39- Kemal Burkay

KEMAL BURKAY              Kemal Burkay, kendisini şöyle anlatır:
                “1 937 yılında Dersim yöresi, Mazgirt ilçesinin Dırban (Kızılkale) köyünde doğmuşum.
             Ailemiz az topraklı… Babam, köy­lerde eğitmenlik yaparak ailemizin geçimini sağlıyordu.
              ilkokulu köyde okudum. Sonra Akçadağ Köy Enstitüsü’ne girdim ve 1955’te Ergani-Dicle’de bitirdim. 1956’da lise bitir­me sınavlarını verdim ve Ankara Hukuk Fa­kültesi’ne kaydoldum. Önce köy öğretmenliği, son iki yılda da muhasebe memurluğu yapa­rak ve yazları sınava girerek fakülteyi 1960 yılında bitirdim. 1964 yılında Elazığ’da serbest avukatlığa başladım. Sonra Tunceli’ye taşındı
        Genel olarak şekilci ve sıkıcı hukuk mesle­ğini sevmedim. Sanat ve edebiyata büyük ilgi duyuyordum. Daha ilk gençlik yıllarımda şiir­ler, hikayeler yazdım, iki de roman denemesi yaptım.
        
Daha üniversite döneminde sosyalist gö­rüşler beni derinden etkilemişti. Aynı zaman­da güçlü bir Kürt yurtseverliği bilinci edin­miştim. Bu konuları çevremle sürekli tartış­tım. Ama örgütlü politik çalışmayı hiç düşünmemiştim. Tutkum edebiyat idi. An­cak ülkedeki ortam, halkın yaşama koşullan, beni politikanın içine çekti…”
        Kemal Burkay, 1965 yılında TİP’in Elazığ örgütünü kurar, etraf illerdeki ör­gütlere yardımcı olduktan sonra, 1968’deki TİP 3. Kongresinde Genel Yönetim Kurulu üyeliğine, oradan da TİP M.K’na seçilir. TİP’ten ayrılışını, “Ne var ki TİP 4. Kongre kararlarını Anayasa Mahkemesi önünde ve kamuoyunda gereği gibi savunma kararlılığını gösteremedi. Baskılar karşısında geri Şekildi.” şeklinde açıklıyor.
          Burkay, 12 Mart döneminin hışmına uğrar, daha önceki yıllarda yazdığı yazı­lar nedeniyle ağır hapis cezalarına çarptırılır, tutuklanır. 1972 de yurt dışına çıkar. 1974 affından sonra döner. TKSP’ni kurar. 1980 yıhnda tekrar yurt dışına çıkmak zorunda kalır ve halen partinin Genel Sekreteri ve Avrupa ülkelerinde, sığınma­cı durumundadır.
          Kemal Burkay, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan, söz ederken; “…Ağa köylerindeki yeni teknik ve angarya ile, toprak beyi ile köylü arasındaki eki türden fe­odal ilişkilerle içiçedir. Şeyhler ise, kırsal ve hatta kentsel kesimdeki binlerce, on-binlerce müritleriyle, tümüyle orta çağa özgü bir feodal ilişkiyi sürdürüyorlar…
        
Açık ki burjuvalar ve büyük toprak sahipleri, ulusal kurtuluş mücadelesine ka­tıldıkları zaman da, onu birinci aşamada tutmak isterler. Yabancının yerine ken­di yönetimlerini kurmak onlara yeter. Küçük burjuvanın, varlıklı kesim için sos­yalizm amaç değildir.” der.
           Kemal Burkay toplumsalcı  emekten yana, siyasi düşünceler yanında, güçlü bir şairdir de. Şiirlerinde iç dünyasını yansıtır. Konu veya malzeme sıkıntısı çek­mez. Toplum-doğa ilişkilerinde, ezilenden yanadır. Dizelerinde “türkü” halkın, “kuş” özgürlüğün, “tüten baca“, yaşamda soluğun simgesi. Burkay; işçilerin, yoksul köylünün yaşamını “kazma’da özdeşleştirir. Kazma toprağa indikçe, kinini akıtıyor haksızlığa, umut ekiyor toprağa…
            Bu, “Can Taşır Dicle “de daha da pekiştirilmiş;
Köylünün kazması
Umudun türküsü
Köylümün kazması
Yaşamın kendisi
…”
          Burkay’ın yapıtlarında; “Dağlar bilge, bulutlar türkü ustası, toprak cömert, güneş sevdalı.” Ezilen, horlanan, sömürülen, alın terini aşına katık yapan ne var­sa “İnsanlar arılar karıncalar” dahil, baskı altında kim varsa; “Şiir ekmişler / Türkü dermişler“, devamlı kazma ile eşilen, canlandırılan ve de, “Islak kara ter kokulu toprak“…
          “Toprağın şarkısı bu / Bir köy ekmeği kadar sıcak.
            Burkay, şiirlerinde gösterişten, kaba güçten yana değil, eğitilmekten özgür ira­denin kullanılmasından, demokratik tavırdan yanadır. O, aydınlanmayla, barışla -yıllar sürse de- sorunları çözeceği inancını inatla sürdürür. “İnsanı dost, insanı kardeş” bilir. Ezilenlere, sömürülenlere, en iyisini istemekte sabırtaşıdır.
 “ipeğini ör / incisini büyüt düşüncelerin
           Ve düşün güzelliğini / Belki de budur mutluluk
            Yok oluşun yıkım dünyasında biliyoruz ki Kemal Burkay’ın bir kedisi bile yok.  Ama  O  umut küpü; “iklim değişir Akdeniz olur”  yeter ki  “gülümse” diyor;

 “Gülümse
Hadi gülümse bulutlar gitsin
işçiler iyi çalışsın, gülümse
Yoksa ben nasıl yenilenirim
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
iklim değişir, Akdeniz olur, gülümse
Sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
Tüm şehir bana küstü
Bir kedim bile yok anlıyor musun^
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse
             Kemal Burkay zorlanmadan, şarkı söyler gibi, yalın örgelerle şiirlerini bezer.  O,  bohem ortamda, sulandırılan beyin  “hikmeti” ile, “fil dişi saraylara”  iri taşlar  taşıma  tarzında şiir yazmaz.  Kapısı,  bacası olmayan,  toplumdan soyutlanan, soyut sevda  kulelerine  karşıdır.  Bilir  ki, her sağlam yapıda,  büyük  taşlan  tutan küçük taşlardır. Ustalık değişik boyuttaki taşlan bir arada  kullanmada Burkay,  ustasıdır.
         Yedi rengin yedisi görülen, tüm kokulan özümsemiş “gül“, Burkay’ın  insan-değer ilişkisinin gerçekleriyle gülümser, ancak O’nun kaleminin ucunda açar;

 “Gül
Gecenin imbiğinden geçti
Şafağı içti
Günü çimdi
Yedi rengi
Kuşandı gül
Islak çimene
Engin göğe
Seher yeline
Gönül ehline
Gülümsedi gül

             Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak,
              “Kemal Burkay, Sosyalist şiirin en güçlü yapımcılarından biridir. Enstitü çıkışlı ozanların, sosyalist çizgiye en iyi gireni­dir. Emekçi sınıf  isterlerini ve  ideolojisini şiirlerinde en güçlü biçimde yansıtan ozanlarımızdandır. Burkay’ın önemini arttıran bir başka etken sözünün eylemle­riyle bütünleşmesi, yani tutarlı olması.” dedikten sonra, Edebiyatımızın “ödünç kaşıyıcıları“nın   Kemal Burkay’dan söz etmemelerinden yakınır. Ancak Bezirci’nin “Dünden Bugüne Türk Şiir Antolojisi”ne aldığını, Kurdakul’un, “Şairler ve Yazarlar Sözlüğü“nde ve Ahmet Uysal’m “Mahpushane Şiirleri Antoloji­sinde yeterince olmasa da Burkay’a yer verdiğini belirtir. M. Bayrak’a bu dorusuna  katılma­mak olası değil..
             1973 yılında çıkarılan “Cumhuriyetin 50. Yılında Tunceli” yıllığında, özü-sözüyle Tuncelili olan Kemal Burkay’a tek sözcükle yer verilmiyor. Yine Milli­yet‘in çıkardığı; “İl-İl Büyük Türkiye Ansiklopedisi” Tunceli bölümünde, Ke­mal Burkay’a bir tek satır yer verildiğini görüyoruz.
              Düşündürücü olan, “Nazım Hik­met” deneyiminden sonra bile “Edebiyat” dünyamızın, ünü ülkeleri aşan kimi “kültür değerlerimizi“, düşünceleri nedeniyle “sakıncalı”  sayma, dışlamalarıdır. Kültür erezyonu olan “devlet şairliği’nin  özenlendiriciliği, hür düşünce adına üzü­cüdür. Oysa Burkay, Dersim’in edebiyat alanında önemsenmesi gereken köşe taşlarından biridir. Yörenin kültür değerlerin emperyalist düşüncelerinin elinde oluşu ilerici akımlardan uzak tutulması Dersim için büyük kayıp.
              Cemal Süreya, gerçeklerini yüreğinin karanlığında belki bu nedenle boğdu. Ölümüne dek “Dersimli” olmaktan uzak kalışının nedeni bu baskıdan kaynaklanıyor. “Dünyası ile şiirleri asındaki çelişki”  budur. Kemal Burkay’la aynı yöre, aynı töre, büyük olasılıkla aynı duyguyu da taşır. Ancak Cemal Süreya da, Kemal Burkay’dan yürek ucu ile söz eder:
            “Kemal Burkay, şiirimizi özümsemiş, Türkçe’nin tatlarına ulaşmış, gizlerini yakalamış bir şair.  ‘Bir  türkünün ucunda tutar gibi’ şiir söylüyor… Anlatımı ile anlattığı şeyler arasında tam bir karşılılık, hatta nedereyse  tam bir özdeşlik var.  Sorunlar, böylece, bir söylevin içinden çıkarak, bir yere,  bir za­mana, seslere,  Kokulara, tavırlara, insan yüzlerine siniyor,  somutlanıyor…
          
Büyük olayların içinde, kavgaların içinde bir şair, hep hüzün taşıyan, yine de her an ‘umudu nasıl anlatsam’ diyen, böylece umudu bir bakıma daha iyi anlat­mayı başaran bir şair. Bir şiirini aşağıya alıyorum:
Zindancı başı  hey!
Yaşamak  kurşuna dizilmez ki
Kurşuna dizilmez ki göğün mavisi
Yağmur şimşek ve  tohum
Bin çiçek açar sesim
Sesim kurşuna dizilmez ki!”     (Cemal Süreya, Politika Gazetesi, 1975)
              Cemal Süreya büyük şair, sevdayı bildiği kadar bilir şiirin hasını seçmesini. Kemal Burkay, şiirinde  “Zindancı başı “nın  kurşununu sesinde eritiyor. Şiirinde  bir tarih dersi, bir öğreti, bir insanlık olgusu var. Tarih sürecinde köle-işçi-emek sö­mürüsü var, baskı, zulüm var. Burkay, Spartaküs’ün gücüne erdem, direnme şı­rınga eder, bu ezilenlere  kurtuluş yolunu çizer.  Zulme karşı direnirken:
                 “Neye yarar bıçağa değmeyen bilek
                                   Sevgiye ve kurşuna açılmayan yürek
.” Der.
             Burkay, ezene-sömürene karşı, ezilenin yanında, bir özgürlük savaşçısı, eğiti­ci şairdir:
              ……
Köle doğmak boynunda bir zincirle
Sırtında bir kamçıyla
Yüreğinde bir damgayla Spartaküs
Uşaklık edeceğin saraylar yapmak     _ .
Geçemiyeceğin köprüler, sürüneceğin yollar
Çürüyeceğin zindanlar yapmak
Ve  taşımak olmayan günahlarını sırtında
Doğduğun günden öldüğün güne kadar
Zincirler kırmak güzeldir Spartaküs
Gökyüzü gibidir, yaşamak gibidir
Aşk gibidir
Çıkmak geceden güne
Zincirlerden öte uzundur dünya
Duvarlardan öte yaşamak geniştir
Besbelli sevginin en güzeli
Zincirleri kırmaktır yeryüzünde
                      …..
Sen ki bir çocuk için yaşamayı
Bir kadına gönül vermeyi
Eğilip toprağı öpmeyi bilirdin Spartaküs
‘Biz kölelerin de bir tanrısı vardır…’
Bunu bilmiyordun işte
Çünkü kölelerin tanrısı yoktur
Yoksulluk kötüdür Spartaküs
Bilgisizlik kötüdür
Ama hiçbir şey boyun eğmekten
Daha kötü değildir..                            ..” (Spartaküs)

Ve:

“Bir türkü söylerim güneş vardır içinde
alınteri, toprak ve hayat
Beni elleriniz ilgilendirirdi
Gözleriniz o hilesiz ve dost
Öyleyse nedir bu prangalar” (Prangalar)

               Kemal Burkay sanatla ilgili bir görüşünü, Mehmet Bayrak’la yaptığı bir söy­leşi de açıklar:
                “Çağımızda sanat bir avuç mutlu azınlığın uğraşı, ya da başka herşeyden ‘el-etek çekmiş’ bir avuç sanatçının ayrıcalığı olmaktan çıkıyor: Daha geniş kitleler ilgileniyorlar onunla. Özellikle sosyalist toplumlarda, yığınların eğitiminin bir aracı haline geliyor o… Böylece, bir yandan sanatçı yalnızlıktan, deteksizlikten kurtulurken, diğer yandan onun fildişi kulesiyle toplum arasındaki uçurum da ortadan kalkıyor…” Ve devam ediyor: “‘Şiir yazmak bana türkü söy­lemek gibi geliyor… Bence güzel sanatlar içinde şiire en yakın olan müziktir. Mü­zik yapıtlarının çoğu ile şiirde söz ortaktır… Şiir ve türkü aynı kaynaktan doğu­yor, uzun süre birbirlerine eşlik ediyorlar.”
               Kemal Burkay, içinden çıktığı toplumun mitolojisini özümsemiş, halkın saz-söz özdeşliğinde algıladığı  ağır  ve sevda yüklü türkülerine karşı çok duyarlıdır. 1959 yılında birlikte kaldığı “bekâr evlerinde“, arkadaşı Y. Karagül bir akşam, kemanı ile Dersim’in eski silahşörlerinden “Silo Sur” ve “Uso Mozık” ağıtlarını seslendirir. Sabah, “Keman çalan savaşçı” şiiri bitmiştir;
 “İnce bir keman sesidir bu
               Irmak üstüne tepelerden
Sen uzarsın ya savaşçım ince »
Erir orman erir dağ
(…)”
              Ülkemiz şiir dünyasının, Burkay’m şiirlerinden yoksun oluşu üzücü. Ancak büyük bilge Server Tanilli’nin bu şiirlerin tadını bize yansıtması o kadar sevindi­rici:
Bir Gitar Gibi Sızlayan
“Gözüme çarpan ilk şiir ‘Yaşamak ve Yürek’ adını taşıyordu ve şöyle diyor­du: ‘Kendi yolunda bir bulut/Yelin önünde yaşam/Göğün keten mavisinde /Eri­yen türkü /Erişilmez gül/Bir gitar teli gibi/Sızlayan yürek’.
            
Sonra, yine rastlantıyla karşıma çıkan şu şiir, o ‘bir gitar teli gibi sızlayan yü-rek’in aradığı ‘mutluluk’u anlatıyordu: ‘Zümrüt tarlalarda bir kızıl gelincik /Ot toplayan köylü kız/Sesin de kalbin gibi sıcacık/Mutluluk nedir, diye sorarsan / Genç olsam, derin /Sana aşık olsam / Ülkemde barış olsa’.
          
Kitabın verdiği ilk lezzet damağımda bir süre kalsın diye kapadım; bir gün geçti geçmedi, tekrar açtım tatmaya başladım.
           
Kemal Burkay’ın, ‘Can Taşır Dicle’sinden söz ediyorum. (…)
Ustasının elinden çıkmışsa, her şiir başlı başına bir şölendir; bir şölenden hemen ötekine de gidemezsiniz.
        
Kemal Burkay da o ustalardandır…
        
Kemal Burkay’ın bir ayağı Kürtçede  ise , ötekisi Türkçede. Kürtçe bilmediğim için o dilde gösterdiği hüner üstüne birşey söyleyemeyeceğim; ancak görenler, pek güzel bir Kürçeyle yazıldıklarını belirtirler. Türkçeleri için konuşmuş ola­yım: Bir dil, bu kadar güzel kullanılabilir. Türkçenin  en hünerli örneklerindendir Burkay’ın şiirleri.
Şu son kitabı da bunu sürdürüyor.
          Bu kitapta, Burkay’ı doğa üzerine daha çok eğilir gördüm. Bunu yaparken, gerçekten bir ressam olduğunu gösteriyor sanatçımız.
Alınız ‘Ay Işığında’ adlı şiirden şu dizeleri: ‘Köy kabuğuna çekildi  / Ayaz çık­tı  / Batı  ufkunda şarap pembesi / Doğuda altın sinisi dolunayın /  Göl gümüş (…)
Aynı ustalıkta başka örnekler de verilebilir.

Ne var ki Burkay’ın anlattığı doğa, insansız, anısız, kavgasız bir doğa değil­dir: ‘Belki şen, belki kederli / Bir yaşam türküsüdür’ doğa; ‘Bir köy ekmeği ka­dar sıcak’ toprağın sarkışıdır şairin işittiği.

İşte  ‘Akşam’ın getirdiği: ‘Bir kovalamacadır gider / Gün ışığı ve gölgeler / Son pırıltılar da sönünce / Yalçın kayalıklarda / Bir gün daha uçup gitti işte / Ve şimdi gecenin denizinde /Seslerin ve düşlerin /İpeğini ör/İncisini büyüt düşün­celerin ‘.

Doğa, aslında yurdu, doğup büyüdüğü topraklardır şairin: “Dut Zamanı” derken hatırladıkları orasıdır ve nasıl da renklidir çizdiği tablo!

‘Can Taşır Dicle’de yaşam, tarih ve türkü içiçedir; ama günün olanca açıla­rıyla da örülüdür.

‘Kar Utanır’da anlattıkları, yalnız karı değil, insanı da utandırıcıdır.
                   Bütün bunlara bakıp, şair, olanı biteni unutmamalarını ister insanlardan. Nasıl ve neyle direnecek insan? Sabırla, işle, umutla!
                 
‘Özsu’da, ‘Bir silahın sabırsa /Bir silahın iş /Seninki /Zamana karşı yarış’ der; ve ‘tş'” adlı şiirinde konuyu daha da açar ve yayar: ‘Gün işle güzelleşir / Alınteriyle tatlıdır uyku / Bahçıvansan güzelliği ekersin / Öğretmensen, bir ışık ustası / Demirciysen, seninle gürleşir yaşam ateşi / Umudun çiftçisi isen / Mutlu ve şensin’.
                   Ne var ki umut da mutluluk da kendiliğinden oluşmaz. ‘Kızıl Gül’ adlı şiirin­de kaynağına eğilir onların: ‘Bitişin tadını tohum bilir / Direnç yaşanılır / Kav­gada olana sormalı / Umut nedir, mutluluk nedir’. İleriye, hep ileriye bakmak
!
                    ‘Dönüp Arkana Bakma’ adlı şiirinde, sürekli bunu hatırlatır: ‘Umutla gidilir uzun yol / Tutkuyla aşılır koca dağlar / Geçmiş nice güzel olsa da / Yaşam hep önündedir/Dönüp arkana bakma!
                 Özetle, şu son kitabında Kemal Burkay, yaşamın acıları ne denli ağır basarsa bassın, “zamana karşı yarış”ta, bize umudun, barışın, gelecek güzel yarınlara inanışın unutamayacağımız dizeleriyle seslenmiştir; önceki kitaplarında olduğun­dan belki çok daha yalın ve içli, çok daha inandırıcı olarak

                  İçtenliğinin, yalınlığının, dünyaya bütünlüğüne bakışının son bir örneğini is­tiyorsanız, kitabın en güzel şiirlerinden biri olan ‘Dilek’ adlı şiiri okumalısınız. Son olarak, buyurunuz onu:
Bir dağ eteğine gömün beni
Çimen olayım
Güneşli bir yamaçta
Üzüm olayım
Şıramdan buruk şarap yapılsın
Kenger olup biteyim bahar günleri
Nevruz olayım
Umut çiçeği
Yaban gülü bitsin toprağımda
Tarla kuşu yuva yapsın koynumda
Dilindeki şarkı olayım
Yel alıp gitsin beni”
        (Server Tanilli, 2 Mayıs 1998 tarihli ve 75 sayılı Hevi gazetesi )

 Şiir Yaşamın Balıdır:
“Şiir türleri içinde rubaîye garip bir tutkunluğum vardır. O dört dize, biçim olarak tam bir yetkinlik örneğidir gözümde; daha da önemlisi, içerik olarak, şi­irin felsefeyle içice geçtiği belki tek alandır bu. Evren, toplum, insan üstüne dü­şüncenizi, yaşamın akışı üstüne tavrınızı dört dizede ortaya koyup, alabildiğine geniş bir ufku açacaksınız okuyucunun önüne.
Kolay değil! Hüner ve çap ister.
          
(…) Geçen yılın sonlarında Kemal Burkay’ın Rubaîler’i çıktığında heyecan­lanmış, bir an önce okumak istemiştim. Edebiyatımızın önde gelen şairlerinden biri olarak gördüğüm ve sevdiğim Burkay, bir ayağı da Kürt edebiyatında oldu­ğundan, söz konusu şiirleri, önce Kürtçe yazmış ve onları -Carin (Dörtlükler) adıyla- 1992’de Stockholm’de yayımlamıştı.
         
(…) Kemal Burkay, biraz da bu özlemin etkisiyle, ama aslında Türkiyeli oku­yucuyu bu güzel şiirlere kavuşturmak amacıyla, onları Türkçeye kazandırmıştır. Şu anda elimizde bulunan kitap, Rubaîler’in hem Kürtçe hem de Türkçelerini içi­ne alıyor.
Elbette eli öpülesi bir iştir yaptığı.
(…) Burkay, eserinde Rubai türünün hakkını elhak vermiş durumda. Şiirlerin, asıllarında olduğu gibi Türkçe çevirilerinde de düşünce ve duygu yoğunluğuna diyecek yoktur. Bu bakımdan, klasik rubainin bilinen içeriğini de aşıp, ona çağ­daş bir duyarlık boyutu da eklendiğini söylemeliyim.
         
Alabildiğine zengin bir sergileyişi var şairimizin. Dil olarak öyle, imge ve söy­leyiş olarak öyle. Burkay’ın eseri bu bakımdan bir katkıdır.
         
Rubainin kendine özgü biçiminin de hakkı verilerek Kürtçe söylenmiş şiirleri, Türkçeye de aynı biçim yetkinliği ile çevirmek elbette güç. Ama şairimizin 244 ru­bai içinde bir çoğunda bu güçlüğü de aşıp, serbest çeviri yerine, rubainin klasik biçim güzelliğini de sağladığını sevinerek gördüm.  Yığınla örnekten alınız şunu:

 ‘Dürüstlüğü, yiğitliği, cömertliğiyle insan
Kalleşliği, korkaklığı, cimriliğiyle insan
Pırıl pırıl insanı, dostum, arama boşuna .
Bazan bir güldür o, devedikeni bazan’

 Şu da ayn bir örnek söylediğime:

‘Padişah olsan ne çıkar, gönlün hoş olsun yeter ki
Hayat herkes içindir, sevmesini bil yeter ki
Cahil kişi dünyayı dolaşsa boşunadır
Bak ve gör dostum, anlayışlı ol
yeter ki’
         
Rubaide, serbest biçimden yana olmayıp klasik biçimin sürdürülmesini savun­duğum için bu örnekleri seçtim. Bu ve buna eklenecek başka örnekler, rubai tü­ründe edebiyatımız için de birer katkıdırlar. Böylece, Kemal Burkay, yalnız Kürt edebiyatını değil, Türk edebiyatını da zenginleştirmiş bulunuyor bu bakımdan.  Kendisini kutlarken, son bir örnek verelim:
‘Söyle bu türküyü benim için, abı hayattır
Umuttur o, kızıl bayraktır, dalgalanır
Şiir ki yaşamın balıdır, dupduru
Şair bir bal yapıcısı, andır’
           
Gerçekten, nedir şiir ‘yaşamın balı’ından  başka ? Ve şair bir ‘bal yapıcısı’ de­ğilse?”                (Server Tanilli, 1 Mart 1997 tarihli, 15 sayılı haftalık HEVÎ gazetesi)

             Burkay için şiir yazmak türkü söylemekle eşdeğer.
Ben şiirini söylerim bu güzelliğin
              Tarla kuşuysa türküsünü
”         (Kasım Sabahı)
                   Burkay, sılada:                  
                        “Bu türkü ağır ağır / Erir uzaklarda
”            
                                   Yalnızdır:
                 “Yalnızlık bir heykeldir yüzüme bak
                  Tonlaşan saniyeleri çekti yüreğim
                  Oysa düşler, denizler verdim yüreğimden
                  Umutlar, güneşler, kuşlar verdim
                  Bir ömür boyu sevdayla taştım, acıyı resimledim”

                                  Kızını özler:
                   “Neşeyle öten minik kuş/Aklıma Dilan’ı düşürdün
                           Memleketini özler:
                 “Kuzeyde şimdi silahların sesi
                  Ve kar Bizim dağlara geç gelir bahar”
                                    Köyünü özler:
     “Ülkemde şimdi dut zamanıdır
                  Ve arpa derimi, karınlar doyar
                   Gitsem dostlarım acaba orada mıdır
?”
                             Tutkuludur; habercisi “Serçe Kuşu “:
               “Serçe kuşu, serçe kuşu
                        Tomurcuklar açtı mı
                               Güney yelleri esti mi  
                                       Dışarda ne var ne yok?”
                  Burkay’ın Şiirleri:
                 Doğanın, yaşamın açık seçik yüzü, yaşantının şairi Kemal Burkay, otuz küsur yıldır aktif politikanın içindedir. Politikasının gereği şimdiye dek birçok dergi, gazete çıkarmış ve bunları çok yönlü yazılan ile beslemiştir. Yirmi beş yıldır PSKT’nin başkanı. K. Burkay bu durumu şöyle özetler:
            “.Partimiz, Özgürlük Yolu dergisi, Roja Welat gazetesiyle ve ayrıca zengin ki­tap yayınlarıyla hem ulusal baskıyı, hem Kürt dili ve kültüründen örnekler sergi­ledi… Sosyalizm görüşlerinin yaygınlaşıp kök salmasında büyük rol oynadı..”
            Kemal Burkay’ın, dün olduğu gibi bugün de şiirleri ve yazılan, birçok dergi ve gazetelerde yayınlanmaktadır. Bugüne değin çıkan başlıca şiir kitaplan:
1)   Prangalar (Türkçe) 1967, Memleket Yayınlan, Ankara.
2)   Helbesten Kürdi (Kürtçe Şiirler) 1974, Rohani Yayınlan.
3)   Dersim (Türkçe) 1975, Toplum Yayınlan, Ankara.
4)   Özgürlük ve Yaşam (Azadi u Jiyan), (Türkçe-Kürtçe) 1993, Deng Yayınlan.
5)   Carin (Türkçe çeviriyle) Kürtçe Rubailer, 1996 (2. Baskı), Deng Yayınlan.
6)   Yakılan Şiirin Öyküsü (Türkçe) 1993, Deng Yayınlan.
7)   Beıfı Ferdi Dike, 1995, Deng Yayınlan.
8)   Can Taşır Dicle, 1998, Deng Yayınlan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Arama

ARŞİV

Eylül 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
Ziyaretçi Sayısı: