21- Nuri Dersimi

VET DR M. NURİ DERSİMİ  
              VET DR. M. NURİ DERSİMİ

                M. Nuri Dersimi hakkında pek fazla bilgi yok (ve kuşkulu).  Edindiğim bilgi   kendisinin  geriye bıraktığı “Kürdistan Tarihinde Dersim ve Hatıratım) ad­lı iki eseri ile sınırlı. Seyit Rıza’nın güvenini kazanır adına İngilizce Pransızca direktifler gönderir ne varki  Dersim Katliamı’nda ve  Seyit Rıza’nın ipe götürülüşünde O kayıptır.           
              M. Nuri, Dersim’de Ovacık’ın Burnak kö­yünde doğduğunu belirtir (1890 y.n), ilk öğre­nimine 1899 yılında Hozat’ta başlar. Ailesi, Harput’a göçünce, Harput’taki Askeri Rüştiye’ye girer. 1904’de, Askeri Rüştiye’yi bırakır, Yatılı Idadi’ye (lise) başlar.
                 M. Nuri, 1911 yılında İstanbul Sultanah­met’teki Veteriner Okuluna girer. Savaş nedeniyle, okulu bitirmeden askere alınır. Üç yıl Er­zincan’da veteriner olarak askerlik hizmetini ta­mamladıktan sonra İstanbul’a döner, okuluna devam eder.
                 1912 yılında bir süre Kürdistan Muhibban Cemiyeti’ nin Genel Kâtipliğini yapar. Kürdis­tan Teali Cemiyeti’ne katılır. Uzun süre, bu Ce­miyetle bağı devam eder. Bu arada, “Hevi” ve benzer derneklerle yakın ilişkisini  pekiştirir. M. Nuri, 22 Eylül 1918’de İstanbul Sulta­nahmet’teki Veteriner Okulu’nu bitirir. Artık diplomalı veterinerdir. Bu tarihten sonra, “Bay­tar Nuri” unvanı ile anılır.
               1918-1936 yıllan arasındaki renkli yaşamı, bir çok badirelerle iç içedir. Ancak, Baytar Nuri devamlı “Mülki Veteriner’‘dir.
               Baytar Nuri, 1914-1916 yıllan arasında, Erzincan’da askeri görevliyken, görev nedeniyle sık sık Dersim’e gider. Dersim aşiret liderleriyle tanışır. Aşiret Ağalarına çocuklarını  okutmalarını önerir ve teşvik eder. Bu yönde gerekli yardımda buluna­cağı sözünü verir. Bu tarihten sonra, Dersim aşiret ağalan arasında, çocuklarını İs­tanbul Aşiret Okulu dahil değişik okullara gönderme, okutma çabaları  başlar.
                 Baytar Nuri, Hatırat’ında; “Yörenin bütünüyle Kürt hem de Alevi olması nede­niyle kısa sürede Kürt gençleriyle tanıştım… Beni sevdiler” diye yazar. Ve Dersim’in önemli aydınları, aşiret ağalarıyla  tanıştığını, dostluklar  kurduğunu belirttikten sonra şöyle devam eder:
               “Enver ve Talat Paşaların acımasızca verdikleri saldırı emirleri üzerine Erzu­rum dağlarında yüz binlerce Kürt kahramanı mahf olmuştu… Bu bölgede biricik amacım Dersim ve çevresindeki Kürt aşiretlerinin bu felaketten korunmasına yöne­likti. Osmanlı, her tarafta yenilmişti. Büyük bir felaket, devletin kaderine el koymuş­tu. Herkes İttihat ve Terakki Partisi ‘ne lanet okuyordu. İttihat ve Terakki Partisi programında ki Panislamizm ve diğer taraftan da Ziya Gökalp’in Pantürkizm’den ilham alıyordu. Doğal olarak Talat ve Enver Paşalar başta olmak üzere teşkilat-ı mebusa üyelerinin bir tertibi olarak uygulanmıştı.”
               Haytar Nuri, babasının Milan kabilesinden,  annesinin Ağaçan sülalesinden olduğunu yazar. Babası Mıla İbrahim’in, Hozat livasına bagh Kongozade: Yıısııt Ağa’nın katibi olduğunu, Ağzunik köyünde bir medrese açtığını belirtir, Özel Medreseden şöyle söz eder:
             
“Pederim Mılla İbrahim, Seyid İbrahim öldükten sonra, oğlu Seyid Rıza tahsiline devam etmiş ve bir müddet sonra aşiret mensuplarının tahsile devamlarını kendisine vazgeçilmez, bir görev sayarak, bütün kudretiyle bu hususun teminine çalışılmış  ve Hozat livasına bağlı Karabal aşireti reisi Gangozade Yusuf Ağa’nın katibi olarak  Ağzunik köyünde hususi bir medrese açmıştır. Yusuf Ağa  öldükten soma meşhur oğlu Mehmet Ağa (Dersim aşiretleri arasında İngiliz şöhretiyle, siyasi hu salın Unvanını kazanmış olan) tarafından yapılan gayretlendirme ve yardım vasıtasıyla oğlu Mehmet Ali, biraderinin oğlu Hasan Hayri, Ahmet Ramiz., Ali Niyazi, amcazadesi Yusuf Cemil ve diğer aşiret efradından birçokları pederimin medresesinde tahsile  koşmuşlardır.”
             Abdülhamid’in Amacı Ve Aşiret Mektebi:
            
“(…) Sultan Hamid’in en çekindiği şey, Kürt aşiretlerinin herhangi bir yabancı  teşvikiyle istiklal talebinde bulunmak üzere isyan etmeleri meselesiydi. Bunun için  Kürt aşiret reislerini İstanbul’a getirterek Yıldız Sarayı civarında hususi bir dairede  misafir ederek hürmet ve muhabbetlerini kazanmak isterdi. Bu münasebetle hem aşiret reislerinin çocuklarına İstanbul-Beşiktaş’ta Aşiret Mektebi adı altında bir  okul kurmuştu. 1895 senesinde kurulmuş olan söz konusu okula 4. ve 6. Ordular mıntıkasında bulunan aşiret reislerinin 10-15 yaşlarında olan evlatları getirildi. Ve 4 sene müddetle cüzi bir tahsil yaptırıldıktan sonra her biri (Yaver-i Fahri Haz.ret-i Sehriyari)   ünvanıyla kendi mıntıkalarına gönderilerek  reislerin memnuniyetleri sağlanırdı.  Ve bunlar kendi çevrelerinde Zati Şahaneden (Padişahtan) gördükleri iltifat  ve yardımları   nakleder ve aşiretlerin Padişah’a olan sadakat ve bağlılıklarını sağlamaya yardımcı sayılırlardı. Netice itibariyle bu bedbahtlar bulundukları memleketlerinde çıkan olaylar arasında her birleri birer suretle eriyip gitmişlerdir.”
                Mustafa Kemal’in Önerisi:
             
1919 senesi Haziran başlarında İstanbul’dan ayrılarak Karadeniz yoluyla Giresun’a ve oradan Haydar Bey’le birlikte Sivas’ın Zara kazasının Ümraniye nahiye merkezine ve oradan Boğazvirin köyünde Mustafa Paşazade Haydar ve kardeşi Alişan Bey’le müzakerelerde bulunarak teşkilatımızın esasının ana hatlarını kararlaştırdık. Ve Alişan Bey’in kâtibi olan merhum Alişer Efendinin. Dersim ‘e giderek orada teşkilât yapmasını ve bizimle daimi surette irtibat tesis etmesini de uygun gördük.  Ben Koçgiri mıntıkasından ayrılarak, Kangal kazasının Çamşığı mıntıkasında ve Şahin köyünde bulunan refıkam nezdine geldim. Bir hafta sonra Sivas merkezine giderek Vilayet vasıtasıyla Divriği -Zara- Kangal kazaları mıntıka veterineri (baytarı) olduğumu merkez kaymakamlıklara resmen tebliğ ettirdim. Resmi vazife dolayısıyla aynı mıntıkada Kürt Alevi aşiretleriyle temasa geçtim. Kürdistan Teali Cemiyeti programı dahilinde aynı mıntıkada Ginyan, Çarekan, Şadiyen, Kureşan ve Canikan aşiretleri vardı.
            
Bu faaliyet devrelerimizde Mustafa Kemal, Erzurum’dan Sivas’a geldi. Sivas Sultani Mektebi’nde  Koçgirili Alişan Bey’i ve beni Sivas’a istedi. Benim, Dersim mebusu ve  Alişan Bey’in Zara mebusu sıfatıyla kendisi ile teşriki mesaimizi taleb etti. Mazeret beyan ettim, gitmedim. Alişan Bey’i gönderdik. Mustafa Kemal, Alişan Bey’e, ‘Gerci ne maksatla çalıştığınızı biliyorsam da, bizzat sizden öğrenmek isterim.’ demiş,  Alişan Bey; ‘Amerikan Reisicumhuru Wilson Prensiplerine göre Vilayeti Şarkiye ‘nin Kürt yoğunluklu çoğu vilayetlerinin Ermeniler’e verilmiş olduğu anlaşılmış almakla bu karara karşı olmak üzere Şark Vilayetlerinde teşkilat yapmak ve Kürt nufüs yoğunluğunu meydana koyarak vatanımızın Ermeniler’e verilmesini reddetmekesasına binaen çalışmakta olduğumuzu’  bildirdi.       
              Ankara Hükümeti Nezdinde Girişimlerimiz:
             
Alişan Bey’in cezalandırılmasını önlemek maksadı ile Ankara Hükümetine, Mustafa Kemal Paşa ‘ya ve Türk Millet Meclisine, Dersim aşiretleri namına telgraf­lar ve mazbatalar yazmaya ve göndermeye başladım.
            
Seyit Rıza, bana, “imza benim, fakat umum Dersim namına sana selahiyet veri­yorum. Her ne suretle yazarsanız, yazınız’ demekte olduğundan, çok etkili telgraflar, mazbatalar yazmayı kendime bir görev bildim. Bu müracaatların neticesinde Mustafa Kemal, Dersimli Baytar Nuri ve Koçgiri­li Alişer müstesna olmak üzere Sivas mevkuflarını tamamen af ve tahliye etmişti. İkinci bir af ile de Dersim’den çıkmak üzere Alişan Bey ve mahiyetindeki Koçgirililer’i af etmişti.”   M. Nuri, babası Mıla İbrahim’in şair olduğunu, İstanbul’a gönderdiği bir mektup­ta yazdığı dizelerden örnek verir:
            Dertli gönül bunu söyler
            Zalim düşman kafir, kalleş bana neyler     
             Bir öksüzüm var gurbette
             İnşallah pirim yardım eyler
Çolakzade mir kalem
Giden yoktur yazam selam
Pirim kaldı İstanbul’da
Uçan kuştan haber alam

            Baytar Nuri; Babası Mıle İbrahim’in de bir Kürt ulusalcısı olduğunu, 1884 yılına dek Pertek, Hozat, Çemişgezek ve Mazgirt dışındaki bütün aydınların kendi ailesin­den çıktığını savlar. Baytar Nuri, milliyetçilik yönünde önü alınmaz inançlı, coşkulu çabasını, Sivas ve Dersim’e, başka bir deyimle, Alevi inançlı toplumuna yöneltmişti. Dersim Kürtleri’nden söz ederken, bunları her söylemde  Kürdistan”, “mile”, “mola”, “medrese” gibi kavramlarla bütünleştirmesi; Dcrsimliler’in yaşam gerçeğiyle bağdaşmıyor. İlkel aşiret sistemi içinde gelişen “ağa”, “bey” ve Dersim aşiretlerinden çoğunun seyit (Ehlibeyt, Arap soylu) sayıldığı o dönemde, “inançlı milliyetçi” olabilecekleri pek söylenemez. Dersim Kürtleri, kendilerine bugün de, “Za­za ” demez. Alevi olmayan bir kısım, Palu, Bingöl Kürtleri’ne “Zaza” derler. Bunun­la beraber genelde Kürtlüğünü inkâr etmez, cemaatlerde çoğu kez  “Werte Kırmancıa  made” (Kürtlüğümüz dünyasında) deyimiyle “bilinç altlarını”  sergilemekten geri kalmazlar.
             Baytar Nuri, “Kürtbirliği” ve “Kürdistan” idealine coşkuyla sahiplenir. Yaşam boyu, bunun kavgasını verenlerin başında gelenlerdendir. Ancak, çabasında temele inemediği, halkı temsil eden “üsttekilerlei‘ yetindiği (satır aralarında onlardan olduğunu belirttiği) görülüyor. Bu nedenle olacak ki; birlikte olduğu bey, ağa, şeyh, seyit gibi ilkel mütegalibe artıklarının, kendi çıkarlarını, ulusallıktan önde tutacaklarını düşünmediği gibi, bunların ulusal çabaca engelleyici rolünü kavrayamadığı görülüyor.
            Nuri Dersimli’yi  anlamak anılarını okudukça güçleşiyor. Yukarıda: “Bu faaliyet devrelerimizde Mustafa Kemal, Erzurum’dan Sivas’a geldi. Sivas Sultani Mektebi’nde  Koçgirili Alişan Bey’i ve beni Sivas’a istedi. Benim, Dersim mebusu ve Alişan Bey’in Zara mebusu sıfatıyla kendisi ile teşriki mesaimizi taleb etti. Mazeret beyan ettim, gitmedim” der. Bunun doğruluk derecesi oldukça olanaklı . M. Kemal   kendine destek sağlamak için Küertleri ve hareketlerini onamış kendine desteği kendi yönünce k sağlayınca çoğunu saf dışı bırakmış.  
             O  zaman Sevr anlaşması dönemi, Çöken Osmanlı yerine bu topraklar ya Amerika’nın desteğinde Ermenilere verilecek, ya da  direnmeleri halinde  mevcut halk çoğunluğu olan Kürtlerde kalacak. Akla yakın olanda ikinci şıktır. Nuri Dersimi,  Alişan Bey ile işbirliği içinde; Alişan Bey Sıvas’ta oteriteyi ele alırken katibi Alişer’i Dersim’e gönderiyor. Bunu Mustafa Kemal bildiği için bunlara Mebusluk teklif ediyor. Ancak  Nuri Dersimli’nin M. Kemal’den çok Alişan Bey’e  “güvendiği” seziliyor. Ne ki başta Diyap Ağa Mıço Ağa olmak üzere sekiz aşiret liderine Mebusluk payesi veren M. Kemal  bu güvenlerini böylece  boşa çıkarıyor.
           “Hatıratım”da şunları yazar: “Doğan Dede,,Hüseyin’in tahrikiyle de, Doğu Der­sim aşiretlerinden Palu mıntıkasına sınır olan Hıran, Lolan, Izolan Şuran aşiretleri, Şeyh Şerif kuvvetlerine arkadan saldırmışlar.” Ayrıca, “12. Fırkanın 35. Alay ku­mandanı Kaymakam Galip, emrinde olan hain Hormek ve Lolan aşiret liderlerinin kuvvetleriyle Şerafettin Dağı eteklerinde çarpışıyor” der.
              Oysa, Hüseyin Dede’nin, adı geçen aşiretlerin mürşidi olduğunu, bu çarpışan güçlerin, inanç liderleri ve aşiret ağalarına  dayalı olduğunu çok iyi bilmesine karşın, halkı suçlar. Çok rahat bir şekil­de, adı anılan aşiretleri “hainlikle” suçlaması, toplumsal bilincin nasıl geliştiğini al­gılamadığının işaretidir. Yazımlarında, kendini halkına adamış, coşkulu ulusal sava­cı yüklenmiş, inançlı birinin halk kesimini “hainlikle” suçlaması anlaşılır değil.
              Ayrıca Baytar Nuri; Dersim’in ünlü aşiret ağa, reis ve inanç liderleriyle birlikte, heyet şeklinde Ankara’ya gider. Hükümet ileri gelenleriyle yapılan tüm görüşmelere Kendisi de katılır. Kendi deyimiyle, “teşriki mesai” ettikten sonra dönerler. Yapılan anlaşmalar, verilen sözler gerçekleşmez. Baytar Nuri sonunda, Onları da “ihanet etmekle” şöyle suçlar:
                 “… O sıralarda Türklerle teşriki mesai etmiş olan Dersim aşiret, ağa ve reisleri bilahare hiçbir müstesna olmayarak muhakemesiz her biri kurşuna dizilerek, boğa­ma ip takılmak suretiyle imha edilmişler ve bu surette ahdlerin peymanlarına riayet etmeyerek, dinlerine, ananelerine, vatanlarına, milliyetlerine, namus ve şereflerine yaptıkları ihanetin çok acı cezalarını çekmişlerdi. İşte tarihin böyle amansız ve kahredici istihzaları vardır” diye yakınır. Onları Ankara götüren  kendisidir. Bu tutarsızlığı anlamak da olası değil.
           “1926’da Ankara’da Atatürk tarafından kabul edilip ‘toplu resim’de yer alan aşiret reislerinin adları ile tasfiye biçimleri şöyle (M. Bayrak’ın arşivinden):

Oturanlar SAYFA100 TOPLU RESİM(Soldan Sağa): 
1.
Abbasan aşireti reisi Mıço Ağa, 1938’de Dersim’de kurşunlanarak öldürüldü. 
2. Pezgoran aşireti reisi İbrahim Ağa, 1938’de yakılarak öldürüldü.
3. Karabal aşireti reisi Kangozade M. AH Ağa, 1938’de öldürüldü.
4. Malatya Valisi Bozan Bey, Malatya adına toplantıya katılmıştır.
5. Elaziz Valisi Ali Cemal Bey (Bardakçı).
6. Ferhadan aşiret reisi Cemşit Ağa, 1938’de öldürüldü.
7.Abbasan aşireti reislerinden İbrahim Ağa, 1938’de öldürüldü.
8. Yusuf an aşireti reisi Kamber Ağa, 1938’de Elaziz’de öldürüldü.
9. Kırgan aşireti reisi Zeynel Ağa, 1938’de Dersim’de öldürüldü.
                 Ayaktakiler (Soldan Sağa):
1. Karabal aşiret reislerinden Koco Ağa, 1938’de Dersim’de öldürüldü.
2.Albeyan aşiret reislerinden Koca Ağa, 1938’de Dersim’de öldürüldü.
3.  Karabal aşiretinden emekli subay Haydar Efendi, 1938 ‘de İstanbul ‘a sürüldü.
 4. Beran aşireti reislerinden Hasan Efendi, 1938’de İstanbul’a sürüldü.
 5-Seydan aşireti umumi mümessili Dr. Nuri Dersimi, 1937’de Suriye’ye iltica etti.
6. Pevangan aşiret reisi Cafer Ağa, 1938’de Dersim’de öldürüldü.
7. Peyavangen aşiret reislerinden Süleyman Ağa, Antalya ‘ya sürüldü, orada öldü. 
8. Bamasoran aşiret reisi Yusuf Ağa, 1936’da 30 kişi ile çığ altında kalarak öldü.
 9.   Bahtıyaran        “       
10. Alan aşiret reisi Ali Ağa 1938’de Dersim’de öldürüldü.
11.  Şadyan aşiret reisi Veli Haki Rejiki, Dersim’de kalmıştır
12. Kırgan aşiret reislerinden Mustafa Ağa, I938’de öldürüldü.
13 -Soran aşiretinden Hıdır Ağa, 1938’de öldürüldü.”

              Baytar Nuri,1919 yılında Sivas Koçkiri’ye atanır. Burası, Baytar Nuri’nin siyasi düşüncesini yaşama geçirmek için istediği yer. Aşiretlerle, hemen yakın ilişkiye girer. Kangal, Divriği ve Zara yörelerindeki Kinyan, Çarekan, Şadiyan, Kur­utsun ve Canikan aşiretleri arasında etkin politik çalışmalar yürütür. Bu etkinlikleri nedeniyle, 20 Aralık 1920’de Sivas’ta tutuklanır. Dersimi, Hatıratı’nda şöyle der:
                 “… Beni ziyarete gelen kardeşim Hıdır, Dersim mebusu Hasan Hayri’nin aynı günde Dersim’e izinli olarak gitmek üzere Sivas merkezine geldiğini öğrenmiş ve vaziyetimi Hasan Hayri Bey’e bildirmişti. Hasan Hayri Bey, bizzat nezarethaneye gelerek kapıya bir ayak tekmesi vurmuş ve benim kolumdan tutarak dışarı çıkar­mış, nöbetçi jandarma neferine de bir kart vermişti. Beraber otele yerleştik. Gece gidip Sivas valisini görmüştü… ”
              Şair , “Sivas Zindanında” başlığı altında olayı şu lirik anlatımla ölümsüzleştirir:

 “Sivas Zindanında
            kestirme bir yol ararken
hep dolambaç
düştü bize
         ekmek ve gül dererken 
          kırbaç düştü bize
            zeytinden dal dererken
dağlanmış taç düştü bize 
         sivas zindanında nuri dersimi
         bir yanında kımıl aziz                                 
bir yanında mehmet ali                               
ayakta pranga boyunda lale 
                      çekmekte çile
öbür kürt tutsaklarla birlikte
ve zindanın duvarı taş  
      kapısı demir
          aldığı can yediği ömür
tutsaklar yanmaktadır
    kavgadan ayrı düştüklerine
          ve haber ulaşınca yerine
           seyit rıza
      on iki telli saza
bir kez daha dokunmuştur
       bunun üzerine
ankara ‘nın baş paşası
gizli buyruk yollamıştır
sivas valisi reşid’e
ve sürgüler çekilmiştir geriye
baytar nuri ‘ye
güneş görünmüştür yeniden…”
               
Baytar Nuri, M. Kemal’in emriyle serbest bırakılır ve kendisine Koyulhisar’da hazine malı bir çiftlik evi verilir. Elaziğ da  da kendisine bir arazi ayrılmış , Abdullah Akdoğanla sık sık görüştüğü bilinir (bu bir banlaşılmaz niçin?)
              M. Nuri, 15 Mayıs 1920 de adamları “ile Dersim’ e sığınır ve 1926 ya kadar Der­sim’de kalır. Böylece Topal Osmanın gazabına uğramaktan kurtulur. Bu sure içinde, kimi Dersim aşiretleri arasında köprü olur. Kürtlük bilincini uyandırmak için çırpındığını ama bir sonuç alamadığını vurgular ve Der­sim aşiret sistemi için, “ilkel çağ  insanları” deyimini kullanır.
                1971 yılında  sosyalist olduğu, halktan yana davrandığı, devrimci olduğu için Kürt lideri Barzani ve Kürt coğrafyasını bölüşen devletlerin gizli teştilatınca  hain bir komplo ile  Dr. Şıvan ödürüldü.  Bu komplo da Dr. Şıvan’ın dostu olduğu için öldürülen  Burusk (Hasan ) eşini Nazmi Balkaç Surüye üzeri Baytar Nuri’ye götürür. Baytar bunların Dersim Zazası olduğunu Kürt olamıyacaklarını Gizli amaçları olduğunu söyler ve kabul etmez.
               M. Nuri, Türkiye Kürtleri’ni, Baba Kürdi, Kurmanc ve Zaza olarak üç kola ayırır.  Koçkiri’den Dersim’e sığınan Baytar Nuri, 1926’da Dersim’i, 1936-37 yıl­larında Elazığı’ı ve  sonrada Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldığını yazar. 1937 yılında, Suriye ye iltica eder. “Dersim’de olanları, Arap ve dünya kamu­oyuna  duyurmaya ve destek aramaya ” çalıştığını belirtir.
              1973 yılında Suriye’de ölen M. Nuri’nin mezarı, Afrin’de bulunuyor. M. Nuri Dersimi’nin, “Kürdistan Tarihinde Dersim” ve “Hatıratım” adlı iki önemli eseri bulunmaktadır
                Nuri Dersimli’yı  tartışılır  bir kişilik  Bir çok Kürt gibi  ikili  oynamayı  sevenlerden!
                Dr. Nuri Dersimi’nin 1952 Yılında İstanbul’da Çıkan Dicle Kaynağı’na Gönderdiği Mektup:

           “Aziz arkadaşlar, kardeşler;                       . .
         
Hakkını, varlığını korumaya çalıştığımız Doğu’nun güneşli bir yaylasında doğmuş, büyümüş, sevmiş, savaşmış ve dertli başını alıp yadellere sığınmak zo­runda kalmış bir derbederim. Vaktiyle ben de sizin güttüğünüz amacı, kalemimle ve varlığını koruma hakkını gösterdiği yollarla güderdim. Şimdi de güdüyorum. Dicle Kaynağı’nda; ruhumda kaynayan duygulara bir benzerlik seziyorum. Çün­kü o başka gazetelere benzemeyen bir gazetedir. Daha doğrusu o, bir gazete değil bir toplantı yeri, bir sığınak, bir yurttur ki; orada inkâr edilen hakları haykıran vi­rane bir ata ocağının; ıstıraplarıyla ruhları kaynayan namuslu dil ve kan kardeşleri yer almışlardır.Kardeşlerimin toplandığı bu sığınağın üzerinde hakkı,varlığı ve tarihi inkâr edilmekte olan milletimin namus ve şeref bayrağının dalgalandığını duyuyor, ırkımın ölmezliğinin,ölülerini inkâr etmeyen civanmert bir gençliğin mücadele remzini görüyorum.

Zulüm, doğduğum yerin adını değiştirdi. Binlerce yılların mirasını bize unutturmak için konuştuğumuz dili bize unutturmaya çalıştı ve çalışıyor. Fakat ben Dicle Kaynağı ‘nda annelerimizin tatlı dilinden ağıt ve ninniler duyarak, doya doya  ağlamak fırsatını buluyorum. Yalçın dağlarımızın, yüksek yaylalarımızın, bizi bekleyen hasretini seziyorum. Asri barbarların gözyaşı vadisinde insan kemikleri deryasına çevirdikleri vadimizde inleyen rüzgârların iniltilerini duyuyorum.
           
Arkadaşlar, kardeşler;
           
Biz cihan halkları içerisinde o halkız ki, dertlerini öz diliyle ağlatabilmek imkânlarından bile mahrum edilmişiz. Fakat biz o ırkın çocuklarıyız ki, ataları Hürmüz’ün nihai zaferine ve Ehreman’m yenileceğine inanmışlardanız. Bütün inancım hayatın acı ve kanlı tecrübelerini çekmiş olmasına rağmen, yalnız Ehreman’ın yenileceğine inancım hâlâ bakidir. Çünkü biz Hürmüz’ün çocuklarıyız. Çünkü siz varsınız, biz varız.  
              
Milyonlarca Kürt’ün sinesinde şeref ateşi sönmemiştir. İşte ben o şerefin perestijkarıyım ve şu gurbet ellerinde o şeref için yaşıyorum. Yolunuz açık olsun tır kudaslar. Damarlarımdaki son kan damlası kuruyuncaya kadar sizinle beraberim. Alalarımız hür insanlar olmuşlardır. Bizim köle kalmaklığımıza tarih razı olamaz.Biz kahramanlığa tapan bir milletin çocuklarıyız. Fakat başkaları hesabına asır lorca sınır bekçiliği yaptıktan sonra esir olarak istismar edilmeye razı olamayız. Bizim öz bir adımız var. Atalarımızın şerefle yaşadıkları toprakların da öz bir adı var. Bu adları bütün dünyaya haykırmak, cihan içinde hürriyetimizle, dilimizle tanınmak hakkımızdır. Bu hakkı ne cumhuriyet ve ne de demokrat adlarıyla ortalığı velveleye verenler bizden koparamazlar. Milyonlarca şehitlerimiz öz adımız için tan vermişlerdir.
             
Medeniyet dedikleri kahpenin eteğine sığınarak hakkımızı inkâr edenlere, şe­hitlerimizi unutmadığımızı hatırlatmalıyız. Dicle Kaynağı’nın hakiki adıyla haykırış gününün şafağı sökünceye kadar hüda sizinle olsun. Cümlenize başarılar diler, derin saygı ve selamlarımı sunarım arkadaşlar.”
                                                                                                                                                            
 Dr. Nuri Dersimi
                                                                                                  ***

 

 

Arama

ARŞİV

Ekim 2018
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Ziyaretçi Sayısı: