12- Feridun Fikri

 

            FERİDÜN FİKRİ  DÜŞÜNSEL      ( TBMM 2. Dönem Dersim 3.4.5. Bingöl Mebusu
           FERİDUN FİKRİ
              “1883 İstanbul, Eminönü. Bayazıt, erebatan Mahallesi 1 numaralı evde doğdu.Babası roman yazarı Mehmet Münel Bey, annesi Bedriye Hanım’dır. Fatma Jülide ile evliydi. Fatma Sevinç ( Düşünsel , XIII’üncü Dönem Kars Milletvekili) ve Mehmet Engin’in babasıdır.
              
Tefeyyüz Okulu’nda, Mercan İdadisi ve İstanbul Lisesi ‘nde orta öğrenimini tamamladık tan sonra İstanbul Hukuk Mektebi’ne girdi.  Burayı  1914 ‘te bitirdi. Aynı yıl yedek subay adayı olarak orduya katıldı. Çanakkale ve Filistin muharebelerinde sahra topçusu batarya komutanı olarak, hizmet verdi. Terhisinden sonra 1920’de İstanbul Barosu’na girip Avukatlığa başladı. 1923’te Paris Hukuk Fakültesi’nde, ‘Türkiye’de Anayasa Hareketleri’ konulu tezini vererek Hukuk Doktoru oldu. Fransızca bilirdi.
           
TBMM’nin II. Dönem seçimlerine katıldı. 25.6.1923’te 145 oy alarak Dersim ‘den milletvekili seçildi. 11.8.1923’te Meclis’e katıldı. Mazbatası 12.8.1923’te onaylandı.
           
Bu arada Terakki Perver Cumhuriyet Fık­rası ‘na girmesi (1924) sebebiyle iki kez istiklâl mahkemesi ‘ne verilir, ikisinde de beraat eder. Parlamentoya ikinci defa CHP milletvekili olarak Bingöl’den girer.
          
Adliye, Kanunu Esasi, Memurin Muhakemat, Tütün ve Sigara Kâğıdı İnhisarı Layıhasını Tetkik ve Kadastro Komisyonları üyeliklerinde, 4 ‘üncü Şube Adliye Komisyonu, Kanunu Esasi Komisyonu, 5’inci Şube Kâtipliklerinde ve Adliye Komisyonu öncülüğünde bulundu.Ankara ve İzmir’de uygulanacak Sükna Kanunu, Cinayet Mahkemeleri’nde Jüri Teşkili, Dersim Vilayeti, Hâkimler, İhtiyat Zabitleri, Avukat-Un, Mübadele, imar ve İskân Bakanlığının kaldırılması. Seçim Kanunu, Men’i Müskırat. Şurayı Devlet, Yol Bedeli ve Divanı Muhasebat konularında kanun teklifleri, arkadaşlarıyla birlikte verdiği 15 konuda önergeler, Genel Kurul’da 180 değişik ko­nuda söz alarak 575 kez, rekor sayıda konuşmaları vardır.
            
Müstantiklik imtihanı, Gaz Fiyatları, Adli Islahat, Adli Memurların Maaşları, Dersim’in Başvartanik Nahiyesi Asayişi, Elâziz Seçimi, Keskin Gazetesi, Sırbistan Müslümanları, Amele Kongresi, Yedek Subaylar, Dersim Köprüsü ve Elâziz-Erzincan Şosesi hakkında soru önergeleri vermiştir.
          
Bingöl’den VI, VII, VIII ve IX’uncu dönemlerde de milletvekili seçilen Feridun Fikri Düşünsel, 23.12.1958’cle öldü.” (Türk Parlamento Tarihi)
            Vet. M. Nuri Dersimi, Feridun Fikri Düşünsel ile ilgili; “1924’te Seyit Rıza’nin Hozat’ı Kuşatması” başlığın altında şu bilgiyi verir:
             “1924’te Mustafa Kemal, Halk Fırkası adına Feridun Fikri’yi aday göstererek Hozat merkezine göndermiş ve O’nun mebus seçilmesini sağlamak için propaganda­ya başlamıştı. Feridun Fikri, Dersimli ve milletlerarası üne sahip hukukçu Lütfi Fik­ri’nin amcazadelerindendi. Kürt olmasına rağmen, Türkçülüğüyle tanınmış ve bu amaç uğrunda Mustafa Kemal’le işbirliği yapmış biriydi. Bu zat, ırkının kendisine vermiş olduğu zekâyı yabancılar adına kullanmakta olmasına rağmen, bir gün Kürt bağımsızlığını kabul ettiği taktirde, iyi bir Kürt siyasisi olabilecek bir yeteneğe sa­hipti. Fakat tuttuğu yol gözönüne alınarak, Dersim mebusu adaylığını Seyit Rıza ka­bul etmedi. ”
             Bu sırada Terakki Perver Partisi’ne geçmiş olan Dersim Mebusu Hasan Hayrı kaçarak, Mustafa Kemal aleyhinde harekâtta bulunmak üzere Seyit Rıza ‘ya sığın­mıştı.
           
Seyit Rıza, Mustafa Kemafe çektiği telgraflardan birinde, Feridun Fikri’nin ile­ride Mustafa Sağır gibi kendisine suikastte bulunacağını bildirmesi üzerine, Musta­fa Kemal cevabında, Feridun Fikri’nin sadık ve vatanperver bir şahıs olduğunu bildirerek. Baytar Nuri’yle Hasan Hayri’nin ihanetleri dolayısıyla Dersim’den çıkarıl­masını tavsiye ediyordu.
            
Dersimliler, Hasan Hayri’nin, Dersim Kürtleri’ni temsil etmekte olduğu^konu­sundaki ısrarlarını sürdürüyordu. Bu amaçla, Seyit Rıza bin-iki bin Kürt’le Hozat merkezini kuşatarak, Ankara Hükümeti’ne baskı yapıyordu. Hasan Hayri, Mustafa Kemal’e ve O’nun partisine karşı olduğu için adaylığının hükümetçe sakıncalı bulu­nacağından şüphe yoktu. Halbuki, Dersimliler bu kanuni sakıncaları dikkate almak­sızın kendi istedikleri kimseleri mebus yapmak istiyorlardı. Gerçekte ise yapılmak is­tenen şey seçim adı altında bir tayinden ibaret. Hozat Valisi, basit bir mazbata tan­zim ederek, ‘seçimde kazanmıştır’ diyecekti, işte, aşiretler böyle uydurma ve mazba­tayla Feridun Fikri’nin mebus çıkarılacağını haber almış ve Hozat’ın kuşatılması şiddetlendirdiler. Hozat’ta bulunan jandarma kuvvetleriyle çarpışmalar oldu ve Fe­ridun Fikri yaralandı. Bu sırada Elazığ’dan gelen asgari taburların himayesinde Fe­ridun Fikri, Elazığ’a kaçmayı başardı.”        
               Osmanlı’nın son dönem, Ankara’nın 1. Dönem “Dersim Mebusu” Lütfi Fikri Bey, 1923 seçimlerinde tekrar Dersim mebusu olmak için başvuruda bulunur. Lütfi Fikri Bey, II. Grup’ta; yani TBMM’de muhalefet grubunda yer aldığı için bir oyuna getirilir. Göreve olan tutkunluğu göz önüne alınır ve seçim için Dersim’e gideceği sı­rada başka bir yere, önemli bir konferans için Mısır (Kahire’ye)gönderilir. Konferans  belkendiğinden çok sürer. Lütfi Fikri Konfransa görevini sonuna kadar sürdürür.
           Lütfi Fikri, kendi başvurusunun geçersiz sayıldığı, yerine Feridun Fikri Bey’in Dersim Dersim mebusu seçildiğini, oyuna getirildiğini anlarsada, yeğeni seçildiği için sesini çıkarmaz.  Dersimliler ilk başta Feridun Fikri Bey’i, Lütfi Fikri sanırlar. Sonradan, ayrı kişiler olduğunun farkına varırlar. Zaten seçimde  vali: “126 oy almıştır kazanmıştır diye Ankaraya bildirmesi yererli görülmiştür. 
           Yukarıda anlatılan Hozat kuşatmasından sonra Feridun Fikri, Dersim Mebusu mazbatasını alır, TBMM’ne katılır.
            Feridun Fikri, Dersim Mebusu  seçiliş tarzını unutmadı, mihnet borcunu TBMM’de etken siyasal otoriteden yana tavır koymakla ödedi. Mecliste, iktidar grubunda yer almakla yetinmedi, bu grubun içinde en çok konuşan, hırçın üyeleri arasında başı çekenlerden biri oldu. Grubunun, kimi af edilmez teklif ve hatalarına karşı sustu, ya da hukuki polemiklerle karşı çıktı.
            TBMM Genel Kurulunda, 180 değişik konuda söz alarak, 575 kez, rekor sayıda konuşmaları olan Feridün  Fikri Bey, yetkili tüm hukukçularca hukuk dışı kabul edilen Tunceli Yönetimi Hakkında Kanun’nun çıkarılışı sırasında susar, gıkını bile çıkarmaz. Yönetime hukuk dışı yetkiler veren, Meclis ve yargı denetimini dışlayan bu yasanın yaratacağı insanlık dramını ve toplumsal acıyı algılamaması olası değil. İlk kez Meclis’e bu bölgeden seçilen Feridun Fikri’nin, tekrar mebus olabilme karşılığında bu suskunluğu sürdürdüğünü düşünmek güçse de, iyi bir hukukçu olan F. Fikri’nin bu kanunu içine sindirmesini anlamak daha da güç.
             TBMM’nin 1923’te seçim karan almasından sonra Mardin Mebusu Necip Bey “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” değişikliğini bir önerge ile meclise sunar (TBMM Cer. C. XIX. s. 31)
             Önergeye göre; saltanatın kaldırılması, hukukun geçerliliği, hakimiyetin mecliste olduğuna karşı her türlü yazı, söz, düşünce, muhalefet “vatan hainliği” olarak kabul edilecektir (TBMM. Zab. Cer. XXIX. s. 32)
            TBMM, önergeyi kabul etmez, geri çevirir. Ancak Necip Bey, 15 Nisan 1924’te önergesinin yeniden görüşülmesini ister. II. Grubun direnmesiyle, oylama sonucunda 130 kişiyle çoğunluk sağlanamaz. Ne ki, konu aynı gün yeniden gündeme gelmiş, bu kez, önergenin görüşülmesi kabul edilmiştir.. II Gruptan, İzmit Mebusu Sait Bey bu kanunla, fikirlere, düşüncelere pranga vurulduğu, özgürlükleri kısıtladığı, bununla hürriyetlere karşı çıkıldığı, faşizmin geçerliliği istenmektedir, şeklinde savunmada bulunur (a.g.e., s: 188)
            Sait Bey’in özetlediğiniz bu konuşmasına Feridun Fikri, cevap niteliğini taşıyan faşizmi öven 22 Nisan 1923 tarihli Yeni Gün gazetesindeki makalesinde şunları yazar:
           Kendimi birdenbire Moskova’da komünizmin en kudretli bir köşesinde zannettim.Bütün Avrupa faşizmin cihana getirdiği emniyet ve neş’e ile ona doğru atılırken, bu suretle,sanki pek tehlike bir şeymiş gibi görülmesi beni derin derin düşünmeye sevk etti.Faşizm korkulacak bir şey addolunamaz. Bilakiz bizim gibi ırkların yapmış olduğu ve onu yaşatmaya azmetmiş milletler için faşizmden çıkarılacak düşmanlara hıyanet etmeyi bildiğimiz içindirki Hıyanet-i Vataniye Kanunu tadil olunabilirdi.”
           
Kanunda yapılan bu değişiklik ve faşizmi öven F. Fikri Bey’in makalesine karşı tepkiler yoğunlaşır. Bunların başında eski Dersim Mebusu ve İstanbul Barosu Başkanlarından akrabası Lütfi Fikri Bey gelir. Lütfi Fikri Bey’in “Mebusan-ı Kirama Açık Mek­tup” başlığında derin hukuk bilgisini içeren, oldukça uzun makalesinden bir bölüm şöyle:
            Muhterem Efendiler
            
Gazetelerde görüldüğüne nazaran rüfeka-yı muhtereminizden Mardin Mebusu Necip Bey Meclise şu yolda bir maddeyi kanuniye teklif eylemiş: ‘Saltanatın ilgasına, hukuk-i hakimiyetin gayri kabil-i terk, tecezzi ve ferağ olmak üzere Türkiye halkının mümessil-i hakikisi olan meclisin şahsiyet-i maneviyesinde mündemiç bulunduğuna dair
I Teşrinisani tarihinde ittihaz edilen karar hilafında veya meclisin meşruiyeti aleyhinde kavlen, fiilen, tahriren muhalefet ifsadat ve neşriyatta bulunanlar hain-i vatan addolunur.
            
Muhterem efendiler, refikiniz Necip Bey’in teklifi kanunisi bu milletin hayat-ı hürriyet ve tekellümünde yeni devre açacak kadar mühim ve aynı zamanda vahimdir. Vahimdir çünkü eğer bu teklif kanuniye! iktgap-ederse memleket yeniden müthiş bir inkilap devresine ve onun bütün zulmetlerine, negâhami vakıalarına girmiş olacak­tır. Bundan ise milletin artık nasıl çıkacağını Allahtan başka kimse bilemez.
            
Muhterem efendiler böyle bir kanun ancak ihtilâl devreleri ve onların da en vahim had bir şekl-ü suret aldığı zamanda için kabil-i tasavvurdur. Bu gibi şeyler bir milletin sara-i ihtilâl ile ihtilaca uğradığı ve nöbetler geçirdiği anlarda akl-ü basi­retten ziyade bir eser-i humma olarak zuhur eder ve bence âfât ve mesaib sebebiyet verir. Zavallı milletimizin en ziyade huzur ve sükûnete bunca müsebet ve felaketleri­ni, açtığı yaralarını sarmaya şöyle biraz kendini dinleyerek çiftine çubuğuna, tavla­sına, işine gücüne bakmaya muhtaç olduğu bir zamanda ona yeniden müthiş bir humma mikrobu zerk edilmese çok iyi olur. Çünkü korkarım ki, bu zayıf vücut artık ona dayanamasın, ölsün.”
          
Lütfi Fikri’nin, Feridun Fikri’nin eğitimini sağlayan, Paris’e gönderen, üstün hu­kuk misyonunu kazanmasında önemli maddi ve manevi katkıları oldu. 1923 seçim­lerinden sonra, yeğen Feridun Fikri’de görülen düşünce değişikliklerinden sonra  araları  iyice açıldı.
          Nitekim, 1934 yılında Lütfi Fikri’nin ölümünden sonra yeğen Feridün  Fikri, Beyoğlu Noterliğine başvurarak vasiyetinin açılmasını istedi. Açılan vasiyette, Lütfi Fikri’nin yüklü sayılacak servetinden varislerine tek kuruş ayırmadığı ve varlığının tümünü İs­tanbul Üniversitesi’ne bıraktığı, bilimsel çalışma yapanlara ayırdığı görüldü ( Lütfi Fikri bey portrasine bakınız ).                                                                                                              ***

Arama

ARŞİV

Şubat 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728  
Ziyaretçi Sayısı: