25- Fethi Ülkü

              FETHİ  ÜLKÜ
            (  TBMM üç dönem Tünceli M.Vekili)

              1928 yılında Elazığ’da dünyaya gelen Fethi Ülkü,ilk ve orta öğreniminden sonra, Ankara’da Gazi Terbiye Enstitüsü’nün Fransızca bölümünü bitirdi. Erzurum, Elazığ, Ankara’da Anafartalar Lisesinde, T.E.D. ve 19 Mayıs Kolejleri’yle, Özel İktisat ve  Ticaret Yüksek Okulu’nda öğretmen ya da okutman olarak çalıştı.
               1952’de, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir yıl süre Fransa’ya gönderildi. 1954’ten itiba­ren Uç dönem Tunceli ilinden milletvekilliğine seçildi. Parlamentoda Milli Eğitim Komisyonu Başkanlığı, CHP Grup Başkanvekilliği, Avrupa Konseyi Danışma Meclisi Üyeliği gibi görevler­de bulundu. Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da yapılan uluslararası toplantılarda parlamentomu­zu temsil etti. Seçim bölgesinde, özellikle eğitim alanında önemli hizmetlerde bulundu. 1965 yılı sonun­da, yasama görevi sona eren Fethi Ülkü, yeniden çok sevdiği öğretmenlik mesleğine döndü. 1977’de emekliye ayrıldı.
               Fethi Ülkü, çok genç yaşından itibaren, başta Halkevleri olmak üzere hayır kurumları, sosyal refah demeklerinde üye ya da yönetici olarak ça­lıştı. Kültürel konularla ilgilendi. Halen de T. Parlamenterler Birliği’nin ve kamu yara­rına birçok derneğin üyesidir.
                Fethi Ülkü, 1947’den beri yayınla da ilgilenmiş, birçok dergi ve gazetelerde makaleleri çıkmıştır. Yayınlanan kitapları şunlardır:
                  “Ülkü Fransızca Alıştırması, Fransızcada Article, Bir Bilginin Başından Geçenler (çeviri), Küçük Muharrir (çeviri), Mahatma Gandi çeviri), Kanserin Dostu Sigara, Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu (çeviri), Barışta Kahraman Kadınlarımızdan Öğret­men Hatice Sökmen.
                 
Baskıya hazır olanlar:
                   Dr. Albert Shwetitzer (çeviri), Küçük Matbaacı,{çeviri), Bunalımdan Mutluluğa, Anılarla Tunceli, İsmet İnönü’den Bende Kalanlar.
                  Fethi Ülkü, evlidir. Üç çocuğu vardır. Dört torun dedesidir. Halen, Ankara’da yaşamına devam etmektedir.
                                                    ***

       ek

             “Dersim’den Portreler”  kitabımı,  hazırlamaya başladığımda, ilk görüşmelerinden birini, Fethi Ülkü ile yaptım.  Dersim insanının sert, bir az de aykırı kişiliği yerine uyumlu, olumlu, kibar, incitmeyen, içten, sevecen bir kişilikle karşılaşmam beni rahatlatmıştı. Bu rahatlık karşısında, daha çok konuyu eşeleme, deneyimlerinden yararlanma,  cesaretini kendimde buldum. Fethi Ülkü’nün Ankara Emekte ki evine giderken Dersim için zengin olan kaynaklara ulaşacağımı düşünememiştim. Telefon etmiştim, beni iyi tanımıyor, ismen biliyordu. Elimde bir demet çiçek yanımda eşim vardı.. Kapıyı  Fethi Ülkü açtı. Ben:
             -Hocam size telefon etmiştim, ben Hüseyin Akar  yanımdaki eşim. Talebeniz olamadım ama ben Dersim’liyim, çıkarmayı düşündüğüm bir kitapla ilgili sizinle danışmaya geldim.
             -Evet evet lütfen diye bizi içeri aldı. Hal-hatırdan sonra söze söyle başladım: 
             “Sayın hocam,  Dersim’in yetiştirdiği değerlere, elimizden geldiğince,  sahiplenmek,  onları değişik kişilikleriyle ortaya çıkarmayı ve bunları,  bir kitap halinde yayınlamayı düşünüyorum. Bu güne değin “Dersim ve Dersim’liye  reva görülen,  potansiyel suçluluk, yöreli olmayı  sakıncalı bir duruma getirmiştir. Oysa sanat, edebiyat, hukuk, siyaset, bilim sahasında ün salmış birçok Dersim kökenli değerlerimiz var. Anadolu kültürünü en önemli kaynaklarından biri Dersim’i, özgürlükçü geleneğiyle ele almak bize düşer…”
              Sevinci, göz bebeklerine yansımıştı. Yerine duramıyor adeta uçuyordu. Sonra uzun sure  sohbet ettik, daha doğrusu durmadan kendisi anlattı. Fethi Beyin  uzun suren  öğretmenlik deneyimleri bitmiyordu. Ben ikide bir “Dersim’den söz etmesini isteyince,  beyefendi kişiliğinden kaynaklanan bir yaklaşımla elimden tuttu  ve çalışma odasına, evinin yarısını kaplayan kitapların dünyasına götürdü. Bir sürü belge ve fotoğraf gösterdikten sonra iki  “kitap”  hazırlığından söz etti;
               İlki  “İsmet İnönü’den bende kalanlar”, diğeri  “Anılar la Tünceli”. Hoca’nın bu sıcak yaklaşımından yararlanmak istiyordum. Aramızda ki söyleşi konuya paral  gelişti:
              - “Hocam niçin “Dersim”değil de Tunceli?  
                – Bunu bana bir  başkası da sormuştu.. Ben bir şey söylediğim zaman “bağırmayı” uygun görmiyorum. 
    
           – Peki, anlattığınız, sizden önceki bu değerli kişiler (Hüseyin Fikri paşa, Lütfi Fikri Feridün Fikri Düşünsel ve kendisi Dersim Kıl Köylüdür) Dersim “Mebusu oluyor da , neden “Dersimli” olamıyor..  Bunların Kıl’lı olduklarını ben ilk kez sizden yeni duyuyorum. 
                – Onlar da öyle,  nereli oldukları önemli değil, hele “o yerli olmak” bir engel teşkil ediyor, sakıncalı oluyorsa, “oralı”  olmak veya olmamak,  amaçlarını gerçekleştirmek yanında önemsiz kalır. Ben Kıl köylü olduğumu gerekli gördüğüm yerde söylüyorum, ancak bağırmıyorum.Bağırmayı şu anlamda kullanıyorum; Tunceli yerine  Dersim demek bence bağırmaktır.  Bağırarak bunu deklere etmemi isteyenler var, öyle değerlendirebilir.
            – Peki, hocam bu akrabalarınla bir diyalogun oldu mu?
            – Oldu, onların “Kıl” dan gitme, bizim akrabalar olduğunu duyardım. Lütfi Fikri’nin Büyükada’daki köşküne gittim, akrabası olduğumu söyledim. Çok iyi davrandı, ilgilendi. Hatta Fransızca kitaplar verdi, beni yolcu etti. Ancak ikinci gidişimde buruktu. Beni yolcu edince koluma girdi, kulağıma “bir daha bana gelme” dedi çok üzüldüm, bir daha uğramadım.. Çok sonraları, “Köşkünde gözetim altında tutulduğunu” öğrendiğim de üzüntüm ikiye katlandı..
               
Fethi Ülkü Hoca yaşlanmıştı, dışarı çıkamamak,  dostlarla, özellikle Tunceli’lerin genç dimağlarla buluşamadığından yakındı. Ben sevinçli ve rahattım. Fethi Ülkü’den yüklü bilgiler edindim. Kıl Köylü Hüseyin Fikri Paşa ve Kıl Köylü üç kardeşin öyküsünü bunlardan ikisidir.
                                                                                                         *

               KIL  KÖYÜNDEN OSMANLI SARAYINA“Çemişgezek, Bizans İmparatorlarının oturduğu, zamanın önemli ticaret merkezlerinden biridir. Bu, bir asır öncesine kadar devam eder. Uzun süre yörede bu merkez olmayı sürdürür. Desim hayvancılıkla uğraşır.  Yağ ticareti yapan,  Kıl Köylü  üç kardeş, her yıl katırlara yükledikleri yağ dolu tulumları,  Çemişgezek’e  görür satar, karşılığında kış ihtiyacını karşılar köylerine döner.
                1840.lı  yıllarından bir yıl havalar, çok sıcak gider. Sıcak havada tuluklara (keçi koyun postu) taşınan yağlar eriyeceğinden o yıl ancak kışa yakın Çemişgezek’a pazarına gidebilirler. Yağları satıncaya kadar kış başlar. Kar, fırtına, tipi uzun sürer, katırları Kıl Küyü’ne  geri götürme  olanağını bulamazlar. Bir zabit(subay)in öneriri ve yardımıyla bir kiralar  o kışı Çemişgezek’te geçirirler.  
                 İlkbaharla köylerine dönen kardeşler, o kış içinde kaldıkları evi  kendilerine bulan   ve yerleştiren Osmanlı zabitini (yardımına karşılık)  davet eder, Kıl  köylerine götürür, bir sure orada konuk ederler. Zabit köyde ilgisini çeken sevimli afacan, Uso diye çağrılan  bir çocukla hoş zaman geçirir. Çocuk yetim ve kimsesizdir. Çocuğu olmayan bu zabit, köyde ilgisini çeken bu çocuğu evlatlık edinmek ister ve çocuğun yakınlarıyla anlaşır.
                 Osmanlı Zabiti (subayı)  çocukla birlikte Çemişgezek’e döner. Bir süre sonra zabitin  tayini İstanbul’a  çıkar.  Zabit   Sarayda görevli olunca  çocuğu da Saray Okuluna verir.
                 Kıl Köylü “Uso” yani “Hüseyin” olan çocuk, İstanbul’da “Hüseyin Fikri, Hazat’ı Vilayet yapma başarısı ile “Hüseyin Fikri Paşa”  ve Kosova Valiliği başarısından sonra da  “Kosova Valisi Hüseyin Fikri Paşa” namı ile ünlenir. Gelişmeler söyle özetlenir:

                    HÜSEYİN FİKRİ PAŞA                                                                                  
                  1876 sonrası Osmanlı Saltanatının, Dersim’de arzuladığı teslimiyetçiliği, istediği  “hüsnü kabulü” görememesi,  Osmanlı Sarayı’nın  Dersim üzerine askeri güçler gönderilmesine neden olur. Ne ki  Dersim üzerine yönlendirilen güçlerin tümü,  Dersim aşiret güçleri tarafından geri püskürtülür, hiç biri yöreye sokulmaz.  Sarayın çaresizliği, sıkıntılara neden olur, Osmanlı Saray’ının,  otoritesi sarsılır; “Dersim’e sefer olur, zafer olmaz “ sözü bu dönemden kalma. Saray okulunda yetişen, itibar çizgisi yüksek, ancak “asaleti” ve pratikte bir başarısı olmadığı için de “Paşa” yapılmayan, bu nedenle önemli bir göreve atanamayan Hüseyin Fikri, bu durumdan yararlanmayı düşünür. Padişah’a çıkar; “Dersim’in dilinden ben anlarım, Dersim sorununu da ben çözerim” der, “tam” yetki ister. Padişah,  Hüseyin Fikri’ye istediği yetkiyi verir, Dersim’e  gönderir.
               O zaman Hozat: Mazgirt, Kızıl kilise (Nazimiye),  Kuzuçan (Pülümür), Ovacık,  Pertek, Çemişgezek, Pah ilçelerinin bağlı olduğu bu Mutasarrıflıktı.
               Dersim’e gelen Hüseyin Fikri, Aşiretlerin ileri gelen ağaları ve sözü geçenlerini toplar. Dersim kökenli olduğunu, unutmadığı Dersimce tümceler, esprilerle, onlardan biri olduğuna ikna eder.  Yörenin sorunlarını tartışmaya,  ortak çözümünün birlikte bulmanın  yararından söz eder,  yeni bir yapılanmayı birlikte, yapmayı önerir.
              Saray’ın talimatı ile Erzurum’dan gelen İbrahim ve Rüştü Paşaları da yanına alan Hüseyin Fikri, aşiret ileri gelenlerine, Saraydan aldığı yetki ve sorumluluğa yardımcı olmalarının Dersim halkının çıkarına olacağına,  aşiret reislerini ikna eder. 
              Hüseyin Fikri,  Dersim aşiretleri liderleri desteğiyle Hozat’ı vilayet yapma çalışmalarını başlatır. Ağalar-Beyler, yakınlarını vilayet memurluğuna atama yarışına girer. Vilayet olmanın o zamanki koşulu olan, yöre yardımını ve eleman teminini, aşiretlerin ortak istemleri doğrultusunda gerçekleştirir. Bu birlikten, Hozat kendi yağı ile kavrulan, Dersim’in il  merkezi olur.
              Dersim aşiretleri hoşnutluklarını Saraya bildirmekten gecikmez. Osmanlı Sarayı, Hüseyin Fikri’nin, bu başarısını, “Paşa ” unvanı ile değerlendirir. Hüseyin Fikri bundan sonra Hüseyin Fikri Paşa olur. Hozat’ta buluna “Fikri Paşa mahallesi” ve “Fikri Paşa Çeşmesi”, bu gün dek adını koruyor.
              Hüseyin Fikri Paşa, başka yere atanınca, Hozat Vilayeti mali giderlerini karşılayamaz ve 1888 ‘den sonra Hozat, tekrar mutasarrıflık olur. Hüseyin Fikri PaşaKosova Valisi Hüseyin Fikri Paşa .Kosova valisi Hüseyin Fikri Paşa olarak ününe ün katar

DERSİM’DEN  PORTRELER de yer alan:

 

1-LÜTFİ  FİKRİ    Osmanlı Mebussan Meclisinde Dersim Mebusu ve TBMM sinde 1.döneminde de en tavizsiz, en dürüst Mebuslarından Lütfi Fikri, bu Hüseyin Fikri Paşa’nın oğludur.
2-FERİDÜN  FİKRİ DÜŞÜNSEL     TBMM sinde 2. Dönem Dersim Mebusu, 4 Dönem de Bingöl Milletvekili, Meclis  Başkan Vekili olan Feridun Fikri Düşünsel Hüseyin Fikri Paşanın yeğenidir.
3-FETHİ  ÜLKÜ       TBMM. De 3 dönem Tunceli M.V. olan Fethi Ülkü Hüseyin Fikri’nin yakın akrabasıdır.
4-FATMA  SEVİÇ  DÜŞÜNSEL       TBMM de Kars M.V. yapan F.Sevinç Düşünsel, F. Fikri Düşsel’in kızıdıdır.
              Bu dört elit kişinin “Dersim Kimliği”  Yani Dersim’li (Kıl Köylu) olduklaırı bulmak yayınlamak  Dersim’den Portreler’e   nasip  oldu.     
                                                                             ***                                                                                              

 

 

 

 

 

 

Arama

ARŞİV

Temmuz 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Ziyaretçi Sayısı: