve gi­rişimci kişiliğine, cesaretini ekleyince, sistemle bütünleşmesi güç olmadı. Kredi verecek bankalar, bu yeni “yüzü” kapıda karşılamaya başlamıştı. Veziroğlu; “boğulursam, bü­yük denizlerde boğulurum ” diyor ve ilave ediyordu: Hem sonra kazanmasam da, be­nim kaybedeceğim bir şeyim yok…” Başlangıçta, iş almak için girdiği ihaleleri büyük kı­rımlarla aldı. Bu nedenle bir süre “sıfır” ile  dost yaşadı, hatta sıfırın altına girdiği zaman da oldu. Sıkıntılı anlar geçirdi. Ancak, hiçbir zaman cesaretinden, azminden ödün vermedi. Hep hırsını ileri sürdü, dolayısıyla yıkılmadı, İhale yoluyla aldığı inşaatları, eksiksiz, en iyi şekilde teslim etmesini bildi. .
                Veziroğlu, 1977 Genel Seçimlerine CHP’den girdi, kazandı. 12 Eylül 1980’e dek, TBMM’de, Tunceli Milletvekili olarak bulundu.

                   K. Maraş Olaylan ve Veziroğlu:
              
20 Aralık 1978’de, K. Maraş sinemalarından birine patlayıcı madde atıldı. Ardından,  “Sinemayı Alevi komünistlerinin bombaladığı söylentisi yayınlandı. İki solcu öğret­men, sağcıların saldırısı sonucu öldürüldü. Bir gün sonra cenazeleri kaldırıldı.  “Cenaze törenine katılanların, camileri ateşe verdiğisöylentisi, Sünni mahallelerine hızla yayıl­dı. Bunun üzerine, sopalı, bıçaklı, silahlı gruplar, belirlenen Alevi evlerine saldırdı. Sal­dırıda, yüzün üzerinde günahsız insan öldürüldü. İktidarda CHP vardı. Başbakan da Ecevit’ti. Hükümet, bu açık, planlı katliamı yumuşatıcı sözlerle geçiştirme geleneğini sürdürüyordu. Buna karşın, Milletvekillerinden hiç biri parti başkanlarını aşacak bir tavır sergileyemedi. Onca deneyimli parlamenter içinde, gerekli duyarlığı, salt Ali Haydar Veziroğlu gösterdi. Meclis’te, CHP grubunda, etkili konuşmalar yaptı. Ardından 30’a yakın milletvekilini (çoğu Alevi inançlı), yazıhanesinde topladı. Ortak bir tavır önerdi. Olumlu bir karar alınmayınca, Hükümetin “ihmalini” gerekçe göstererek, kişisel kara­rının CHP’den ayrılmak olduğunu açıkladı. Bu girişimle etekleri tutuşan Ecevit, Vezi­roğlu’nun peşine düştü, yardımcıları Hikmet Çetin ve Mustafa Üstündağ ile birlikte 4-5 saat Ali Haydar Veziroğlu ile olayı tartıştı. Hükümetinin ihmalini kabulle, içişleri Bakanı’nı görevinden aldı. Yerine, Hasan Fehmi Güneş’i atadı. Ve 26 Aralıkta Ankara, İs­tanbul dahil, 13 kentte sıkıyönetim ilan edildi. Ecevit’in, hükümeti adına, suçluların yakalanacağı, gereken cezaya çarptırılacağı” sözü üzerine, Veziroğlu istifa etmekten vazgeçti. Sonunda, siyaset oyunlarıyla, bu olayda da hukukun üstünlüğü geçersiz kılın­dı. 1993 yılında, Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılan 37 can  K. Maraş Olayı’nda bedel ödetilmemenin yansıması oldu.                                          ***
              Demokratik Barış Hareketi (DBH), siyasi tarihimizde bir ” İlk” tir. Veziroğlu, 1995 yılında, on bin kişilik bir toplulukla Atatürk Spor Salonu’nda Demokratik Barış  Hareketi’ni kurdu. DBH Programı; uzun süren bilimsel bir çalışma sonunda elde edildi. Vezi­roğlu, programa akıllı bir işadamının duyarlığı ile, “bir bilene” değil, “Doğu Raporu” gibi çalışmalarıyla ünlenen Prof. Doğu Ergil başkanlığında, 12 dalda, üniversitelerin yetkili hocalarına hazırlattı. DBH programı, siyasi tarihimizin en demokratik, en çoğul­cu, toplumu renkleriyle kucaklayan, birçok soruna seslilik getiren, nitelikli bir siyasal program oldu, uzun süre medyada tanıtıldı. Yoksul çoğunluğun umudu oldu.
             DBH’nin, “Demokratik Barış Partisi “ne dönüşümü aşamasında, yazımsal ve görsel medyada, halka duyurulan bu (isim) de, bir başka parti kurularak DBH sabote edildi. Bu nedenle DBH, “Barış Partisi” olarak yaşama geçti. Bu işlere Doğul Ergil’in de adı karıştı. DBH ve programı, birçok yenilik içeriyordu. Veziroğlu, programda, öngörü­len yenilikçi girişimlerden biri olan “Diyanet” için şöyle der: DBH’nin programında, Diyanet’in özerk hale getirilmesini biz vurguladık. Diyanet’in giderlerinin milli bjitçe-den değil de, gönüllülük esasına dayalı olarak kendini Diyanet’te temsil ettirmek isteyen yurttaşlarımız tarafından karşılanmasını yazmıştık  programımıza. İkincisi, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını ve seçmeli olmasını istemiştik. Üçüncüsü, Milli Eğitim Bakan­lığı yazımlarında, özellikle Alevi vatandaşları ilgilendiren aşağılayıcı suçlamaların kal­dırılmasını istemiştik. Bu üç istekten dolayı, DBH’nin aleyhine Yargıtay Başsavcılığı da­va açtı.”
          
Bu söylem de, siyasi tarihimizde bir “yenilik”tir.. Yasalar arası, çifte standardı kaldırmaya yönelikti. Anayasamızın “laik” devlet anlayışına göre; devlet ile din işleri ayrılmıştı. Başka bir deyimle, devletin dini olmazdı. Dolayısıyla, “laik” devletin din işle­rini yönetmesi, din işleri için genel bütçeden para ayırması, laikliğe ve Anayasaya aykı­rıydı. Ayrıca Diyanet’in, salt Sünni inanca hizmeti, bir tek inanç zorunluluğu oluyordu. Nitekim DBH, bu davadan aklandı.
              Dikkat edilirse, gerici akımların Cumhuriyet ilkelerine karşı ilk hareket yeri, cami kapılan, Alevi katliamları, şeriat yürüyüşleri, cuma namazından sonra, yine cami kapı­larında başlatılıyor. Türkiye’de yüz bin cami var. Beş yüz bin kişi, “Diyanet” yoluyla, genel bütçeden besleniyor. Bu güç, büyük boyutta siyasetteki dengeyi, gerici hareket le­hine bozuyor. Hükümetlerin zaman zaman şikâyet ettiği bu gücü, devletin kendisi bes­liyor, sonra da “gerici-şeriatçı” şikâyeti ile ele alınıyor.  Veziroğlu, kirlenen siyaseti, tıkanan devleti, liderlerin beceriksizliğine bağlar:
            “Son 30 yılda, bu ülkede 50 bin insanımız öldü. Kürtçülük adına öldü, Türkçülük adı­na öldü, sağ adına öldü, sol adına öldü, Alevi olarak öldü, Sünni olarak öldü. Evet, 50 bin vatandaşımız öldü. Türkiye’nin birçok sorunu var. Bana sorar, nedir? dediğiniz za­man, ben, ilk sorun liderlerdir, derim. Evet, Deniz Baykal’dır, Tansu Çiller’dir, Mesut Yılmaz’dır, Bülent Ecevit’tir, Recayi Kutan’dır derim.” Bu gerçek bugün devam ediyor.
               DBH veya BP hareketinde;”Veziroğlu doğru yaptı”, “yanlış yoldadır” diyenler ol­du. Veziroğlu’nun toplumsal muhalefetin -halk çıkarına  dayanan- liderlik bilinci, belir­gin biçimde, “farklı olma”, “farklı düşünme” yapısından kaynaklanıyordu. Liderin ay­rıcalığı, bu farklı düşünmededir.
              Veziroğlu’nun anlatımlarında; devlet, her türlü soygunla, sömürüyle kuşatılmıştı. Aydın kırımı, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, işkence karşısında toplumsal huzursuzluk, hoşgörü sınırını aşmıştı. Böylesine bir ülkede yaşam, yoksul halk kesimi gibi, iş adamları için de çıkmazdı. Bu nedenle DBH’nin ülke duyarlığı ile varoluşu yad­sınamazdı. Veziroğlu, bu durum karşısında olanak arayan, siyaset yapma arzusunu sık sık dile getiren, çaresiz halk kesimine önderlik ederken, şöyle haykırıyordu: “Size güve­niyorum. Ortaya varlığımı koyacağım, inancımı koyacağım, hayalimi koyacağım, eme­ğimi koyacağım, bunlarla şirketlerimin önünü kapatacağım ve mücadeleyi birlikte vere­ceğiz, yeter ki birleşin, el ele, gönül gönüle olun, gelin çalışın” dedi ve sözüne sonuna kadar sahip çıktı. Türkiye genelinde 500 yer kiraladı, bir o kadar da araba aldı (benzini dahil), bunları, her türlü bilgisayar, faks, telefon ve mobilya ile donattı. Tarihimizde bir “ilk”ti  ve ilkeye imzasını attı. Gerisi, halkı ilgilendiriyordu… “BİZ TÜRKtYELt’YlZ, ADLARIMIZ FARKLI, SOYADIMIZ TÜRKİYE” sloganı, anılarını süsleyecek.
               Soldaki partiler ve liderlerinin sol kimlik bunalımı devam ediyordu. CHP, “İstanbul il başkanlığını Kürt ve Alevilerin elinden aldık” diyebilen bir liderin arkasında erirken, DBH’ni içine sindiremedi. Yardımcı olacağına, yıprattı, kısır döngü içinde döne döne, kayboldu. 1995 seçimlerinde Veziroğlu, CHP’yi Meclis’e taşımıştı. Ancak CHP, 1999 seçimlerinde de uyanamayınca, küçük partilere kurduğu baraj tuzağına kendisi düştü. Kendilerine “Sol” diyen partilerin hiç biri, BP’nin programını tartışamadı. Karşı tepki­leri, salt; parayı nerden buldun? Alevi partisini mi kuruyorsun? oldu. Veziroğlu’nun, bunlara 1999 Genel Seçimlerinde yanıtı, çok anlamlı:
            “1. Benim şirketlerim var, onların parasını kullanıyorum, defterlerim Maliye’ye açık.. 2. soru için de; bu bir ayrımcılık, onun ötesinde bir bölücülüktür… Şu anda 21 par­ti seçime giriyor. 21 partiden 20 partinin Genel Başkanı Sunni dir  Peki, neden bu 20 partiye, Sünni Partisi misiniz? diye bir soru sorulmuyor. Sadece bir partinin Genel Baş­kanı Alevi olarak ben olduğum için, Alevi partisi misiniz? diye soruluyor. Biz, DBH’nden başlayarak Türkiye Toplumsal Barış Projesi, Yeniden Yapılanma Programı’nı benimseyen, özümseyen, sahip çıkan, inanç ayırımı yapmadan, sağda olsun, solda olsun, geçmişinden sorumlu tutulmadan, herkesi parti olarak kucaklıyoruz. Partinin bü­tün örgütlerinde Alevi azınlıkta.  Somut bir örnekle yetinirsek, GYK’da 21 kişi. 16’sı Sün­ni, 5 Alevi var. 21 kişinin % 45’i hanımdır. Gençliği önde tuttuk, % 25 kota verdik. Yi­ne devam edeyim, seçimde güçlü olduğumuz illerde Ankara, İstanbul, İzmir dahil, 14 il­de liste başı kadın ve bunların dördü Alevi inançlıdır. Üzülmemek mümkün değil. Bu ül­kede insanlar neye dayalı olarak suçlanıyor, yargılanıyor?
         
  ‘Barış Hareketi’nin kurucusu Ali Haydar Veziroğlu, Kürt kökenli. Alevi iş adamı’ dediler… Ama bir Vehbi Koç’a, Sünni demiyorlar, Sakıp Sabancı’ya, Sünni işadamı de­miyorlar. Bu bir ayırımcılık, bölücülük Haksızlık değil mi peki?
          
 Arap yarımadası ‘na gittiğimiz zaman, Hz. Ali ile Mudviye arasında bir çatışma var. Orada Ali haklı, Muaviye haksızdır. Mağdur olan Hz, Ali’dir. Yezit ile İmam Hüseyin çatışmasında haksız Yezit’tir, mağdur düşürülen, haklı olan İmam Hüseyin ve ailesidir… Çaldıran Savaşı’na gelindiği zaman bir tarafta Şah İsmail, bir tarafta Yavuz Sultan Se­lim; kendi imparatorluklarını genişletmek için Çaldıran ‘da karşılaşırlar. Yenen ve ye­nilenden sonra ne oluyor? Neticede 40 bin Anadolu Alevisi kılıçtan geçiriliyor. Kalan Aleviler, dağlara kaçıyor. Yani halk kendi devletinden korktuğu için kaçıyor… Bu gün de ezilenler, yine Aleviler olmaktadır. Gelinen noktada, ezilen, horlanan halk kesimleri­ni beceriksiz politikacıların elinden kurtarmak zorundayız.
          
Aleviler, Maraş’ta öldürülüyor; CHP iktidarda… Aleviler, Sivas’ta yakılıyor; SHP iktidar ortağıdır. Bu defa Gazi’de, insanlar sırtından vuruluyor; yine SHP suç ortağı­dır. Bu olaylar karşısında duyarsız kalan bu partilerin, bu insanlardan oy talebi affedil­mez bir pişkinliktir. Şimdi vatandaşlar; denenen ve memleketi bu hale getiren bu lider­leri tekrar seçme yoluna giderse, ülkesine ve geleceğine gerçekten en büyük kötülüğü yapmış olacaklar. İki dakika elinde bulundurduğun o mühür, ülkenin, senin ve çocuğu­nun geleceğini belirler.” (Veziroğlu’nun Flaş TV’deki konuşmasından)
            Seçim yapıldı. Seçim sonuçlan Veziroğlu “halkı, layık olduğu yönetime” ulaştıramadı. Barış Partisi, benzeri partiler ve halkın hür iradesi, devlet bütçesinden beslenen kurulu düzen partilerinin, kurulu baraj tuzaklarına takıldı. Ali Haydar Veziroğlu, yardımseverliğini  partinin kapanışında da gösterdi. Parti teşkilatının bütün bilgisayar, telefon, faks, tele­vizyon, mobilya gibi malvarlığını Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışladı. Tunceli köy­lerinin yakılmasından sonra, açıkta kalanlara yaptığı yardım, belleklerden silinmezken, Marmara Depremi’ne ikiyüz milyar nakitle  160 dönüm arazi üzerinde kurulu 6500 m2 kapalı inşaatı, tüm tesisleriyle Deprem Kriz Merkezi’nin emrine verdi.
            Ali Haydar Veziroğlu, her türlü ayrıcalığı ve sivrilikleri ile Türkiye gündemini renklendiren ender işadamlarından biridir.

 

Arama

ARŞİV

Ekim 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Ziyaretçi Sayısı: