20- Hüseyin Avni Ulaş

     
                    HÜSEYİN AVNİ (ULAŞ)  BEY
                    TBMM I. Dönem Erzurum Mebusu

                                                                               “ 1887 HÜSEYİN AVNİ BEY( 1303) Erzurum’un Künbet köyünde halen Bingöl, Karlıova ilçesine bağlı doğdu. Dursunağazade Musa Efendi’nin oğludur.İlk ve orta öğrenimini Kiğı Rüştiyesi ve Vefa idadisinde tamamladıktan sonra Istanbul Darülfünunu Hukuk Şubesine girdi.  23 Eylül 1912’de mezun oldu. Stajını ikmal ettikten sonra 29 Kasım 1913 ‘te İstanbul Barosuna kay dolarak avukatlık yapmaya başladı. I. Dünya Savaşı seferberliğinde 20 Temmuz 1914’te as­kere alınarak İstanbul Yedek Subay Talimgâhındaki eğitiminden sonra doğu cephesinde 9′uncu Fırka, 50’nci Alaya takım komutanı ola­rak atandı. Doğu cephesinde Ruslar’la savaştı. Savaş sonu mütarekede Üsteğmen rütbesiyle terhis edildi. Memleketi Erzurum’a giderek Hazine Avukatı oldu.  Milli Mücadelenin başından itibaren direnişçiler arasında yer alarak Doğu Anadolu Müdafaayı Hukuk Cemiyetinde çalıştı. Erzurum Kongresinde Doğu Beyazıt delegesi olarak bulundu. Jstanbul Mebusan Meclisinin son dönemi için 19 Ocak 1920’de yapılan se­çimde Erzurum milletvekili oldu. Meclisin ka­patılmasından sonra Heyeti Temsiliyenin talimatına uyarak Ankara’ya geldi. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışında hazır bulundu. Mecliste Adalet, Milli Savunma, Ana­yasa, Malî Kanunlar, PTT ve Bütçe Komisyonlarında çalıştı. II. Toplantı yılında Malî Kanunlar Komisyonunun Başkanlığını, Anayasa Komisyonunun Kâtipliğini ve PTT Komisyonunun Sözcülüğünü yaptı. Malî Kanunlar Komisyon Başkanlığını IH’üncü Toplantı yılında da sürdürdü. 10 Mayıs 1921 ‘de Müdafaayı Hukuk Grubu’nun Kurulmasında muhalefetteki 2:  Grupta yer aldı ve hemen her konuda kürsü de söz alarak karşı görüşlerini dile getirdi. (93)ü gizli oturumlarda olmak üzere  (409) konuşma ile Meclisin kürsüde en çok konuşan hatibi oldu. Ayrıca (9) soru  önergesi verdi. Yaptığı (8) kanun teklifinden, nakil vasıtaları hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair kendisinin ve arkadaşlarıyla birlikteki İstiklâl Mahkemeleri konulu olanı hükümet tasarısı ile birleştirilerek ve 198 sayılı Avans Kanununa dair Ali Şükrü Bey (Trabzon) ile birlikteki, sırasıyla 5 Şubat 1921 tarih ve 91 sayılı, 31 Temmuz 1922 tarih ve 249 sayılı ve 11 Eylül 1922 tarih ve 260 sayılı Kanun olarak kabul edildi. Kasım 1922’deki I’nci Başkan Vekili seçildi. Bu görevini I Kasım 1923’te yeniden seçilmek suretiyle IV’üncü Toplantı yılında da korudu. Milletvekilligi sona erince İstanbul’a dönerek avukatlığını sürdürdü.
              17 Kasım 1924’te kurulan. “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın İstanbul Yönetim Kurulunda görev aldı. 17 haziran 1926’da İzmir’de meydana çıkarılan Atatürk’e suikast girişimi olayı ile il­gili görülerek tutuklandı. Ankara İstiklal Mahkemesinde yapılan yargılaması sonun­da 26 Ağustos 1926’da suçla ilgisi görülmeyerek beraatine karar verildi. İstanbul’da avukatlığına devam etti. Başvurusu üzerine 30 Haziran 1939’da boş olan İstanbul V’nci Noterliğine atandı. Bu görevde iken, 23 Şubat Î948’de öldü. Evli olup bir ço­cuk babası idi. (Türk Parlamento Tarihi)

               Hüseyin Avni Ulaş‘m dedesi, Dersimli. Iç Dersim’den Ceği (Kiğı)’ye gider. (O zaman Kiğı, Dersim’e bağlıydı) TBMM kayıtlarında Hüseyin Avni Bey için; “Ha­len Bingöl, Karlıova ilçesine bağlı” diye yazyor.   Hüseyin Avni Bey’in do­ğum yerinin Bingöl olduğu belirtiliyor. Bingöllüler, bunu böyle kabul ederler. İlk öğrenimi de Kiğı Rüştiyesi’nde tamamlar.
              “Bekir Ulaş, ailelerinin Dersimli oldukları ve Dersim’de kabile halinde yaşarken, kabile reisi Ulaş’ın diğer kabilelerle anlaşmaması yüzünden Kiğı Beyi ile (Yazıcıoğ-lu) anlaşarak ve Beyin müsaadesini alarak, Kiğı mıntıkasına  gelmiş ve Gaz nahiyesi Karsini köyünde iskân edilmişlerdir.” (M. Sadık Yiğitbaş, Kiğı ve Folkloru, s.357-358) “Kiğı’nın Keklik köyünde iken sonradan Kümbet’e gitmişlerdir.” (a.g.e., s. 172)
              İstanbul Meclisi Mebusanı*ha, Erzurum mebusu olarak katıldı. ,23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ne, yine Erzurum milletvekili olarak girdi.
               Muammer Çelik’in hazırladığı, “Hüseyin Avni Ulaş” eserinin sunuş yazısında Ezel Elverdi, Hüseyin Avni Beyi’i şöyle özetler: “…O, Meclisin üzerinde dalgala­nan bir bayraktı. Servet, ikbal, koltuk, kadın, rahatlık, saadet… Hepsi ayaklarının al­tında… Kalbi ve heyecanı değil Meclise, vatana dahi sığmayan bu insanı kim durdu­rabilecekti. Hile düzen… Meclise alınmayan Hüseyin Avni’nin siyasi faaliyetine son verilmedi. Ömrünün yirmibeş senesini hüsran içinde geçirdi. Ne için?
             
Politikanın iğrenç bataklığında isyankâr ruhu, ıstıraplarla yoğruldu. Beşikten mezara çekilen bir doğru üzerinde hiç sapmadan geçen hayatı ile cesaretin, doğru­luğun, adaletin, milletperverliğin ve faziletin anıtını dikti.”
               Hüseyin Avni, Mecliste bulunduğu kısa süre içinde, 409 konuşma ile “Meclisin, kürsüde en çok konuşan hatibi oldu.” Burada önemli olan, Hüseyin Avni’nin kişili­ğini bu konuşmalara yansıtması, yol gösterici olmasıdır. Hüseyin Avni, konuşmala­rında; cesaretin, dürüstlüğün, hak ve hukukun, siyasi ahlâkın vekili ve de aynası ol­du. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in kaybı üzerine, Meclis kürsüsüne koşar adımlarla çıkar, şu tarihi konuşmayı yapar:
               “Efendiler, bu şerefli kürsü bugün elim bir vaziyete sahne oluyor. Bu şerefli mil­letin mebusları, bu gün kalpleri kan bağlamış bir zavallı, biçare gibi birbirlerinin yü­züne bakmaktadırlar. Ey Kâbe-i Millet sana da mı taarruz? Ey âram-ı millet sana da mı taarruz? Arkadaşlar, efendiler, asırlardan beri mahkûmiyetle saltanatların ve onun etrafındaki yakaları üniformalı kahrolası haşeratın ve onun tesiri olan hainlerin mahvı ve Türk milletinin halâsı için bayrak çektik. Efendiler, memleketi düşmanlar is­tila ediyordu. Millet ümidini kırmıyor, i/nanından onun halâsını bekliyordu. İşte silah Başı denildiği zaman Türk köylüsü bütün her şeyini feda ederek ve eline silahını alarak hayatını ve namusunu kurtarmakta tereddüt etmedi ve muvaffak da efendiler muvaffakiyet onun hakimiyetidir.Hakimiyet demek onun reyini memleket dahilinde serbestçe istimal etmesi demektir. Bir millet namusundan bir mebus koparır., O mebusun ağzı, kalemi, o milletin namusudur. Bu namusa tecavüz eden eller kırılsın. Tecavüz, arkadaşımıza değil bir milletin namusunadır.Bin tane Ali Şükrü ölümü âdi ile ölsün. Fakat siyaset ve kanaatinden bir mücahidi bulunmak dolayısı ile medeniyetten gayri bir şekilde tecavüze uğrarsa onun hesabını bu millet soracaktır
                Hüseyin Avni’yi değerlendirenler, her zaman doğruyu savunduğu için, bir sonraki seçime alınmadığını ve dürüstlüğünden dolayı Meclis’ten bir çeşit kovulduğunu vurgularlar. 1923’ten sonra milletvekili olamayan Hüseyin Avni, İstanbul’da avukatlığa başladı. Arkadaşlarıyla birlikte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın İstanbul şubesini kurdu. Doğu Anadolu’daki isyan neden gösterilerek Parti kapatıldı.1926’da “Suikaste iştiraki vardır” diye İstiklal Mahkemesi’ne verildi. Yargılama sonunda suçsuz görüldü. Ölümün eşiğinden dönerken, meşhur Kel Ali’ye döner ve : 
              -“Bu güne kadar namusumdan emindim, fakat şimdi, şüphe ediyorum.”
               -“Niçin ? ” sorusuna karşılık olarak da
                -“Hepsi de benden bigünah (suçsuz) ve namuslu arkadaşları astınız, bende ne namussuzluk gördünüz ki, bu şerefli ölümden esirgediniz?” der.
                 Hüseyin Avni, TBMM serüveninden sonra da, düşüncelerinden ödün vermedi Başıı, Ağrı Dağı’nın doruğu kadar dik ,yüksekte tuttuğu için de dumanlı… Yüreği Munzur Gözeleri kadar berrak, coşkulu olduğu için “mecrasını” yıpratır oldu. İşte Hüseyin Avni’yi kalıcı, aranır kılan, bu eğilmeyen başı, kırılmayan cesareti,içinde korkunun barınamadığı yüreğidir. Hüseyin Avni, bu yüreği, gerektiği yerde sürgülemiştir.
                 Hüseyin Avni için TBMM, halkın iradesini yansıtır, bu nedenle “büyük güç Meclis’tir.” Bu sözün, şekilden ibaret olmadığı, yaşantıya geçirilmesinin zorunluluğunu savunur. Çoğunun gıkının çıkmadığı yerde, o, kürsüdedir:
             “… Yalnız demesinler ki, memlekette Mustafa Kemal Paşa’nın şahsi arzusu hükümrandır. Hayır, milletin arzusu hükümrandır, istediği zaman yükseltir, istediği zaman da yere vurur. Binaenahley geçen mütalaaları bu gün reddediyorum… Ancak Meclis olarak biz Paşa’nın arkasından sürüklenmiyoruz, onu yürütüyoruz. Meclisimiz bir kimseyi Başkumandan da yapar, nefer de yapar, müşir de yapar. Ben, Paşa’nın büyüklüğünden böyle ümit ederim ve böyle görürüm.İlk arkadaşı olmakla iftihar ederim…”
               Meclis’teki başka bir konuşmasında, Mustafa Kemal Paşa’yı yanıtlarken de:
               “… Paşa Hazretleri bu işten istisna ve zatlarının vatandaşlık hukukundan Iskat edecek bir mana telakki buyurmalarına hayret ediyorum. (…) Eğer Kemal Paşa’yı  Meclis feda ederse, o da feda olsun. Söz Meclis’indir.”
“… Vatandaşlık, şu veya bu memlekette oturmak esası üzerine değildir. Bulutlu kürsü-i millet de yegâne söz sahibi Türk ve Kürt olacaktır, (her Türkiyeli sesleri). Siz o seciyeyi taşıdıkça ve siz bu fikre sahip oldukça, ebediyen sizi şerefrüz olarak  başımızda tutacağız. Ta ki bu gayretten inhiraf etmeyiniz (şiddetli alkışlar). İlminiz fazlınız, istikametiniz sizi taşıyacaktır. Siz bundan inhiraf ettiğiniz zaman, sizi atmakte bizim için bir vazife olur.(….)
              Bir gün Hüseyin Avni, devri yeren Ali İhsan Paşa’nın suçlanan bir kitabı ile ilgili bilirkişi seçilir. Yargıç Hüseyin Avni’ye :
               -“Ali İhsan bu kitabı niçin yazdı? Diye sorar. O yargıca şu yanıtı verir:
                -Ali İhsan bu kitabı niye yazdı diye sormayın Sen niye bu kitabı yazmadın diye sorun
.Sevenleri Hüseyin Avni İçin Neler Yazdı:
                  “… ö, iktidarın hiçbir vaadine kanmamış, hiçbir zaman menfaat tuzağına düşme­miştir. Mustafa Kemal kendisine Vekillik teklif ettiği zaman, ‘kırbaç yemeğe değil, kırbaç vurmaya geldim. Vekil olup emrinizde girmektense: mebus kalarak hesap sor­mayı tercih ederim.’ demiştir.
              
Hüseyin Avni’nin 25 senelik işkence dolu hayatının nedeni; ahlaksızlığa aynı silahla mukabele edemeyişidir. Kel Ali’nin hakim, -Hüseyin Avni’nin maznun bulunduğu acıklı bir devir geçirdik ve sonra Hüseyin Avni bir köşeye atıldı. 1939 senesine kadar onun arkasından hiç eksik olmayan siyasi memurların takip ettiği hayatını, yokluk içinde işkence ile geçirdi. Kendi tabiriyle, vatanında tam 25 sene iğneli beşikte yatar gibi yaşadı.
           
1939 senesinde Hüseyin Avni ve arkadaşlarına bir kaz daha serbest teneffüs im­kânını vermeye çalışan Refik Saydam bile, gözyaşları akarak, Hüseyin Avni’nin boy­nuna sarılmış,
         -
‘Sen bu çamura, bu ateşe bulaşmadın, içimizde temiz olarak yalnız sen kaldın, sa­na gıpta ediyorum’ demişti.” (Lütfı Bornavalı. Mart 1948, H.De.)
           “Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, ilk Meclis ‘in sayılı konuşmacılarındandı.  Asıl mesleği avukatlık olan Hüseyin Avni Bey, 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da toplanan Vilâyât-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kongresi’nden beri ülkenin düşmandan kurtulması konusuyla yakından ilgilenmiş ve tik Meclis’e Erzurum’da milletvekili olarak seçilmişti. Orta boylu, yağız, esmer yüzlü, yiğit ruhlu bir kişiydi.Meclis’te önemli konularda söz alır, görüşünü sonuna kadar savunur, heyecanlı ve mantıklı konuşmalarıyla dinleyenleri etkilerdi.          ‘  „
          Bir ara, yine Erzurum Milletvekili Celalettin Arif Bey ile birlikte Meclis’ten al­tlıkları izinle seçim bölgesine gitmiş, her nedense iznini uzattıkça uzatmış, sonra ye­niden dönmüştü. Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in konuk olduğu bir evde Kuvva-yı Milliyeci birliklerden birinin başı olan Kuzey Karadeniz bölgesinde büyük ya­rarlıkları görülen ‘Topal Osman’ adıyla anılan Giresunlu Osman Ağa tarafından öl­dürülmesi üzerine Hüseyin Avni Bey’in Meclis Genel Kurulu’nda yapmış olduğu ko­nuşma çok ünlüdür. O gün bu konuşmayı başından sonuna değin ayakta dinledim  Sözleri arasında şu tümce de vardı: ‘Ali Şükrü’yü öldüren bilekleri kıracağız; o bilekler isterse sırmalı paşa bilekleri olsun.  Hiç unutmadığım hu .sütleri halhalde daha sonra Meclis tutanak dergilerinden çıkartmış olacak ki orada yerini bulamadım. Meclisin  öteki dönemlerinde politika politikadan ayrılıp yeniden avukatlığa başlayan Hüseyin Avni (Ulaş), ilk Meclis’in tarihinde ilginç bir yeri olan milletvekillerindendir. Ve bu meclisin sonlarına doğru kısaca “Birinci Grup” adıyla anılan ilerici ‘Müdafa-i  Hukuk Grubu’ karşısında muhalefet grubu olarak oluşan tutucu ‘ İkinci Grup  milletvekillerinin eylemli başkanı görünümündeydi. Tutucu idi, ama mukadde­satçı ve gerici değildi.” (H. V. Velidedeoğlu, ilk Meclis, s. 128)
          
“Bizim demokratik geçmişimiz olmadığı için, kapımızdaki tehlikeleri şeriat, bö­lücülük olarak sıralıyoruz ama yetmiş yıldır demokrasiyi engelleyerek bu tehlikenin güç kazanmasına neden olan militarizmi pas geçiyoruz. Halbuki baskı ve yasak, toplumsal dertleri azdırıyor.
          
En az diğer tehlikeler kadar demokrasinin düşmanı olan militarizm, kurnazca, ilk iki tehlikeyi öne sürerek, kendini saklayabiliyor.
            23 Nisan 1920’de toplanan ilk Meclis’te, Türkiye’nin gerçekten ‘demokratik bir  cumhuriyet”  olması için çırpınan ‘hukukun üstünlüğüne dayalı bir rejime kavuşma­mız için çabalayan ‘demokrat cumhuriyetçiler’ olmuştur. Bunlardan biride, Cumhuriyet  tarihimizin ilk demokratı olan Hüseyin Avni Ulaş’tır. Kendisi ‘Millet Mecli­si’nin egemenliğini korumak’ isteyen Meclis’teki ‘ikinci Grup’un önderlerindendir.
             
Ama, kişi diktatörlüğünü ve millete karşı tek parti-zorbalığını önlemek isteyen di­ğer milli mücadele kahramanları gibi, Hüseyin Avni Ulaş da saf dışı bırakılmış. Kemalistlerden oluşan  bir sonraki Meclis’e sokulmamıştır.
            
Hüseyin Avni Ulaş, 14 Ocak 1922 tarihli gizli oturumdan istiklal Mahkemeleri için şu uyarıları yapıyor:
           
‘Büyük Millet Meclisi kurulduğu zaman daima bir sorumlu Heyet-i Vekile tayin etmiş ve  ordusunu yürütmek çaresini de düşünmüştür. Olağanüstü önlem almak için İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Fakat, bir zaman oldu ki, hükümet bütün icraatı istik­lal Mahkemelerine verir bir şekilde, bize kanun kabul ettirdi.
            
Artık istiklal Mahkemeleri’nin el uzatmadığı, el koymadığı şey katmadı ve bütün hükümetin  icraatını eline aldı ve Meclis adına hükümler verdi.
              Efendiler, siz memleketi kurtarmak istiyorsanız, işte burada 350 mahkememiz var. Onun kudretini artırın, onun kudreti olmazsa, dört mahkeme, beş mahkeme  dev­itin bütün teşkilatını yürütemez.
            
İhtilalin de hukuku var. Olağanüstülüğün de hukuku var. Fakat böyle kendi oyunuyla  hüküm verecek bir kuruluş dünyada mevcut değildir. Bu, dünyanın adaletine sığacak şeylerden değildir.
            
Asker kaçakları için gerekli ise, yalnız onunla sınırlayalım. Böyle maddi ve maevi zarar takdirine yetkili; genel cümlelerle, sınırsız sorumsuz ve tersyüz etmeye müsait cümlelerle verilen yetkiyle ve kendi oyuyla her şeyi hüküm altına almak, her şeye  hüküm vermek yetkisini artık ortadan kaldırmak üzerimize farzdır
.'” (Mehmet itan, Pirizma, Sabah Gazetesi, 31.9.1994)

Arama

ARŞİV

Temmuz 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Ziyaretçi Sayısı: