17- Şah Hüseyinler

            ŞAH     HÜSEYİNLER ( Pülümür Kaymakamı
           (Erzincan’nın Ünlü Derebeyi ailesi)

             Dersim’in bu ünlü ‘bey’ ailesinin, zaman içinde, alçalıp yükselen bir gedik çizdiği görülür. Bu zikzaklar,iniş çıkışlar çoğu kez merkezi otoritelerinin tutarsızlığının aynası oluyor.
             Aile bireylerine bakılırsa;Fatih Sultan Mehmet’in Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya gelmişler. Dersim’e gelişleri Kiğılı Yazıcıoğulları’nın oluru ile gerçekleşir.
            Söylenceye göre, o sıralar, Yazıcıoğulları’nın köylerine bir ayı dadanır, Köylülere zarar üzerine zarar verir. Bütün aramalara karşın ayı bulunamaz. Alınan önlemler işe yaramaz. Çaresiz kalan Yazıcıoğlu Beyi, bölgenin tüm halkına bir duyumda bulunur. Der ki: “Her kim bu ayıyı öldürür ve başını keser bana  getirirse, onun dileği yerine getirilecek.”
            
 Bu duyuru üzerine, birçok yiğit gibi Karabıyık Ahmet de, ayının peşine düşer, ayının izini sürer. Ayının inine ulaşır. Koluna kalın çuha sarar ve ine girer. Ayı saldırırken, kolunu ayının boğazına sokar. Zorlu bir boğuşmadan sonra ayıyı boğar, başını keser, beye getirir.
            Halkını saldırgan ayıdan kurtaran bey, Karabıyık Ahmet şerefine bir ziyafet verir. Ziyafette, bu güçlü adamı izleyenler arasında Yazıcıoğlu Beyi’nin kızı da vardır. Kız, Karabıyık’ın oldukça kıllı kollarının, kaba görünümüm; ve yemek yerken yağlı ellerini bıyıklarına sürüş tarzına güler. Bu gülüş, Karabıyık Ahmet’in gözünden kaçmaz, ağırına gider. Ziyafetten sonra, Bey, Karabıyık Ahmet’e:
          -“Yiğit ne dilersen dile, vereyim. ” der. Karabıyık Ahmet, kendisine gülen” kızı ister. Bey, önce şaşırır, sonra:
           -“Ben, mal-mülk düşünmüştüm, ancak sözüm söz” der ve kızın “isteğine” bakılmaksızın, düğün hazırlıkları başlar, düğün yapılır. Yazıcıoğlu Beyi, yeni  evlilere Altın  Hüseyin Köyü’nü düğün hediyesi olarak bağışlar. Karabıyık Ahmet’in; Beyzade, Hüdaverdi (Allahverdi) ve Hüseyin adında üç oğlu olur. Çarekan Aşireti’nin yöreye yerleşme söylencesinin biri böyle.
              Çarekanlılar’ın bir kısmı, aslen Horasanlı olduğunu, İran Şahı ile yakın­lıklarının bulunduğunu savlar. Bu nedenle, liderlerine “Şah Hüseyinlerdenir.Ve beylerin, çocuklarından birinin adını “Şah Hüseyin” koydukları görülür.
             1800’den sonra etkinliği “Yazıcıoğulları’nı aşan, yani Şah Hüseyinlerin bulundukları bölgeye de “Şiniya Ağa” (Ağalar Safrası veya Ağa Şenliği) denir.
              1839’da;Tanzimat’ın ilanına dek, Dersim aşiretleri, merkezi otoriteden uzak kalmıştır. Tanzimat’tan sonra 1850’li yıllarda Osmanlı, Dersim’i hatır­lar ve onu merkezi otoriteye bağlamaya çalışır. Dersim’e, devlet otoritesini sağlamak amacıyla, İsmail Hakkı Paşa ve Erzurum Müşürü Samih Paşa gön­derilir. Aşiret ağalarına, güçleriyle orantılı hediyeler, nişan ve rütbeler dağl­ıdır. Bu tarihten sonradır ki, Dersim’in ağa ve beyleri, Osmanlı’nın son elli yılında sürgün politikasına tabi olurlar. Bu politika, Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.
             Çarekan Beylerinden bilinen ilk lider, Şah Hüseyin Bey’dir (bu beyden sonra da  Şah Hüseyin olacak). Bu dönemde, bölgenin Osmanlı’ya bağlı olmadığı, sıklıkla Osmanlı saldırısına uğradığı, Beyliklerin büyümeleri­ne olanak sağlamadıkları görülür.
              Hüseyin Bey’den sonra yerine, eğlu Ali Bey geçer. Ali Bey, kadılık ya­par. Erzurum’a çağrılan aşiret liderleri arasındadır. Ancak, Osmanlı’ya ver­diği sözleri yerine getirmeyen Ali Bey, Kurt İsmail Paşa ile arası bozulunca Osmanlı’nın saldırısına uğrar, her yeri yakılıp yıkılır, kendisi de Vidin zindanına kapatılır. Ali Bey, Vidin kalesinde .yedi yıl kaldıktan sonra, bir yolunu bulur, kaçar. Çileli bir yolculuktan sonra deniz yoluyla Trabzon üzerinden “Ağa Şenliği”ne ulaşır. Osmanlı bulmasın diye, gizlenir, uzun süre açığa çık­maz, 1863’te ölür.
             Gerek Şah Hüseyin ve gerekse yerine geçen oğlu Ali Bey’le ilgili fazla bilgi yok, olanlar da çelişkili. 1888’den önce Dersim’i gezen gezginci Andranik’in notlarında, “Şah Hüsey inler “dan. şöyle söz edilmektedir:
             “Andranik’in Dersim gezisi 1888 ilkbaharında başlar. Yol arkadaşı ile birlikte bir uçtan bir uca Dersim ‘i dolaşmaktır hedefi. Geziye, Kiğı ‘dan başladığı ve şu güzergahı izlediği anlaşılıyor: Sergevil Köyü (Andranik, ‘Sergevil’ sözcüğünün Ermenice’de ‘ayva demek olduğunu söyler), Altın Hüseyin, Ağa Şenliği, Hertiv, Kızıl Kilise, Peri, Harput, Havar, Canik, Mazgirt, Türüşmek ve Halvori Vank gibi birçok yeri geziyor. Bu gezilerde özellikle Ermenilerden söz edilir ve köylerde ki hane miktarı saplandığı görülüyor. 
               Kiğı’dan Altın Hüseyin’e:
               Andranik, 250-300 haneli Sergevilik’te sadece 5-6 hane ‘Kürt’ olduğunu, köyde bir kilise ve bir de okul bulunduğunu not ediyor. Andranik ve arkada­şı, üç saat sonra 300 hanelik Altun Hüseyin köy ündedirler. Köyün 8-10 ha­nesi ‘Kürt’, gerisi Ermeni’dir. Burada da birer kilise ve okul vardır. Dört ta­rafı dağlarla çevrili köyün toprağı verimli, halkı tarımcıdır. Kuzeyden güneye akan sular köyü çevreleyerek bir ada görünümü verir ona. Köyün İstanbul’da eğitim görmüş olan papazı, köyün topraklarını elde etmeye çalışan ve bu yüzden de köy halkını taciz eden Tercan Kuzucan beylerine karşı zaman zaman dava açmakta, İstanbul Patrikhanesi’nden de yardım talep ederek köydeki Ermeniler’in haklarını korumaya çalışmaktadır.
               Osmanlılar,Rus-Osmanlı Savaşından (1877) sonra, Herzınga’na (Erzincan) davet ettikleri Şah Hüseyin’i tutuklayıp hapsetmişler. Uzun süre hapiste kalan Ş. Hüseyin, en üst düzey Osmanlı memurlarını satın alır ve Kuzucan’a geri döner. Daha yola çıkmadan Kuzucan (Pülümür)  kaymakamı olarak da atanır.
               Andranik ve arkadaşı Altın Hüseyin’den kuzeye doğru on dakika kadar \al aldıklarında Şah Hüseyin Bey’in ağabeyi ibrahim Bey’in bir tepe üzerin dr kurulu konağını görürler. Konağa yaklaştıklarında onları iki hizmetkâr karşılar. Az sonra artık yaşamıyor olan İbrahim Bey’in oğullarından 17 yaşındaki Abbas ve 15 yaşlarında ki Şah Hüseyin gelirler. Şah Hüseyin’in 14 vaşında ‘Emiş’ adlı birde kızkardeşi vardır. Emiş, arkadaşından izin alarak Andranik’e konağı gezdirir. Onu kadınlarla tanıştırır. Kadınlar, Andanik’ten Ermeni ve Türk kadınlarının giyimleri ve takıları hakkında bilgi alır lar.(…) Bu sırada içeri giren misafirler, ‘Kamo’ diye sorduklarında ‘”Armenego” (Ermeni) diye yanıtlar kadınlar. (…)
              Altın Hüseyin’den Ağa Şentik’e:
             “Bir ay kadar Altın Hüseyin’de kaldık. Şenlik’e gitmeye hazırdık. Atları mu hazırdı. Bizimle birlikte Şah Hüseyin II ve 12-15 kadar Kürt de vardı. Üç saat sonra konağa vardık. Konak, etrafı ağaçlarla çevrili, 25-30 haneden oluşan muhteşem bir yerdi. Bu evler hizmetkarlara aitti, konağın önünden batıya doğru 8-10 adım ilerleyince Şah Hüseyin I’in aile kabristanı ile karşı kıştık. Birbirinden güzel çiçekler ve ağaçlarla bezenmiş mermer sütunların merinde resimler ve methiyeler: Anneleri, Şah Hüseyin I, Ali Bey… 100-150 sene içinde gelip gidenler… Bu kabristanı görenler, Dersimliler’in geçmişini biliyorlarsa, 1855- tarihlerini hemen hatırlayacaklardır. Bu tarihlerde, hi Ali Bey zamanıdır, Osmanlı orduları Guzucan’a girdiler, her yeri yakıp yıktılar. O güzelim kabristanı, mermerleri kırıp parçaladılar. Tıpkı Alman­lar’ın, Fransız-Alman Savaşı’nda Fransız hükümdarlarının mezarlarını im­ha ettikleri gibi. Bunların arasında son Ermeni Kralı Levon’un mezarı da bu­lunmaktadır.
               Atlarımızı hizmetkârlara teslip edip, Abbas ve Şah Hüseyin ü’nin ardın­dan selamlığa geçtik. Merdivenlerden çıkarak odaya girdik. 15-20 hizmetkâr hazır beklemekteydi. Farklı sınıftan insanlar için hazırlanmış yatak odaları vardı bu katta. Bizim bulunduğumuz salon doğu ve batı zevki ile döşenmişti. Muhteşem halılar, tablolar, kadife koltuklar,iskemleler, cevizden sehpalar, duvarlarda Iran ve Arap zevkine göre hayvan ve bitki resimleri, tabancalar, tüfekler vs… Şatonun batıya bakan tarafında büyük bir ayna asılı duruyordu, (millideki koltuktu Şah Hüseyin U oturuyordu. 45-48 yaşlarında, siyah sakal­lı, orta boylu, sağlam yapılı biriydi. Karşısında iki hizmetkar duruyordu. Biz­leri kabul etti. Arkadaşım kendisini selamlayarak oturdu. Beni de yaşımdan dolayı alaylı bir tebessümle selamladıktan sonra, işaretlediği yere oturttu. Güneş batmak üzereydi. Adetleri gereği şerbet ve kahve ikram ettiler. Sonra tin kaymak, ekmek, bal, tereyağı ve yoğurttan oluşan ikindi kahvaltısı. Ye­mekten hemen sonra Abbas Bey ve kardeşi salonu terkettiler. Şah Hüseyin B ile yalnız kaldık biz.. Arkadaşıma sorular sorup duruyordu. Ne kadar konuş­sa etse de yorgun ve moralsiz görünüyordu. Herzngaten ‘den yeni dönmüş, servetinin büyük bir kısmını Osmanlı memurlarına yedirmişti. ‘Akşam yemeği için sofra hazırlandı. Sofra arkadaşlarımız Şah Hüseyin B, Haydar ve Mustafa adlarındaki iki oğlu, Abbas Bey ve kardeşi idiler. Çeşitli sebze yemekleri ve pilavla birlikte soframız çok zengindi. Yemekten sonra Haydar Bey ile birlikte odayı terk ettik. Orta odada üç ayrı yerde kurulu ma­salar vardı. Birincisinde 20-25 kadarjfipinci sınıf hizmetkârlar ve 6-7 misa­fir, ikincisinde yakın köylerden gelen 18-20 kadar ikinci sınıf hizmetkâr. Üçüncüsünde ise karışık oturuluyordu. 5-6 köpek de kendilerine bekçilik ya­kıyordu. Merak saikiyle Haydar Bey’den günlük mutfak giderini sordum. 35-40 kilo ekmek, 2 veya 3-4 koyun, 1 inek-, İ5-20 kilo pirinç ve bulgur, dedi.”
           
Ağa Şenliği ‘nden Herdiv’e:
             “I5 gün sonra Karpert’e doğru yola koyulduk. Şah Hüseyin B, yalnız yol­culuk etmemizin tehlikeli olabileceğini düşünerek Kızıl Kilise ‘ye kadar bize kendi süvarilerinin öncülük etmesini istedi. Arkadaşım bu teklifi teşekkür ederek red etti. Kendilerini selamlayarak ayrıldık. (…)” (Sey’fi Cengiz, Dış Kaynaklarda Kırmanclar, kızılbaşlar ve Zazalar)
              Metinde geçen “Herzınga” diye adı geçen (ki şimdiki yerli halk “Erzin­can” diyor) Erzincan, Kuzucan ve Guzucan da, şimdiki Pülümür’dür. “Köy halkını taciz eden T. Kuzucan beyleri de” Şah Hüseyinler’dir. Ali Bey’den söz ederken, “Osmanlı orduları Guzucan’a (Pülümür) girdiler, her yeri ya­kıp yıktılar. O güzelim kabristanı, mermerleri kırıp parçaladılar” diyor. Ay­rıca, Pülümür Kaymakamı olan Şah Hüseyin’i, Osmanlılar’ın, 1877 Rus-Osmanlı Savaşı’ndan sonra Erzincan’a davet edip uzun süre tutukladıkları ve Şalı Hüseyin’in, en üst düzey Osmanlı memurlarını satın aldıktan sonra tek­rar Pülümür Kaymakamlığına atandığını sıklıkla vurguluyor.
             Osmanlı’nın, bu Beyliğe saldırması, Ali Bey’in Vidin Zindanında tutuk­luluğu, Beyliği kökünden sarsar, her şey yok olur. Dağılan Beylik’ten arda kalan aile bireyleri köylülerine sığınırken, Ali Bey’in oğlu Hüseyin’i, Ali ey’in dostu memur Zeki Paşa, yanına  mektupçu olarak alır. Çileli bir yaşamdan sonra, Hüseyin Bey, Pülümür Kaymakamı olur  ve bu görevi 30 yıla yakın sürdürür.
              M. Nuri Dersimi, kitabında Şah Hüseyinler’le ilgili şu bilgiyi verir: “Dersim ‘in en zengin bir ailesiydi. Birçok defalar Erzincan-Erzurum fır­ınlarını davet ederek bütün er ve subaylara birer maaş vermekle mâruftur. Türk yazarlarına göre, Şah Hüseyin Bey’in varidatının membâı mûmâileyhin evinde bulunan ‘Kale Sipi -Beyaz ihtiyar’ adında bir ziyaretgâha ziyaretçi Kürtler’in bıraktıkları hediyeler imiş. Halbuki mumaileyhin hem arazi sahi­hi hem de Hüveyir Tuzlası ‘nın tamam varidatı kendisine ait idi. Sahavetinden dolayı Dersimliler kendisine Şah unvanını vermişlerdi. Türk hükümeti de kendisini hayatı müddetince Pülümür Kaymakamı yapmak zaruretinde kal­mıştır. Boyu kısa olduğu için de Dersimliler kendisine kısa anlamda olan Kıl­ına unvanını vermişlerdi. Bokır Dağı ^eteğinde olan konağında ki buna Şaniye Agaye derlerdi. Dersimliler, bütün ananevi tören, merasim ve oyunlarını burada yaparlardı.”
               Şah Hüseyin:
             
Hüseyin Bey zamanında Beylik, en parlak dönemini yaşar. Osmanlı’nın Dersim kapısını  aralaması, arazi belirleme işlemleri, tümüyle kaymakamların yetkisine verilir. Beylik, Dersim üzerindeki etkisini  Pülümür, Kiğı, Tercan ve  Çayırlı’dan, Erzurum’a kadar uzanır. Bu dönemde Beylik, şiirlere, ağıtlara konu olan  “366 köye” sahip olur. “Dersim-Civarik, İki Uçlu Yaşam ” adlı kitabımda,  Kayma­kam Hüseyin Bey’in, Civarik Köyü Melkis Mezrası üzerinde hak sahibi  olasını olayı şöyleydi:
             “Melkis imtiyazı:
             
Süleyman Ağa ‘nın son dönemine dek Osmanlı ‘nın güçlü derebeyi Hüse­yin ve oğlu Mustafa Beyler, Melkis üzerinde hak sahipliğini sürdürür. Bu hakkı nail edindikleritff, ibrahim Güler şöyle anlatır:
           
‘Dedem Memo Çerx, Kaymakam Hüseyin Bey’in konağına gider. Bütün çabasına karşın Bey’le görüştürülmez. Dedem, konağın bahçesindeki bir ağacın üzerine çıkar. Torbasından bir ip çıkarır, bir ucunu kalırrbir dala, öbür ucunu kendi boynuna bağlar:
            
‘Hüseyin Bey ‘le görüştürmezseniz, kendimi asarım.’ diye bağırır. Durum, Hüseyin Bey’e bildirilir ve dedem huzura alınır, istemi sorulur. Dedem, der­dini  anlatır. Özetle:      ‘Köyümüze memurlar geldi, kardeşlerim tüm araziyi kendi üstlerine geçirdi’ der. Bey, durumu anlar, bir pusula yazar eline verir, sıkı sıkı tenbih eder:
”Bu kağıdı  götür, o memurlara ver.’ Memo, denileni yapar.Bir kısım arazi üzerine kayıt yapılır. Dedemin okuması yazması yokmuş, sonra anlaşı­lıyor; tüm Melkis arazisi üzerinde Beylerin icar hakkı konmuş. Bu küçük örnek köyün nasıl Hüseyin Bey’in olduğu gerçeğinin bir açıklaması olu­yor.”
                                                                                               *
            
Hüseyin Bey, babası Ali Bey’in başına gelenlerden dolayı deneyimlidir. Başka bir otorite kabul etmeyen Dersim aşiret liderlerine karşın, Hüseyin Bey’in Dersim üzerindeki etkisi, ünü, kazanç edinimleri, merkezi otoriteye bağlı kal­makla  oluşur. Bu nedenle de Hüseyin Bey, Dersim’le bağlantılı konularda otoritenin aklına gelen ilk aracı adamıdır. Halk arasında Hüseyin Bey’e “Dersim’in Genel Müdürü” denmesinin veya bilinmesinin nedeni de budur.
              1875 yılında, Dersim aşiret reisleri ikinci kez Erzurum’a davet edilirler. Hu daveti, Ahmet Muhtar Paşa yapar. Birçok Dersim aşiret reisi, bu davete sıcak bakmaz, örneğin Hozat ve civarında söz sahibi (2.500 silahlı gücü bu­lunan) Mansur Ağa ve inanç lideri Şeyh Süleyman katılmazlar. Davete Şah Hüseyinler olarak bilinen Çarekân aşiretinden Pülümür Kaymakamı Hüseyin Bey ile Mazgirt kaymakamı Gülabi Bey katılırlar. Toplantıda, Dersim’le ilgili bazı yaptırımlar (içlerinde en önemlisi yol yaptırmadır) ön görülür ve karara bağlanır. Dersim’e döndükten sonra Gülabi Mey, yüklemlerini yerine getirmek için hareke­te geçerken öldürülür. Bu yatırımlar nedeniyle öldürüldüğü söylenir. Boşalan Mazgirt Kay­makamlığı, bir süre Hüseyin Bey’in yöneti­minde kalır.
             Çarekan aşiret beyliğini ve Pülümür kayma­kamlığı görevini yürüten, Rus Harbi dahil bir çok savaşa katılan Hüseyin Bey, 1889’da ölür.
               Haydar Bey:
 
              Hüseyin Bey’in ölümünden sonra Beyliği, Hüseyin Bey’in oğlu Haydar Bey (1864)  üstlenir. Diğer oğlu Mustafa Bey de (1870 doğ.) Pülümür Kaymakamı olur.
               Haydar Bey de, babası gibi merkezi otorite­den yana hareket ederse de onun kadar başarılı olamaz. Bir yanda, çöken Osmanlı’nın cılızlaşan  maddi manevi yardımları sıkıntılar yaratırken , öbür yanda aşiret içi liderlik sorunu yaşanır.  Haydar Bey, ‘’ Bey ‘’ yerine “Mir”veya”Mira” “Miran” (Bey yada Beylerbeyi) sıfatını kalıcı kılar . Dersim ‘in ünlü şairi      Qaji , Haydar Beyin aşiret liderliğine soyunan akrabası , sağdıcı Halil Bey’i,  Osmanlı oyunu ile öldürttüğünü belirtir. Şiirlerinde ve ağıtlarında Haydar Bey’i, “Hain Miro” olarak halka tanıtır. Değişik  söylemlere yol açan Halil Bey’in öldürülmesi bir değerlendirmesi şöyle:
           “Hain Miro” ile “Halil Bey”:
           
 Yörenin can damarı, Bingöl-Erzincan-Tunceli üçgeninde atar. ‘Şahüşenler ‘ adıyla anılan Çarekân aşiret liderliği, Hüseyin Bey’den sonra oğlu Hay­dar Bey ‘e geçer. Ne ki  akrabası Halil Bey, zekâsı, ataklığı, dürüst davranı­şıyla halk tarafından dikkatleri üzerine çeker. Haydar Bey, bunun farkında. Beyliğini sürdürmek uğruna, Halil Bey’e ‘ahiret kardeşi’ olmayı teklif eder. Birlikte Bağır Bawa dağına çıkar ‘mısayıv yemini’ ederler, ‘ahiret kardeşi’ olurlar. Gün geçer, Haydar. Bey ‘in kuşkusu geçmez. İçten içe erir. Dayana­maz, kâhyası Şavelyanlı Meme Las’e, “‘Halil Bey’i öldürme’  tuzağını önerir. O da, damadı olma koşuluyla kabul eder.
             ‘Sola Koreke’ Tuzlası Müdürü’nün evinde bir davet tertip edilir, davete Halil Bey de çağrılır. Halil Bey’in silahı asıldığı yerden alınır ve Meme Las‘ın adamları silahsız kalan Halil Bey’i öldürürler. Anlaşma gereği Hay­dar Bey, kızı Esma’yı, Meme Las ile evlendirir.
               Halil Bey’in kız kardeşi Hacer Hanım, ‘Hain Miro’ denilen Halil Bey’i öl­dürmeye yemin eder. Bu duyum, Haydar Bey’e ulaştığı için, tedbirli davra­nır. Hacer Hanım, Haydar Bey’i şikâyet için İstanbul’a kadar gider. Önce, Padişah yaverine uğrar. Haydar Bey’in, Padişaha bal gönderdiğini, Padişa­hın da, Haydar Bey ‘şirpençe’ (kanser) olduğu için, ona tabip gönderdiğini, Yaver Paşa’dan öğrenir ve ‘Bal benden önce gelmiş, şirpençe Halil’imin ahi­dir‘ der geri döner. Haydar Bey, bu hastalıktan yatağa düşer.
              Hastalığı ağırlaşan Haydar Bey’e aşiret ileri gelenleri yerine kimi seçmeleri ge­rekeceğini sorarlar. O, cevap vermez. Cebinden konağın anahtarlarını çıka­rır ve ortaya atar. Kimse anahtarları yerden almaz.. Oysa anahtarı alması ge­reken kişi Mustafa Bey’dir. Meme Las, anahtarları alır, cebine yerleştirir. Mustafa Bey, bu hareketi içine sindiremez. Cenaze anında, Meme Las ‘ın, ha­zineyi 40 katırla Karagöl konaklarına taşıdığını öğrenince de iyice hırslanır, Meme Las’a düşman olur. Haydar Bey, 46 yaşında, (1910 yılında) ölünce, verine kardeşi Mustafa Bey geçer.
             Mustafa Bey:
     
        Mustafa Bey, Şavelyanlı damadın saltanatına son vermekle işe başlar. Mustafa Bey, Dersim’in azılı çete reisi Aryanlı Şey Uşene Kali’yi çağırtır. Ona Hacer’i vereceğini (Haydar Bey’in kızı Hacer, sonradan Suranlı Hasan Afta ile evlendirilir), karşılığında Meme Las’ı öldür­mesini ister. Anlaşırlar. Sey Uşene Kali, Meme Las’ı vurmak için, Meme Las’ın kirvesi, kendi akrabası Sılı  Sadıq’ı yem olarak kullanır. Birlikte Las’ın evine giderler. Meme Las, yol göstermek için önde yürürken, Sey Üşen Qali, Meme Las’ı   arkadan vurur, öldürür. Usene  Kali , düğün yapmakta geciken, sözünde durmayan Mustafa Bey ‘i, yakasından tutar, silahı ka­fasına dayar:
-‘Ben görevimi yaptım, sıra sende. Haceri bana ver der. Mustafa Bey;
-‘Rus geldi dayandı, düğün zamanı değil.’ der ve onu ikna ederek savaşa gönderir. Söyleme göre  Alay Kumandanı olan Mustafa Bey, Sey Uşene Kal’i  Sevdin cephesinde öldürtür…” (Dersim-Civarik, tki Uçlu Yaşam, s. 78-79)
            Osmanlı’nın çöküşü üzerine Rus güçleri Kars’tan saldırıya geçer, Erzurum Erzincan derken, Dersim sınırlarına dayanır. Konağı ve arazisi işgal edi­len Mustafa Bey, Alay Karargâhını, Civarik Köyü Balık mezrasına taşır ve Dersim aşiretlerinin verdiği milis güçleriyle savaşı, Balık’tan yönetir. Bu savaşta, halkın ve Beyliğin zararı çok olur. Cumhuriyet dönemine dek Pülümür Kaymakamı olan Mustafa Bey’in merkezi otoriteyle bağlantısı, Erzurum’daki ordu aracılığıyla olur.
             Bu arada gerek Osmanlı gerek Kurtuluş liderlerince Mustafa Bey’e   bir çok   taktir ve  kutlama telgrafları gönderilmiş, bu güne değin saklı tutulmuştur.
               Osmanlı Padişahı, Mirliva Mustafa Kemal, Miralay İsmet, Başvekil İs­met, Dahiliye Vekili Recep vs. imzalı telgrafları; çok önemli bulduk. Geçmi-şi izlemede, tarihe ışık tutması, doğruları saptamakta yararlı olacağını düşü­nerek, Noter onaylı bu belgeleri, tarih sırasına göre yorumsuz sunuyoruz.

 Belge 1. Padişah’tan Mustafa Bey’e Gönderilen Telgraf:
“Suret       4/7/332

İkinci Ordu Kumandanlığına                           Şube 1   numara

           Mücessemi hamiyyet ve hemaset izzetlu beyefendi
     
      Miralay mehmet bey yedile irsal buyurduğunuz mektubu fardı memnuniyetle arz ve  telakki ettim.  Din ve vatana ifa ettiğiniz hidemati bergüzide ile ecdadınızın hesail ve necabeti müsellimesine bihakkın varis olduğunuzu isbat eylediniz, bundan dolayı zatıalinize hasseten teşekkür ederim. Bu uğurda duçar olduğunuz zarar ve ziyandan dolayı şimdilik medar olur  mutalaasıyle bir miktar akça gönderildi, devlet uğrundaki fedakârlığın hiç bir zaman unutulamayacağını ve ilayi kelimetüllah yolundaki mesainizin hiç bir zaman mukabele ve mükafatsız bırakılmayacağını temin ile ve maruz kaldığınız zararın ez’afı muzafaasiyle telafi ve tazmin edileceğini temin ve beyan ve size ve hemasetperver maiyyetinize ihdayi selami firavan eylerim.
                                                                                                                 yaveri ekremi hazreti padişahı
 
                                                                                                   ve ikinci orduyu humayun kumandanı
                                                                                                                                                          Birinci ferik
                                                                                                                                            Ahmet İzzet imzası
                                                                                                           *

        Belge 2. Mirliva Mustafa Kemal’den Mustafa Bey’e Gönderilen Telgraf:

           “Dördüncü Ordu hümayunu                                4.10.32 Numara 674
            Sekerat gayet mehremdir                               Şifre Numarası 794 iki ay işareti

             Dördüncü ordu kumandanlığına

                      Pülümür Kaymakamı Mustafa beyefendiye
           
düşman karşımızdaki kıtaatını bir az geriye çekmiş ve anlaşıldığına göre müşkilat içinde bulunmaktadır, okunamadı düşmanı bu kışın istirahat halın da bırakmamak okunamadı bir taaruzu umumi icrası mukarrerdir, bunun için ahiren teşkilatı kabul edilmiş olan plümür milisleri efradının kamilen cephede bulundurulması düşman nerelerde ne kadar kuvvetle bulunduğunun keşif kolları ve emin adamlar vasıtasile mütemadiyen keşf olunarak orduya bildirilmesi mütemannadır.. nazimiye milislerinin dahi toplanıp ileriye alın­ması icap edenlere yazılmıştır, ve bundan mada düşmana his ettirilmeyecek surette bir çok adamlar toplanmakta olup bunlar ile vakit geldiği zaman mi­lisler derakep takviye olunacaktır, kamın evvel nihayetinde bu taarruzun icrası mukarrer olduğundan keyfiyetin gayet modern tutulması ve hiç kimseye malumat verilmemesi ve yalnız keşfiyata ve keşif kolları faaliyetine ve milislerin kamilen cephede toplanmasına himmet olunması mütemennadır.
                                              İkinci ordu kumandanı vekili Miriliva
                                                                                       Mustafa Kemal

                                                                                     *

Belge 3.
Miralay ismet Bey’den Mustafa Bey’e Gönderilen Telgraf:

Dördüncü Ordu kolordu hümayunu
Kumandanlığı
Hususi
          Pülümür Kaymakamı Mustafa beyefendiye                       
           İzzetli beyefendi
           Biraderi valaları Hasan bey nezdime geldi. Şimdi Çarsancak’talar  muma­ileyhin ahlak ve kabiliyeti hakkında mütalaanızı bildirmenizi, gayet mehremanı  rica ederim. 18 nian tarihli afiyetnameyi valaları desti ihlas alınmıştır, hediyeyi valaları makbule geçmiş okunamadı olmuştur, ancak halı harpta olduğumuzdan ve bütün mülkünüzü fedaye zayi eylediğiniz malumum bulun­duğundan mahcup olmaktayım harp kemali muzafferiyetle hitama erdikten sonra inşallah ailenizin mirası meşru,u olan şan ve emlaki ziyadesile öhteyi tasarrufunuza nakle muvaffak oluruz, acizlerine raptı kalp ve tali etmiş olan i ati valalarının refahi tam ve itibarı namdan başka benim için bir mükafat ve nimet olamaz talep buyrulan arzakı hemen verdim, fakat eğer sizin yazdı­ğımı gibi onbeş ester getirmediler ve sizin emrini tam yapmadıkları için ca­nım sıkıldı, fakat bu mazbatayı verdim, hayvanları getirip kurum gününde almalarını tebliğ ettirdim, ailemden gelen peynirden bir mikdar ile hanım efendi için okunamadı kumaş ayrıca takdim ettim, jandarma çavuşu ve kati­biniz hakkında yazdıklarınızı terviş edeceğim neticesini yazarım, nazimiye kumandanına maiyyetinize verilmesini terviş edemem çünkü kavaidi sabite i askeriyeyi ihlale cevaz yoktur, siz alay kumandanısız Hasan lütfi beyefendi namüye kumandanı değil şarkı dersim mıntıkası kumandanı ve orduyu hüma­yun tarafından fırka kumandanı salahiyetini haizdir, bütün kolordu dahilin­de muharebe, hizmet ve herhangi bir iş için hiçbir alay kumandanı ile muha­bere edemem, yalnız evvelcede yazdığım gibi hususi olarak ve kaza hukuki kadimeye binaen sizin halınız ve aileniz için muhabere edebilirim fakat hare­katı askeriyeye ait olan emirleri mutlaka hasan lütfi beyden alacaksınız mirimumaileyh  pek ziyade okunamadı, baki selam ve senayi halis ile afiyeti valaniyaz olunur efendim. 2nisan 333

                                                  Dördüncü orduyu hümayun kumandanı
                                                                                         Miaralay ismet

                                                                                                *
        Cumhuriyet Hükümeti, 1926 yılında Doğu için bir “ıslahat lahiyası” ha­zırlar. “Bununla yıllarca halkın sırtından geçinen ve manevi olarak, halkı zehirleyen birçok eski aşiret ağa, hoca, şeyhleri Batı Anadolu’ya sürer. Bun­lunu içinden Mustafa Bey, Kastamonu’ya sürgün edilir. Kastamonu’da iki yıl sürgün kalır. 28 Mayıs 1928 tarihinde çıkan af kanunundan yararlanır ve Eraincan’a döner. Mustafa Bey, 1936 yılında ölür.

           Hasan Bey:
            Mustafa Bey’in ölümünden sonra, Beyliğin idaresi Hasan Bey’in eline geçer.
             Mustafa Bey döneminde kardeşi Hasan’da etkendir Özellikle resmi otorite ile olan bağlantılarında önemli görevler yüklendiği görülüyor:

      Belge 1.
            Başvekil İsmet’ten Hasan Bey’e  Çekilen Telgraf:

      Tel No: 9699 Mahreci: Ankara
            Numarası: 6/1495
            Kiğıda kuvvayi milliye 3. Tabur Kumandanı Pülümürlü Hüseyinbeyzade Hasan bey
             Hadise ‘i isyani hesabile izhar olunan hissiyet ve merbudiyete ve hakkım­daki temenniyata teşekkürler ederim efendim.      
                                                                                                  Başvekil İsmet
                                                                                                *

              Belge 2.
              Dahiliye Vekili Recep’ten Hasan Bey’e Çekilen Telgraf:

              Mahreci: Ankara Tel numarası: 7517
              Kığıda Kuvvayi Milliye kumandanı

              Hüseyin beyzade Hasan bey
             Teşekkür muvaffakiyet temenniler

                                                                   Dahiliye vekili Recep”
                                                                                                                       *

       Belge 3.
        Kaymakam Abdurrahim’den Hasan Bey’e Çekilen Telgraf:

       “Kuvveyi milliye 3. Tabur Kumandanı Pülümürlü Hüeyin bey zade Hasan Bey’e
             27/Mart/134l tarihli raporunuzu aldım. Mutelaa ettim Usatın Çemre Kürtüzü ve  kurreyi saireden tathiri hakkındaki muvafakiyetinize arzu teşekkür ederim,  keyfiyet vilayeti celiliyede arzedilmiştir. Mahkumler hakkında ki işarınız isaf edilecektir. Bu gibi bir daha bir çok muvafakkiyetlere muvaffakiyetinizi temenni ederim efendim. 29/Mart/341

                                                                                      Kaymakam (imza)  Abdurrahim”
                                                                            ***

      Belge 4.
      Erzurum Valisi Sabit’ten Hasan Bey’e Çekilen Telgraf:

 “Mihrazi: Erzurum  Tel    Tarihi: 31/3/341

            Kiği kaymakamlığı vaıtasile pülümürlü Şah hüseyin bey zade Hasan bey’e Asilerin kurt yurdu mıntıkasından tardındaki taarruza iştirak ve muvaffa­kiyet temin etmiş olduğunuz kığı kaymakamlığından bildirilmiştir. Bu muvaf­fakiyetinizi evvelce göstermiş olduğunuz hıdamati milliye ilâve edilecek mu­vaffakiyetinizden görülüp takdir edildiğini maleselam beyan eylerim. Polisin 44.1’dir.                                       Vali Sabit”
                                                                                                                *

     Belge 5.
     8. Kolordu’dan Hasan Bey’e Çekilen Telgraf:

               “Hamili vesika Hüseyin beyzade Hasan bey harakatı tedibiyede maiyett­in birlikte Kığı cephesinde fedakarane ve can siperhane hizmeti sevketmiş ve isyanı tenkilinde mühüm amil olmuştur, kendisi berayi tedavi dersaadete gi­decektir. Hakkında tashilat iraesi ricasile işbu vesika mumaileyh Hasan  bey eline verildi.

                                                                                                                    19 haziran 1341
                                                                                       8. Kolordu kumandan vekili Miralay
                                                                                                                            Salih (İmza)”
                                                                                               *
             Belge 6.
              Pülümür Kaymakamı Ali Remzi’den Hasan Bey’e Çekilen Telgraf:

             “Son hadisei isyaniyede hükümeti cumhuriyeti müpcelemize fiilen ilk izhar hidakat ederek şanlı kıt’at askeriyemizin usulünden akdem kiği kazası istikametine yürüyen Asati civan merdane bir seccaat ve besaletle tevkif vukhar  bir darbe ile tart etmek muvafakiyetini ihraz etmiş olan kazamızın feem kariyesinden mezhür Hüsyeinbey zade Hasan bey gözlerini berayi tedavi hizmetçisi Fem Kafiyesinden mevali oğullarından Süleyman oğlu Kariçli Hüseyin ile beraber İstanbul ve Ankaraya”gidecek olduğundan esai azimet ve avdetinde  ilişik edilmemesini  ve alakadûl imkan muavenet ve teshilât irsa olunmasını mübeyyin vesikadır. 16)Haziran/1341
                                                                                                     resmi mühür Pülümr Kazası Kaymakamı
                                                                                                                                 imza Ali Remzi

                                                                      ***
           
Belge 7.
            Erzurum Valisi Necati Bey’den Hasan Bey’e Çekilen Telgraf: 

                 “T.C.
                  Erzurum V.J.K.
                  Erzurum, 25/6/934

              Yastık köyünde Şah Hüseyin bey Zade Hasan Bey
     
          18/6/934 gecesi Kümbeller köyüne gelen ve köye ait 18 baş sığırı hanbile savuşan dersimli Şirillerin takiplerinde de ve bunlardan ikisini imha ve diğer ikisini yaralamak hayvanları istirdat etmek hususunda gösterdiğiniz gayret ve faaliyet vilâyetçe mucup memuriyet olmuştur. Bundan dolayı gerek size ve gerekse beraberinizde çalışarak hizmet ve gayretleri sevkat etmiş olan arka­lıklarınıza ayrı ayrı teşekkür ederim.

                                                     Saip                Vali Necati”
                                                                                                        ***

 
 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

Arama

ARŞİV

Kasım 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
Ziyaretçi Sayısı: