30- Vecihi Timuroğlu

VECİHİ TİMUROĞLU 

           VECİHİ TİMUROĞLU
          
1927  yılında Kangal’ın Yellice köyünde doğdu. Ailesi, Dersim’in Ovacık ilçesinden, Munzuroğulları’ndandır. Babası,1922’de Dersim’den ayrılır. İlkokula Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde, Ortaokula Ankara Gazi Lisesi’nde başladı.
         Timuroğlu, Diyarbakır’da birlikte büyüdüğü kardeşi Şinasi’yi kamyon altında görünce, iki ay sokağa çıkmadı, ailesiyle konuşmadı.
          Erzurum Lisesi’ni bitiren Timuroğlu, “Medeni cesareti arkadaşım Tekin İleri Dikmen’den öğrendim. Derste Tarih öğretmeni, Yavuz Sultan Selim’i övünce; Tekin İleri Dik­men ayağa kalktı; ‘Hocam, Yavuz, yirmi bin Kızılbaşı katletti. O çok kötü bir padişahtırdeyince şaşırıp kalmıştık.” der. Timuroğlu, li­seyi bitirdikten sonra Dil Tarih Fakültesi’ne yazıldı. Devlet hesabına okudu. Ankara Dil fakültesini 1950’de bitirdi.
           Timuroğlu, yıllarca eğitim alanında öğret­menlik ve müdürlük yaptı. Bakan Danışmanı oldu. Ankara Atatürk Lisesi Müdürü iken emekliye ayrıldı.
          İlk şiiri 1942 de Varlık dergisinde, ilk denemesi “Alho” 1948 de Yücel dergi­sinde yayınlandı. 1973 yılında Evrim dergisini yayınladı.
         Zamanı doğru kullanan, bir dakikasını bile boş geçirmeyen, toplumsal olayla­ra karşı duyarlı, çalışkan, Türkçe’yi yerinde kullanabilen iyi bir yazı ustasıdır. Ürettiği eserlerin sayısı, çeşitli dallara uzanan sivri kalemiyle; aylık dergilerde, gazetelerde renkli yazılarıyla, edebiyat dünyamızın son yıllardaki hızlı lokomoti­flerinden biri…
        Timuroğlu, toplumsal içerikli denemeleri, yerinde eleştirileriyle tanınmış bir yazarımızdır. Marksçı düşüncenin yazına ve eleştiriye yerleşmesine çalışır. Tarih araştırmalarıyla, resmi tarihin kimi savlarını sarsar.
        Timuroğlu, duyarlı bir yazar, kimi yanlışa karşı oldukça tepkili. Gereğinde merkezi otoritenin yanlış politikalarını yermekten de geri kalmaz. Cumhuriyetimizin Kuruluşunun 75. Yılının kutlandığı bu yılda, devletin; ayrı törenlerle Osmanlı’nın kuruluşunun 700. yılını anmak” yanlışlığına dokundu ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yüce Meclisi Türk ulusu adına böyle bir kutlamayı yapamaz. Çünkü, yedi yüzüncü yılında, Osmanlı devleti yaşamıyor.” (Cumhuriyet pazartesi,1/5/99) der. 
            Vecihi Timuroğlu’nu tanıyanlar, O’nun yazım yaşamını iki döneme ayırır: Birincisi, memurluk; yani bürokrat dönemi. O zamanlar devletkatı bir anlayış sahibiydi. Hatta hükmedenlere hikmetyüklenirdi. Devletin bürokratı, görevi ne olursa olsun, kendini otoritenin devamı görür ve hükmedenlerin her türlü yaptırımlarının  -iyi de kötü de olsa - bir açıklamasını yapmaya kendini zorunlu ve sorumlu sanırdı.
             Timuroğlu, özenle şu iki cümlenin altını çizer: “Atatürk’e saygılıyım. Çünkü O bir  devrimcidir. İslama karşı tek devrim yapmış adamdır. Kemalist Devrim ‘in feodaliteye karşı yürüttüğü savaşıma saygılıyım.” Bütün bunları eserlerinde görmek olası…   İkincisi, emekli olduktan sonraki dönem yazarlığı. Bu dönemlerde ürettikleri, birbirinden farklı..Birinci dönemde uzun sure devletin sınırlı, kapalı havuzunda kulaç atmış, yazarlığı ve şairliği, doğal olarak ölçülü, sınırlı ve “sakıncalı sayılma” baskısı altında geçmiş. Başka bir deyimle; özgür düşüncelerin yaşama geçirilemediği dönem.
                 Bu, şeflik döneminin, baskıcı otoritenin bir ayıbı. Cemal Süreya, Timuroğlu gibi, toplumsal yönü önde değerler, düşünce ve kimlilklerini eserlerine gereğince yansıtamadı. Sanatın, düşüncenin canına okudular. Bunun göstergesi, bugün sanata tükürenler, yönetimin en başında ve “dokunulmazlıkları ” yasalarla korunur durumda. Vecihi Timuroğlu, edebiyat dünyasında hak ettiği yeri, geç de olsa ikinci dönemde yakaladı.
            1961-62 yıllarında Konya’da görevli bulunurken, Çağrı dergisinin eleştiri köşesinde Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu için şunları yazar: “Kuru. klişeci bir şair, Atatürk’ü anlatıyor güya. Oysa Atatürk böyle anlatılmaz. Atatürk öbek öbek söylev vermiş de uyarmış köylüleri. Oysa ne Atatürk söylevcidir, ne de yurttaşların öyle söylevlerle uyarılacağı var. Atatürk’ü bir aksiyon adamı olarak ele almak gerekir.” (Çağrı, 1962 s. 48)
            Timuroğlu, özellikle şiir üzerine çalışmaktadır. Kuramsal olarak şiirin sorunları üzerine eğilmiştir, bu nedenle Edebiyatçılar Derneğince, “Onur ödülü “ne değer görülmüş, 1998’de altın madalyayla ödüllendirilmiştir. “Şiirin Büyücü Kızı: İmge” ve “İslamın Akla Bakışı Üzerine Bir Deneme” çalışmaları övgüye değer. “Memur kitabından arınmış bir yaşam”‘ şiiri:

 “Seyit ölüm mü istiyor
Devlet gücünü kanıtlıyor
O mor ufuklu dağlarda
Sılanı bas bağrına
Kadınını anlat töreni öğret
Bize Seyit niyazından
Memur kitabından arınmış bir yaşam
Bütün acılarımızı Munzur’da yıkadık
Sınıfsız bir barışı birlikte bulacağız.”  (Bir Sürgünün Ezgileri -Dersim’in Ağıtı-, Kalan Yayınlan, 1999)

              Ve Vecihi Timuroğlu, bir anımsamada bulunur:
“Unutmuşuz Kürtlüklerimizi Ermeniliklerimizi
Ve dost sofrasında dinlerimizi
Munzur’u tutan türkülerimizle
Yaşayıp gidiyorduk.”  (Bir Sürgünün Ezgileri )
                İlhan Selçuk, Timuroğlu’nun bir yapıtı için şunlan yazar: “Vecihi Timuroğlu, ‘Atatürk Şiirleri’ adlı bir inceleme yayımladı. Timuroğlu, laiklik ilkesine ters düşen iktidarlara karşı, şiirin bir Atatürk öğretisi silahı oldu­ğunu söylüyor. En ilginç yanı da, siyasal kavganın şiirimizde, Atatürk teması ile yapılması. Atatürk’e sevgi ve saygı  bölümünde, Atatürk’ün toplumumuza mal ol­duğunu, seçtiği şiirlerle gösteriyor. Bu seçkin incelemeyi okumalısınız.”
            
 Timuroğlu’nun aynı eseri için Server Tanilli’nin değerlendirmesi de şöyle:
             “Değerli incelemeleriyle ve araştırmalarıyla, Türk kültürüne büyük katkılar­da bulunan Vecihi Timuroğlu, ‘Kurtuluş Savaşçısı Atatürk’ adlı yapıtıyla yine eli öpülesi bir çalışma yapmış…hümanist felsefenin kökenleri kültürümüzde de var. Sonra, hümanizmayı kalemlerini ilk ve son hedefi olarak gören~aydınlarımız tü­kenmiş değil çok şükür. Vecihi Timuroğlu onlardan biridir. Bu yıl 70. (1998 da v.n) yaşını kutladığmuz bu soylu kalem, gerçekten ‘evrensel bir insan sevgisi’ni temel alır; ona, toplumun bütün kurumlarını değerlendirirken ölçüt olarak bakar; doğmalara karşı çıkar ve aklın önünü açar.”
           Vecihi Timuroğlu, uzun bir dönemin şairi. İlk şiiri yukarıda belirtildiği gibi 1942’de yayınlanmış. Şiirler üzerine söylenecek çok şey var, olmalı. Biz, söylenecekleri,Timuroğlu’nu çok iyi tanıyan, meslektaşı, arkadaşı, yetkin bir dosttan aklanmayı yeğlerdik. Son yıllarda atağa kalkan, değerli şair, eleştirmen yazın öğretmeni Mehmet Aydın, “Edebiyat Kıyılarında ” adlı eserinde; Vecihi Timuroğlu’nu şöyle tanıtıyor:

               Vecihi Timuroğlu’nun Şiiri:
               “Vecihi Timuroğlu, Türk yazınının bir yüzakıdır. Yazınımızın pek çok türünde birçok yapıtlar yayımlamıştır. İyi bir şair, iyi bir araştırmacı, denemeci ve öykücü olduğu halde, ne yazık ki, seçkilerde onun ürünlerine, gereken yer verilmemiş­tir. Doğrusu bu duygucu yaklaşım, anlaşılır gibi değildir.
            Timuroğlu ‘nun bugüne değin oluşturduğu yapıtlar, orta yaş bir insan yaşamı­na sığmayacak denli boyutludur.
           O; Yücel, Yeditepe, Yonca, Evrim, Türk Dili, Türkçe, Yeni Edebiyat, Özün, Se­simiz, Oluşum, Türkiye Yazılar, Barış, Cumhuriyet, Özgür İnsan, Bilim ve Sanat, Yazko Edebiyat gibi dergice gazetelerce çeşitli yazılar yazdı. Şiirlerinde yoğun W özgün bir imge dokusu kullanarak, yaşanmış acıların duyarlıklarını dile getir­tti. Acıların yanında katıksız aşkı, sınıfsız toplum özlemlerini vurgulayıp tarihsel olanla, güncel ve çağdaş olan arasında şiirsel bütünlükler kurmuştur.
              Timuroğlu’nda aşk, tüm benliğine dek işleyen kutsal bir anlam taşır. Gerçek aşkın gücü, insana dünya kaygılarını ve her türlü acıları unutturacak niteliktedir. Seven kimsede asla korku yer etmez. Sanatçı, günlerinin hep sevgili yanında geç­mesini ve anları bile onunla paylaşmayı ister. Çıplak ve duru güzellik yerine, büyülü güzelliği yeğler. Kimi zaman da yüreğini kemiren kıskançlık duygusuyla kıv­ranır. Öte yandan sevmesini bilmeyen para babalarının kunt görüntülerini sergi­ler. Bir yerde aşkı, emekle eşdeğer tutar: ‘Aşk emek gibi güçlüdür / ve kıskanmak tarihe direnen bir kale’ (TBSÇ-s 30).
           Onun şiirinde coşku, doruk noktasına ulaşır.. Acı ise duyguları besleyen bir can suyudur. Bir bakıma*kendi yaşamı da, hep acının yönettiği birtakım değişme­lerle geçmiştir. Ölüm, ayrılma ve yargılanma gibi olaylar, durmadan birbirlerini kovalar. Öyleyken o, döneklik, hainlik ve korkuya asla ödün vermemiştir^ Politi­ka, tecim ve cinayet üçlüsünün kötülüklerine değinir. Ortadoğu tarihinin gizli kal­mış yanlarını eşeler. Sonunda oradaki tahtların yalnızca güce, kılıçlara teslim edildikleri gerçeğini anlar.
            Timuroğlu, ‘Bura Yemendir’ adlı kitabında, gene Ortadoğu ve Önasya tarih­lerine devrimsel bir süreç açısından yaklaşır.. Arabistan’daki köleci toplum yapı­cını ele alarak, toprağın ve suyun geçmiş çağlardan beri sürüp giden iyelik kav­galarına değinir. İslamlığın bu ülke insanlarına getirdikleri ile onlardan götürdüklerinin bir muhasebesini yapar.Selçuklular döneminde ortaya çıkan Anadolıı’da ki Baba İshak eyleminin, gerçek yüzünü belirtmeye çalışır. Hu arada Anadalıı insanı ve halkının çok yönlü destanlarını anlatır. Geçmişle günümüz arasına sık sık köprüler kurar. Zaman ve mekân kaydırmaları yöntemi olan transposition ‘u kullanır.
             Türk halkının, dış düşmanlara karşı ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşı kazanmasını, tarihin temize çekilmesi olgusu olarak değerlendirilir. Kimi halk ozanları, bilinçsizlikleri yüzünden, beyler sofrasında çimlenen birer asalak ola­rak nitelenirler. Suskunluğa hüküm giymiş kadınlarımızdan söz edilir. Topraksız köylünün durumu dile getirilir: ‘Topraksız insan gülmez / Nedir yiğidi pamuğa kovan’ (s.99) biçimindeki köklü bir yaraya parmak basar.
            ‘Bir Sürgünün Ezgileri’nde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki oymak törele­ri dile getirilir. Doğulu insanların ve Alevilerin, çetin doğa koşullan içindeki ya­şantıları ele alınır. Ayrıca bu insanların sert tepkilerine, din sömürgenleri olan seyyitlerle, toprak ağaları ve despot memurların neden oldukları belirtir? ‘Bize seyit nizamından/memur kitabından arınmış bir yaşam gerek’ (s.48). Destanda Munzur Dağı ve Munzur Suyu simge olarak işlenmiştir. Şaire göre, kimi zaman bu yörede ‘bıçağın sırtında bir gece’ ya da ‘uzaktan sabaha kar vuran’ bir hayat yaşanır. Kerem hüznündeki kırgın mertlikler, hep dağlara bırakılır. Buralara da­ha çok güneş, kavga ve ateş egemendir. Cumhuriyet dönemi, Osmanlı’nın dilini sevgiye çevirmişse de, nedense toprak ağalarının bu dili, durmadan acıya çevir­menin peşinde oldukları görülmektedir.
            ‘Kardaşım Oğul’da, o, Almanya’da vurularak öldürülen oğlu Kürşat‘ın acıla­rını dile getirir. Bu kitapta şiirlere, başlıklar yerine, numarala  koymuştur. Birden on beş numaraya dek, oğlu Kürşat’ın çocukluğundan ölümüne değin geçen sevgi dolu yaşantısı sergilenir. Baba yüreği, acıyı son çizgisine dek zorlar: ‘Başımı göğ­süne koyup yüreğimi dinlerdim / Sessiz türkülerdi duyduklarım öfke yüklü ama se­vecen /Sen uyurken yüzüne dalardım / Soluğun denizlerin ötesine taşırdı sevgini / Ateşler yakıyordum kanımda / Gülüşün toprağa düşen ince yağmur/İçice ölüm ve yaşam var olunca başlamış / Yabancı bir güldürü gibi.gelirdi ölüm bana / Geldiği an oyuvermiş yüreğimi / Yıldızlı gecelerde amansız ağlarım’ (s. 10-29)
            Timuroğlu, Anadolu bozkırlarını da acısına ortak eder:
‘Bozkırlara hızla inen karanlık
Satır satır tırmanır doruklara     
Yükseklik pençe vurur kartallar adına
Ve kanar doğuda ufuklar ay büyürken’
(s. 37)

 Gülüşünün söndüğü saat
Yitik sesini yakalıyorum dudaklarımda
Güneş yangını bir damla kan düşüyor gökyüzüne’ (s,4J)
‘Oğlum ak gerçeğim benim
Merhaba diyorum yeniden sana
Güneşin kanı damlıyor çınarların dallarından
Ve yeniden bahar kokuyor toprak
Merhaba kardaşım oğul
Merhaba’ (s.66).

           Sanatçı, böylece oğlu için ölümsüz ve lirik ağıtlar düzerken, onun tek avuntusu da   oğlunun öteki arkadaşları gibi özgürlük yolunda, salt toplumsal yaşanın inancı adına, yaşamını  yitirmesidir.
             ‘Merhaba Oğlum’ adlı şiir kitabında; gene öldürülen oğlu Kürşat Timuroğlu için yazılmış şiirlerle, 12 Eylül Yönetimi’nin ülkeye getirdiği karabasan yar alır. Bu arada kimi sevilen şairlere ve dostlara göndermeler yapılır.  “Benviş Kız Telli Ana‘nın söylencesine yer verilir. Şiirin kurgusunda sık sık özgün betimlemelere başvurulur: ‘Orada esmer bir bahçede salkım söğüt / Yaşamak denizlere ormanlarca dağlarca / Sevişir gibi yaşayacaksın’ (s.27) Sevgide, dostlukta ve doğaya yaklaşımda duygular tek boyutlu değil, kapsamlıdır. Sevgiler, parçalayıcı ve kanlı olmalıdır. Varlıklarda şairin gönlüne göre duygu ve ad aktarmaları yapılır.
             Timuroğlu, zaman zaman yalnızlığından yakınır. Büyük kalabalıklar arasında bile yalnızdı. Dar ufuklu yerlere bir türlü sığamaz Gökyüzüne kol atar, açık denizlerde dolaşır; engin ovalarda ve yüce dağlarda boy göstermek ister. Vakitsiz ölümlerle kıyımlara isyan eder. Teknelerle uzun bir yolculuğa çıkıp toplum şehitleri olan Hallaç, Baba İshak, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal, Sabahattin Alî ve ilhan Erdost’u en çarpıcı yanlarıyla insanlığın gündemine getirir. Evrenin tari­hini kadınla doldurmak ister. Platonik aşklara asla yüz vermez. Aşk, ateş kürek’, rinde yüksek titreşimli bir birleşme ve bütünleşmedir. Sevecen olmayan dokunuşlara bile kördür, onları duyumsamaz. Kadının ise gözlerini, gülüşlerini, omuzbaşlarını, saçlarını, ellerini, dalgalı cilvelerini, ürpertili dokunuşlarını ve anı anına uymayan davranışlarını sever. Sürekli olarak sevdanın ağırlığıyla yaşar. Sevda yüzünden çoğunca dili dolaşır.
           O, sınırsızlığa tutkundur. Kavgasını özgürlük, aşk, eşitlik ve insan onuru için sürdürür. Rahiplerle zalimler, hacılar-hocalar ve bilgisizlere kanlı düşmanlıklar besler. ‘Bülbülleri Ne Yaptılar?’ adlı yapıtta, acı ve aşk izleklerini, daha yoğun bir biçimde yeniden ele alır.       
             
Bu yapıt, Kürşat için yazılmış yeni bir ‘Makber’ gibidir.Burada çığlığa dönüşmemiş, durulup süzülmüş yoğun acıyı, adeta yüreğinin imbiğinden damıtarak verir.
             Bu acı, Latin şairi Ovidius’un dile getirdiği Orpheus ve Eurydike ayrılığının, şu tür büyük acısına benzer: ‘Senin için, Orpheus, yabanıl hayvanlar, öten kuş­lar, senin çin donuk taşlar yas tutuyor. Senin için kaç kereler ardından gelmiş (dan ormanlar, saçlarını kesmiş yapraksız ağaçlar ağlıyor, ırmakların kendi göz­yaşlarıyla sularını çoğaltmış olduklarını söylüyorlar.
            Ovidius.’ Timuroğlu da, bir türlü yarası kapanmayan acıları yüzünden dağlara düşmüş Orpheus gibi, için çin boyuna ağlamaktadır: ‘Asma kuşu ötüyor bu akşam / Karçınların en tozlu yerin­de/üşüyerek terliyorum / Ölüm ağacının yapraklarında / Üşütüyor deli poyraz gü­lüşünü/Gülüşün ellerimde dolaşıyor / Derin uykunu izliyorum hep‘ (s. 5-8) Bu arada o, oğlu Kürşat ‘ı al atlı bir yiğide, güvercine, ‘derin uykulara yatmış bir kim­seye, dem çeken kumruya benzetir. Derin acısına, Sivas toplu kıyımında öldürü­len sanatçıların acılarını da ekler.
             Vecihi Timuroğlu, aşka olan tutkunluğunu gene sürdürür. Şaire göre korku­suz, sınırsız ve ölümsüz olan yalnızca aşktır. Aşk ilişkilerindeki özlem, küskünlük, sitem duyguları dile getirilir. O, ayrılığın her iki yana açtığı onulmaz yaralara değinir. Sevgilinin yüzünün büyüsünü, ellerini küçücük gülümsemelerini, zaman­sız tartışmaları ve çatık kaşlarını anımsar. Ardıç ağacıyla söyleşip derdini ona döker. En sonunda, köylülüğün toplumsal yapısına imgelerle yaklaşır. Bu değerlendirmelere göre Timuroğlu ‘nun, altı kitabıyla şiirde, inceleme ve araştırmalarının da önüne geçmiş olduğu görülmektedir.”
         Vecihi Timuroğlu’nun bugüne kadar yayımlanmış eserleri şunlardır:
          Göz Göz Olmak (deneme 1976), Bura Yemendir (şiir 1978), Tut Beni Sevda Çağırır (şiir 1980), Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin ve Varidat (inceleme 1978), Bir Sürgünün Ezgileri (şiir 1983), Minnacık Kadın (öykü 1984), Kardaşım Oğul (şiir 1986), İnançları Uğruna Öldürülenler (1991), Türk-tslam Sentezi (1991), Merheaba Oğlum (1993), Bülbülleri Ne Yaptılar? (1994), Şiirin Büyücü Kızı: im­ge (deneme 1994), Cahit Külebi; Hırçın ve Lirik (inceleme 1994), Büyü (şiir 1999) belli başlı kitapları. Aynca, 1978 yılında Ceyhun Atuf Kansü’nun Bütün Şi-irleri’ni ve 1998 de Atatürk ve Kuvay-i Milliye Şiirleri’ni yayınladı.
                                                                                         ***

 

 

 

 

Arama

ARŞİV

Nisan 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  
Ziyaretçi Sayısı: