38- Sait Kırmızıtoprak

SAİT KIRMIZITOPRAK

 DR. SAİT  KIRMIZITOPRAK       (DR. ŞIVAN)

            Sait Kırmızıtoprak, 1935 yılında Nazimiye ilçesinin Civarik Köy’ünde doğdu. 1938’de öl­dürülen 54 aile bireyleri arasından kıl payı kur­tuldu. Öğrenime, yeni açılan Civarik îlkokulu’nda başladı, 1950’de bitirdi. O yıl, okuldaki başarısı ile Nazimiye yöresinde en çok sözü edi­len öğrenci oldu. Ortaokula, Tunceli’nin merkezi Kalan’da başladı. Devletin açtığı sınavı kazandı, Orta ve Lise öğrenimini Balıkesir’de parasız (yatılı) bitir­di. İzmir Tıp Fakültesi’nede ki   kaydını de ki kaydını İstanbul Tıp Fakültesi’ne aldırttı.
                  1959’da, Asım Eren’in TBMM’ne verdiği önerge üzerine, “İstanbul’da Okuyan Kürt gençleri” adıyla merkezi otoriteye çekilen telg­rafların öncülüğünü yaptı. Aynı yıl Kasım ayın­da İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da sürdürü­len operasyonlarla tutuklanarak arkadaşlarıyla (49’lar Davası) Harbiye zindanlarına kapatıldı. Altı aya yakın hücrede kalan Kırmızıtoprak, Harbiye’deki direnişe önderlik etti. 27 Ma­yıs’tan sonra Ankara Soğukkuyu Askeri Cezaevi’ne gönderildi, yargılama sırasında tahliye edildi. Çok ağır koşullarda devam eden öğreni­mi, 1962’de İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirmesiyle son buldu.
           Dr. Sait, 1961’de, yeni Anayasa’nın onayından sonra çıkan sol dergilerde yazılar yazmaya başladı. Yön dergisinde yayınlanan “Doğulu Gençler, Barış Dünyasına Ce­vap Veriyor” yazısından sonra, Yön dergisinin devamlı yazarları arasına girdi.
          Avni Doğan, Dünya gazetesinde 3-10 Eylül 1962 tarihleri arasında, “Barzani  Olayının Altındaki Büyük Tehlike” başlıklı bir dizi yazı yayınladı. “Iran, Irak, Türki­ye toprakları üzerinde Kürt hükümeti kurmak, artık bir düşünce olmaktan çıkmış, teh­like halini almıştır” diyordu. Avni Doğan’ın bu yazıları  Kürt çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Dr. Sait Kırmızıtoprak, bu tepkinin lokomotifi olmuştu. 14 Eylül 1962’de YÖN  dergisinde, “Kimler için Çan Çalıyorlar?” başlıklı bir yazı yayınladı. Dr. Sait, bu yazısında, Kürt-Türk kardeşliğinin asimilasyon yoluyla değil, ulusların eşitliği temeli doğrultusunda gerçekleştirilmesini istiyordu. Yazı, büyük ilgi uyandır­dı, destek aldı. Bu yazıda, Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın Kürt sorununa bakış açısı ve Do­ğu Anadolulu gençlerin istemleri yönünde çok önemliydi. Yazılarında işlediği, üzerinde durduğu başlıca  konular:
            – “Bugün yurdumuzun diğer bölgelerinde Türk aslından olmayan ve fakat ana dil­lerini muhafaza eden unsurlar nasıl karşılanıyorsa, onlara hangi gözle bakılıyorsa, Kürtler için de durum aynı olmalıdır. Kürtler, Kürt olmanın ötesinde yüzyıllardır be­raberce yaşadıkları Türk kardeşlerinden ayrılmayı asla düşünmüyorlar. Bu yüzyılda önemli olan beraberce, bir arada, kardeşçe yaşama ortamını yaratabilmektir… Asıl olan aynı ırktan gelmek, aynı ana dile sahip olmak değil, yurdumuzun kalkınmasında, insanlarının insanca yaşama düzeyine ulaştırılması çabasında aynı asil heyecanlara ve ülküye sahip olmaktır. Biz Doğulular, şahsiyetimize biçim veren, görüş ufuklarımı­zı aydınlatan Türk kültürü ve diliyle de övünüyoruz. Türk edebiyat ve dilini en azın­dan ana dilimiz kadar seviyoruz, Kütahya’nın, Konya’nın alâlade bir köylüsünü Doğulular’la kardeş biliyoruz; aynı çileyi, aynı yoksulluğu yüzyıllardır birlikte yüklen­mişiz. Zaten açık bir gerçektir ki, Anadolu halkları asla düşman değildir. Anadolu köylüsü, işçisi, esnafı Kürt dendiği zaman en ufak bir kuşku, bir küçümseme, bir teh­like ve bir ayrıcalık aklından geçirmiyor. Kürtler’i mert, cesur ve karagünlerin en sa­dık dostu ve kardeşleri olarak bilirler. Halklar arasında en ufak ihtilaf yokken, illa Kürt diye bir ırk, Kürtçe diye bir dil yoktur demek, neyi halleder? ”
 -“İnsanların beraberliğini kan ve ırk kavramları üzerinde bina etmeye çalışanlar, sosyal kanunların tabii gelişimi karşısında ezilmişlerdir. Türkiye ‘deki ırkçılar Turancı ırkçılardır.
          –
Doğu’daki ağalar da, köylüyle ilişkilerinde Kürtçe konuşmak zorundadır. Ağa­lık, din tüccarlığı milletlere özgü müesseseler değildir. Tarihin değişik çağlarında ve her yerde aşağı yukarı feodal bir düzen yaşanmıştır… Görülüyor ki, marabaların ve Doğu’daki  halk kitlelerinin ana dili Kürtçe olduğu ve çoğu zaman da başka dil bilinmediği için ağalar, zenginler de ister istemez bu dili kullanmaktadırlar.”

 -“Milli birliğin geliştirilmesi ile hükümete güven kavramları aynı şeyler değildir. Sorun milli sınırlar içinde, kültür ve ekonomik kalkınmanın metodları üzerinedir. Bu­nun için de, her türlü hükümete güven duymak zorunluluğu yoktur demokrasilerde.”

 -“Açık konuşalım; Doğu ‘daki topraksız vatandaşlarımızı Türk’leştirnek için toprak dağıtılacaksa, Batı’daki topraksız kardeşlerimize hiçbir zaman toprak verilmeyecek demektir. Türkiye ‘nin her bölgesinde -ama her bölgesinde- toprak reformu uygulanmalıdır. Eğitim, sağlık hizmetleri parasız olmalı, devlet eliyle ağır milli sanayi kurul­malı, sosyal adalet gerçekleşmeli; emekçilerin, köylülerin, memurların hakları

korun­malıdır. Bu hamlelerin aksiyon safhasında bütün halk kitlelerinin samimi demokratik fikir cereyanları etrafında birleşeceğine inancımız tamdır…” (YÖN, 19 Eylül 1962)  Yazı, bu ana fikirler etrafında, detaylarıyla devam ediyordu.
           1960 Anayasası’nın estirdiği  geçici “özgürlük” havası, Doğu’dan Batı’ya yığınların birlikteliğiyle, Türkiye geneline  yayıldı. “Doğu Mitingleri” etkinliğindeki bu gelişme­ler, TİP olgusuna dönüştü. Kürt aydın ve gençlerinin sol kesimi tümüyle TİP’te yer aldı. TİP, ilk girdiği seçimde 15 milletvekili ile TBMM’de ezilmişle­rin sesi oldu. Ancak, aşiret yapısının inanç kıskacında ezilen Doğulu yığınların sorunlarına  çare olamayınca,  Kürt aydınları  yeni arayışların içine girdi.
         Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları Yön’de yer alırken, Musa Anter, Barış Dünya­sı dergisinde,  Kürtler için, Amerikan himayesinde bazı yaptırımları öngören yazılar yazmaya başladı… Musa Anter, Dr. Sait’le tartışmasını  şöyle anlatır:
         “Sait Kırmızıtoprak öncülüğünde birçok Kürt genci YÖN idaresine giderek, T. Hükümeti doğrultusunda Amerika’yı protesto etti… Ben ise, bugüne kadar başarılı olamamış bir Türkiye solculuğunun kabul edildiğini ve bizim Kürt gençlerinin kandırıldığını Barış Dünyası’nda yazdım… Yön’ün ağustos 1962 sayısında, S. Kırmızıtoprak, beni ve tüm Barış Dünyası yazarlarını; ‘burjuvazi köpekliğiyle’ suçluyordu. Ba­kınız, aynı yazıda beni gayrı ilmi gaf şampiyonu ve pratiklikle itham eden ‘İlmi Sait‘, bana neler söylüyor: ‘…Ama tarifini yaptığı bajarilerin (burjuvaların) köpekleri ile aynı sütunlarda aynı ağzı kullanan Kımıl yazarına ne oluyor, çok ayıp!’  (M. Anter,Hatıralarım,s.183-5 )
          Kürt oldukları için Harbiye zindanına atılanlar tutukluktan sonra, sorunu sağ-sol çatışmasına indirgendi. Kürt halkı içinde kişisel itibar edinme , Harbiye zindanında başlamıştı. Solcu  grubu Sait Kırmızıtoprak, sağ-feodalı Barzani yanlılarını,  Ziya  Şerefhanoğlu, Şerafettin Elçi ve iki grup  arasında Musa Anter  Naci Kutlay,  Canip Yıldırım gibi  ılımanlar geliyordu.
           Dr. Sait,   “Isparta  Sürgününe ”  mahkum edilmişti. Açtığı sağlık yerinde  hastaları tedavi ediyor, tatil günlerinde  köyleri  dolaşarak “Türk Kürt kardeşliğini” dillendirmesi,   bir çok  meslektaşı ve ırkçı yerel basının kendisine karşı  bir kampanya başlatmasına neden olmuştu.  25 Kasım 1967 tarih   2281 sayılı İnkilap Gazetesi sur manşet şunları yazıyordu:
          “Tescilli TÜRKLÜK düşmanı Dr. Sait KIRMIZITOPRAK’ın dağıttığı beyanname muhititimizde infial uyandırdı. Gerçek milliyetçi vatandaşların  hislerine tercuman olarak Kırmızıtoprak’a dava açmak için İlimizde 5, Burdur’dan 4 Avukat gazetemizden vekalet istedi.  Olay hükümete yansıtılmıştı. Dr. Sait, “Komünist- Kürtçü”  suçlanmalarına karşı yalnızdı. 
            Dr. Sait, Türkiye’deki Kürtler için:     “Kürt aydınları ve ne istediklerini çok iyi bilen Kürt militanları, Türkiye ‘nin top­rak bütünlüğü konusunda, ırkçı-Turancı safsatalarla vatanperverlik fiyakası satan herkesten daha fazla hassas ve sadık olduklarını ve asla Türkiye’yi parçalamak gibi bir niyetleri olmadığını, matematik bir kesinlikle, sevk edildikleri askeri ve sivil mahkemelerde ispat etmişlerdir.   Nitekim tüm engellemeler ve suçlamalar, baskı ve yıldırma hareketlerine rağmen; mücadele açık olarak Türkiye kamuoyu önünde verilmektedir. Siyasi partiler, miting­ler, basın konferansları, folklor gösterileri, ilerici dernekler vs. gibi demokratik araç­lar, bu mücadelenin yegâne faaliyet mihrakları haline gelmiştir. Hiçbir ‘polis oyunu’! ve hiçbir  ‘Cunta maceracılar grubu’ Kürt halkının bu olumlu, şuurlu, realist ve de­mokratik mücadele metodunu rayından çıkaramaz.
            
Türkiye ‘de politik iktidarı günümüze kadar elinde tutmuş bulunan elitleri, Kürt gerçeği konusundaki bu ırkçı-Turancı tutum, maalesef Türkiye’nin fikir ve düşünce hayatını da felce uğratmıştır. Türkiye fikir ortamı bu konuda öylesine şartlandırılmış ve kısırlaştırılmıştır ki Türk asıllı kitlelerin yani kullanılan deyimle bizzat milletinin temel demokratik ve sosyal istekleri bile, hep bu ‘Kürt tehlikesi’ ve ‘aynı demokratik hakları Kürtler’in de kullanacağı ve o zaman Türkiye’nin parçalanacağı!’ şeklinde yıllar yılı uyutulmuştur.”  Dr. Sait, bu düşüncesini Marksist düşünceyle,  Lenin’den, Stalin’den alıntılarla güçlendirir.
           “Milliyetçi mücadele, burjuva ya da feodal menşeli kadroların önderliğinde yapıl­sa bile, bu milliyetçilik şayet ezen bir milletin milli imtiyazları ve milli baskısına kar­şı verilmekte ise kaçınılmaz bir şekilde, demokratik  bir içerik taşır”
        
“Böylece millet durgun bir antite olmaktan çıkar ve kesin olarak varlığını, inkar eden kuvvetlere karşı varlığını ispat etmek için mücadeleye girişen canlı (dinamik) bir realite haline gelir.”
           
Dr. Sait, Irkçı-Turancı görüşün sürdürülmesi,  Kürtler  için, “Kürt kimliğini”  zorunlu savunur hale  getiriyor.  Türkiye’de ki otoriter güç; Irak, Suriye, İran’da vs. yerlerde bulunan Kürtler’i “Kürt” kabul ediyor. Türkiye’de, “Kürt” diye bir halkın, “Kürtçe” diye bir dilin olmadığı çelişkisini bir anı ile şöyle örnekler:
        “Sosyolog ve din bilgini M.E. Bozaslan, 1968 yılında, Kürtçe okuyup yazmayı öğ­reten bir alfabe yayınladı. Ve arkasından da kitabı toplatılarak kendisi tevkif edildi. C. Savcısı, sorgu sırasında, son derece kızgın ve azarlar bir tonla, Bozaslana;
-‘Bu nedir?’ diye sorar. M. E. Bozarslan,
‘-Alfabe efendim’ yanıtı verince savcı küplere biner;
-‘Nasıl olur!.. Kürt diye bir millet mevcut değildir. Kim sokuyor bu zehirli fikirleri
kafanıza? ‘ M.E. Bozaslan gayet sakin bir tavırla;        » ”
-‘O halde siz kendinizi üzmeyiniz Savcı Bey. Mademki Kürt yoktur, Kürtçe yoktur, inanınız ki şu elinizde tuttuğunuz Alfabe de mevcut değildir. Bari bırakınız da evime, çoluk çocuğumun yanına döneyim. Mevcut olmayan şeyler için birbirimizi yormak anlamsız,'” der.
                     
Kürt Sorunun” ancak sosyalist teoriyle  çözüm bulacağına inanan Dr. Sait;  “Bunun olmazsa olmazı da halktır, halka dayanmayan çözüm, çözüm değildir”.  Kürt Sorunu, Kürtlerin olduğu kadar Türklerin demokratik halkları elde etme sorunudur” diye düşündüğü için de  1960’tan sonra, Çetin Altan, İlhan Selçuk, Ilhami Soysal gibi birçok yazarla, konuyu  tartıştığını anımsıyorum. Bu tartışmaların birinde; Çetin Altan’ın:
            “Siz. mücadeleye başlayın, biz yazılarımızla sizleri destekleriz.  önerisine yanıtı sert olmuştu; “Olmaz,… olmaz, bizim elimizde kalem tutuyor, aynı safta  olmalıyız,,          .
              O sıralar, Mecliste CHP’li H.O. Bekata’nın, Dr. Yusuf Azizoğlu’na, “Türk olduğunu söyle!” baskısı olmuştu. Sonradan bu tartışma; Dr. Sait’le Ke­mal Burkay arasında, küçük bir tartışmaya yol açmıştı.  Burkay, “Azizoğlu ağadır, savu­nulamaz” demiş ve bu nedenle Dr. Sait’in, onunla “dost” olmasını kınamıştı. O ara Kemal Burkay, Tunceli’de seçime girmişti. O günlerde  birlikte Civarik köyüne gittik. Dr. Sait’in, kendi akraba ve sevenlerine;  “Dostlar beni evlat, akraba ve dost kabul etmeniz  onur verici, ancak bunu, sandıkta Burkay dışında bir tek oyun çıkmaması koşuluna bağlıyorum” demiş, ayrılmıştı.
                                                                                ***
           Dr. Sait Irak’a Gider:
           Dr. Sait Kırnuzıtoprak, Türkiye’deki çözümsüzlük ve   kısır çekişmeler  karşısında, bir arkadaş gru­buyla (I-KDP Polüt Büro üyesi D. Mahmut Osman aracılığıyla) Irak’a gider. Barzani, “solcu” olduğunu öğrenince önce soğuk davranır, sonra kendilerine bir kamp tahsis  eder. Zaxo Bölgesinde kendilerine verilen kampta, bir hastane kurarlar. Halkla birebir ilişkileri Dr. Sait ve arkadaşlarını (T.de KDP) kurmaya zorlar.  
              Dr. Sait,in, üstün yeteneklerini kullanarak her düşküne  sahiplenmesi, halkın sorunlarını yerinde çözümü partisinin çok kısa bir sürede güçlenmesini ve kendisinin de Dr. Şıvan olarak efsaneleşmesini sağlar.  Bunu,  Dr. Şıvan’ı çok iyi tanıyanlardan alıntılarla  örnekleyelim: 
              Ali Güneş (parti kurucu  ve yöneticisi)
              “1969 yılında Dr. Sait’in genel sekreterliğinde kurduğumuz parti, iki üç ay içinde yedi binden fazla üye kaydetti ve bu üyelerimiz gittikçe çoğalıyordu, bütünüyle I-KDP tabanın tamamına yakını hatta ırak KDP  te kaymaya başladı. Barzaninin kumandanları için varsa da yoksa da Dr. Şıvandı.  Çoğumuz bu durumdan çok da hoşnut değildik, zira T-KDP de resmen bizi  ölümle tehdit ediyorduKorkan üyelerimiz,yurt dışına kaçmaya başladı.  .”
             Musa Anter (Kürtlerin “Apo Musası”)
             
Sıvan hem doktorluk yapıyor hem de kültürel çalışmalarda bulunuyordu.Nitekim kendisi Dersim’li olduğu için Kurmancı lehçesini bilmiyordu. Ama üç sene sonra kendisini gördüğümde hani neredeyse bana kurmancı dersi verecek kadar mükemmel öğrenmişti. Kamuran Bedirxan’la ortak çalıştığı eserler bu dönemin eserleridir.
             
İletişim yayınları
              Dr. Şıvan olanaklarını ve ikna gücünü kullanarak çok kısa bir zamanda Partisini  güçlendirerek geniş bir kitle üzerinde örgütlenmesini sağlar. (Sosyalizm ve Kürtler  62) 
          Av. Şerfettin Elçi
          
Marksist Kürtler, Kürt sorununu bir ulusal sorun değil, sınıf sorunu olarak görüyorlardı. Kürdistan’da bir burjuva sınıfı olmadığından, egemen sınıf olarak görü­len şeyhlik ve ağalık tüm kötülüklerin kaynağı gösterilerek, siyasi mücadelenin hede­fi haline getirildi. Bu  nedenle Marksist Kürtler, Türk siyasi ve sosyal örgütlerinde yer aldılar. Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak) bilgili, üretken bir zekâya sahip, Marksist ide­olojiyi iyi kavrayıp benimsemiş, atak bir karaktere sahipti. Kürt sorununa Marksist açıdan yaklaşırdı. Mücadelede Leninist-Stalinci yöntemi benimsemiştir.” ( Kürt Dosyası s.6o5)
                Sait Aydoğmuş (araşt. KürtYazar):
             ”……Kuzey Iraktaki mevcut yurtseverleri büyük çoğunluğu Dr. Şıvan’ı aktivesi nedeniyle bizzat tanımakta ona adeta tapmaktaydı.”
                 Osman Aydın  (Mücadele arkadaşı)
             “Bende son derece karalı, ihtiraslı atak, aceleci bir kişiliğe sahip olduğu izlemini bırakmıştı…. Ankara da Gazi mahelesi’nde 14 kişi ile yaptığımız toplantı  ile partiyi kurup proğramını onayladık.   Dr. Şıvan, diyebilirim ki şimdiye dek tanıdığım en zeki insandı. Son derece zeki kıvrak bir zekaya ve güçlü bir belleğe sahipti. Azimlivekararlıydı.”  
          
   Derveş Sado (T-KDP kilit adamı- Jirek kod adlı kurucu üye)
        “Tam 31 ay  T-KDP’nin tabanı ile tavanı arasındaki teması kestirildi. Ve Marksis Şıvan  Partimizi çaldı. En sonunda Zaxo sorumluları nezdinde aleyhimizde çok yoğun bir propoğandayı başlattırdı, Bize Çamur attı, casuslukla itham etti ve İsa Swar’ın ağzından bize ve sınırdaki partili arkadaşlarımıza tehditvari mesajlar yollattı..(war Dergisindeki yazısı)
          
Şakir Epözdemir:
          “İsa
Suwar elden gönderilen mektubu açmadan yırtmış yere atmış ve “git söyle bir daha Derviş ve Sait’ten (Elçi) ne mektup gelsin nede adamlarını buraya göndersinler.Biz Dr, Şıvan ve partisinden başkalarını tanımıyoruz.(War Dergisinde ki yazısı)
                                                 ***
           Barzani Kürt liderliği  ” KÜRT  KAPANIDIR ” 
          Dr. Şıvan partisinin, Barzani komutanları dahil tüm Kürtler tarafından  itibar kazanması,  Şıvan’ın kendine güvenini pekiştirir. Dr. Şıvan  aynı amaç için yardımına koştuğu  Kürt lideri ve  birlikte olduğu arkadaşlarının,  bu “Kürt Halk hareketini” sekteye uğratacağını ya da kendisini  arkadan hançerleyeceğini  düşünemez. Böylece “çanlar” Dr. Şıvan için çalmaya başlar.
           Dr. Sait Kırmızıtoprak,   daha önce “Türk-Kürt beraberliği ve kardeşliğini” savunan meslektaşı Dr. Abdullah Cevdet’le benzer bir kaderi paylaşır.  İkisinde de bu  kardeşliğe karşı çıkanların başında,  inanç bilinci ağır basan  feodal Kürt mütegalibe gelmişti.    
            Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın  Kürt Sorununa  “sosyal- reformcu yaklaşımı,  Kürt aydınlarınca ( ağa-şeyh Mütegalibece ), “Komünist, devlet taraftarı,  tavizci” suçlanmasına neden oldu. Suçlayanların başında Barzanilerin Türkiye ayağı vardı.  İncelendiğinde, çoğu Kürt aydını  feodal aile itibarını yitirmiş ağa-seyh zadedir. Halkıyla bağdaşamayan, yaşman koşulları daralan döngülerinde, nemalanmayı bir Molla Seyh’in eteğine yapışmakta bulurlar. Türkiye’de ki yirmi milyon Kürt’ü, bir milyonu bulmayan Irak’ın bir aşiret ağası liderliğine tutmaya çalışmanın  başka açıklaması yoktur.  
           Türkiyeli  Kürtlerin bu zaafını bilen Türk ırkçı erki, Kürt coğrafyasını bölüşen diğer devletlerin iş birliğiyle, 1940’lardan bu yana Kürt liderliğini Molla Barzani ipoteğinde tutmasının bedeli, Kürtleri  birbirine kırdırmak olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu devletlerden aldığı kırmızı pasaportlu yardımlarla, Kürt Sorununu  kendi aşiret sorununa  indirgeyen Barzanilerin  Kürt liderliği bir KÜRT KAPANI olmuştur. Barzaniler Arabistanda  Türkleşmiş ve  ”Kürt halk hareketine”  karşı  olumsuzlaşmıştır.  
         
Molla Barzani’nin,  Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerle,  “Barzanilerin “Kürt liderliğine” karşı, bu ülkelerde kurulacak (legal-ilegal) Kürt partilerinin, o  ülkelerin kontrolünde tutulduğunu” bilmeyen bir Kürt aydını  ve yazarı yoktur.   İlegal  T-KDP’de   (Durnas” (A.Ş.E) ve  Jirek’in (Derviş Akgül)  kod adlı üyelerin  partiyi, Türkiye derin devletinin kontrolünde tuttuğu “Saitler Komplosu” ile  aydınlandı.
             “SAİTLER KOMPLOSU ”  kuruluyor
           
Türkiye-KDP, Irak-KDP ve Türk derin gücü ,  Dr. Şıvan’ı yok etme kararı alır.  Kurgu; “Türkiye’den birkaç önemli  Kürt aydınını İrak’a getirip Dr. Şıvan’la buluşturmak ve sonra öldürüp sorumluluğunu  Dr. Şıvan’a yükleme” .
             12  Mart’ta Sait Elçi aranıyor. Sait Elçi’nin evine giden Dervişe Sado;  “Barzani’ye komplo kurulmuş’ Birkaç aydınla gitmezsek öldürülür.” diye yakınır. ( Dr. Naci Kutlay, Av. Canip Yıldırım, Dr T. Ziya Ekinci gitmezler). Sait Elçi  4 kişiyle Irak’a Irak’ta götürülür ve öldürülür…
                 Kürtler’in “Şeriat Seferi”:
              
  T-KDP, bir sefer düzenler. Üyelerinden “Jidek” kod adlı Derveşe SadoDurnas” kod adlı  Av. Şerafettin Elçi,  Av. M. Ali Dinler dahil beş kişiyi, Dr. Sait’in “şeriat usulü”  kurşuna dizilmesini temin için -bin­lerce sahte imzalı mazbatalarla- Irak’a gönderir. Bu gidenler  N. Büyükaya’ın deyimiyle,   Suriye’de yaşayan “Türki­ye’de Kürt sahte milliyetçi zedeganları,  sınıfsal ağırlıklarını ve dalaverelerini Barzani  nezdinde Sıvan aleyhinde kullanır. Mehmet Cemil Paşa, oğlu Mustafa Cemil, Dr. Hüs­nü, Haco ve çevresi Ziya Şerefhanoğlu ve çevresi”  ile birleşir.  Şeriat içeren pankartlarla, Barzani’nin önünde beş bin kişiyle  “Haçlı Seferleri” edasıyla :” Sait Elçi’yi;  Dersim kızılbaşı,  kominist  Dr. Şıvan  öldürdü,  onu bize verin  linç edelim” diye büyük bir gösteride bulunurlar.
                   Mesut Barzani, çok sonra bunu doğrulayan şu açıklamada bulunur:
                 ”  11 Mart1970 Otnm. Antş. sonrası T-KDP bizden Irak Kürdistanında bir kongre yapmak için isteminde bulundu : Biz bunu kabul ettik. .. uzun sure geçtiği halde Sait Elçi ortada yoktu. Dr Şıvan onu Çeko ve Buruskla gerici olduğu için öldürüyor. Bir ay sonra partimiz haberdar oldu. Haberi veren T-KDP li bir arkadaştı ( Jirek yani  Derviş  ) .  Türkiye KDP bizden resmi olarak, politbüro ve merkez komite üyeleri nezdinde Dr. Şıvan’ın yargılanıp ondan hesap sorulmasını, aksi takdirde Irak KDP’yı sorumlu tutacağını bildirdi. Bundan sonra Dr. Sıvan ‘ı biz değil T-KDP yargılayıp ölüm ceza­sına çarptırdı.” (Kürdistan Pres 16710/1997 s.24 (16),
          T-KDP adına Av Şerafettin Elçi:
          Evet T-KDP cinayetin ortaya çıkmasını sağlamış faillerinin yargılanmasını talep etmiştir ancak T-KDPnin İtak’ta yargılama yapmaya ne yetkisi nede böyle bir  gücü bulunmaktadır (a.g.e s 611) 
 
 
              Musa Anter
           
“… Bu sorguda, Diyarbakır MİT Başkanı Hv. Al. Faik bana, Sait Elçi’yi sordu. Bilmediğimi söyleyince bana; ‘Teşkilatımız gidip Elçi ile Bege’nin mezarlarını açtı ve fotoğraflarını çekti dedi diye yazan Anter, MİT’in bu bulgusunu göz ardı eder şu talihsiz açıklamada bulunur. “Os­man Gazi’nin yanında iki Sait bir araya gelir.. Nihayet, Sıvan yanına aldığı Elçi ve Bege ‘yi bir yerde arabadan indirerek kurşuna diziyor ve oraya gömüyor  diye “komplocu” ağzı ile talihsiz bir kanıda bulunur.(M.Anter Hatıratım, s.215). Not: Bunu yanlışın bir ilk duyum olduğunu, bunu doğrulayacağını söylediyse de ömrünü  buna yettirmediler.
           Dr. Naci Kutlay: (dost ve dava arkadaşı)
            “… Zaman zaman kendime sordum, ben de Sait Elçi ile gitseydim ne tür bir du­rumla karşılaşacaktım? Benim çok yakın bir arkadaşım olan Dr. Sait’in, Sait Elçi’yi öldürmesine engel olabilecek miydim? Yoksa ben de onunla birlikte öldürülecek miy­dim? Bugün bile bu olasılıktan bazen birine, bazen diğerine takılıp kalıyorum” (Na­ci Kutlay, Anılarım, Avesta Yay. 1989)
          Av Şerafettin Elçi:
        “25 Mayıs’ta. Dr. Sıvan’m arkadaşları Çeko ve Burusk, Elçi ve Beğe’yi Zaho’daki parti merkezinden alıyor. Dr. Sıvan ‘ın yakınındaki bir depo olarak kullanılan yere hapsediyorlar. Bu depoda görevli bulunan .Tilki Selim’e ve Kurtalanlı Mahmud’a mu­hafaza için teslim ediyorlar. Teslim ederken de söyledikleri şu: ‘Türkiyeli iki casus yakaladık, parti merkezinden emir gele aydoğmuşne kadar bunları iyice muhafaza edin’ diyorlar. Bir hafta sonra da, 1 Haziran 1971 ‘de… bir tepeye çıkarıp orada öldürüyorlar.” (Rafet Bal­lı, Kürt Dosyası)
          I-KDP Geçici Komitesi:
         “Elçi, Zaho’da olduğu zaman Abdüllafff Savaş isminde biri de orada imiş ve El­çi’yi görmüş. Görgü tanığı olmasın diye onu da öldürmüşler” derken aynı bildiride, “Sait Elçi, Zaho’ya vardığında Zaho Komitesi’nin misafiri oldu” diye yazıyor. (Ka­sım 1997 bildirisi)
          Zaho Parti Merkezi:
          “Dr. Sait’in adamları gelmekte gecikince, Elçi’yi, sonradan gelen Dervişe Sado’nun adamlarıyla Dr. Şivan’ın kampına gönderirler. Kısa bir süre sonra, Dr. Şıvan’ın iki adamı gelince, durumu anlar, bu kez Elçi’nin kendilerine gelmediğine ye­min ederler. „

              Irak KDP  p.b.üyesi Dr. Mahmut Osman; “Barzani­ler’in haberi olmadan K.Irak’ta kuş uçmaz” der ve Avrupa’da Kürt örgütlerine şu açıklamada bulunur:
           ” İdris, Eshad’tan Sait Elçi’ Türkiye’den getirip Şıvan (Dr. Sait) ile birlikte Glalı’ya gönderilmesini istemişti. Sait Elçi dört kişiyle Musul’a geldiğinde iki kişi Glalı’ya gönderilir. Sait Elçi ve M. Bege’yi Zaxo’ya ’ gönderirler. Zaxo’da  Sait Elçi tutuklanır. Şıvan’a bir mektup yollanır. Sait Elçi Zaxo’ya geldi kendisinin de  gelmesi istenir. Eshad bize “Sait Elçi bizim hapishanede tutuklu” demişti. Eshad İsa ve Türkiye’nin ilişkileri açıktı. Sait Elçi’nin  getirilmesi ve Dr. Şıvanla görüştürülme çabaları tertiptir.Tertibin içinde Barzaniler var.(N.B. K. Sayfalar s. 283)         
 Saitler komplosu öylece aydınlnır. 
                                                                        ***
               Av. Şerafettin Elçi , Dr. Sait’i Sait Elçi olaydan önce  Savcı’ya ihbar etmiş.
Belge 1    “.. Sanık Şerafettin Elçi.. Sait Kırmmtoprak‘ı tanıdığı, Sait Kırmızıtoprak’ın aşı­rı solcu olduğunu ve Türkiye ‘de bulunan Kürtler’in ihtilal yoluyla ayrılması fikrini sa­vunduğu, onunla fikren anlaşma imkanı olmadığı kendisinin aldığı terbiye itibarı ile muhafazakar zihniyete sahip olduğunu...” (T-KDP illegal örgüt Dosyası, 23.10.1971. Hazırlık Sorgusu, Klasör 4 3.1-18)

Belge 2  
            Yargısız İnfaz İstemi
:, Şerafettin Elçi, Ali Singari’ye verdiği talimatta, Dr. Sait’in öldürülmesi istiyor.
            “… Konulu klasörün 145 dizi sırasındna mevcut Ali Singari’nin sanığa yazdığı 3/9/1971 günlü ve Kürt Demokrat Partisi Cizre Komitesi, Sayın Seyyıt Şerafettine… Mektupta ‘Dr. Sıvan (Dr. Sait Kırmızıtoprak‘ın)’ öldürülmesini istiyorsunuz.. O yanındaki arkadaşlarını söyleyinceye  kadar, öldürülmeyecektir. Biz­den giderken Elçi’nin yerine birini seçeceğinizi söylemiştiniz. Şimdiye kadar niçin seçmediniz..” (s. 210), (Türkiye KDP’si illegal Örgüt Davası Gerekçeli Hüküm Dos­yası, 27/2/1973) Oysa Şerafettin Elçi Beyanlarında Dr. SAit Elçiyi öldürdüğünü itiraf etti diyor.  Burada yargısız infazını istior.

                 Zanlıları Tutuklanır 
    
          Bütün bu komplo hazırlıklarından bir buçuk ay sonra  Dr, Şıvan, Nazmi Balkaç, Ömer Çetin ve Çeko Sait Elçi’yi öldürmekten tutuklanır  Partisinin bütün varlığına el konur.  Evraklar üzerine Sait Elçi’nin öldürüleceği kararı işlenir.  Dr. Şıvan’ın  günlük ajandaları üzerinde değişikler yapılır. Dr. Sait cinayeti üstlenmeyince ayrı bir hücre de  zincire bağlanır ve hiç kimseyle görüştürülmez.
             Tek kanıt  “4 sayfalık “İfade ve İtiraf
  
          Dr. Sait’in ” ifade ve itirafım” başlığı altında dört sayfalık bir metin hazırlanır. Metinde Dr. Şıvan ;..Sait Elçi’yi ben öldürdüm suçluyum hatalıyım..…KDP:nın vereceği her türlü cezaya razıyım” diyor ve bunlara ait nedenler sıralanıyor. Bu metin Dr Sait’e dayatılıyor.. kabul etmeyince işkence ediliyor. Dr. Sait “ ben bir Kürt , kardeşimi öldürecek kadar alçak olamam bu şerefsizliği yüklenmektense ölümü tercih ederimder . Dr. Sait bu ifade anında öldürülür!
             
Bu dört sayfalık metin içeriği tüm Kürt kamu oyuna duyurulur. Metin bir fotokopisi  Berlin’de  Dr. Faik Savaş saklıyor. Berlin bu yönde bir “dergah evi” olur.    
                Dr. Faik Savaşı 1973 te Konsasta, bir ortak dostumuzun evinde gördüm. Her kese,  Sait Elçi’yi, Dr Saitin öldürdüğünü söylüyordu. Ben metni görmek istedim bana göstermedi. Ancak ev sahibimiz dahil tüm Kürt aydını “ Kuran” hükmü  gibi buna inanmışlardı.  Dr. Şıvan’ın bu can ciğer  dostu bana; Barzani yalan mı söyler, geç Onu, PDK yalan söyler mi?   Dr. Sait’in bir çok  tanıyanı, seveni, yakını, dostu buna inandırılmıştı.  Öylesine ki Dr. Sait’in çok seven köylüsü iki kardeşin   Dr. Sait’in  eşyası içine konulmuş bir sahte belgeyi  Komployu aklayıcalar  servisi, Musa Anter ve Naci Kutlay’ın  komplocu beyanları, K.Burkay’ın  bu sahteliği kanması,  Kürt  aydın-yazarın bu hain komplo ve ilkel milliyetçilikten yana tavrı düşündürücü.
              N.Büyükkaya” Hıdır Kemal (Kemal Burkay)  Berlinde birkaç gün kalıp toplantılar sohbetler düzenlediklerini duyduk. Hıdır Murat,  Hışyar’da (Faik Savaşta) kalıyormuş 
           
2.7.1974 Faik savaşa telefonla görüşme teklif ettim. Teredüt gösterdi fakat sonra kabul etti. Bahnof Zoo tarafından görüştük. Kendisindeki Dr. Şıvan’ın mektuplarımı görmek istediğimi söyledim Alehimize kötü propağanda ediyormuş…
          
3.7.1974 akşamı 18’e kadar bekledim Ömer gelmedi.  Akşam Faik Şavaş’ın yanına gittim    Şıvanın el yazısı dediği ifadesi ve Idris kanalıyla Barzani’ye gönderdiği mektubun fotokopisini Okudum..   Barzani’ye gönderdiği mektupta  , Elçi’yi öldürenlerin Türkiye’den gelen polisler olduğunu, bu gerçe­ği her an ispata hazır olduğunu belirtir. Mehmede Hıısso’nun ve Derveşe Sado’nun ve bir tanesinin daha polis olduklarını belirtir Barzani ailesinin tarihinde düşmanlarına bi­le böyle kötü muamele yapılmadığını söylüyor, inançları, Kürt milleti ve şoreş uğru­na yapılan hizmetleri anlatır. Yaptıklarından Barzani’ye ve Mekteb-i Siyasi’ye ye ra­por verdiğini, suçsuz olduklarını belirtiyor” (N.B. Kaleminden Sayfalar, s. 175)

          Tutuklu Değiştirilme vahşeti
        
Etken Kürt mütegalibenin, Kürt Liderliğe bağlılığı,  bu 4 sayfalık İfade ve itiraf  metnini benimseme şeklindeki desteği, komplocuların  bu  olayı Kürt Sorunu zemininden yöresel, ilkel aşiret milliyetçiliği zeminine kaydırmasına neden olur. Sait Elçi’yi öldürdü diye tutuklanan ağa oğlu  Sunni inançlı Ömer Çetin için kurtarma kampanyası başlatılır.
            ”Bu arada ..büyük toprak sahibi olan Ömer Çetin’in babası ve Ömer’in bacanağı  eski milletvekili olan Aziz İskanoğlu’un girişimiyle de Barzani nezdinde etkinlikleri olan bazı kişilerden Ömer Çetin’in serbest bırakılması için toplanan imzalar, Ömer Çetinin amcası İzzettin ağa kanalıyla götürülüp IKDP Polit Bürosuna teslim edilir ( Yakın Tarihimizde İki Sait Olayı Sait Aydoğmuş) .  Mollanın bunlara hayır deme olanağı yok Yoksa kendini ayakta tutan sistem çöker. Liderliğini ayakta tutan Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerden sonraki ikinci dayanağı, bu ağa sehy mütegalibedir.
            IKDP  Polit Büro Bş. Dr. Mahmudi OsmanIn  sokulmadığı tutukevine, Türkiye KDP nin “Durnas’ı” Şerafettin Elçi, Jirek’i Derviş  serbestçe girer.  Tutuklu ağa oğlu Ömer Çetin, Soru ve Şakir’i yargılamadan çıkarır ve Türkiye’ye gönderir. Sınırdaki bir engeli “Ankara” çözer.
            İçeride tutuklu  Dr. Sait ve Çeko kalır. Oysa öldürülen Elçi, Beğo ve Savaş yani şeriat bir kurban daha istiyor.  “kısasa kısas”  şeriat hükmü için bir kişi eksik. Komplo ortakları, ağa oğlu yerine kendilerinden olmayan birini arar.  50 gün sonra tutuklanan yetim “Burusk” Ömer yerine tutuklanır. Bu ayrımcı, inanlık suçu  kendi başına bir vahşettir  Böylece ikisi Dersimli Kızılbaş, üçü  “Zara”  katledilir. Kırmanclar huzura ulaşır. 
          Dr. Sait ve  Burusk, Çeko’nun  “Dersimli,  Kızılbaş, kominist  Zaza” diye  öldürülmesi,  Türk’ün  “Dersim Katliamı” gibi,  Kürt tarihi için de silinemeyen bir  kara tarihe yazılır. 
                Dr. SAİT’in  Bilinen Eserleri:
                 K Kürt Hareke­ti ve Baas Irkçılığı, Kürt Millet Hareketleri ve Irak ‘ta Kürdistan ihtilali, Cahş u C. Bedirxan-Dr. Sıvan, Zmane Kürdi (Kürt Dili), Ferhangi Kürdi u Tırki, J. Blau genişletilmiş Kürtçe-Ingilizce-Fransızca ve Türkçe Sözlük , Kuzey Irak ahşiti. ,
        Hazırlık halinde olanlar ise, Memo Kol ve Gerilla Savaşı ile ilgili kitaplar, Yön dergisinde 6 makalesi (no 36-40, 18627), Dicle-Fırat gazetesinde 6 makalesi.  
                                                                                                                              Araştıran                                                                                                                      Hüseyin Akar

            EKLEME
            Not:
2005   yılında  “Dr. Şıvan’ın el yazısı denen “İfade ve itirafı “  medyaya yasıdı.  Dr. Şıvan ve bir çok insanın hayatına mal olan bu belgeyi zorunlu yurt dışında bir yetkili kuruma  ilettik.  
            Almanya  Mannheim Üniversitesi Akademik Heyeti incelemeye aldı.   Heyetin 27 Eylül 2005 tarihli 41 sayfalık Bilirirkişi Rapuru,  bu belgelerin Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr Şıvan) a ait olmadığını  saptadı..
             35 yıl süren bir araştırma ve yalnız kalışımın da   “Dr. Şıvan’ın Sait Elçi ve arkadaşının katıli “olmadığı inacımı , bu Bilirkişi Paporu ve diğer kanıtları  içeren  :   “SAİTLER KOMPLOSU 
                                                                                                        Dr. ŞIVAN ve BARZANİ KÜRT LİDERLİĞİ ”           
kitabımı,  2006 yılında yayınladım. 
               “SAİTLER KOMPLOSU“;  ilkel aşiret-milliyetçiliğin, hainliğin, vicdansızlığın, haksızlığın, yargısızlığın , “Kürdü Kürde kırdırma“nın  insanlık dışı bir  “KÜRT KAPANI”  olduğunun aynası. Bunu  (www. akarhuseyin.com )  de okuyabilirsiniz.

Arama

ARŞİV

Kasım 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
Ziyaretçi Sayısı: